16.04.2014

33. Istanbul Film Festivali'nde dün ne oldu bugün ne olacak? - 11


Mülteciler ve Yaşamı Yeniden Üretmek adlı söyleşi, Şenay Özden’in moderatörlüğünde, Helsinki Yurttaşlar Derneği’nden Hakan Ataman, yönetmen Ahmet Yurtkul ve Suriyeli yazar Yasin El Haj Saleh'in katılımıyla yapıldı.

Suriyeli mültecilerin sorunlarının konuşulduğu söyleşide öne çıkan sonuç, mültecilerin durumunun “geçici” olmadığı ve çok hızlı kalıcı çözümler bulmak gerektiği yönünde oldu. Hakan Ataman konuşmasında en son verileri paylaşarak şu an 1 milyonun üzerinden Suriyeli mülteci olduğunu, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay ve Kilis’teki kamplarda kayıtlı ve kayıtsız yaklaşık 222 bin kişi yaşadığını söyledi.

 Suriye’deki çatışmaların en az 3 yıl daha süreceği ve ülkenin toparlanmasının daha en az 8-10 yıl süreceği öngörüsüyle bu insanlara mülteci ya da sığınmacı olarak bakmamak gerektiğini, artık topluma entegrasyon politikasının konuşulması gerektiğini belirtti.
Ataman, mültecilerin yaşadıkları sorunları sıralarken ayrıca kamplardaki eğitim ve sağlık hizmetlerinin yerinde olduğunu ancak kamp dışında durumun pek iç açıcı olmadığı bilgisini de verdi.


Ataman, Suriyelilerin yaşadıkları eğitim, sağlık, dil sorunlarının yanında bir de Alevi ya da Kürt kimlikleriyle sorunlarının arttığını, kadınların da ayrıca toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılıklara ve tacize maruz kaldığını söyledi.

Festivalde gösterilen Uzak filmi için Gaziantep kampında çekim yapan yönetmen Ahmet Yurtkul, Ataman’ın verdiği bilgilerin hem ruhsal hem de fiziki karşılığının kamplarda olduğunu söyledi. Türkiye’de yerel seçim zamanı mültecilerin oy kullanıp kullanmayacağı tartışılırken, diğer yanda kamplardan seçim günü dışarı çıkmama kararı aldıklarını, linç korkusu yaşadıklarını anlattı. Rejime muhalif olduğu için 16 yıl hapis yatan Suriyeli yazar Yasin El Haj Saleh, mülteciler için öncelikli hedefin ülkelerine geri dönmeleri olsa da pasif olmadıklarını, politik kimliklerinin kabulü ve kendi problemlerini çözmek için organize olup yeni araçlar geliştirdiklerini de vurguladı.

SİNEMA YOLUYLA BİR MİLLET YARATMAK

Birinci Dünya Savaşının 100. yıldönümü için hazırlanan özel bölüm kapsamında dün sinema yazarı Rüdiger Suchsland'ın yönettiği belgesel Caligari, Korku Sinemaya Geldiğinde’nin gösterimi yapıldı. Gösterimin ardından yapılan, sinema yazarı Engin Ertan ve Rüdiger Suchsland’in katıldığı söyleşide Suchsland, bazı film eleştirmenlerinin bile ekspresyonizm ve Dr. Caligari hakkında çok fazla şey bilmediğini fark ettiğini, yaptığı araştırmalar sonucu bu konu üzerine yapılmış bir belgesel bulamadığını söyledi. Böyle bir belgesel yapması gerektiği kararını bu şekilde aldığını, ama bunu da o dönemi en iyi yansıtan filmler üzerinden anlatmayı uygun bulduğunu açıkladı.
Dönemin önemli başyapıtları Fritz Lang’ın Die Nibelungen’i ve Robert Wiene’nin Raskolnikow’u hakkında ilginç bilgiler paylaşan Suchsland, fütürizm ve ekspresyonizmin sadece bu filmlerde ya da resim alanında değil, bütün sanat dallarında kendini gösterdiğini dile getirdi. Bu akımların ortaya çıkış süreçlerinden bahsederken, I. Dünya Savaşı’nın insanlar üzerindeki travmatik etkilerini ve Weimar Almanya’sındaki durumu; bir kültürel araç olarak sinemanın o dönemdeki işlevini ve savaş öncesi ve sonrası Alman sinema endüstrisini anlattı. Suchsland; toplumla sinemanın birbirini karşılıklı nasıl etkilediğini ve ekspresyonist filmlerin bu film endüstrisini nasıl canlandırdığını dönemin ekspresyonist filmleri ve özellikle Dr. Caligari’nin Muayenehanesi filminin biçimi üzerinden aktardı. Son olarak, panelin ardından gösterimi yapılacak Alman sinemasının başyapıtlarından Bir Pazar Günü filmi hakkında da kısaca bilgi verdi.

