23.04.2014

Anna Odell: Kurgu gerçekliği araştırmak için bir araç olabilir


Ünlü İsveçli sanatçı Anna Odell bizi bu filmle, sıkıntılı bir mezunlar buluşmasına davet ediyor. Mezunlar gününe çağrılmayınca Odell sahte bir buluşma sahneliyor, çocukluğunu kâbusa çeviren eski sınıf arkadaşları rolünde oyuncuları yerleştirip bütün olayı filme çekiyor. 
Sonrasında da tepkilerini bilmek istediği için, bu filmi gerçek sınıf arkadaşlarına izletiyor. 
İşte kıyamet böyle kopuyor.


Kendinizi oynuyorsunuz, lise deneyimlerinizden yola çıkan bir hikâye anlatıyorsunuz ve yönetmen de sizsiniz. Tüm bunlar filminize oldukça “öze dönük” bir nitelik kazandırıyor. Neden böylesine kişisel bir hikâyeyi tercih ettiniz?

Buluşma benim ilk filmim; fakat sanatçı olarak geçmişte deneyimlerimi çıkış noktası olarak kullanmayı tercih ettiğim çok oldu. Asıl sebep, kendi deneyimlerimden yola çıkmanın, toplumumuzun gerçek yapılarını araştırmama olanak sağlaması.
Özel bir şekilde kendimden bahsetmek hiçbir zaman hedefim olmadı.


Grup dinamiklerini anlayabilmek için kendi yaşadığım zorbalık deneyimimi kullanmayı tercih ettim. Hiyerarşi ve grup dinamiklerine duyduğum gerçek ilgi beni teşvik etti. Gerçek sınıf arkadaşlarımla buluşarak hepimizin az çok yansıtabileceği bir hikâye yaratmayı başarabildim. Galiba işe yaramasının sebeplerinden biri, buluştuğum insanlardan teyit beklememem oldu. Bana göre, sınıf arkadaşlarımın yanlış yapabileceği hiçbir nokta yoktu. Olumsuz olabilecek tek şey buluşmanın gerçekleşmemesi olabilirdi.

Sanat, psikolojik ya da sosyal yaralarımızdan arınmamızı sağlar mı sizce? Sizi bu filmi çekmeye iten güdü neydi?

Kesinlikle sağlayabilir. Ama ben yaptığım işe böyle bakmıyorum. Buluşma’nın bir sanat projesinden ziyade film olmasının sebebi okul arkadaşlarımın benim dışımda herkesi davet ederek bir buluşma organize etmesiydi. Neden korktuklarını ya da beni davet etmeyerek neden kaçmaya çalıştıklarını merak ettim. Bence davet edilmememin sebebi okul yıllarımda zorbalığa maruz kalmam ve buluşmanın altı ay kadar öncesinde kışkırtıcı ve (bazılarının gözünde) sınır tanımayan bir sanatçı olarak ün yapmam. Bu sebeple oyuncuların da yardımıyla sınıfı hatırladığım kadarıyla kurgusal bir buluşma organize ettim. Karakterimi, basının benle ve sanatsal üretimimle ilgili yarattığı imaja dayanarak oluşturmayı tercih ettim. Filmin ilk yarısında, kaçınmak istediklerini düşündüğüm şekilde kayıtsız biri oldum. İkinci yarıda ise gerçek sınıf arkadaşlarımla okuldayken yaşadıklarımız etrafında şekillenen bir muhabbet açmaya çalıştım.

Filmin ilk yarısında gerçek insanları canlandıran oyuncularla karşı karşıyayız. İkinci yarıda ise, bu oyuncuların canlandırmış olduğu gerçek insanlarla tanıştığımızı sanırken, aslında onların da oyuncu olduğunu fark ediyoruz. Kurmaca ile gerçeği iç içe sunmayı seviyorsunuz. Gerçek ve kurmaca sizin sözlüğünüzde ne anlama geliyor?

Doğru, filmdeki herkes oyuncu. Filmin ilk yarısında, karakterimin gerçek sınıf arkadaşlarımın beni davet etselerdi yapmamdan en çok korktukları şeyleri yapmasını istedim. Filmin ikinci yarısını, filmin ilk yarısını izletmek için gerçek sınıf arkadaşlarımla buluştuğum senaryoya göre çektim. Bence kurgu, gerçekliği araştırmak için bir araç olarak kullanılabilir. Tabii gerçeklik de kurgu yaratmamız için bize gereken ilhamı veren kaynak.


Oyunculuk, yönetmenlik ve oyuncularınızın doğaçlama yapmasına imkân tanımak… Çekimler sırasında bu üçünü aynı anda yönetmeyi nasıl başardınız?

Oyuncularla çok prova yaptık. Bu da hem kendi karakterlerimizi hem de birbirimizi tanımamızı sağladı. Ancak o zaman dokuz yıl boyunca aynı okula gittiğimize inandırmak daha kolay oldu. Ayrıca benim hem oyuncu hem de yönetmen olarak çifte görevimi mümkün kıldı; karaktere girdiklerinde oyunculara rehberlik edebildim. Önemli bir nokta da provalar boyunca sürekli filmde oynayacağımız karakterde kalmamız oldu. Fakat asla filmdeki sahnelerin provasını yapmadık. Bunun yerine, örneğin filmdekiyle aynı hiyerarşide, mesela bir reklam ajansında çalışıyormuş gibi rol üstlenebileceğimiz bazı sahneler uydurduk. Çalışma sürecinin neredeyse tamamı boyunca, bir dramaturgla çalıştım. Çekimler boyunca, her şeyi yetiştiremeyecek kadar baskı altındayken, o benim gözüm, kulağım oldu.

Maalesef toplum denilen olgu, dışlayacak, ötekileştirecek gruplar bularak toplum olmaya çalışır. Sizin örneğinizde ise bu dışlanmanın politik, milliyetçi ya da fiziksel boyutları yok. Oldukça kişisel. Sizce bu dışlanmada, ergenlik çağını yaşayan insanlar olduğunuzu da hesaba katarsak, her iki tarafın da kusuru söz konusu olabilir mi?

Tabii ki iki tarafın da kusuru vardır, fakat çatışmayla zorbalığı ayırt etmek gerek. Zorbalığın belirleyici özelliği de orantısız güç. Zorbalık konusunu işlemek istememin sebeplerinden biri, zorbalık sonucu ortaya çıkanları kişilerin kendisiyle karıştırdığımıza inanmam. Zorbalığa maruz kalan insanlar genellikle kendileri için bir şey yapmayan, karşı koymayan, garip ve ilişki kurulması zor insanlar olarak resmedilir. Bence bunların hepsi zorbalığın sonuçları, zorbalığa uğrayanların özellikleri değil.

Bu ilk filminizle, 33. İstanbul Film Festivali’nde yarışmak neler hissettiriyor?

Filmim Buluşma’yı İstanbul’da uluslararası yarışma kategorisine dahil etmiş olmanız beni hem mutlu etti hem de onurlandırdı.


Röportaj: Ceyda Aşar


(İşbu röportaj İKSV için yapılmıştır)


mümkünmertebe'nin Återträffen'e verdiği not: 4/5


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...