27.09.2014

If I Stay / Eğer Yaşarsam


Gayle Forman’ın en çok satan romanı, New Line Cinema ve Metro-Goldwyn-Mayer Pictures draması If I Stay / Eğer Yaşarsam ile beyaz perdeye taşınıyor.

Filmin başrollerini Chloë Grace Moretz (“Carrie”, “Kick-Ass” filmleri), Mireille Enos (TV dizisi “The Killing”, “World War Z”), Joshua Leonard (“Higher Ground”), Jamie Blackley (“Snow White and the Huntsman”) ve Stacy Keach (“Nebraska”) paylaşıyor.  
   
Mia Hall (Moretz), hayatında karşı karşıya kalacağı en zor kararın Juillard’da müzik hayallerinin peşinden gitmek ile hayatının aşkı Adam’la (Blackley) beraber olmak için farklı bir yol izlemek arasında olacağını sanıyordur.
Fakat tasasız bir aile gezintisi olması gereken araba yolculuğu bir anda her şeyi değiştirir; şimdi Mia’nın hayatı pamuk ipliğine bağlıdır.

Pek çok şeyin açıklığa kavuştuğu bir gün boyunca ölüm ile yaşam arasında sıkışıp kalan genç kızın vermesi gereken tek bir karar kalmıştır ve bu karar yalnızca geleceğini değil, nihai yazgısını da belirleyecektir.


Filmde rol alan diğer oyuncular ve üstlendikleri roller şöyle: Mia’nın anne babası Kat and Denny’yi canlandıran Mireille Enos ve Joshua Leonard; büyükbabası rolünde Stacy Keach; erkek kardeşini canlandıran Jakob Davies; en yakın arkadaşı rolünde Liana Liberato; büyükannesi rolünde Gabrielle Rose; ve Hemşire Ramirez’i canlandıran Aisha Hinds.

R.J. Cutler’ın (“The September Issue”, “TV’s Nashville”) yönettiği filmin senaryosunu Forman’ın romanına dayanarak Shauna Cross (“Whip It”) kaleme aldı.
“If I Stay/Eğer Yaşarsam”ın yapımcılığını Alison Greenspan (“The Lucky One”); yönetici yapımcılığını ise Denise Di Novi, Forman ve Brad Van Arragon gerçekleştirdi.
Cutler’ın kamera arkası ekibi görüntü yönetiminde John de Borman (“An Education”), yapım tasarımında Brent Thomas (“The Big Year”), kurguda Keith Henderson (TV dizisi “Justified”) ve kostüm tasarımında Monique Prudhomme’dan (TV dizisi “Bates Motel”, “Juno”) oluşuyor.
Filmin müziğini Heitor Pereira (“Despicable Me” filmleri) besteledi.



Prelüd 

MIA: Hayatın bir an bir şeyken, bir anda bambaşka bir şey olması hayret verici değil mi?

Bazen siz seçimler yaparsınız, bazen seçimler sizi bulur.
İçine kapanık lise öğrencisi viyolonselci Mia için, bu bir anda olur.
Karlı bir havada araba gezisi, korkunç bir kaza; ve Mia sadece kendisinin yapabileceği bir seçimle karşı karşıya kalır; o günü Mia’nın belirleyici günü kılacak bir seçim.

New York Times’ın en çok satanlar listesindeki Gayle Forman’ın romanına dayanan “If I Stay / Eğer Yaşarsam”ın hikayesi böyle.
 Forman’ın kitabı sadece büyüleyici aşk hikayesiyle değil, genç bir kızın ölüm kalım savaşında bu dünya ile öteki taraf arasında sıkışarak imkansız bir seçimle —kalmalı mı, gitmeli mi— karşı karşıya kalışına cesur bir bakış sunarak, tüm dünyadaki Genç Yetişkin okurları avucuna aldı.

Beyaz perdeye uyarladığı bu filmle sinemaya giriş yapan belgesel yapımcısı, yönetmen R.J. Cutler, “Tek bir oturuşta okudum ve beni paramparça etti” diyor ve ekliyor: “Kitabın merkezindeki önerme —kimi seviyorsak oyuz— öylesine düşündürücü, öylesine dokunaklıydı ki o sayfalarla kurduğum derin bağı sinemaya aktarmam gerektiğini hissettim.”


Kitabın küresel hayranlarından biri de yapımcı Alison Greenspan’di.
Forman’ın romanının taslağını daha kitap yayımlanmadan önce okumuş olan Greenspan, Mia’nın iç çatışması ve ilişkilerinden eşit ölçüde etkilendiğini dile getiriyor: “Gayle’in gerek sesi gerek sevgiyle mücadele etmenin toyluğunu en gerçekçi haliyle anlatımı müthişti. Aile sevgisi, romantik sevgi ve kendini sevme… Gerçekten yüreğime dokundu.”

Cutler’ın vizyonu da Greenspan’i bütünüyle etkiledi.
Yönetmen, vizyonunu, görsel bir sunumla aktardı.
Sunum talihsiz müzisyenlerin etrafında dönen dünyanın, ayrıntılı müzik yelpazesini de yansıtıyordu.
“Kitabı okuduğumda filmi görmekle kalmadım, onu duydum da” diyor Cutler ve ekliyor: “Benim için çok açıktı.”

Greenspan, Cutler’ın, siyasetten modaya uzanan popüler kültür konuları işleyen, düşündürücü ve eleştirmenlerin beğenisini toplayan belgesellerine aşinaydı. Forman’ın malzemesi ile Cutler’ın onu doğal bir şekilde kavrayışının özel bir şeyi başlatacağı yönündeki içgüdüsünün sesini dinledi.

Sürecin vazgeçilmez parçalarından biri Mia’ya hayat verecek oyuncuyu bulmaktı.
Chloë Grace Moretz kitapta yer alan sevgiyle kaçınılmaz mücadeleyi, umudu ve trajediyi olduğu kadar, kitabın etrafında dönen Genç Yetişkin hayran diyaloglarını da ilgi çekici bulduğunu ifade ediyor: “If I Stay’in etrafında dönen müthiş bir enerji var; o kadar çok ergen ve Genç Yetişkin okur bu hikayeye bayıldı ki projeye dahil olmaktan heyecan duydum. Mia’ya ve onun yürek burkan çatışmasına hakkını vermeyi deneme fırsatını gerçekten istedim.”