GÖRÜNTÜ YÖNETMENLERİ BULUŞMASI

Türkiye-Polonya Diplomatik İlişkilerinin 600. Yıldönümü Kutlamaları çerçevesinde, iki ülkeden ödüllü görüntü yönetmenleri Emre Erkmen ve Altın Lale Uluslararası Yarışma bölümünde gösterilen siyah-beyaz Taş Bebek filmiyle Manaki Kardeşler Film Festivali’nde En İyi Görüntü ödülünü alan görüntü yönetmeni Wojciech Staron’ın buluştuğu Köprüde Buluşmalar panelinde Staron, Taş Bebek filminin hazırlık aşamasından itibaren çalışmaya dahil olduğunu hatta oyuncu seçiminde bile çekimler yaptığını söyledi. Görüntü yönetmeni ve yönetmen arasında olması gereken ilişkiden de bahseden Staron, görüntü yönetmeninin işinin sadece teknik olarak kareyi güzel hale getirmek olmadığını, duygularını da işin içine katması gerektiğini; kompozisyonu, ışığı ve açıyı dikkate almaktan öte kamerayı nasıl hareket ettirdiğinizin içinizden gelen sanatsal bir seçim olduğunu sözlerine ekledi.

ANNA MOUGLALIS FESTİVALDE!

Kıskançlık’ın başrol oyuncusu Anna Mouglalis filmin Feriye'deki gösteriminden sonra seyircilerin sorularını yanıtladı. Yönetmen Philippe Garrel'in parasızlığı estetiğe dönüştüren bir yönetmen olduğunu, filmdeki siyah-beyaz tercihinin estetik kaygıların yanında parasal sıkıntıların da dayattığı bir seçim olduğunu belirtti. Garrel'in çok insancıl bir film yaptığını söyleyen Mouglalis, sinemaya "Filmlerimi babam izlesin" diye başlayan yönetmenin babası öldükten bir yıl sonra yaptığı bu filmi babasına adadığını söyedi.

NAZİFE ANA’NIN ÖYKÜSÜ

“Yeni Türkiye Sineması” bölümünden Ana filminin dünkü gösteriminde yönetmen Ebubekir Uygun ve film ekibinin katılımıyla gerçekleşen sunumda yönetmen bu filmin önce belgesel olarak tasarlandığını; fakat Nazife Ana’nın sağlığı elvermediği için aile bireylerinden gelen öneriyle bu hikâyeyi ellerinden geldiğince bir uzun metraj filme dönüştürmeye çalıştıklarını söyledi.

PAPUSZA’YI SADECE ÇİNGENELER TANIYOR

Altın Lale Uluslararası Yarışma’da yer alan Taş Bebek gösterimine filmin oyuncusu Jowita Budnik katıldı. Oyuncu film hakkında şöyle dedi: “Papusza gerçekte yaşamış bir karakter ama film sadece onu değil, onun üzerinden tüm toplumu anlatan bir film. Papusza’yı maalesef Polonya olarak iyi tanımıyoruz, sadece Çingeneler iyi biliyor. Film sayesinde önümüzdeki dönemlerde daha iyi tanınacağını umuyoruz.”

