7.10.2014

Dracula Untold / Dracula: Başlangıç


“Bazen dünyanın yeni bir kahramana değil, bir canavara ihtiyacı olur” 

Dünya’nın sinemada Dracula’yla tanışması ve izleyicileri ilk kez büyüsü altına almasından neredeyse yüzyıl kadar sonra türe öncülük eden stüdyo, canavarlar çağının heyecanlı yeniden doğuşunu ilan eden bu aksiyon-macerada, efsanenin en büyüleyici figürlerinden birini yeniden uyandırıyor.

Dracula olarak korktuğumuz çekici ölümlünün başlangıç hikayesini anlatan filmde Luke Evans (Hızlı ve Öfkeli 6, Hobbit serisi), tarihin Kazıklı Voyvoda olarak tanıdığı lanetli adamı gecenin tüm güçlerine sahip bir yaratığa dönüştürüyor.

Yıl 1462..
Savaşlardan yorgun düşmüş Transilvanya, Eflak Prensi III. Vlad ve sevgili karısı Mirena’nın (Sarah Gadon) adil ve dürüst yönetimi altında, uzun bir barış döneminin keyfini sürmektedir.


Birlikte ülkelerine barış getirmişler ve halklarına özellikle de küresel hakimiyet peşinde, sürekli yayılan bir güç olan Osmanlı İmparatorluğu’na karşı iyi bir korunma sağlamışlardır.

Ama Sultan II. Mehmed (Dominic Cooper), Eflak’tan, Vlad’ın oğlu Ingeras’ın (Art Parkinson) da dahil olduğu 1000 erkek çocuğun ailelerinden koparılarak ordusunda çocuk askerler olmalarını istediğinde, Vlad’in bir karar vermesi gerekmektedir.

Ya kendisinden önce babasının yaptığını yapıp, oğlunu sultana verecektir ya da  Türkleri yenmek için bir canavarın yardımını isteyerek, ruhunu da köleliğe mahkum edecektir.


Vlad, Broken Tooth dağına gider ve iğrenç bir şeytanla (Charles Dance) karşılaşarak, Faust tarzı pazarlığa girişir.
Bu pazarlık prense 100 adam gücü, kayan yıldızın hızını ve düşmanları ezmeye yetecek bir güç verecek; insan kanı içmeye karşı olan susuzluğu ise doymak bilmeyecektir.
İçtiğinde de hayatının geri kalanında sadece insan kanıyla beslenerek ve sevdiği her şeyi yok ederek karanlığa girmeye zorlanacaktır.

GARY SHORE, ilk sinema filminin yönetmenlik denemesinde, MATT SAZAMA & BURK SHARPLESS’ın yazdığı senaryodan Dracula Başlangıç’ı çekmiştir.

Yönetmen Shore’a kamera arkasında birinci sınıf film yapımcılarından oluşan bir ekip eşlik etmiştir.
Yapımcı MICHAEL DE LUCA (Captain Phillips, gelecek film Fifty Shades of Grey), görüntü yönetmeni JOHN SCHWARTZMAN (The Amazing Spider-Man, gelecek film Jurassic World), kurgu RICHARD PEARSON (Maleficent, Iron Man 2), yapım tasarımcı FRANÇOIS AUDOUY (The Wolverine, Abraham Lincoln: Vampire Hunter), Oscar® ödüllü kostüm tasarımcı NGILA DICKSON (Lord of the Rings: The Return of the King, Blood Diamond) ve besteci  RAMIN DJAWADI (Pacific Rim, Safe House).

Dracula Başlangıç’ın sorumlu yapımcıları ALISSA PHILLIPS (Moneyball), JOE CARACCIOLO, JR. (The Wolverine), THOMAS TULL (Godzilla) ve JON JASHNI’dir (Pacific Rim).



Ölümsüzlerin Efendisi: Dracula Eve Döner

“Bir insanı bekleyen ölümden çok daha kötü şeyler vardır.” - Kont Dracula, Dracula (1931)

Bram Stoker’ın, 1897’deki tanımlayıcı “Dracula”sından bu yana günümüzün en dayanıklı edebi ve popüler karakterleri sinemada, animasyonda, edebiyatta ve müzikte incelenmiş ve bugün de en az 120 yıl önce yaratıcısının kültürel bir fenomeni başlattığında olduğu kadar günceldir.
Dracula’nın varlığı kültürde vardır ve bu ölümsüzlük simgesinin kökenlerinin daha önce sinemada hiç araştırılmamış olması ise şaşırtıcıdır.