Genç aktris sözlerini şöyle sürdürüyor: “İlk kez aşık olduğunuzda, her şeyiyle yenidir; kalbinizin o kişi için attığını dünyanın öbür ucundan duyabilirsiniz. Gayle’in kitabı bunu çok güzel bir şekilde tasvir ediyor ve sevginin, özellikle de bir felaket söz konusu olduğunda, farklı farklı güçlü yönleri ve zayıflıkları da beraberinde getirdiğini gösteriyor.”

Mia’nın dünyasının merkezi —aynı zamanda, yapacağı en kayda değer seçimin de öznesi— olan kişi erkek arkadaşı Adam’dır (Jamie Blackley).
Blackley şunları kaydediyor: “Gerçekten müthiş bir öykü. Bu iki insan birbirlerini buluyorlar çünkü müziğe duydukları tutkuyu paylaşıyorlar; ilişkileri incelikli ve karmaşık; bana çok hitap etti. Sonra, göz açıp kapayıncaya kadar, hiçbir uyarı olmadan her şey değişiyor. Birini tekrar görüp göremeyeceğinizi düşünmek ve her zaman vaktiniz olacağını sanarak söylemediğiniz her şeyi söyleyebilmek oldukça yoğundu.”


Popüler bir kitabın kimyasını olduğu kadar ruhunu da bir senaryoya aktarmak bir diğer kilit öğeydi.
Her ne kadar senarist Shauna Cross’un repertuarı büyük çoğunlukla sıradışı komedilerden oluşsa da, kendisinin kitaba bakışı ve yaklaşımı yapımcıları heyecanlandırdı.
“Shauna’nın havalı, titreşimli sesi ile Gayle’in hüzünlü mizacı arasında bir simya vardı” diyor Greenspan ve ekliyor: “Senaryo dokunaklı ve duygusal, ama yine de gerçekliğe dayanıyordu; Shauna’nın katkısı buydu.”

Yapımcı, daha en başından, Forman’ı da projeye yakınen dahil etmeye karar verdi. Cross yazarla yaratıcı işbirliği sürecinin hoşuna gittiğini söyleyerek, şunları kaydediyor: “Romanda pek çok katman var; eğlenceli, havalı ve canlandırıcı. Hayranlarının romanda aşık oldukları şeyi korumak istedim. Bazı şeyleri biraz değiştirmek zorundasınız, ama film hâlâ Gayle’in dünyası; ve içinde Gayle’in Mia’sı, Adam’ı, ebeveynleri ve dostları var.”

Tarzların birleşmesi verimli oldu. Filmde yönetici yapımcı olarak da görev alan Forman, “Bunlar, yıllardır zihnimde yaşamış olan, yakından bildiğim malzeme ve karakterler. Dolayısıyla, senaryoyu okurken veya sette izlerken, içimde o burkulmayı hissettiğimde, bana göre, kitabın duygusal içeriği beyaz perdeye başarılı bir şekilde aktarılmıştı.”
 Yazar şöyle devam ediyor: “Bence, muhteşem bir ekiple, gerçek bir sevgi ürünüydü. Alison çok destekleyiciydi; ve R.J.’le daha tanıştığım anda kitabı içselleştirdiğini anladım. Müziği, görselleri, aşk hikayesini ve karakterleri özümsemişti. Oyuncular da müthişti. Gerçekten dört dörtlük bir çalışma. Bence okurlar mutlu olacak.”

Cutler ise şunları ekliyor: “Kitabı okumuş olsanız da olmasanız da ‘If I Stay / Eğer Yaşarsam’, temel bir gerçeği irdeleyen duygusal bir yolculuğu işleyen bir aşk hikayesi: Yazgı bizi belirlemek de söz sahibi olabilir, ama aşk da öyle. Ve o aşk yüzünden yaptığımız seçimler her şeyi değiştirebilir.”



Eşlik 

MIA: Neden hayatımı darmadağın etmek üzereymişsin gibi hissediyorum?

ADAM: Biraz dağınıklığın kimseye zararı olmaz.

“If I Stay / Eğer Yaşarsam”da müzik, Mia Hall’un dünyasını bir arada tutan bağ dokusu.
Aynı zamanda, “hayattaki tutkularımız için bir metafor” diyor Cutler.
Mia’nın hayatı zengin bir müzik seçkisiyle bezeli olagelmiştir; çünkü evlerinde müzik daima önceliklidir.
Mia’nın babası öğretmen olmadan önce Nasty Bruises adlı punk grubunun davulcusudur.
Annesi, Mia’yı babasının gösterilerine bebek yaşlardan itibaren taşımıştır ve Blondie’nin Deborah Harry’si gibi kadınlara hayrandır.
Mia’nın erkek kardeşi Teddy, şimdiden iyi bir davulcudur; idolü ise Iggy Pop’tur.
Fakat Mia, Juilliard’da viyolonsel çalmak istemektedir ve onun kahramanları Yo-Yo Ma ve Beethoven’dır.

“Mia’nın ebeveynleri punk anlayışında, anı yaşayan ve hayatın dağınıklığını kucaklayan insanlar, ama Mia öyle biri değil; o, düzene ihtiyacı olan bir kız” diyen Cutler, şöyle devam ediyor: “Yapı ve şekle şiddetli bir ihtiyaç içinde. Viyolonsele bu kadar çekim duymasının, viyolonselle tanıştığı an onunla bağ kurmuş olmasının nedenlerinden biri de bu.”
Mia viyolonsel çalmaya sekiz yaşında, babasının ona sürpriz bir şekilde viyolonsel hediye etmesiyle başlamıştır ve o andan beri de enstrümanıyla ayrılmaz bir ikili olmuşlardır.


