10.05.2014

Panzehir :: Çok Adam Ölecek Çok!.


Kendini bildiğinden beri, İstanbul'un en büyük mafya babası Kara Cemal'in (Cüneyt Arkın) tetikçiliğini yapan Kadir Korkut (Emin Boztepe), emekli olarak artık bu ortamlardan uzaklaşmak istediğini, Kara Cemal ile onun 'sevimsiz' oğlu Ferit'e (Emir Benderlioğlu) -münasip bir dille-anlatır..

Aslında bu ayrılma öyküsünün temelinde, Kadir'in yeni tanışıp aşık olduğu Alman piyanist Elsa (Christina Gottschalk) ile yeni ve 'temiz' bir hayata yelken açma arzusu yatmaktadır..

Kendisinden çok daha genç, gözleri görmeyen ama bir melek kadar güzel Elsa, tetikçi ağbimize, içinde bulunduğu alabildiğine kanlı ve karanlık bu yeraltı dünyasından bir çıkış kapısı olabilecek midir?.

Peki.. 'Alemin en mahir ve ünlü tetikçisi' ünvanını bileğinin hakkıyla kazanmış, hem böylesine işinin ehli, hem de 'ölümüne sadık' bir adamı kim kaybetmek ister ki?.

Adamını kararlı gören Kara Cemal, yine de bu konuda pek olumsuz görünmez; hatta 'emektar' adamı için görkemli bir veda yemeği bile düzenler..


"Valla Kadir Ağbi, bana soracak olursan bu Kara Cemal'i de, oğlu olacak o Ferit manyağını da pek gözüm tutmadı.. Hoş sen onları benden daha iyi tanıyorsun ya."

Birbirlerinin ezeli rakibi olup, İstanbul'u -bi şekilde- paylaşmış iki ünlü mafya babasının da katılacağı bu yemek, yeraltı dünyasından çok adamın da son yemeği olacaktır..
Benden söylemesi..


Bundan önceki filmi Dağ (2012) ile 'görkem'i öne çıkaran görüntü yönetmenliği ve aynı amaca yönelik olarak müdahale görmüş oyuncu yönetimiyle özellikle dikkatimi çeken senarist - yönetmen Alper Çağlar, sonuçta kendisine en yakışacak, dolayısıyla da mesleğini çok daha parlatacak bir yapımla yeniden karşımızda..

Ülkenin güney doğusundaki lanet savaşa 'askeri' taraftan bakarak, 'önyargılı' bir hamaset yapan -bundan kelli de canımızı sıkan- Dağ'ın o kendine pek yaramayan 'siyasi' ortamından uzaklaşan yönetmenimiz, merkezinde bir 'anti kahraman' barındıran ve çizgi roman estetiğine yaslanan bu 'suç öyküsü'yle, adeta yatağına kavuşmuş bir akarsu gibi çağlıyor..


Siz bana bakmayın; fazla da abartmamak lâzım tabii..
Son tahlilde Panzehir, diyalog hususunda bariz sorunlar yaşayan, çok tiplemeli ama az derinlikli bir senaryoya sahip..

İstanbul'un göbeğinde gerçekleşen bir 'Kovboy Düellosu' da dahil- bilumum aksiyon klişelerini, seçici ve yaratıcı olmayan bir anlayışla kullanan film, silahlı aksiyondan yakın dövüş sahnelerine geçmek için 'bahane' aramayan aceleci ya da zorlama kurgusu ve de çok sık başvurduğu flashback'ler nedeniyle, akışında aksamalar yaşıyor..


Belli ki 'rahat' çalışmak için tercih edilmiş ama, filmin kadrosundan başka kimselerin yaşamadığı, adeta 'insansızlaştırılmış' bir İstanbul görüntüsü de pek hoş değildi..

Alper Çağlar sen bizim Rodriguez'imiz ol

Kahramanımız, hiç kuşkusuz ki bir klasik: Makus kaderinin onu sürüklediği yeraltı aleminde takılırken -daha çok iyi niyeti ve saflığı nedeniyle- ihanete uğrayan, belki kötü şeyler yapan ama -özünde de- iyi bir adam..

Dövüş sanatlarında üstat, her türlü silah kullanmakta uzman; trajik geçmişi, az konuşması, ciddiliği, sessiz ve hüzünlü yalnızlığıyla daha da parlayan karizmasıyla gerçek bir kahraman..

Böyle bir kahramana da yine klasik bir mevzu yakışır elbet: İntikam!.


Kendine yapılan ihanetlere ve sevdiklerine reva görülen muameleye isyan eden bir intikamcı..

Filmi izlerken, çizgi roman havası ve 'iç ses'li anti kahramanıyla Sin City; o kadar çirkin olmasa da Kadir Korkut'la olan tip benzerliği ve onun arada sırada kullandığı palayla da illaki Machete akla geliyor..

Bu çok bariz etkilenmelere rağmen, bize has insani ilişkiler ve özellikle de kahramanın çocukluğuna dönüldüğü sahnelerle, belli bir yerellik de sağlanıyor doğrusu..

Kaldı ki bizim sinemamıza yabancı bir durum da değil bu elbet..
Ta Yılmaz Güney'in, kabadayı hatta tetikçi rollerinde göründüğü filmlere kadar da uzanır bu geçmiş..


Alper Çağlar’ın yarattığı bu kahraman tutar mı, kendisi de bizim Robert Rodriguez'imiz olur mu?. 
Bunu bilemem ama -seyirciden göreceği ilgiye bağlı olarak tabii- Kadir Korkut'un bir seriye dönüşmesi de mümkün..

Benim naçizane fikrim, yine ve mutlaka Emin Boztepe'yi kullanarak farklı tipte bir kahramanın yaratılması..

Bu aşırı ciddi karakterle fazla yol alınamaz gibi geliyor bana..
Mesela Machete'ye daha yakın bir tiplemeyle, fantastiğe meyilli konulara dalmak ya da -Jackie Chan misali- dövüş sanatını, komedi unsurlarıyla birleştirmek, sanki daha akıllıca olabilir..

Jacqueline Bisset'yi 'milli yenge'miz yaptığı zamanlardan 'kıskançlıkla' hatırladığım Emin Boztepe -gördüğüm kadarıyla- bu işin altından kolaylıkla kalkabilecek yetenekte biri..





Senarist - Yönetmen: Alper Çağlar
Oyuncular: Emin Boztepe, Cüneyt Arkın, Emir Benderlioglu, Christina Gottschalk, Kaan Urgancıoğlu
Yapım: 2014, Türkiye

  2.5 5


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...