30.04.2014

Lenny Abrahamson: Asıl zor olan, bu gruba uygun müziği yaratmaktı


"Lenny Abrahamson, bizi eksantrik bir grupla tanıştırıyor. Rehberimiz gruba yeni katılan Jon: Genç ve coşkulu bir müzisyen. Grubun en ilginç yanı ise grup liderinin Frank olması. Michael Fassbender’ın canlandırdığı Frank, kafasına dev bir maske takan ve garip kurallarıyla grubu bir arada tutan ilginç bir karakter. "


Ben filmi izleyeli çok oldu. İzlemeden önce ne konusuna ne de oyuncu isimlerine bakmıştım. İzlerken de sürekli bu kadar yetenekli bir oyuncu kim olabilir diye meraklandım… Tabii ki o!

Mükemmel bir izleyicisiniz. Filmi izlemek için mükemmel bir yol! Michael Fassbender’ın ismini açık açık kullanmak istemezdim ama bu imkânsızdı. Dağıtımcılar, ismini kullanmak istediler.

İfadesi sabit bir maskeye rağmen duyguları, yüzüne de yansıtmayı nasıl başardınız?


Kuklacılık. Gerçekten iyi, ciddi bir kuklacıyı izlerseniz sizi ağlatabilir bile. Bence film, sinema dilinin, yakın çekimlere nasıl bakılması gerektiği konusunda size fazlasıyla bilgi verdiğini gösteriyor.
1920’lerde yapılan ünlü deneyleri biliyorsunuzdur. Birinin yakın plan çekimini yapıyorlar, sonra da bu çekimleri başka görüntülerin arasına yerleştiriyorlar. Görüntüleri izleyen insanlar farklı duygularla farklı katışımları izliyorlar.
Ayrıca, bir şekilde açık olabilecek bir ifade bulmak için de çok çalıştık. Ne üzgün ne de mutlu olması gerekiyordu.
Çok farklı maskeler denedik. Bu kafa işe yaradı; çünkü duygusal olarak esnekti.
Tabii ki beden dili de tetikleyici olarak çalışıyor. Biri başını öne eğse, yüzü değişmese bile üzgün olduğunu anlarsınız.
Film o kadar iyi yazılmış ki seyirciyle çok zekice oynuyor. Frank’in kim olduğunu öğrenmek çok zor ama yine de bir şeyler hissediyorsunuz. Michael o kadar iyi bir oyuncu ki tüm bunları bulabildi.

Michael Fassbender’la çalışmak hep aklınızda mıydı?

Bir noktada hiç tanınmamış birini oynatmayı düşündüm. Bunu yapmamamın sebeplerinden biri tanınmayan parlak bir oyuncuyu nereden bulacağımı düşünmemdi. Kararı verdikten sonra filmin konusuyla bağlantı kuruldu.
Jon kendini sürekli sosyal medyadan yansıtıyor, harikaymış gibi görünmeye çalışıyor ama harika değil.
Yüzü bilinen, herkesin tanıdığı, herkesin filminde oynatmak istediği birini seçtik ve bilinçli olarak onu sakladık. Michael Fassbender’ın seçilmesi bu anlamda bir çelişki.

Bir çelişki daha var. Bu grubu, “ana akımın dışında, farklı” olarak tanımlıyoruz ama o gruba giren Jon da onların yanında “yabancı” kalıyor. Sizin sözlüğünüzde çemberin dışında kalmak ne anlama geliyor?”

Çok güzel bir soru. Haklısınız. Seyirci anında grubu seviyor ve Jon bir anda yabancı kalıyor. Tabii ki çemberin dışında kalmak göreceli bir kavram. Kelimeyi müzikal anlamda kullandığımızda asıl çemberin dışında kalan grubun kendisi oluyor. Şimdi olanın tam tersi. Herkes sürekli olarak seyircisiyle iç içe. Eskiden sadece konserler ve albümler olurdu. Artık her şey Twitter’da. Bence sosyal medyayı kullanan herkeste kişinin kendisi ve sosyal medya karakteri arasında bir bölünme oluyor. Bu filmde ikisi birbirinden ayrılıyor. Jon birini yansıtırken, Frank diğerini yansıtıyor.



Frank Sidebottom’la (Chris Sievey) tanıştınız mı?