Greenspan, Chloë Grace Moretz’in Mia olduğunu düşündü.
Bu konuda, “Chloë’yle tanıştığımda, rol için doğru kişi olduğunu hemen hissettim” diyor.
Cutler da her zaman Moretz’la çalışmak istemişti ve aktrisin kadroya katılmasından büyük sevinç duydu.
 Moretz, Mia’yı “çok çekingen ve tatlı” olarak tanımlıyor ve şunları söylüyor: “Sıradan bir kız; herkes gibi hayatını yaşıyor sadece; adım adım bazı şeyleri çözüyor; güvensizlik gibi normal şeylerle karşı karşıya kalıyor, istediği okula girip giremeyeceğini merak ediyor. Herkesten farklı olarak ise, viyolonseliyle insanlarla olduğundan daha rahat hissediyor.”

Cutler ise başrol oyuncusu için şunları söylüyor, “Chloë filmin büyük bir kısmını sırtlandı ve işe her zaman son derece olumlu bir şekilde geldi. Her gün bunu getiren bir yıldızınız olduğunda, diğer herkes de aynısını getiriyor ve bu durum büyük fark yaratıyor. Chloë’nin profesyonelliğinden ve bu düzeyde performans sergilemesinden çok etkilendim.”

Mia’nın hikayesinin anlatılış biçimi, genç kızın hayatını ve ilişkilerini tartarken yaşadığı geriye dönüşler, Moretz’i daha da etkiledi: “Bu karakteri çerçevelemek için kullanılan yapı çok ilginçti. Hayatının farklı dönemlerinde oldukça geniş bir olay ve duygu yelpazesi yaşamayı gerektiriyordu. Bu boyutları irdelemek hoştu.”

Cutler’a göre ise, “Mia’nın ailesi ve arkadaşları onun varlığından habersiz olsa da, Chloë diğer karakterlerle elle tutulur bir bağ kurmayı başardı ki bu hakikaten kayda değerdi.”
Var ama görünmez olmak aktris için bir meydan okumaydı.
Moretz başarılı bir viyolonselciyi canlandırmanın fiziksel yönden de bir meydan okuma olduğunu söylüyor, özellikle de hayatı boyunca hiçbir enstrüman çalmamış olduğu için.
Moretz role hazırlanmak için klasik eğitim almış viyolonselcileri inceledi.
Bu konuda şunları söylüyor: “Viyolonselde çok yalın ve güzel bir şey var, çünkü viyolonselciler resmen enstrümanları aracılığıyla şarkı söylüyorlar. Her yay darbesinde nefes alışlarını duyabiliyorsunuz; ve parmaklarını yeni bir notaya her koyuşlarında, vücutlarının yeni bir parçası hareket ediyor.”

Aktris pek çok viyolonselcinin, enstrümanlarını çalmaya başlayana kadar, içlerine kapanık olduklarını fark ettiğini de belirtiyor:
“Gözlerimin önünde dönüşüm geçirmelerini izlemek büyüleyiciydi. Enstrüman aracılığıyla son derece canlı ve tutkulu oluyorlardı. Bu bana Mia’yı oynamada yardımcı oldu çünkü Mia viyolonseli vasıtasıyla konuşuyor.”

Cutler ise şunları söylüyor: “Chloë’nin çok güzel yaptığı şeylerden biri, henüz 17 yaşında bir viyolonsel virtüözü olmanın ne anlama geldiğinin özünü yakalamaktı. Performansı ikna edici ve o müzik aşkını yansıtıyor. İncelediği müthiş viyolonselcileri hakikaten perdeye taşıdı.”

Moretz’in “If I Stay / Eğer Yaşarsam”a başlamasından aylar önce, yönetmen, bir viyolonsel hocasından önce Skype aracılığıyla, sonra yüz yüze özel ders ayarladı. Cutler, ayrıca, Moretz’in —dünyanın neresinde olursa olsun— bir viyolonsele erişebilir durumda olmasını istedi.


Ve Moretz gerçekten de dünyanın her yerindeydi. Genç aktris şunları aktarıyor: “Yeni mekanlara gidiyordum ve her yerde beni bekleyen bir enstrüman oluyordu; Almanya-Leipzig’den, Louisiana’nın merkezine kadar… Otel personeli bana tuhaf bir şekilde bakıp, ‘Bayan, aşağıda sizin için bir viyolonsel var’ diyordu. Ama aslında sürekli olarak onunla yaşamak bir fark yarattı çünkü viyolonselciler için enstrümanları gerçekten de bedenlerinin bir uzantısı.”

Mia sadece on yıldır çalıyor olmasına rağmen, şimdiden harika şeyler başaracak gibi görünmektedir… ve sonra bir rock grubunun kendisi gibi yıldızı yükselmekte olan solisti ve kurucusuyla tanışır.
Bir gün okulda viyolonsel çalarken duyduğu utangaç kıza karşı koyamayan sıradışı rockçı rolünü Britanyalı aktör Jamie Blackley canlandırdı.
Cutler aktör için şunları söylüyor: “Jamie bizim için şarkı söylediğinde ayaklarımızı yerden kesti. O ve Chloë birlikte okuma yaptıklarında ise hepimizin gözleri yaşardı. Ortak hissimiz şuydu: Adamımızı bulduk.”

Greenspan de şunu ekliyor: “Büyük çıkışını Londra’da, müzikal anlamda çok sıkı olan  ‘Spring Awakening’le yaptığını biliyordum. Ama canlandırdığı karakterle şarkı söyleyişini dinlemek ve Chloë’yle etkileşimini izlemek inanılmazdı —odadaki elektrik elle tutulur derecede somuttu.”

Blackley yıldızı parlamakta olan bir müzisyen karakterine bürünme —mikrofon ve gitarla sahneye çıkma— fırsatına karşı koyamadığını belirtiyor ve “Bir süreliğine rock yıldızı olmanın hoş olacağını düşündüm” diyor gülümseyerek.


Cutler ise şunu söylüyor: “Adam karakteri yaşının üstünde bir yeteneğe sahip ve önü açık; bence Jamie de öyle. Müthiş bir aktör; kendini işine yüzde yüz veriyor. Seçmelere geldiği için şanslıydık.”