Tarihin Dracula adını verdiği adam, tıpkı antik efsanede vampirlerin olduğu gibi milyonlarca insana dehşet salan ve aslında her anlamda gerçek olan bir tarihi figürdü.
Kan emici gece yaratıklarının efsanesi, Babillilerin bebeklere musallat olan şeytanı Lilitu’dan, Gana’da Ashanti halkının demir dişli Asasabonsam’ına kadar, dünyadaki her kültürde ve dilde yer alır ve binlerce yıl öncesine dayanmaktadır.
Ama “vampir” kelimesinin modern dilde kullanımı ilk olarak 10. yüzyılda Slav Avrupa’da görülmüştür.

The Social Network ve Ghost Rider’dan Moneyball ve Captain Phillips’e kadar çok sayıda gişe rekortmeni filmi beyaz perdeye taşıyan yapımcı Michael De Luca, kendisini canavarın başlangıcını ortaya çıkarmaya götüren yolculuğu anlatıyor; “Çocukken hep Dracula’yı kimin vampire dönüştürdüğünü öğrenmek isterdim. ‘İlk o muydu? Başkaları var mıydı?’ diye merak ederdim. Bram Stoker’ın romanında bile cevabı olmayan bir soruydu.”

Başarılı yazar ekibi Matt Sazama ve Burk Sharpless’ın senaryoları De Luca’nın masasına geldiğinde, yapımcının hayal gücünü harekete geçirmiş.
“Hepimizin bildiği örnek karakterin bilinmeyen bölümünün ve anlatılmamış başlangıç hikayesinin zekice olduğunu düşündüm.”

Hikayemiz doğal olarak yüzyıllardır doğa üstü insanlar tarafından kullanılan gizemli güçlere giriyor.
Ama Dracula’nın bu hikayesi asıl tarihi figürün; Eflaklı III Vlad veya diğer adıyla Kazıklı Lord'un (Kazıklı Prens) gerçek hayat hikayesiyle başlıyor ve bölümler taşıyor. Aslında yazarlar, karanlık hükümdar hakkındaki birçok temel unsuru almış ve hayali bir efsane çıkarmış.

III. Vlad, 1431’de Transilvanya’da doğmuş.
Çocukken erkek kardeşi II. Vlad ile birlikte  babaları tarafından esir olarak Sultan II. Murad’a, İstanbul’a gönderilmişler.
Altı yıl orada tutularak savaş sanatı eğitimi almışlar.
Transilvanya, Osmanlı Türkleri ve Avusturyalı Habsburg Hanedanı gibi iki imparatorluk arasında konumlandığı için, genç aristokratlar sürekli savaş zamanında yaşıyorlarmış ve belli fedakarlıkların yapılması gerekiyormuş.

III. Vlad büyüdüğünde acımasız bir fatihe dönüşmüş.
En sevdiği işkence de insanları kazığa saplamak ve onları günlerce acı içinde kıvranarak bırakmakmış.
Bu korkunç gerçek ölümünden sonra kendisine Kazıklı Vlad (veya Vlad Tepes) adının verilmesine neden olmuş.
Babası, Hıristiyan şövalyelerin Müslüman Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşan gizli bir organizasyonu olan Ejder Tarikatı’na bağlı olduğundan dolayı II Vlad, Romence’de kabaca “ejder/şeytan” anlamına gelen Dracul adını almış”

III. Vlad, babasının ölümünden sonra 1448’den 1476’ya kadar Transilvanya’nın güneyindeki Eflak’ı yönetmiş.
Babasının izinden giden III. Vlad da Ejder Tarikatı’na girmiş.
Ondan sonra da adamlarına kendisine Romence’de “ejderin/şeytanın oğlu” anlamına gelen “Dracula” demelerini emretmiş.
Türklerle savaşırken 1476 kişiyi öldürdüğü söylenen III. Vlad’ın kafası kesilerek, bütün şehrin görüp korkması için İstanbul’da sergilenmiş.

III. Vlad’in değişiminde yazarların revizyonist hikayesini kabul ettikten sonra De Luca için sonraki adım, film için bir ev bulmak ve finansal ve prodüksiyon seçeneklerini araştırmak olmuş.

