4.05.2014

Bensiz :: Ölmeden Ölen Adam


Necip, yıllardır sürdürdüğü başarılı, profesyonel futbolcu olma hayalini, 1.lige çıkmak için mücadele verdikleri son playoff maçına kadar taşımıştır.

Egoların, kazanma hırsının öne çıktığı maçta, sert bir müdahale sonunda Necip’in vücudunun tamamı felç olur.

Genç, yakışıklı, yetenekli ve başarılı Necip, görüp duyabilen, ancak konuşamayan, hareket edemeyen ve de tepkisini gösteremeyen bir insandır artık..

Hastanede geçen yoğun bakım ve tedavi sonrası evindeki ilk günde yaşananlar, Necip’in yaşamına ve çevresindeki insanlara mercek tutacaktır.

Zavallı Necip'in Gözyaşları

Alabildiğine yaşam enerjisiyle dolu genç bir adam, harika bir yaşam standartı içinde hayatın en zevkli meyvelerini dilediğince yerken başına gelen fazlasıyla trajik bu felaketi ölmeden atlatmıştır..


Fakat bu adamdan geriye kalan 'şey', benliğini kendi iç dünyasına prangalayarak, lanet bir esareti dış dünyadan soyutlanmış vaziyette yaşamaya mahkum, 'insani' bir figürden ibarettir..

Film büyük oranda tek bir mekanda yani Necip'in evinde geçiyor..
Bu tek mekan ve bu mekana sürekli girip çıkan muhtelif insanlar ve de bu sırada gelişen hüzünlü, komik ya da heyecanlı olaylar, filme bir vodvil ya da genel olarak bir tiyatro havası katıyor..

Zaman zaman bu evin dışına çıkan kamera, Necip'in 'hayal'inde canlandırdığı, içi kaygan bir salgıyla kaplanmış organik dokulu bir yapının içini gösterir..

Onun 'zihnindeki zindan' diyebileceğimiz bu 'klostrofobik' yerde, çırılçıplak vaziyette hapsolmuştur Necip..


Çevresinden gelen ona yönelik sözler ya da suçlamalar karşısında -haliyle- savunmasını yapamadığından, çaresizce çırpınır durur; çıkmak, kurtulmak ister oradan.. ama heyhat!.

Anlaşılan Necip, ölmeden ölmüş ve kendisine özel olarak dizayn edilmiş bu cehenneme de tıkılmıştır..

Hiç kuşkusuz ki aksi durumda komik kaçacak bu mekansal uygulamanın ve burada sergilenen mizansenin başarısını, bu yapımın artı hanesine eklemek gerek..

Her haliyle 'ilginç' bir film

Büyük üzüntü içindeki annesi dışında hemen herkesin bir çıkar vesilesiyle Necip'le ilgilenmesi, son sevgilisi ya da sözlüsü gibi, artık 'eski' pozisyonlarını sürdüremeyeceklerin, kendilerince bir haklılık mazereti uydurarak ondan uzaklaşması; lâkin -az çok işe yarar tek organı olan- gözleriyle hayal meyal tanık olduğu bu gelişmeler karşısında -gözlerinden süzülen gözyaşları dışında- hiçbir şey yapamaması..


Böylesine korkunç bir gerçeğe, salt acı ve kederin karanlık penceresinden bakmak yerine, onu mizahi bir ortamla yumuşatması ve de zavallı kahramanını, kendisi dışında yaşanan hayatın -istemsiz de olsa- bir elemanı haline getirmesi, filmin en değerli tarafı..

Şurası bir gerçek ki ecnebi benzerlerine rastladığımız, ancak Türk Sineması açısından pek denenmemiş bir konu bu..

Aslında felç durumu bu denli ileri ve olumsuz seyreden bir film kahramanını ben yabancı bir yapımda da görmedim galiba..
İlk akla gelen örneklerden Mar adentro (2004) ya da Le scaphandre et le papillon (2007)'un kahramanları, dış dünyayla bi şekilde iletişim kurabilen insanlardı; burada o da yok..


Hem bu 'radikal'lik, hem de mevcut duruma tamamen ters bir tercihle yapılan mizahi üslup sebebiyle kutlanması gereken bir çaba bu..

Yalnız bu seçimin sinemaya aktarımında bazı sorunlar yaşanması da o derece üzücü..

Evin liseli gencinin, dayısı olan Necip'e yönelik -abartının da ötesine geçen- tepkisi ile hemşire kızın, yatalak ve berbat vaziyetteki Necip'e aşık olması gibi 'yapay ve anlamsız' durumlar, filme büyük darbeler vuruyor..

Aynı şekilde, saçlar ve saç boyaları üzerine aniden devreye giren diyaloglar, durum itibarıyla absürde meyyal olarak başlarda ilginç geliyorsa da, sonraki tekrarlarda sıkıcı bir hâl alıyor..


'Ölmeden Ölen Adam' Necip'i canlandıran Metin Akdülger zorlu rolüne karşın, gayet başarılı..

Zaten filmin bir değerli tarafı da oyunculuklar..
Çok tecrübeli isimler ve onlara eşlik eden genç oyuncuların 'doğal' oynama çabaları -pek süreklilik oluşturmasa da- benim için değerliydi..

Sonuç olarak, hararetle tavsiye edemediğimden kelli, 'kaçırılmış bir fırsat' olarak değerlendirdiğim; insana ve insani ilişkilere trajikomik bir açıdan bakmayı samimi bir hevesle deneyen, her haliyle 'ilginç' bir film bu..






Senarist Yönetmen: Ahmet Küçükkayalı
Oyuncular: Metin Akdülger, Nurhan Yılma, Öykü Çelik
Yapım: 2014, Türkiye


  5


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...