Greenspan de talihli olduklarını düşünüyor: “Kadınlar güçlü ile hassasın birleşimi olan erkeklerden hoşlanırlar. Jamie de yakışıklılığın ve güzel duyguların mükemmel bir karışımı. Anında Adam’a dönüştü.”

Adam ve Mia aynı ortamlarda gezinmiyorlar.
Adam süper havalı. Mia ise… öyle değil işte.
Fakat Adam, Mia’yı prova yaparken duyunca, dinlediği ruh dolu müzik onu öylesine büyülüyor ki sesin nereden geldiğini mutlaka bulmak istiyor.
“Mia bir ilham perisi gibi. Adam önce onu görmüyor bile; kendini onu bulmaya mecbur hissediyor sadece” diyor Cutler.

Moretz ise şunları söylüyor: “Mia’yla ilk buluştuğunuzda, sahip olduğu tek şey viyolonseli ve Juilliard hedefi. Hiçbir erkek bunun önüne geçemez. Ama Adam içeri giriyor ve Mia’nın dünyasını altüst ediyor. Nasıl desem? Karşısında ilah gibi bir erkek var: Seksi, şarkı söyleyen, gitar çalan… ergenlik çağındaki kızların rüyası olan bir erkek.”

Adam, duyduğu müzik tamamen başka bir tarzda olsa da, Mia’nın çalışını izlemekten kendini alamaz, çünkü Mia’nın kendini serbest bıraktığında gerçekte nasıl biri olduğunu sezer.

Blackley, “İlk başta onları gerçekten bir araya getiren şey müzik. Adam müziğe tutkuyla bağlı ve Mia’nın da öyle olduğunu görebiliyor. Birisinin bir şeyde iyi olmasının ya da bir şeyi önemsemesinin akıl almaz derecede çekici olduğunu düşünüyorum. Bu, hem Adam hem Mia için de geçerli çünkü müzikleri sayesinde birbirlerinin tutkusunu görebiliyorlar ve bu onlar için oldukça heyecan verici.”

Moretz da bunun ilk görüşte aşk değil, ilk duyuşta aşk olduğu konusunda hemfikir: “Mia müziği varlığının özünde hissediyor; tıpkı Adam’ın da hissettiği gibi; ve bu sarhoş edici bir şey. Çok farklı olmalarına rağmen, aralarında tutkulu bir bağ oluşmasının; birbirlerine böylesine hızlı ve derinden aşık olmalarının nedeni işte bu.”

Blackley ve Moretz daha en başından profesyonel anlamda karşılıklı hayranlık duydular.
Moretz “Birlikte sahnelerimizi çekmek büyük bir zevkti, çünkü Jamie müthiş bir aktör. İlişkimiz organik ve doğal göründü” diyor.
 Bir süredir Moretz’in hayranı olduğunu belirten Blackley ise şunu ekliyor: “İyi anlaşmamızın ve bol bol gülmemizin faydası oldu. Chloë’yle çalışmak gerçekten harikaydı.”

Mia ve Adam müziğin farklı kulvarlarından gelseler de, ortada bir yerlerde buluşmaları mümkün olur.
Bunun büyük ölçüde nedeni, Mia’nın, kendi kızlarından çok Adam’ın müzik zevkiyle uyuşan ailesidir.

Blackley bunu şöyle açıklıyor: “Adam’ın gerçek anlamda bir aile hayatı yok; dolayısıyla, ailece bir akşam yemeği için ilk kez Mia’nın evine gittiğinde daha önce hiç yaşamadığı türde bir şey deneyimliyor. Bence Mia’yı onlarla gördüğünde, daha en başından itibaren, onun kendini neden bu kadar iyi anladığını kavrıyor.”


 Mia’nın rahat annesi Kat’i Mireille Enos canlandırdı.
Annelik görevini yerine getirmek için kocasının peşinde konser izleyiciliğini bıraktığından beri bir seyahat acentesinde çalışan Kat, hâlâ eşinin eski grup üyelerinin katıldığı partiler vermektedir.
“Damarlarında müzik akıyor ve onları harekete geçiren şey bu. Çekimlerden önce punk rocka çok aşina değildim, ama rol için araştırma yaparken, aslında hoşuma gittiğini fark ettim” diyor Enos.

Aktris şöyle devam ediyor: “Mia’nın ebeveynlerinin karşı kültür olması, şimdi de Mia’nın onların dünyasına karşı kültür olması ilginç. Adam da Mia’nın anne babasının karşı kültürünün farklı bir versiyonu. Yani, döngü devam ediyor.”

Mia’nın, aile büyümeye başlayınca yetişkinlere uygun bir iş olarak öğretmenlik yapmaya başlayan, ama yüreğinde hâlâ punkçı olan babası Denny’yi Joshua Leonard canlandırdı.
Aktör, Pennsylvania’nın küçük bir banliyö kasabasında bu tür müziği dinleyerek büyüyen bir avuç asi çocuktan biri olduğunu söyleyerek, punkçı geçmişini açığa vuruyor.
Filmin gerçekçiliğinin daha en başından kendisini nasıl etkilediğini ise şöyle aktarıyor: “İlk gün filmin açılışındaki, ailece mutfakta olduğumuz sahneyi çektik. R.J., fonda Richard Hell’in ‘Blank Generation’ını çaldı; bu şarkı ailenin nasıl bir ritmi benimsediğini yansıtan bir punk klasiğiydi —bana gerçekçi gelen o ayrıntılardan biriydi bu. R.J. tişörtlere varana dek tam bir punk kimliği yarattı. Feci zeki ve harika bir insan.”

Bir şarkı yazarı ve bateristi oynasa da, Leonard daha önce hiç bateri çalmamıştı; bu yüzden, bir bateri seti kiraladı ve özel ders aldı.
Babası gibi baterist olan, ailenin en küçük üyesi Teddy’yi ise Jakob Davies canlandırdı.
Davies de rolü için bateri dersi aldı.
“Gerçekten doğal bir yetenek, çok dürüst ve samimi” diyor Cutler.
Gerek Enos, gerek Leonard, birbirlerine olan bağlılıkları sayesinde sıkı kenetli bir aile oluşturmuş bu havalı anne babaya ilgi duyduklarını ifade ediyorlar.
Leonard şunları söylüyor: “Kat ve Denny’yle ilgili en sevdiğim şeylerden biri kendi umutlarının ve hayallerinin olması. Çocuklar biraz beklenmedik zamanda gelmiş ama onları bütünüyle kucaklamışlar. Hiç pişmanlık yok. Kat ve Denny anne baba olmayı seviyor”.