Tarihi açıdan Universal Pictures, karakteri 1931 yılında sinemaya ilk uyarlayan stüdyo olmuş.
De Luca, Dracula’nın sonunda evine döndüğünü söylüyor; “Universal uygun olduğu yer gibi görünüyordu. Stüdyonun canavar filmlerinde çok sayıda tecrübesi var ve Dracula Başlangıç, önceki bütün sevilen filmleri onurlandırıyor.”

Doğru paketin toplanması birkaç yıl sürmüş; tamamlandığında, son yıllardaki büyük filmlerin bazıları olan, Batman Begins, Gladiator, Lord of the Rings ile Spider-Man ve Harry Potter serisi filmleri gibi filmlere imza atan, inanılmaz yaratıcı bir kamera arkası ekibi bir araya gelmiş.

Ama önce, aksiyon ve maceranın, sadece yazarların hikayesinin karmaşıklığını yönetmek için değil, aynı zamanda tarihin en popüler (ve korkulan) canavarına yenilikçi bir görsel bakış açısı sunacak bir yönetmene ihtiyacı varmış.


Dracula gibi simgesel bir filmin yönetmeni olarak daha önce olan her şeyin karmaşıklığını ortadan kaldırabilen, hikayenin anlamını çıkarabilen ve tüm ölümsüzlerin efendisine yenilikçi bir görünüm kazandıracak bir vizyona sahip biri gerekiyormuş.
Ne de olsa bu, efsanenin ardındaki adamı ortaya çıkarmak için hikayeyi en başına götüren, efsanevi canavarı yeni bir ele alışmış.

Reklamlardaki çarpıcı hayal gücü ve kısa film The Cup of Tears’daki yönetmenliğiyle isim yapan Gary Shore, senaryoyu okuduktan sonra hemen yanıt vermiş; “Hiç beklediğim gibi değildi. Senaryonun ilginç bulduğum yanı da Kazıklı fikrini alıp, Bram Stoker’ın ‘Dracula’sındaki hikayenin başlangıcı olarak bağlayabilmesiydi. Bunun yapıldığını daha önce hiç görmemiştim.”

Beyaz perdede Kazıklı Voyvoda’yı Dracula’ya dönüştürmenin doğal görülen bir insan öğesi algısı olmayı zorlaştırdığını hem yönetmen hem de yapımcı biliyormuş.
Ne de olsa kayıtlı tarih, yoluna çıkan herkesi katleden savaş lorduna hiç iyi davranmamış.
Ama Shore’un hikayeye tutkuyla yaklaşımı De Luca’yı etkilemiş.
Sinemada ve TV’de daha önce birçok kez gösterilen heyecan dolu öğeleri dağıtmalarını ve hikayenin özüne; bir adamın ailesini koruma mücadelesine bakmalarını önermiş.
Shore’un filmdeki baba/oğul efsanesi vurgusu, yapımcının düşüncesine çok uymuş.

De Luca şöyle anlatıyor; “Gary’nin bu filmin neleri kapsayacağı konusundaki görüşleri bizi, filmi yapmak için doğru insan olduğuna inandırdı.”
Shore, güveni takdir ediyor o düşünce üzerine şunları söylüyor; “Bu bir yetişkin olma hikayesi. Ama aslında miras fikrini inceliyor. Vampir mitolojisi mirasla ilgilidir. İster DNA, ister hatıralar ya da sorumluluk olsun bir şeyi bir sonraki kişiye aktarmayla ilgilidir. İnsanların bu baba/oğul fikriyle bağ kurabileceğini ve tepki verebileceğini düşündüm. Hikayenin en ilham veren bölümü olmaya da devam ediyor.”

Karakterin gerçekçi olması da o dengeyi oluşturmak konusunda önemli bir öğe olmuş.
Shore şöyle anlatıyor; “Bu filmin başarılı olması için Vlad’in oğlu ve karısıyla olan duygusal bağlarına olduğu kadar iç dünyasına da önem vermeniz gerekir.”
Vlad’in zor tercihleri onu kaderine yönlendirir ve oğlunun hayatını kurtarma mücadelesi, prensi fedakarlık yapmak zorunda bırakır.
De Luca şunları söylüyor; “Bu hikayede çok fazla insanlık var. Dracula’yla ilgili bir hikayeden bunu beklemezsiniz. Onu duyguları yönetiyor. Vlad’la tanıştığınız andan itibaren duygusal bir insan görüyorsunuz. Şiddet ve güç dolu bir adam olduğu kadar, sevgiye ve ilgiye de sahip. Onu harekete geçiren bir çok şey var ve film boyunca hepsini eşit oranda kullanması gerekiyor.”