Hayır, hiç tanışmadım. O İngiltere’de popülerken, ben İrlanda’da çocuktum. Onu televizyonda izlediğimde garip olduğunu düşünmüştüm. Kliplerini biz filmi bitirdikten sonra izledim; filmi çok etkilemesini istemedim çünkü. Bence o bir dahi. Biyografisini çekmek istedim. Senaryo yazarımız Jon’a filmle ilgisi olmasını istemediğini söyledi. Karanlık bir karakter. Bizim Frank karakterimiz de karanlık ama farklı açılardan. Ailesi filmi izleyip beğendi. Bize çok destek oldular.

Grup üyelerinin hepsi canlı çalıyor. Seçmeleri oyuncuların müzik yeteneğine göre mi yaptınız?

Evet. Michael’ı şarkı söylerken izlemiştim. Sesi güzel, gitar çaldığını da biliyordum. Maggie’nin de müziğe yeteneği olduğunu biliyordum. Ayrıca Miles Davis’in elektronikçisinden elektronik enstrüman dersi aldı.

Pekala gerçek bir grup olarak lanse edebilirsiniz onları.

Evet, öyle yapmayı planlıyoruz. Film, Amerika’da vizyona girdiğinde güzel bir gösteri düzenleyeceğiz. Oyuncuların hepsi enstrüman çalabiliyor.

Sizin müzik geçmişiniz nedir? Yönetmen olmasaydınız müzisyen olur muydunuz?

Ben de birkaç grupta çalmıştım. Ayrıca 20 yaşındayken bir kayıt stüdyosunda çalışıyordum. Müzisyen olmak isterdim ama sanırım bu konuda yeterince iyi değilim.
Filmdeki şarkı sözlerinin çoğu bana ait. Müzikal üretim boyunca hep stüdyoda çalıştım. Müzik terimlerini de cümle içinde kullanabilirim. Asıl zor olan, bu gruba uygun müziği yaratmaktı. Müziğin bir yandan “neden ünlü olmadıkları belli” dedirtmesi diğer yandan da “aslında çok yetenekliler. Biraz değişseler ünlü olabilirler” dedirtmesi lazımdı.

Jon Ronson’ın günlüğü senaryoya dönüşüyor. Frank Sidebottom’la yaşadığı ama filmde göremediğimiz en ilginç hikâye neydi?

Senaryoyu daha ilk taslak halindeyken okumuştum. Üzerinde üç sene çalıştım. Ama o zaman bile, gerçek grupla bir bağlantısı yoktu; kurguydu. Frank Sidebottom’ın kafası oradaydı ama kafa olmadan da epeyce vakit geçiriyordu. Jon’un müzikal yaratıcılık açısından kendini yetersiz hissetmesi senaryoya dahildi. Bu çok normal tabii ki. Jon müzisyen değil, yazar. Asıl hikâyede popüler olmak isteyen Frank. Ama bizim hikâyemizde Jon popüler olmak istiyor çünkü Frank’i olabildiğince saf tutabilmek bizim için önemliydi.

Sinema anlayışınıza göre kendinizi nasıl tanımlarsınız? Siz de kendinizi çemberin dışında hissediyor musunuz?

Yönetmen olarak çatışma hissediyorum ben de. Bu filmin dünya prömiyeri Sundance’te yapıldı. Basınla iki gün geçirdim. Televizyonlardan gelen basın mensuplarının çoğu Amerikalıydı. Kendimi Jon gibi hissettim; filmi satmaya çalışıyormuşum gibi hissettim. Tam bir felaketti. Arada derede, dağınık ve müzakere etmesi zor bir alandı. Bu anlamda film beni tanımlıyor.

Sundance demişken, filmin Bağımsız Amerikan Sineması’na yakın bir tonu da var. Bu bilinçli bir tercih miydi, Amerikan Bağımsız Sineması’nı sever misiniz?

Biri çıkıp da bana ana akıma kayıyorsun derse, “nasıl yani! Koca kafalı bir adamla ilgili bir film bu,” derim. Evet, filmde klasik bağımsız Amerikan sinemasının bazı kodları var. Ama umuyorum ki altta yatan bir Avrupalı hassasiyeti de var. 70’lerin bağımsız Amerikan filmlerini çok seviyorum. Cassavetes mesela... Todd Solondz’u da seviyorum.

Sırada ne var o halde? Avrupalı bir film mi Amerikalı bir film mi?

Tamamen Amerikalı bir film. 18 ayda bir film çekmek istiyorum. Bu yeni film, çok satan bir romandan uyarlama olacak.


Röportaj: Ceyda Aşar


(İşbu röportaj İKSV için yapılmıştır)


mümkünmertebe'nin 'Frank'a verdiği not: 45





Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...