Enos da şunu ekliyor: “Birbirlerini seviyor ve destekliyorlar; Mia’yı da daima sevmiş ve desteklemşler, özellikle de müzikle ilgili hevesinde. Bu sevgi ve destek ona verdikleri gerçek hediye. Hayatta başarılı olmak için ihtiyaç duyduğu en önemli şey.”
“Bzen, bir yönetmen olarak, muhteşem oyuncuların performansını izleme deneyimi yaşar ve kendi kendinize, ‘Söylenecek bir şey yok, ama bunu izleyebilmek ne büyük bir ayrıcalık’ diye düşünürsünüz” diyor Cutler.

Denny’nin babası Büyükbaba rolünü üstlenen Stacy Keach, hikayeyi ilham verici buldu.
Greenspan, Büyükbabayı “Mia’nın Obi-Wan Kenobi ruhani rehberi” olarak tanımlıyor ve Keach’in kadroda olmasından duyduğu mutluluğu dile getiriyor.
Cutler ise aktör için, “Müthiş etkileyici. Mia’yla ilişkisi çok dokunaklı; bazen gerçek olmadığını hatırlamak için kendimi çimdiklemem gerekti” diyor.

Keach, Büyükbabayı şöyle tasvir ediyor: “Bir çiftlikte büyümüş, çok çalışkan bir adam.  Özü sözü bir. Bazen huysuz ve sabırsız olabiliyor ama özünde cömert ve sevgi dolu bir insan.”

Büyükbabanın dünyası müzik etrafından dönmez. Fakat torununu sever ve onun yeteneğinin farkındadır.
“Büyükbabanın hiçbir sanat becerisi yok. Bu yüzden de, oğlunu istediği şeyi yapması için hiç cesaretlendirmemiş” diyor Keach ve ekliyor: “Denny’ye ihtiyaç duyduğu duygusal desteği asla vermemiş. Sanırım Mia’nın müzikal yeteneğinin bunu telafi etmesi için bir fırsat olduğunu düşünüyor.”

Mia’nın yakınındaki diğer insanlar arasında, mizacıyla onu hep neşelendiren en yakın arkadaşı Kim (Liana Liberato); ve hayatındaki bütün önemli olaylarda yer almış olan, anne babasının en yakın dostları Willow ve Henry Lauren (Lee Smith ve Adam Solomonian) bulunmaktadır.
Mia bu dünya ile öteki dünya arasında sıkışıp, eski anıları yâd ederken ve ilişkilerini düşünürken, hemşire Ramirez (Aisha Hinds) genç kızın bedensel varlığını korumaya ve onun savaşma azmini güçlendirmeye kararlıdır.
 Greenspan, “Böylesine inandırıcı bir şekilde kaynaşan bir oyuncu kadrosuna sahip olduğumuz için çok şanslıydık. Bu sıradışı aileye gerçekten yürekten bağlanıyorsunuz” diyor.
Cutler ise şunu ekliyor: “Bu insan grubunun genetik olarak bağlantılı olmadığına inanmak zor çünkü çok doğal bir uyum içindeler. Bu aileyle zaman geçirdiğinizde, Mia’nın çok önemli kararı için bazı şeyler çok karmaşık bir hâl alıyor; özellikle kendine, The Clash’in sözlerindeki şu soruyu sorduğunda: ‘Gitmeli miyim, yoksa kalmalı mıyım?’”



Geçiş Müziği

ADAM: Önümüzdeki sene yılbaşını birlikte geçireceğimize söz ver. Sen nerede
olursan ol, ben nerede olursam olayım.

MIA: Farklı yerlerde olsak bile, sen yine de benimle olacaksın.

“If I Stay / Eğer Yaşarsam” sonbahar ve kış döneminde Oregon-Portland’ın yerine geçen Vancouver’ın içinde ve çevresindeki gerçek mekanlarda çekildi.
Cutler hikaye örgüsünün iç içe geçmiş iki anlatım düzlemini yansıtacak iki çok belirgin tarzdan oluşan vizyonunu hayata geçirmeleri için görüntü yönetmeni John de Borman ve yapım tasarımcısı Brent Thomas’tan yardım aldı: Mia’nın Adam’la ve viyolonseliyle aşk ilişkisini anlatan geçmiş anıları ve kazanın gerçekleştiği günümüz.

“John de Borman bu filmde pek çok açıdan formunun zirvesindeydi. Mia’nın geçmiş anılarının zengin renk paleti, adeta tek renkli olan şimdiki zamanla büyük bir zıtlık içindeydi. Bu, benim tam da kafamda hayal ettiğim şeydi” diyor yönetmen.

Ara ara yer verilen şimdiki zaman, Mia’nın fiziksel kısıtlılıklarıyla uyumlu, kopuk bir atmosfer sunuyor.
“Şimdiki zamanda, Mia beden dışı bir deneyim yaşıyor. Bu olguyu tümüyle kabulleniyorum. Daha fazlasının olmadığını söylemem mümkün mü?” diyen Cutler, bu fenomeni yansıtmadaki stratejisini belirlerken konu hakkında çok şey okuduğunu vurguluyor.
Greenspan ise, “R.J.’in bana söylediği ilk şeylerden biri filmin görsel efektler merkezli olmasını arzu etmediğiydi. Duvarların içinden geçen bir karakter istemedi. Olabildiğince gerçekçi ve duygusal bir karakter istedi” diyor.