Dracula karakterini keşfedilmemiş bir alana taşıma arzusu, yapımın başlıca hedefi olmuş.
Shore şunları söylüyor; “Vampir mitolojisini araştırmak için boyun eğen köklerine bağlı olmayan başka yollar bulmak istedik. Bu bir macera hikayesi. Vlad karakterinin belli durumlarda o anda verdiği kararlara bağlı olarak nasıl tepkiler verdiğini görüyoruz. Vlad’in bir yandan ailesini ve halkını korumaya çalışırken, bir yandan da karısını ve oğlunu etkileyen zor kararlar vermek zorunda kaldığını görüyoruz.”



Kazıklı Lord’u Ortaya Çıkarmak: Prensi Aramak

“Ölüm tarafından sevilmek ne demektir bilir misin? Ölümün ismini bilmesi ne demektir bilir misin?” - Anne Rice, “Interview with the Vampire”

Yazarların Dracula’sını, karmaşık duygularla dolu olan -dünyaca ünlü bir yaratığın önceden var olan algılarını yok ederek- karakteri canlandıracak bir oyuncu bulmak, yapımcılar için çok zor olacaktı.
Aynı zamanda çok yönlü bir karakterdir -sevgi dolu bir baba, sadık bir eş, acımasız bir savaşçı ve bilgili bir adam.
Senaryo aynı zamanda tarihi kurguyla da birleştiriyor.
III. Vlad’in mirası, Kazıklı Lord’dan Karanlık Prens’e kadar birçok isme sahip, folklorik bir yaratıkla bir araya geliyor.

De Luca sorunu şöyle aktarıyor; “Herkesin tanıdığı bir karakterde oyuncu seçimi zordur. Çünkü hepimizin önceden kendimize ait bir Dracula algımız vardır. Biraz Örümcek Adam, biraz Batman ya da James Bond gibidir. Ama daha çok karakter yüzlerce yıldır popüler kültürde olduğu için zordur.”

Başından itibaren yapım ekibinin böyle simgesel bir karakteri taşıyabilecek yeni bir yüze ihtiyacı olduğu belliydi.
Yıldızı yükselmekte olan, ama izleyicinin önceden çok sayıda algısını taşımayan biri olmalıydı.
Luke Evans son dönemde The Hobbit: An Unexpected Journey  filminde Okçu Bard karakteriyle ve Hızlı ve Öfkeli 6’da filmin kötü karakteri Owen Shaw ile  film yapımcılarını etkilemiş.

De Luca şöyle anlatıyor; “Luke Evans’ın Hızlı ve Öfkeli 6’da çok çekici olduğunu düşündük. Kendisini stüdyoda yükselen yıldız olarak ilan etme nedenimiz buydu. Yeni bir yüz doğru seçimdi. Luke, önceki rollerinden taşıdığı algılar olmadan izleyiciler için daha Vlad olabilir.”

Londra’da sahne eğitimi alan Evans, Yeni Zelanda’da The Hobbit serisinin ilk bölümünü çekerken yapımcılarla ilk toplantılarının birçoğu Skype üzerinden gerçekleşmiş.
Evan şöyle anlatıyor; “Skype, oyuncunun en iyi dostudur. Dünyayı dolaşıyorsanız, insanlarla iletişim kurmanınız tek yoludur ve Gary’yle ben de ilk olarak öyle iletişim kurduk.”
“Onunla karşılaştığım anda tutku dolu bir insan olduğunu anlayabildim. İşi, karakterleri, hikayeyi, planı düşünmüş. Her şeyi hayal etmiş. İstediği şeyi, hikayeyi onun anlattığı gibi aynı tutkuyla ve enerjiyle yerine getirecek birini arıyordu.”