İĞRENÇ BİR TİCARETİN HEDEFİNDE

Filmi ilk kez İstanbul’da izleyicilerle birlikte seyreden Tanzanyalı oyuncu James Gayo, Afrika’daki albino avını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seren filmi Beyaz Gölge’nin gösterimi sonrasında filmdeki durumun hâlâ devam edip etmediğiyle ilgili soruya son 7 yılda albinolar için koruma evlerinin yapıldığını, albinoların çoğunun şehir merkezine taşındığını ancak yine de cehalet ve batıl inançların çok etkili olduğunu söyledi.

KİMİLERİ SAVAŞMAYI KİMİLERİ YAŞAMAYI SEÇİYOR

“Türkiye Sineması Belgeselleri”nde yer alan Ahmet Yurtkul’un Uzak filminin sunumuna katılan yönetmen ve film ekibi, filmde yer alan Suriye kampındaki hayat dışında, Suriye’deki savaşın insanlar üzerindeki etkileri ve son durum hakkında bilgi verdiler. Yurtkul, bu belgeselde konuyla ilgili kendi görüşlerini ön plana çıkarmamaya gayret ettiğini belirtirken, kamptaki Suriyeliler ile ilgili de şöyle dedi: “Karşılaştırmak gerekirse, festival kapsamında savaş ortamını anlatan Humus’a Dönüş filmini izledim. Oradaki insanlar Suriye’de savaşmayı tercih ediyorlardı; buradaki insanlar ise yaşamak istiyorlar. Bu yüzden bu filmde gördüğünüz kampta hayat duygusu daha baskın.”

GEZİ, GÖRÜNÜRLÜĞÜMÜZÜN ARTMASINI SAĞLADI

14 Nisan Pazartesi akşamı büyük bir coşkuyla ilk gösterimi yapılan FACE Sinemada İnsan Hakları Yarışması filmlerinden Trans X İstanbul’un yönetmeni Maria Binder ve filmin başkarakteri Ebru dünkü gösterime de katıldılar. Ebru, nefret suçları yasasının bir an önce çıkması gerektiğini, yalnızca trans* bireylere değil kadına da şiddetin arttığını bu yüzden eve kapandığımızı söyledi. Gezi Parkı’nın merdivenlerinde olaylar öncesinde de eylem yaptıklarını, ama direnişle birlikte daha önce kendilerine “burun kıvıran” sol partilerle gerçek anlamda tanıştıklarını ve Gezi’nin bu anlamda çok işe yaradığını ekledi.

ŞAFAKLA DÖNENLER

“Yeni Türkiye Sineması” bölümünden Murat Eroğlu’nun Şafakla Dönenler filmi gösterimi yönetmenle birlikte oyuncuların ve teknik ekibin katılımıyla gösterim gerçekleşti. Festivalde yer almaktan memnun olduklarını belirten yönetmeni, izleyiciler filmi için tebrik ettiler.

BİR METROPOLDE OLMAK

Yönetmen Burak Serbest, Negri İle İstanbul’da filminin dünkü gösteriminde yapım aşamasında nasıl hazırlık yaptığıyla ilgili bilgiler verdi. Antonio Negri’nin bir konferans için İstanbul’a geldiğinde 1 Mayıs’ta yaşanan şiddete tanık olunca şok yaşadığını ve böylesine sıkıştırılan insanların Gezi’yle birlikte nasıl patladığını da görünce çok etkilendiğini belirtti. Negri’nin anlattıklarına çok fazla müdahale etmeden izlemeyi kolaylaştırmak için onun anlattıklarına paralel görüntüler topladığını, mekân olarak eski bir endüstriyel çöplük seçtiğini söyledi.

JAPON KÖPEĞİ

“Yeni Bir Bakış” bölümün filmlerinden Japon Köpeği gösterimi, yönetmen Tudor Cristian Jurgiu’nun katılımıyla yapıldı. Gösterim sonrası, sinema yazarı Esin Küçüktepepınar’ın genç yaşına rağmen olgun bir iş yaptığı için tebrik ettiği yönetmen filme karanlık bir son istemediğini, zaten bu haliyle de filmin gerçekçi olduğunu söyledi.