De Borman bunu başarmak, Mia’nın soyutlanmışlığını hissettirmek için uzun lensler ve yüzeysel alan derinliği kullandı.
Mia’nın bakış açısını yansıtmak için bir başka araç da Steadicam (sabit kamera) kullanımıydı.
Böylece, izleyiciler Mia’nın hastanede bir insanın yapmasının mümkün olmadığı şekilde gezindiğini hissedeceklerdi.
Cutler’ın favori sahnelerinden biri Mia’nın tüm ailesi ve arkadaşlarının, doktor ve sosyal görevliden Mia’nın durumunu ilk öğrendikleri andı.
“Sahneye süzülerek geliyor ve tüm olayı belirli bir bakış açısından izliyorsunuz, ama ilk başta bunun kimin bakış açısı olduğunu bilmiyorsunuz.”

Cutler, Mia’nın görülmeden izlediği ve tepki verdiği, kaza sonrası tek renkli şimdiki zamanda, yalnızca belirli tek bir canlı rengin baskın olasını şart koştu: Kazadaki kırmızı kan, hastanedeki mavi tonlar gibi.
Korkunç kazanın sonrasında drama ilerlerken, hastane birincil mekan oluyor. Thomas ve tasarım ekibi seti Coquitlam’da terk edilmiş bir tıbbi tesis olan Riverview Hastanesi’nin psikiyatri servisine kurdular ve alandaki dört ayrı mekanı bütünleşik tek bir birimmiş gibi gösterdiler.


Ekip, genel tasarımda, gerçek dünya ile Mia’nın arada kalmış varlığının arasındaki bariyeri temsil etmek için cam ve yansımalarla bolca oynadılar.
Ayrıca hastanedeki geçiş sekanslarını da tasarlayan Thomas, bulduğu ilginç bir fotoğrafa dayanarak Mia’yı cam bir geçitte yürüttü.
Bu sahne, yönetmen için Mia’nın burası ile orası arasında sıkışıp kaldığını net bir şekilde yansıtma olanağı sundu.
Thomas, kamera çalışmalarına paralel olarak, renkleri de kullandı: İzleyiciye şimdiki zamanda olduğunu işaret etmek için soğuk tonlardan; Mia’nın kaza öncesi anıları içinse renk skalasının tüm renklerinden yararlandı.

Mia’ın anılarında sürekli olarak görünen önemli setlerden biri de eviydi.
Thomas, Vancouver’ın hemen dışındaki New Westminster’da bir yapı buldu. “Görüntüyü hakiki ve özgün kılmak önemliydi; yapay durmamalıydı” diyor tasarımcı.
Değişim yaratan seçimler temasını pekiştirmek için, evin başlangıçtaki görüntüsü, Kat ve Denny’nin geçişler yaşamasıyla birlikte evrim geçiriyor. Fakat, ölüm ve değişim için öngörüsel bir simge olarak tekrar tekrar öne çıkan renk mordu. “Onu derhal görüyorsanız, karenin merkezinde; örneğin, Mia’nın evini ilk gördüğümüz sahnede, evin ön kapısı” diyor Thomas.

 Gayle Forman eve ilk adım attığında yaşadığı yoğun duygu seline hazırlıklı değildi. “Ağladım. Kendimi tutamadım; öylesine mükemmeldi. Ailenin tuhaf dinamiği bütünüyle oradaydı. Bu yer önceden sadece benim kafamın içindeyken, şimdi oradaydı; içinde duruyordum” diyor yazar.

Cutler’ın buna yanıtı şöyle: “Gayle’in orada olması bir onurdu. Bu durum, ayrıca, bizim onun beynine girmemize fırsat sağladı. Kendisi o dünyaya hayat veren kişi; dolayısıyla, onun gözünde doğru yeri yaratmak harikaydı.”

Cutler, genel olarak, hikayenin Mia’nın gözünden anlatıldığı yönündeki merkezi konsepti tüm ekibine işledi.
Mia’nın çok baskın anılarından biri, San Francisco’da Juilliard seçmelerine katılmasıydı.
Vancouver’ın tarihi Orpheum konser salonu kurgusal Jolari Hall’un yerine geçti.
Mia, seçmelerde, Camille Saint-Saëns’in “La minor, Op. 33 Viyolonsel Konçertosu”nu hayatında hiç çalmadığı kadar iyi çalar; bu, acı tatlı bir durumdur çünkü müthiş bir sevinç ile kendisini Adam’dan daha da uzaklaştıracak bir yola doğru yeni bir başlangıç arasında kalmasına neden olur.

Mia’nın klasik müzik sahneleri için, gerek Moretz gerek kendisinin foto dublörü viyolonselci Haigan Day, performans sırasında kaydedildi ve daha sonra post prodüksiyon sırasında iki kayıt birleştirildi.
Sanat departmanı, Cutler’ın yönetiminde, Orpheum konser salonunun tavanına dijital olarak yerleştirilen yeni bir oval tavan mozaiği tasarladı.
Akılda kalıcı imaj, daha sonra, Adam’ın Mia için duygularının derinliğini gösteren bir anda yeniden kullanıldı.
Öncesinde, Adam ilk randevularında Mia’yı idollerinden biri olan ünlü viyolonselci Alisa Weilerstein’i izlemeye götürür.
Bu sahne British Columbia Üniversitesi Chan Centre’da çekildi.


Mia, Juilliard hayalinin peşinden giderken, Adam da kendi hayalini kovalar ve grubu Willamette Stone popülarite kazanmaya başlar.
Grubun gösterileri hem Vancouver mekanlarını dekore etmeyi hem de kalabalık sekanslar sahnelemeyi gerektirdi.
Kulüp sahneleri grubun yükselişini gösterdiği için, mekanlar ve boyutlar da bunu yansıttı.
 “Mia’nın Adam’ın performansını ilk kez izlediği kulüp aslında bir kulüp değil, eskiden restoran olan bir yerin derme çatma mutfağıydı; oradan bu noktaya getirdik” diyor Thomas.

Cutler, müzikal sahnelerin düzenlemesi için, tiyatro günlerinden beri birlikte çalıştığı John Carrafa’ya başvurduğunu belirtiyor: “Gerek grubu gerek izleyicileri sahnelemekte harika bir iş çıkardı. Bence kalabalıklar öylesine sahici ki o alanlarda olduğunuzu gerçekten hissediyorsunuz.”

