6.09.2014

A Most Wanted Man / İnsan Avı


Vahşice işkence görmüş yarı Çeçen, yarı Rus bir göçmen, Hamburg’un İslam topluluğuna girer ve babasının haksız kazanılmış servetinde hak iddia eder.
Alman ve ABD gizli servisleri konuya yakın ilgi gösterir.
Zaman ilerleyip risk yükseldikçe bu en çok istenen adamın gerçek kimliğini ortaya çıkarma yarışı başlar.
Ezilmiş bir kurban mı, yoksa yok etme eğilimli bir radikal mi?

John le Carré’nin romanından uyarlanan film, yürekleri durduran son sahnesine kadar gerilimle ilerleyen modern bir aşk, rekabet ve politikanın müthiş hikayesini konu alıyor.

YÖNETMEN ANTON CORBIJN:

Anton Corbijn, Şubat 2014’ye yaşamını kaybeden  Philip Seymour Hoffman için; “O bir devdi.  Philip’in mirasına bakarken nereden başlamalı emin değilim, zira kapsamı ve derinliği muazzam. 
Ancak bu, onun seçimleri hakkında çok şey anlatıyor.


O, bildiğim en iyi karakter oyuncusuydu. Oynadığı küçük rollere baktığınızda, o
performanslarının da onu çağdaşlarından ayırdığını görebilirsiniz.  


Güçlü yanı, rolün içine girebilmesi ve kibirli olmayışındaydı. Aynı zamanda, sevdiği şeyden nefret de ederdi. Bu da onun lanetiydi. 
Performansları yüzünden kendini yiyip bitirirdi. Onun hakkını veren bir yazı yazma ihtimalim az, ama çektiğimiz filmin hakkını verdiğini düşünüyorum. 
Filmde gerçekten muhteşemdi ve bütün ilgimizi hak ediyordu. Onunla son derece gurur duyduğunu biliyorum. 
İki hafta önce karşılaştığımızda tekrar birlikte çalışmaktan bahsetmiştik. 
Bu konuda şöyle demişti: Umarım bunu başka bir filmde tekrarlayabiliriz. Artık daha çok şey biliyoruz ve bence birlikte iyi mücadele eder ve sarsılmaz oluruz. Bu çok heyecanlı.



İlk karşılaşmamız, 2011’de New York’ta Vogue için onunla birlikte yaptığım çekimdi. 
Bitişik otel odasında pantolonu düzeltilirken biz de filmden ve rolünden bahsettik. 
Elbette iç çamaşırlarıyla oturuyordu ama dikkatinin bu durumdaki absürtlüğe kaymasına hiç izin vermedi. 
İş hakkında ciddiydi. Yazık ki bu asla olmayacak. 
Filmin sonunu izlemeyi daha da zorlaştıran da bu."

PRODÜKSİYON NOTLARI

Gerilimli, heyecanlı bir casus hikayesi ve bir yalnızlık portresi olan A Most Wanted Man, Hollandalı yapımcı Anton Corbijn’in (Kontrol, Centilmen) yönettiği üçüncü film. 
John le Carré’nin 2008 tarihli aynı adlı romanından uyarlandı.
Filmin yapımcı firmaları, Potboiler Yapım, The Ink Factory ve Amusement Park.

"A Most Wanted Man’in ilginç yanlarından biri de muhalifi olmaması” diyor, Cornwell (The Ink Factory’nin kurucusu ve sahibi).
“Doğru olanı yaptığına inanan birçok kişi var ve hepsinin sebebi farklı. Hepsi tek bir merkezi amaç etrafında ters düşüyorlar ki o da, hepsinin farklı bir bakış açısıyla ve farklı sebeplerle istediği en çok istenen adam.”


Corbijn’in projeyi kendine özgü kılmasını sağlayan şeylerden biri de sonbahar çekiminde ısrar etmesiydi.  
Böylece başrol oyuncusu, Akademi Ödülü® sahibi Philip Seymour Hoffman’la çalışma imkanı bulur.

Corbijn şöyle espri yapar: “Filmde sonbahar havası ve sonbahar yapraklarının rengi olsun istedim. Philip, yazın çalışmamak istiyordu. Ben de yapımcılara bunun için baskı yapmasını istedim!” 

Stephen Cornwell “Roman ona ait, ama film Anton’un olacak. Bu, onun desteklediği ve hoşuna giden bir dönüşüm.” der.

Kadronun ve ekibin çoğu için, Corbijn ve Philip Seymour Hoffman da dâhil olmak üzere, A Most Wanted Man le Carré’nin romanlarına giriş niteliği taşıdı.

