19.06.2014

Locke :: Huzur ve mutluluk yalandadır!.


Devasa projelerin üstesinden gelen uluslararası büyüklükteki bir inşaat şirketinde teknik yöneticilik yapan Ivan Locke’un (Tom Hardy) hayatı, hiç beklemediği birinden, hiç beklemediği bir zamanda gelen bir telefonla alt üst olacaktır..

Başarıyla sürdürdüğü ve yükselttiği kariyeriyle, çalıştığı şirket için kendisinden asla vazgeçilemeyecek bir eleman; pek sevdiği ve seviştiği karısına biricik koca; her şeyleriyle ilgilendiği iki çocuğuna da mükemmel bir baba olan Ivan'ın, zaman ve emek harcayarak kazandığı tüm bu değerleri bir anda yitirmesine neden olabilecek  o telefonun diğer ucunda bir kadın vardır..

Akşam iş çıkışı, mutlu ve sıcak yuvasına gideceği yerde, üstelik hem de inşaat çalışmasının en yoğun, en önemli gününün arifesinde şantiyeyi terk ederek, uzaktaki bir kentin bir hastanesine doğru direksiyon kıran bu adamın motivasyon kaynağı, bundan -takribi- dokuz ay kadar önce, evinden uzakta bir yerde, bu kadınla işlediği bir 'suç'un meyvesi olsa gerek..


Sürekli aranan telefonuyla yaptığı görüşmelerle, hem -bir anda arabasının içinde kendimizi bulduğumuz-  bu adamı tanırız, hem de öykünün diğer elemanlarıyla -hayalimizde de olsa- tanışmış oluruz..


Bu 'zorunlu' ve sorunlu yolculuğu boyunca Ivan Locke, irdeleyip de karıştırdığı kendi iç dünyasında giriştiği hesaplaşmalarla debelenirken, dış dünyayla yapacağı telefon konuşmalarıyla da hem iş, hem de özel hayatını kurtarmaya çalışır..

Senaryo üstadı Steven Knight'ın yönettiği ikinci film

Tom Hardy'nin, hareket halindeki bir otomobilden ibaret tek bir mekânda 'tek kişilik bir oyun' sergilediği, kadrodaki diğer oyuncuların ise yalnızca -biricik kahramanımızın telefonundan gelen- sesleriyle öyküye katıldığı bu 'sıradışı' filmi, 'Oscar adayı' Dirty Pretty Things (2002) ile Eastern Promises (2007) gibi bir Cronenberg şaheserinin senaristi, Steven Knight yazıp yönetmiş..


Tek mekân ve tek kişi denince yakın zamandan ilk aklıma gelen film olan Buried (2010), umulanın aksine, Locke ile oldukça benzerlik içeriyor..

"Mezara gömülü bir tabut içinde hapsolmuş bir adamla, arabası içinde yol alan bir adamın nesini benzettin bre yazar efendi?" diyerek atarlanmayın lütfen..

Mekânlar tamamen farklıdır elbette; lâkin Ivan, o an aldığı 'hayati' bir kararla kendi kendisini öylesine bağlamıştır ki hedeflediği o noktaya varana dek, ne çıktığı bu yoldan geri dönecektir, ne de içinde bulunduğu arabadan dışarı adım atacaktır..
Ve üstelik, ikisinin de dış dünyayla irtibatını sağlayan tek nesne, telefonlarıdır..


Ve sonuç bu sefer de aynıdır: Son derece kısıtlı koşullara rağmen -kâh hüzünlendirip kâh güldürürken- gözümüzü dahi kırpmadan kendisini seyrettirmeyi başaran, sıkılmak bir yana, giderek yükselen ve katiyen düşmeyen tansiyonuyla da gayet sürükleyici, mükemmel bir film..

Gerçeği yalnızca gerçeği söyle de hem işinden, hem de eşinden ol!.

İşte bir 'ilgisiz baba' kurbanı daha!.
Ivan'ın geçmişinde ve derinlerinde yatan -yatan ne kelime!- kıpır kıpır ırgalanan bir 'babasızlık' travması, onun en hassas noktalarından biridir..

Ezelden beridir peşini bırakmayan bu 'kötü kader'in de yönlendirmesiyle hemen o an aldığı bir 'radikal' karar uyarınca, yapılması gerekeni aynen yapacaktır..


Hoş, boyunun ölçüsünü -hem de bi güzel- alacaktır ama olsun, zamanında ona yaşatılan derinden etkileyici ve kalıcı kötü tecrübeyi 'başka' bir insan yavrusuna yaşatmayacaktır ya.. işte bu ona yeter!.

Ne olursa olsun o asla babası gibi davranmayacak, neye mal olursa olsun gerçeği söyleyecek ve -pek akıllıca gibi durmasa da- doğru bir insan gibi davranacaktır..

Buradaki 'Mal olma' durumu lafın gelişi değildir, öyle böyle hiç değildir..
Ivan için resmen 'hayat memat' meselesidir..
Bu onurlu davranışın sonucunda ve bir gecede işsiz, eşsiz ve de evsiz kalması söz konusudur..


Bu arada -pek iştahlı bi şekilde olmasa da- o meşhur 'Kışın yediğin hurmalar..' mevzusuna da hafiften bi göz kırpılıyor tabii burada..

Ancak arkadaşlar..
Aziz dostumuz Ivan Locke, önemli bir ayrıntıyı atlamıştır..
Tamam doğru olmak, gerçeği söylemek, yalan söylememek erdemli bir davranıştır; lâkin pratikte, ikili ilişkiler başta olmak üzre, hayatın hiçbir alanında ya da evresinde işler bu minvalde yürümemektedir ki..

Her konuda ve anlamda- koşulların ve muhataplarının senden istediği  'doğruluk, dürüstlük' falan değildir..

Senin yapman gereken; senden beklenen her şeyi, onların istediği gibi, onların işine geldiği şekilde yürütmendir..
Bu yolda yalan mübahtır; yeter ki yalanın ortaya çıkmasın ya da kullanacağın yalan, muhatabının çıkarlarına halel getirmesin..


Ah dostum Ivan ah!.
Baksana bi etrafına..
Herkes, gerçeklerin söylenmemesinden değil, işlerinin ya da ilişkilerinin sekteye uğramasından korkuyor..

Patronun senden doğruyu söylemeni değil, işlerini aksatmamanı istiyor..
Sevgili karın da senden gerçekleri falan öğrenmek değil; onu başka bir kadınla aldattığını bilmemek, öğrenmemek istiyor..

Hiç şüphesiz ki en ufak bi 'aldatma' hususunda, sana asla ama asla tolerans göstermeyecektir o kadın; yeter ki acı gerçeği kendi gözleriyle görmesin, kulaklarıyla duymasın ya da başkalarından öğrenmesin..

Yaa birader!. Vaziyet işte budur..
Neyse artık, olan olmuş, iş işten geçmiştir..
Bak gençsin, yakışıklısın..
Peki, önündeki diğer maçlara hazır mısın?.



Locke

Senarist - Yönetmen: Steven Knight
Oyuncu: Tom Hardy
Yapım: 2013, İngiltere, A.B.D., 83'

  5


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...