Cutler ve müzik ekibi küçük bir kulüpten Juillard’daki konser salonuna, rock olsun klasik olsun, tüm müzikleri mekanla organik bir bağ hissi verecek şekilde düzenlediler.

“İster Adam’la küçük bir kulüpte olun, ister Mia’yla Juillard’da büyük güzel bir salonda, gerçekten orada olduğunuzu hissetmeniz bizim için çok önemliydi” diyor yönetmen.
Film ilerledikçe, Adam'ın grubunun başarısı büyür ve nihayetinde onları, Vancouver’ın büyük, popüler alternatif rock kulübü Rickshaw’da çekilen, önemli bir performans sergileme noktasına ulaştırır.

Cutler, “Tüm departmanlarım -sanat, ışık, kostüm, figüran seçimi- bu hikaye gelişimini göstermek için beraberce çalıştı ve bence müthiş bir iş çıkardılar.”

Özellikle bir Willamette Stone gösterisi sadece Adam’ın grubu için değil Mia için de önemli bir dönüm noktasıydı.
Cadılar Bayramı’nda geçen, Cobalt gece kulübünde çekilen bir sahnede, Mia ilk kez kendini serbest bırakıp, çeşit çeşit kostümler giymiş coşkun kalabalığın içinde tek başına dans eder.
Bir kez olsun, Adam’ın havalı dünyasında kendini dışarıda kalmış gibi hissetmez.

Greenspan, “Cadılar Bayramı konseri Mia’nın gerçekten kendini bulduğu yer. Sebebin giydiği seksi kostüm olduğunu sanıyor, ama aslında onu sarsıp kendine getiren şey Adam’ın sahnedeki performansı. Saçlarını açmasına neden olan şeyin bir tür yapay araç değil de, Adam’ın müziğine bağlantısı olmasını sevdim. Konu Mia’nın nasıl göründüğü değil; Adam’ın sevdiği Mia olması. İlişkilerinin doruk noktası bu” diyor.

Adam’ın dönem kostümü, Mia’nın en sevdiği besteci olan Beethoven’a bir göndermeydi.
Kostüm tasarımcısı Monique Prudhomme, Mia’nın kostümünü de hem günlük görünümünden ve güvenli alanından çok farklı hem de annesiyle aralarında hoş bir bağ yansıtacak biçimde tasarladı.
Prudhomme kostümü belirli bir rockçıya dayandırmamış olsa da, şunu kabul ediyor: “Blondie’nin dünyasından esinlendim: Beyaz porselen bebek tarzı küt kesimli bir peruk, leopar desenli bluz, kenarlardan tokalı çok kısa etek, file çorap ve süper yüksek topuklu, kırmızı, sahte timsah ayakkabılar. Görüntüsü annesinin kulüplere gittiği zamanki hâline benzedi. Anne kız bu kıyafeti beraberce, Kat’in geçmişinden bir araya getirdiler; dolayısıyla, aslında Kat’in dolabından çıkmış gibi görünmesi gerekiyordu.”

Öte yandan, Mia’nın gardırobunda çok sade, zahmetsiz bir basitliği yansıtan, annesinin renkli gardırobuna kıyasla neredeyse nötr kıyafetler bulunmaktadır. Moretz’in kaza ve sonrasında hastane için kostümü olan tiril tiril bir bluz ve dantel bir balerin eteği iki dünya arasındayken de üzerindedir.
Bunlar dünya dışı bir hafiflik ve şeffaflık hissi yaratacak şekilde tasarlandı.

Blakeley’nin gardırobu Adam’ın bir erkek ve müzisyen olarak reşit oluşu sırasındaki ince değişimi yansıtacak şekilde hazırlandı.
Ancak, Adam’ın en belirgin ve ele veren aksesuarı gitarıydı: Canlı performans sahneleri için bir Fender Jaguar elektronik gitar ve akustik şarkılar için bir Fender Guild akustik gitar.

Mia’nın filmdeki viyolonseli Vancouver’lı yerel bir enstrüman yapımcısı olan Ian Moar imzalı, modern bir Romen modeli.
Moar enstrümanın üst ve arka kısmını değiştirdi ve ardından antika bir görünüm vermek için enstrümana çok katmanlı, yağlı bir cila sürdü.
Buna ek olarak, aktris için hazır bulundurulan, küçük 7/8 boyutunda bir Moar viyolonsel hazırlandı.
Bu, Moretz’e mükemmel uyan, çok sıradışı ve bulunması zor bir enstrümandı.

Prudhomme’un Mia’nın anne babasını hem gençliklerinde punkçı hem de yaklaşık yirmi yıl sonra kendilerini çocuklarına adamış, ailelerini geçindirmek için uğraşan ebeveynler olarak giydirmesi gerekiyordu.
“Görünümleri eski hallerinin ve sonradan oldukları, daha dizginlenmiş ama hâlâ eğlenceli ve geleneklere aykırı kişiliklerin bir bileşimi: Son yirmi yılın sıradışı moda trendlerinin bir harmanı. Bu kostümlerin aynı zamanda Adam’ın grubundakilerden ve şimdiki kesimlerden farklı olması gerekiyordu” diyor tasarımcı.
 Daha duygusal kostüm seçimlerinden biri Gayle Forman’ın kocasının punkçı olduğu günlerde giydiği eski bir deri ceketti. Giysi Joshua Leonard’ın Nasty Bruises’ın bateristi olduğu dönem için giymesi amacıyla Brooklyn’den kargoyla gönderildi.



Final

ADAM: Sekiz yaşındayken, Ramones’in “I Wanna Be Sedated”ı çaldığı bir video izledim. Kafam patlamış gibi hissettim. Ve, “Gitar çalmayı öğrenmeliyim” dedim.

“If I Stay / Eğer Yaşarsam”, Beethoven’ın bir viyolonsel sonatıyla açılıyor ve aralarında Zoltan Kodaly, Bach, Buzzcocks, Beck, Sonic Youth, Blondie, Iggy Pop ve The Dandy Warhols’un da bulunduğu geniş bir yelpazedeki müzisyenlerin eserlerine yer veriyor.