Hoffman, “Bu, genellikle daha gösterişli ve romantik tarzda anlatılan, devletler ve casus örgütleri hakkında insancıl bir hikaye.” diyerek gözlemde bulunuyor.
“Bunda romantik bir şey yok. Kitap filmin içinde, ki bundan memnunum çünkü inanılmaz bir kitap.”


A Most Wanted Man’in hikayesi aynı zamanda Hamburg’un da hikayesi.
Hamburg, zengin, tarihi bir liman şehri.
Avrupa’nın en zengin kodamanlarına uzun süre ev sahipliği yapmış.
En yıkık dökük bölgeleri şu anda nazik bir seçkinleştirme sürecinden geçiyor.
Burası yüzyıllarca göçmenleri ağırlamış.
Özellikle de yakınındaki Türkiye ve Kuzey Afrika’dan gelenleri.
Ancak 11 Eylül teröristlerinin şeytani planlarını, istihbarat yetkililerinin gözlerinden uzak bir şekilde oluşturdukları yer olması, ahlaki bir  panik ve yabancılara karşı güvensizlik yaratmış.



YÖNETMEN VE OYUNCULAR HAKKINDA

ANTON CORBIJN – Yönetmen

Anton Corbijn, daha önceden iki uzun metrajı olan bir film yönetmeni: Ian Curtis’in biyografik filmi
Kontrol ve Avrupalı bir tetikçi filmi olan, George Clooney’nin başrolünü oynadığı
Centilmen.

Sonraki filmi, Life dergisi için James Dean’in fotoğraflarını çekmesi için görevlendirilen fotoğrafçı Dennis Stock hakkındaki Hayat olacak.

Kendisi ayrıca oldukça başarılı bir fotoğrafçı, sahne tasarımcısı ve sanat ve klip yönetmeni.
Bir fotoğrafçı olarak 15  kitap yayınladı ve büyük müze sergileri düzenledi.

En çok Depeche Mode, U2 ve Tom Waits’le uzun sureli çalışmalarıyla tanınır.
Miles Davis,  Gerhard Richter, Patti Smith, Kate Moss, Lucian Freud, Frank Sinatra, Damien Hirst  ve Captain Beefheart gibi kişilerle çalıştı.



PHILIP SEYMOUR HOFFMAN – ‘Gunter Bachmann’

Philip Seymour Hoffman, en son Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak’ta görülmüştü. 
Yakın zamandaki diğer filmlerinden bazıları Paul Thomas Anderson’ın  The Master’ı, Christopher Walken ve Catherine Keener’la Son Konser,  George Clooney’nin yönettiği Zirveye Giden Yol ve Brad Pitt’in oynadığı, Bennett Miller’ın yönettiği Kazanma Sanatı.

Hoffman ilk uzun metraj yönetmenliğini, bir Cooper’s Town yapımı olan ve aynı adlı oyundan uyarlanan Jack’in Kayık Gezintisi’yle yaptı.

Diğer filmlerinden bazıları, New York Yanılsamaları, Şüphe, Vahşiler, Charlie Wilson’ın Savaşı  ve  Şeytan Duymadan Önce

Hoffman’ın, Bennett Miller’ın yönettiği ve şirketi Cooper’s Town Yapım’ın yapımcılığını
üstlendiği  Capote’deki performansı, ona Akademi Ödülü® kazandırdı.

Bir oyuncu olarak, tiyatro oyunları arasında Mike Nichols’ın yeniden canlandırdığı  Satıcının Ölümü, Peter Sellers’ın uyarlayıp yönettiği Othello’nun sınırlı bir gösterimi, LAByrinth’in yapımcılığını üstlendiği Jack’in Kayık Gezintisi, Günden Geceye, Martı, Vahşi Batı, Defying Gravity, Venedik Taciri  (yönetmen yine Peter Sellers),  Alışveriş ve Sevişme ve The Author’s Voice.

Yönettiği tiyatro oyunlarından bazıları The Last Days of Judas Iscariot, Our Lady of   121st Street, Jesus Hopped the ‘A’ Train, In Arabia We’d All Be Kings ve The Little Flower of East Orange’dir.
Hoffman, yine LAByrinth’in yapımcılığını üstlendiği ve Bob Glaudini’nin yazdığı  A Family for All Occasions’ı yönetti.
Ayrıca MCC Tiyatrosu’nda Rebecca Gilman’ın The Glory of Living’ini yönetti.
Ayrıca Chicago’daki Goodman Tiyatrosu’nda Brett C. Leonard’ın The Long Red Road’unu da yönetti.
Ardından Vahşi Batı’yı yönetmek için Sydney Tiyatro Kumpanyası’na döndü.