Shore’un Evans’ı filme almaya ikna eden Los Angeles’daki ilk toplantıları olmuş. Yönetmen şunları söylüyor; “Onunla konuşmaya başladığım andan itibaren çok doğru geldi. Karakteri hakkıyla canlandıracağını biliyordum. Hikayeyi anlatabilecek muhteşem bir yüze sahip. İlk andan itibaren Kazıklı Vlad’i, savaşçıyı ve bunların kibar prense dönüşmesini, Luke gibi canlandırabilecek türden birinin olmadığına emindim. Sadece fiziki düzeyde bile dikkatimi çekmişti.”

III. Vlad, birçok kişiye göre bir çok şey ifade ediyor; acımasız diktatör, rakipsiz savaşçı, baba, koca ve söylentileri göre bir vampir.
Filmde ve edebi hikayede, Dracula’daki duyguları ve zorlayıcı dönüşümleri barındıran fazla karakter yoktur.
İzleyicinin geçmişte böyle karanlık ve şiddet dolu, kaderi daha da karanlık ve tehditkar bir karakteri alkışlamış olması zor bir iş.
Shore bize mantığını anlatıyor; “Dracula’ya örnek bir karakter olarak bakarsanız, film boyunca sevdiğiniz ve bağlandığınız olumsuz bir kahramandır. Ama zor kararlar vermek zorunda kaldığını ve o kararlar yüzünden yalnız kalacağını görebiliyorsunuz. Kahramanınız genelde acımasızlığından ve yaptıklarından ötürü sevmediğiniz, ama saygı duyduğunuz biri. Başarması zor bir işti ama Luke muhteşem bir iş çıkardı.”
Evan şöyle söylüyor; “Bu bir denge sorunu. Vlad’in karanlık tarafını  ne kadar bilseniz de izleyicinin tutkulu, sevecen, enerji dolu yanını da görmesini istedik.”



Kan Olacak: Yardımcı Oyuncular

“Hiçbir erkek, kendi can damarının sevdiği kadın tarafından çekilmesinin
 nasıl bir şey olduğunu tecrübe edene kadar bilmez.” - Bram Stoker, “Dracula”

Shore, Mirena için oyuncu seçimi sürecine başladığında aklında kocasının anti tezi olan- aydınlık ve saf bir kadın varmış.
Yönetmen şunları anlatıyor; “Mirena tüm bunlarda masumiyet. Vlad’in karanlık tarafa geçiş yolculuğunu gördüğünüzde zıt bir şeyin olması gerekiyordu. O Mirena’dır. Sonuna kadar saf kalıyor; saf erdemler ve saf değerler. Ahlakı bozulmuyor.”

Mirena’nın ahlak anlayışı kusurlu olmasa da, oğulları Ingeras’ı (Game of Thrones- Art Parkinson) Mehmed’e vermemesi için Vlad’e baskı yaparak, kocasının vampir olmasından kısmen sorumludur.

Yapıma Vlad’in prensesini canlandırmak üzere getirilen Sarah Gadon, yönetmenle aynı fikirde; “Mirena, filmin ahlak pusulası. İnancını ve düşüncelerini değiştirmiyor. İlkeleri ne zaman sınansa ayağa kalkıp onlar için savaşıyor.”

David Cronenberg’in A Dangerous Method ve bu yazın gişe rekortmeni The Amazing Spider-Man 2 ile tanınan Gadon, Vlad’in dönüşümünü anlamak için karakterinin çok karanlık bir yere gitmek zorunda kalacağını biliyormuş; "Bu filmde oldukça fazla tarih olsa da romantizmleri modern görünüyor. Bir savaşçı, prens, dövüşçü ve lider halkı ve ailesi için hayatını tehlikeye atıyor ve bu modern bir aileye çok mantıklı geliyor. Savaşa giden askerleri ve asker eşlerini düşünün. Bu bizim hikayenin gerçek olduğunu düşünmemizi ve gerçeğin içinde değerlendirmemizi sağladı.”

Oyuncu seçimi sürecinde Kanadalı oyuncu arkadaşları arasında parlamış ve rolü ona verme kararı kendisine açıklanmış.
Shore filmin başrol aktrisi hakkında şunları söylüyor; “Sarah’da eski Hollywood tarzı bir şey var. Klasik bir şey var. Karanlık ve kuluçkadaki aydınlık ve saflık arasında kurmak istediğim dengeyi tamamladı. Çok başarılıydı.”