ÖNCE KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ

 “Dünya Festivallerinden” bölümünde izleme şansı bulduğumuz Tatlı Biber Diyarım’ın dünkü gösterimine katılan yönetmen Hiner Saleem Ortadoğu’da western yapma fikri nasıl oluştuğu sorusu üzerine “Biraz yoldan çıkıp daha basit bir film çekmek istedim. Yeni doğmakta olan bir ülke gördüm ve bu da bana 18.yy Amerika’sını anımsattı.” diye cevap verdi. Ortadoğu’da demokrasinin kadın-erkek eşitliği olmadan gerçekleşemeyeceğini ve Müslüman ülkelerdeki kadın problemlerine karşı üzüntü duyduğunu dile getiren yönetmen “Problem kadınlarda değil erkeklerde. Kürt toplumunun özgürlüğü için kadının özgürlüğü şarttır. Yeni nesil daha duyarlı olur umarım.” dedi.

ŞİİRİN TADI

Türkiye Sineması Yarışma Dışı bölümünden Savaş Baykal’ın Şiirin Tadı filminin gösterimi sonrası yönetmen, salonun dolu olmasından memnun olduğunu, bu ilginin ona bir dahaki filmini yapmak için umut verdiğini dile getirdi ve “Eğer iyi bir görüntü yönetmeni bulursam kamerayı kendim kullanmayı bırakacağım. Bir film yönetmek çok zor” dedi.

GEZİ’YLE İLGİLİ NE YAPSAK BİR YANI HEP EKSİK

Festivalin Gezi’yle ilgili filmlerinden Yeryüzü Aşkın Oluncaya Dek filminin gösteriminde yönetmen Reyan Tuvi, belgeselin kolektif bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyerek söze başladı. “Gezi direnişini sahiplenmek kolay, anlatmak zor, ama bize anlatılanın aksine birlikte yaşamak mümkün ve filmde de Gezi’nin bu tarafını göstermeye çalıştık.” diyen Tuvi, belgeselin Türkiye'deki tüm insanlara ulaşması için elinden geleni yapacağını da sözlerine ekledi. Filmle ilgili gelen eleştiriler üzerine de Gezi’yle ilgili ne yapılsa bir şeylerin hep eksik kalacağını söyledi.

İTİRAZIM VAR

 Dün akşam Atlas Sineması’nda yapılan Altın Lale Ulusal Yarışma filmlerinden İtirazım Var’ın galasının ardından Onur Ünlü ve film ekibi seyircilerle buluştu. Filmin hikâyesini 2010 yılında Sırrı Süreyya Önder ile beraber yazdığını dile getiren yönetmen kendini bir yönetmenden çok bir senarist ve yazar olarak tanımladığını söyledi. Ünlü, bir önceki filmi Sen Aydınlatırsın Geceyi'de olduğu gibi yine Başka Sinema'yla çalışacaklarını ama filmi daha geniş dağıtıma da sokmak istediklerini belirtti ve eğer bekledikleri seyirci ilgisiyle karşılaşırsa devam filminin gelebileceğini de ekledi.

İŞGAL ALTINDA SORU İMLERİ

Filistinli sanatçı Hasan Hourani’den ilhamla yola çıkan, FACE Sinemada İnsan Hakları yarışmasında yer alan Aşkım Beni Deniz Kıyısında Bekler belgeselinin yönetmeni Mais Darwazeh, gösterim sonrası gerçekleşen söyleşide yaptığı çalışmanın hem belgesel hem de kurmaca bir film olarak değerlendirilebileceğini ifade etti. Tesadüf sonucu tanıştığı ve projesine dahil ettiği karakterlerin neredeyse çoğunun filozof üslubuyla varoluşsal meseleleri sorgulamalarının sebebini ise; “Filistinliler, hep varoluşsal sorular sorar. Çünkü onlar rahat bir yaşamın çok uzağındadırlar. Belki de, işgal ve işgalcilerin burnumuzun neredeyse dibinde olması, kendimizi daha yalın ve berrak açıklamamıza sebep oluyordur” şeklinde yorumladı.