2 Şubat 2014’te  New York’taki evinde ölü bulunan Hoffman, Hollywood dünyasını ve sevenlerini yasa boğdu.



RACHEL MCADAMS – ‘Annabel Richter’

Rachel McAdams, 2013’te gösterime giren üç  filmde görüldü: Richard Curtis’in
Zamanda Aşk’ında Domnhall Gleeson ve Bill Nighy’yle birlikte, Terrence Malick’in Aşkın İzleri’nde Ben Affleck, Olga Kurylenko ve Javier Bardem’le ve Brian de Palma’nın yönettiği  Öldüren Tutku’da Noomi Rapace’le birlikte.
2013’de Bradley Cooper ve Emma Stone’la birlikte Cameron Crowe’un isimsiz filmine başladı.

Küçük Prens’te de James Franco ve Jeff Bridges’le seslendirme kadrosuna girdi. 
2013’te ayrıca Wim Wenders’ın Her Şey Güzel Olacak’ında James Franco, Charlotte Gainsbourg ve Robert Naylor’la birlikte çekimlere başladı.

 JOHN LE CARRÉ – Yazar (roman)

Usta hikayeci John le Carré’nin 23 kitabı altmış yıldır dünyanın her yanında en  çok satanlar listelerine girdi.

John le Carré, Hamburg’u ilk kez  60’ların başındaki Soğuk Savaş döneminde, İngiliz hükümeti adına başkonsolos olarak atandığında tanıdı.
Yakın zaman önce de A Most Wanted Man’i araştırıp yazmak için oraya döndü.
Romanlarından bazıları filme  uyarlandı.
Bazıları, Köstebek, Arka Bahçe ve  The Spy who Came In From The Cold’dur.



OYUNCU SEÇİMİ SÜRECİ

Philip Seymour Hoffman, Hamburg’daki küçük bir terör karşıtı örgütün zeki lideri Gunther Bachmann’ı canlandırıyor.
Örgüt, yumuşak yaklaşımı ve uzun vadeye odaklanmasıyla Alman istihbarat toplulukları tarafından sevilmiyor.

Hoffman, neslinin en iyi oyuncularından biri. Ayrıca işine bağlılığıyla tanınıyor.

Bachman için, büyük empati geliştirdiği Bovell’la çalıştı.
Hoffman, “Bu film birçok şey hakkında. Örneğin ülkelerin terörizmle nasıl başa çıktığı gibi.” diyor.
“Ama aynı zamanda hep aynı şeyi yapıp aynı sonucu alan bir adam hakkında. Duramadığını hissediyorsunuz. Doğru olanı yapmaya çalıştığına inanıyor ve bence öyle de yapıyor ama dünya, onun kötü adamlarla ilgilenme yöntemini onaylamıyor.”



DERYA ALABORA

Filmin Türkiye’de izleyicilere en büyük süprizi ise ünlü tiyatrocu Derya Alabora’nın  da projede yer alıyor olması.
Almanya’da Die Fremde/Ayrılık filmine kendisini öneren Harika Uygur’a gelen email ile başlayan serüven, Alabora için projede yer alması için adım olmuş.

YÖNETMEN ANTON CORBİJN’LE ÇALIŞMAK

Corbijn’in dinamik film yapım tarzı sette olumlu ve enerjik bir ortam yarattı.
Egan şöyle diyor: “Anton’da fotoğrafçılıktan geldiği için bir uyanıklık hâli var. Sürekli olarak anı  yakalayan ve hikayeyi en ekonomik şekilde anlatan görsel bir dil arıyor.”
Corbijn’in olaylara hızlı yanıt verebilme yeteneği, Hamburg’da her gün pek çok farklı yere gidilmesi gereken bir çekimde çok işe yaramış. 
Egan şöyle diyor: “40 günde çekmek için fazla uzun bir senaryoydu.”

Malte Grunert: “Anton’un görsel dilinde çok pratik bir etkisi olan dolaysız bir tarz var. Bir tren istasyonunda çekimdeydik ve tren bekliyorduk. Yarım saat sonra trenin yandığını ve başka istasyona park ettiğini duyduk. Altı itfaiye arabasının yangını söndürmesini ve bize yeni tren verilmesini beklerken başka şeyler çektik.”