Mirena, Vlad’in ışığı ve ahlak pusulası olsa da Dominic Cooper’ın canlandırdığı Mehmed düşmanıdır.
Yanlış algılanmış bir intikam duygusuyla (sultan, Vlad’in babasının favorisi olduğu gerçeğinden nefret ediyor) tehlikeli bir düşman olan Mehmed’in hırsı, doğrudan Vlad’in gecenin yaratığı olmasını teşvik ediyor.
Yönetmen şunları söylüyor; “Bu baş düşman karakterini fazla yukarıya ve ileriye taşımak çok kolay. Bu yüzden Mehmed’in çekici, hoş, konuşkan, odada bulunması harika olan bir erkek olmasını, ama güvenmediğiniz biri olmasını istedim.”

Yapımcılar Cooper’ı The Devil’s Double filminde izlemiş ve inanılmaz çekici, ama yine de bir anda psikotik aşamaya geçebilmesinden çok etkilenmişler.
De Luca şunları söylüyor; “Dominic’in Captain America’da Howard Stark’dan The Devil’s Double’daki karakterine kadar çok geniş bir yelpazesi vardır. O karaktere o kadar iyi bürünmüştü ki onun peşine düştük ve iyi ki de onu bulduk. Dominic, karaktere bir film yıldızının hoş görünümüyle birlikte oyuncu yoğunluğu katıyor.”

Vlad, Mehmed’le yeniden bir araya geldiğinde aralarında gergin ve sonuçsuz pazarlıklar oluyor.
Bir zamanlar genç Vlad, Türk ordusunda Mehmed’in babasına gönülsüzce hizmet ettiğinde birlikte savaşan dostlar, kısa süre içinde düşman oluyorlar.
Birlikte ilk sahneleri izleyiciler için önemli bilgiler veriyor: Mehmed ile Vlad arasındaki ilişkiyi ve Vlad’in karanlık geçmişindeki dehşeti anlıyoruz.
Cooper şunları söylüyor; “Yönetmek, kızdırmak ve hayal kırıklığına uğratmak için sergilenen bir performans. Ama aynı zamanda tarihi de ortaya seriyor; Mehmed’in babasının Vlad’i öz ailesinden çalarak çocuk asker olarak yetiştirdiğini ve Vlad ile Mehmed’in çocukken çok yakın olduklarını anlıyoruz.”

Vlad ve Mehmed, sadece Dracula’nın başlangıcına bağlı tarihi figürler değiller. Hikayede vampir lanetinin asıl başlangıcı olarak geçen isim Efendi Vampir, 15. yy için beklenmedik bir karakter.
Shore şunları söylüyor; “Efendi Vampir bütün bu olayda oyun kurucu. Vlad, Efendiyi görünce tehlikeyi görse de kendisini neyin içine soktuğu hakkında hiç fikri yok. Rol için oyuncu seçtiğimizde, bu karakteri Charles Dance’den daha iyi canlandıracak kimse olmadığını biliyorduk.”

Karakteri dengelemek, yapımcılar için başlıca zorluklardan biri olmuş ve bu sorumluluk büyük ölçüde, Game of Thrones, Underworld: Awakening ve Alien3 deki aksiyon rolleriyle Gosford Park ve Hilary and Jackie dramatik rolleriyle bilinen Dance’e düşmüş.
Böyle despot bir karaktere insan sevgisi katmak kolay bir görev değilmiş.
Sonsuza dek Broken Tooth dağında kalan Efendi Vampir, dünyayla iliştirilmiş.

Dance bize Dracula Başlangıç’taki karakterinin rolünü anlatıyor; “İzole edilmiş bu mağarada yüzyıllar geçirmiş, yalnızca bulunduğu yerden geçme talihsizliğini gösterenlerin kanıyla gücünü sürdürmüş. Vlad ve adamları, filmin başında Türk askerlerinin ortadan kayboluşunu araştırırken Vlad, dağdan güç bela sağ çıkıyor. Prens son bir yere başvurmak zorunda kaldığında Efendi’den yardım istemesi ve sultanın yaklaşan güçlerini durdurabilecek tek gücü geçici olarak kazanmalıdır.”

Dance, bir vampirin bu ilk formunu canlandırmaktan ve Evans’la birlikte oynamaktan hoşlanmış.
Şöyle anlatıyor; “Luke olağanüstü yakışıklı, çok yetenekli ve cömert biri. Benim nahoş makyajıma, üzerine sürünen dişlere ve boynunun yalanmasına çok iyi dayandı!”