Cutler, “Müzik, bu filmde başlı başına yadsınamaz öneme sahip bir öğe. Bu benim için  muhteşem bir fırsat yarattı. Müzik yapan ve şarkı söyleyen insanlarla ilgili bir hikaye sunmak anlatımı pek çok farklı şekilde pekiştirmenize olanak tanıyor. Şarkı sözlerinin içeriği, performansın doğası ve sahnenin kendi atmosferiyle çalışıyorsunuz. Doğru müzik parçasını bulduğunuzda ve her şeyi doğru şekilde bir araya getirdiğinizde tüm düzeylerde işlevsel şeyler yakalamak hakikaten heyecan verici” diyor.

Cutler, daha en başından, oyunculara karakterlerinin dinleyeceği parçaların yer aldığı MP3 çalarlar vererek müzikal tarzı oluşturdu.
Yönetmen bunun nedenini “Onları sevdikleri müzikler tanımlıyor” diyerek açıklıyor.

Moretz hem klasik türde eserler, hem de Nirvana’nın “Unplugged”ı gibi klasik enstrümanlara yer veren çağdaş parçalar dolu bir MP3 aldı.
Cutler, ayrıca, Mia’nın büyürken dinlediği, Kat ve Denny’nin favori müziğinden birçok şarkıcı ve gruba da yer verdi: The Clash; Iggy Pop; David Bowie; Elvis Costello; The Smashing Pumpkins; Pearl Jam; ve Mia’nın çevresindeki dünyada olması muhtemel, Pasifik-Kuzeybatı merkezli daha çağdaş müzikler.


Blackley’nin dinleme listesi Moretz’inkiyle örtüşüyor ama daha az klasik ve daha çok Punk ve Grunge tarzına dayalı.
Enos ve Leonard’ın listesi Kat ve Denny’nin gençliğinden müziklerle doluydu: Punk; New Wave; Grunge ve Grunge etkisi taşıyan epey çok parça.

Cutler müzik amiri Linda Cohen ve filmin bestecisi Heitor Pereira’yla da yakın bir çalışma içindeydi.
Adam’ın grubunun seslendireceği beş şarkıyı ararken yüzlerce şarkı dinlediler- bunlardan bazıları kendileri için yazılmıştı; bazıları ise müzik gruplarının hiç kaydetmemiş olduğu şarkılardı.

Adam’ın Willamette Stone’u etkileyen müzikal kökleri, Ramones’e dayanıyor. Cutler’ın grup için seçimlerini belirleyen çıkış noktası buydu.
Yönetmen bu konuda şunları kaydediyor: “Adam’ın grubunun müziği, içinde müthiş tutku barındıran ve punkla arasındaki bağı belirli bir coşkuyla ortaya koyan, bir tür yeni rock ‘n’ roll. Grup Portlandlı olduğu için, elbette, grunge’la da bağlantılılar, yani popla da bir ilişkileri var. Gerçekten seslerin harika bir karışımıydı. Ve Jamie ile grubu bunu çok başarılı bir şekilde hayata geçirdiler.”

Blackley ve Willamette Stone’un diğer üyeleri -Ben Klassen, Ran Stephenson, Tom Vanderkam, ayrıca Adam’ın arkadaşı Liz rolünde klavyeci Ali Milner- şarkıları prova etmek ve gerçek sahnelerin playback’i için kayıt yapmak üzere Toronto’ya çekimlerden haftalar önce geldiler.
 Blackley, “Sahneye çıkıp saçlarınızı dağıtmak ve kafa sallamak eğlenceli. Çılgınca ve tam bir adrenalin bombası” diyor gülümseyerek.

Genç aktör gerçek hayatta da gitar çalıp şarkı söylediği halde, Gorillaz grubunda çalmış olan Simon Tong’dan ders alarak kendini geliştirdi.


Blackley’nin ilk müzik performansı Mia’nın evinde bir İşçiler Günü partisinde yer alan kritik bir sahneydi.
Mia’nın geriye dönüp baktığında en sevdiği gün olarak hatırladığı bu sahne, Blackley’nin de favorilerinden biriydi.
O sahnede, Adam ve grup arkadaşları Mia’nın babası ve müzisyen arkadaşlarıyla birlikte Mia’ların arka bahçesinde, bir ateşin etrafında gitar çalıyorlar.
Blackley, “Bunu çekmek gerçekten eğlenceliydi çünkü müzik üzerine çok çalışmıştık” diyor.
Adam, Mia’nın viyolonselini getirip genç kızı doğaçlama müziğin içine çeker; böylece Mia ve Adam ilk kez nihayet birlikte çalarak Mia’nın klasik müziğiyle Adam’ın müziğini harmanlarlar.

 “Çok simgesel. Adeta yaşamlarının tüm yönlerini iç içe dokuyorlar” diyor Moretz.
Forman ise şunu ifade ediyor: “Mia’yı viyolonsel çalarken ya da Adam ile Mia’yı beraberce müzik yaparken organik olarak gerçekten izleyebilmek, kitapta ya da benim kafamda olabileceğinden milyonlarca kez daha güzeldi. Bence müzik, izleyicileri hakikaten etkileyecek.”

İki dünya arasında olduğu sırada geçmişini incelerken ve Adam’la ilişkisindeki karmaşık dönemeçler üzerine düşünürken, Mia’nın anılarında şarkılar mihenk taşı oluyor.
Moretz, “R.J.’in müziği bu filmin her yönüne sindirişi gerçekten harika. Aşk hikayesini duyabiliyorsunuz; şarkılar bu aşkı bütünüyle içine alıyor” diyor.

Cutler ise sözlerini şöyle noktalıyor: “Birbirlerine deli gibi aşık ve aralarında hakiki bir bağ bulunan bu iki insan sırf tam anlamıyla kendileri olmayı seçtikleri için birbirlerinden kopabilirler. Hayat dağınık bir şey. Tek bir yol yok. Size sakladığı sürprizlerden gelen tüm o mutluluk ve yine o sürprizlerden gelen tüm trajediler hayatın bir parçası. Adam’la yolculuğunda Mia’nın öğrendiği şey çok değerli ve nihai kararı vermesine yardımcı oluyor.”


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...