Kadrosu, yönetmenden oldukça iyi bahsediyor.
Hoffman:  “Anton muhteşem ve güzel bir insan. Müthiş bir sanatçı duyarlılığı var. Her şeye benzersiz bir şekilde bakar. Onun özel bir şey yapacağına güvenirsiniz. Ayrıca insanlara, istediklerini yapmaları için izin verir. 
Ondan yardım istersem elinden geleni yapar ama ayrıca yapmam gereken ne varsa yapmama da izin verir. Yolunuza çıkmaz. Hatta bazen hiç söylemeden ipleri elinize verir. 
Kocaman bir kalbi var. Sanat anlayışı keskin. İnsanlara güveni ise tam.”

Corbijn oyuncularına özgürlük ve yetki hissi vererek, sürecin tam olarak bir parçası olmalarını sağladı.

McAdams: “O harika, nazik ve olumlu biri. Her sahnenin sonunda mutlaka olumlu bir şey söyler ve oyuncunun egosunu okşar, ki bu bazen gereklidir. 
Çok nazik ve yaratıcı bir ortam. Güzellik ve estetik anlayışı inanılmaz. Olayları doğru şekilde görür. Hikayeyi zenginleştiren beklenmedik anları iyi yakalar.”

Corbijn, oyuncuların yorumu için her zaman imkan olduğunu söyleyerek doğaçlamayı teşvik eder.
Ancak sadece uygun olduğunda.
Bunu şöyle açıklar: “Her zaman sayfada yazanlara bağlı kalmam. Benden tecrübeli insanları daima dinlerim ama haksızlarsa onları dinlemem.”



A Most Wanted Man / İnsan Avı

Yönetmen: Anton Corbijn
Yapımcılar: Andrea Calderwood, Simon Cornwell, Stephen Cornwell, Gail Egan
Türü: Gerilim
Oyuncular: Rachel McAdams, Robin Wright, Philip Seymour Hoffman, Willem Dafoe, Derya Alabora
Yapım Yılı / Süre: 2014 / 121 dk.
İthalat / Dağıtım: Pinema



Filmin mümkünmertebe notu ::

Bir nevi, bulanık suda zıpkınla köpekbalığı avlamaya benzeyen; avcıyken av, avken de yeme dönüşebilecek bir meslek olan, 'casusluk' üzerine bir film A Most Wanted Man..

Filmin başrolü ve görünürdeki her şeyi olan 'rahmetli' Philip Seymour Hoffman'ın, bu son filminde de şahane oynadığını söylemenin pek bi anlamı olmasa gerek..

Tesettürlü bir Türk anneyi canlandıran Derya Alabora'nın ve bazı 'Alamancı' yapımlardan aşina olduğumuz Vedat Erincin ile Tamer Yiğit'in, rolleri küçük de olsa, bu filmde oynadıklarını zikredeyim..
Bu arada, bir ilk yaşadığımızı da sanıyorum; Türk karakterlerin de olduğu ecnebi bir filmde "Türkçe" konuşanların ne dediklerini tam olarak ilk defa anladık galiba..

Bu işin 'meslekten' gelen bir piri olarak- John le Carré'nin romanından yapılmış bir casusuluk filmi olur da zevkle izlenmez mi hiç?.
Öte yandan, filmin senarist ve yönetmenleriyle ilgili olarak bu zevkin düzeyinde inişler çıkışlar olması da normaldir tabii..
Yazarımızın bundan önceki roman uyarlaması olan Tinker Tailor Soldier Spy'da Tomas Alfredson'un gösterdiği üstün başarıyı, bu kez de yönetmen Anton Corbijn'in yinelediğine tanıklık ediyoruz..



Corbijn, kaliteli müzik videolarıyla tanınan, bundan önce yaptığı iki uzun metrajı [Control (2007) ve The American (2010)] ile de üst düzey işlerin yönetmeni izlenimini hafızalarımıza kazımayı başaran, Hollandalı bir fotografçı / yönetmen..

Bu türün ağır hastalığı olan, 'alabildiğine aksiyon' virüsüne -elbette le Carré'nin üslubuna binaen- bulaşmadan filmini kotaran yönetmen, kahramanlarının erdemleri ya da zaaflarıyla kendini gösteren 'insani' yanlarını önemserken; devletin güvenlik güçlerinin, bürokratlarının, bireyi küçümseyip yok sayan, o katılığını, nobranlığını ve hoyratlığını da -özellikle- vurguluyor.. 
  
  3.5 5


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...