Shore, Dance’in performansından memnun kalmış; "Charles role tehdit ve kargaşa kattı. Efendi, Vlad’in işkencecisi ve uzun yıllar boyu ölüm dansı yapmaya mahkum- Batman’imizin Jokeri olan kişi. Vlad’in gücünde birinin gelerek kendisini hapsolduğu yerden çıkarmasını beklemiş.”

Vlad’i Efendi Vampir’e götüren umutsuzluk.
Broken Tooh dağında yaşayan ve Türkleri öldüren her kimse Vlad de kendisini tümüyle kargaşaya düşüren bir dünyaya o amaçla giriyor.
Evans şöyle anlatıyor; “Ümitsizlikle Efendi’den düşmanlarını yenmesi için kendisine yardım etmesini istiyor. Ama ne yazık ki bu yaratık inanılmaz narsist, egoist bir canavar ve işler planlandığı gibi gitmiyor.”

Ana oyuncu kadrosuna çok sayıda yetenekli karakter oyuncusu da eşlik etmiş. Bazıları: The Monuments Men’den DIARMAID MURTAGH, Vlad’in en değerli muhafızlarından Dimitru, Sherlock Holmes’dan WILLIAM HOUSTON, Vlad’in son derece gergin danışmanı Cazan, BBC’nin Ripper Streetinden  FERDINAND KINGSLEY, Türklerin temsilcisi ve kibirli Hamza Bey, Showtime’ın Shameless’ından ZACH MCGOWAN, gölgelerde karanlık bir efendiye hizmet edecek sözleri bekleyen çingene Shkelgim, Game of Thrones’dan PAUL KAYE, Vlad’e yaratığın efsanesini anlatan ve görevi Ingeras’ı kötülüklerden korumak olan Rahip Lucian, Life in a Fishbowl’dan THOR KRISTJANSSON, en keskin Türk askerlerinden Bright Eyes, John Carter’ın ARKIE REECE’i sultanın askeri lideri, Vlad’in krallığını yok etmekle görevli General Ismail’dir.



Görsel Hikaye: Yapım ve Kostüm Tasarımı

“Camın kenarında sallanan bir sandalye var, koridorun sonunda. Gölgede bir ses duyuyorum, koridorun sonunda. Sen vampirdin bense şimdi bir hiçim.“ - Johnette Napolitano, Concrete Blonde, “Bloodletting (Vampir Şarkısı)” 

Shore’un Dracula Başlangıç filmindeki vizyonunu anlayanların başında, yaptıkları işlerle sinemanın en heyecanlı fantezi maceralarına imza atan iki yaratıcı zihin varmış; yapım tasarımcısı François Audouy ve kostüm tasarımcı Ngila Dickson.

Yapım Tasarımı ve Lokasyonlar

Audouy, sizi orijinallikleriyle içine çeken dünyalarda geçen hikayelere doğal bir şekilde çekiliyormuş.
“İster fantezi, ister yabancı veya tarihi bir ortam olsun bizi farklı dünyalar hayal etmeye zorlayan, belirli bir kapalı hikayeyi tecrübe edebileceğimiz ama sonra ortamın karakterlerin yaşamlarını sürdürdüklerini hayal edebileceğiniz bir mekan olarak bizimle kaldığı filmlere doğru çekiliyorum.”

Shore ve Dickinson’la yakından çalışan Audouy, Vlad’in karakterindeki, saygıdeğer bir lider ve sevgi dolu aile babasından acımasız bir vampir savaşçıya dönüşümündeki gelişimi yansıtan bir ortam yaşatmış.
Audouy şunları söylüyor; “Senaryoyu okuduğumda aile hikayesi ve Vlad, Mirena ve Ingeras arasındaki ilişki beni etkiledi. Dinamiği, bir Dracula filmi için güçlü ve benzersizdi. Hikayeyi güçlendirmek ve o üç kişi arasındaki sevgi için bir temel yaratmak, Vlad’in gerçekten bir yuva kurduğunu ve ailesine, halkına baktığını hissettiren bir dünya yaratmak istedim.”