FİL’M HAFIZASI’YLA KISA FİLM GECESİ

Fil'm Hafızası işbirliğiyle gerçekleşen Kısa Film Gecesi'nde Hisar Kısa Film Seçkisi’nde yer alan kurmaca filmlerin gösteriminin yanı sıra ve katılımcıları eğlendiren klasikleşmiş Fil’m Hafızası ödüllü yarışmaları da geceyi renklendirdi.


Festivalde Bugün


YOK BİR SİTEMİM, HAYATTA HER ŞEY KISMET

Yönetmen ve gazeteci Nina Maria Paschalidou’nun ikinci filmi olan Kısmet, Türkiye’de çekilen pembe dizilerin Balkanlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki kadınlar üzerindeki etkilerini inceliyor. Festival programında gösterilen bu belgeselin ardından film yönetmeni ve akademisyen Tayfun Atay’ın katılımıyla bu fenomen mercek altına alınacak. Söyleşinin moderatörlüğünü akademisyen, senaryo yazarı ve yapımcı Zehra Çelenk üstleniyor. Akbank Sanat’ta saat 15.00’de gerçekleştirilecek ve Marmara Medya Merkezi işbirliğiyle film.iksv.org’dan canlı yayınlanacak söyleşi için yer kuponları saat 10.00’dan itibaren Akbank Sanat’tan alınabilir.

FİLM VE EDEBİYAT – HAKAN GÜNDAY “DAHA” VE ORHAN PAMUK “MASUMİYET MÜZESİ”

Köprüde Buluşmalar kapsamında, sinema ve edebiyat ilişkisine odaklanan bu söyleşide, Berlin Film Festivali “Books at Berlinale” etkinliğine Türkiye'den seçilen ilk roman Daha’nın yazarı Hakan Günday ve romanın sunumunu yapan Kalem Ajans kurucusu Nermin Mollaoğlu, uyarlamalar hakkında görüş ve deneyimlerini paylaşacaklar. Yönetmen Grant Gee ve yapımcı Janine Marmot ise Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanından esinlenerek geliştirdikleri belgesel projesinden ve şehri de içeren filmlerinin yolculuğundan bahsedecekler. Panel Isabelle Fauvel’in moderatörlüğünde Akbank Sanat’ta saat 10.00’da başlayacak.

FESTİVALLERDE HAYATTA KALMANIN YOLLARI

Köprüde Buluşmalar kapsamındaki bu söyleşide daha önce CineMart ve Binger Filmlab gibi önemli oluşumların direktörlüğünü üstlenmiş, Berlinale Talents’ta ve Torino Filmlab’de senaryo, pitching ve adaptasyon gibi konularda eğitimler veren, Hollanda Ulusal Film Enstitüsü EYE Film Merkezi ve Sinema Müzesi yöneticisi Ido Abram, sinema öğrencilerine ve katılımcılara geliştirme aşamasındaki bir projeyle festivallerden en iyi şekilde faydalanmanın yollarını anlatacak. Kadir Has Üniversitesi’nde 15.00’te başlayacak bu sinema dersinde simultane çeviri olmayacaktır.

BELGESEL SİNEMA YAPMAK

 “Türkiye’de Sinemada Neler Oluyor” söyleşilerinin sonuncusu “Belgesel Sinema Yapmak” Emel Çelebi ve Güliz Sağlam’ın katılımıyla İstanbul Modern’de 16.00’da yapılacak. “Ayastefanos Anıtı’nın Yıkılışı”nı politik bir belgesel olarak kabul edersek, Manaki Kardeşler’in kısa filmleriyle birlikte Türk sinemasının ilk filmleri belgesellerdir diyebiliriz. Türkiye’de 100 yıllık belgesel sinema geleneği günümüzde kriz zamanlarının ve çağdaş film çekim imkânlarının artışıyla bambaşka bir aşamaya geçmiş gibi olsa da özü hep aynı kaldı: Gerçeği yakalamak.


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...