Romanya’da Dracula’ya sahip çıkan iki kale vardır: Bran Kalesi ve Poenari Kalesi. İkisi bir dağda yer alan muazzam, güçlü ve istilacılara karşı doğal bir istihkam oluşturan yapılardır.
Mimari kökleri Ortodoks’tur ve tasarım ekibi için başlangıç noktası olmuşlar. Hikayenin gerçekçi olması açısından Ortodoks mimarisi öğeleri film için tasarlanan Dracula Kalesi’nde takip edilebilir.
Ama Audouy’un dikkat çektiği gibi, orası tasarımın gerçekten ayrıldığı yerdir.

Yapım tasarımcı şunları söylüyor; “Gary, Dracula’nın Kalesi’nde farklı bir şey yapmak istedi. Egzotik, eşsiz bir şey istedi; bu yüzden Ortodoks görünümden uzaklaşarak daha keskin kenarlı, üçgen şekillerin bulunduğu daha Doğu Avrupalı bir görünüme yöneldik. Aslında yasarım oldukça yabancı, sıra dışı olarak başladı ve süreç boyunca giderek daha gerçekçi ve inandırıcı oldu. Var olduğuna inanabiliyorsunuz.”

Büyük Salon, Dracula Kalesi’nin yaratılışındaki başlangıç noktası olmuş ve kalenin büyük bölümü bilgisayarda üretilmiş olsa da Büyük Salon, tümüyle kamera için yapılmış.
Romanya’daki bir kilisenin hakiki taşlı rölyeflerinden yapılan duvarlardaki rölyeflere, bu Ortaçağ yapılarının inşasında granit kullanıldığı düşüncesine uygun olarak duvarların aprelerinde, tozlu etkisi verecek şekilde boyalara kadar detaylara çok önem verilmiş.
Audouy, set tasarımlarında dört görsel motif kullanmış.
En simgeseli diş olmakla birlikte bazıları Büyük Salon’da ağırlıklı olarak kullanılmış. Audouy şöyle anlatıyor; “Vlad’in dünyasının mimarisinde çok sayıda üçgen, simetrik şekiller kullanarak çok belirli bir dil yarattık. Büyük Salon’daki detaylara bakarsanız çok sayıda üçgen, köpek tarzında şekiller görürsünüz. Bu karakterine çok uygun göründü. Yani kalenin mimarisinde dişlere ve diş benzeri şekillere benzeyen ince işaretler vardır. Kalenin siluetine bakarsanız yapının en üstünde dişler, üçgenimsi ve sivri birçok detay görürsünüz.”

Fakat yakından incelendiğinde çatısız olan Büyük Salon ve motifler, bilinç altında Vlad’in karanlık geçmişini taşıyor ve daha karanlık bir gelecekten haber veriyor. Shore şunları söylüyor; “Çatısız tasarımın başka bir yanı da orijinal III. Vlad’i tanıdığını göstermenin bir yoluydu. Açık bir avlusu vardı ve o alanda üzerinde düşmanlarının saplanmış olduğu iki düzine kazık vardı. Onların arasında yemek yiyor ve eski efsanelere göre onlardan akan kanları içiyormuş.”

İzleyiciler, Dracula’nın soyuna ve Vlad’in geçmişine yapılan bu atıfları kolaylıkla göremeyecek olsalar da Shore, bu eski hikayeleri tanımanın filmin bütünlüğü için önemli olduğunu düşünmüş.
Şunları söylüyor:“Bu ortamlardan her biri karakterlerin ve hikayenin ürünleridir. Vlad’in Büyük Salonu kazıklarla ve  III. Vlad’in gerçek meclisine dayanarak tasarlandı. Açık tavanlarla, salonun diğer tarafında aşağı sarkan sivri uçlarla her şey sahnelere dehşet katma çabası ve şiddete girmeden alt etkiler yaratmak içindi.”

Bu motifin öne çıktığı yer de kamera için yapılan en büyük ikinci set olmuş; Efendi Vampir’in Broken Tooth dağının içinde yaşadığı, Dracula efsanesinin başladığı ve Prens Vlad’in ölümlü hayatının sona erdiği büyük mağara.



Aksiyon Maceranın Kostümleri

Dönem filminde çalışmak, tüm farklı görsel departmanlarla işbirliği içinde çalışmayı gerektirir ve Dracula Başlangıç’ta farklı departmanlar arasında çapraz döllenme yaşanmış.
Bu durum, Oscar ödüllü Dickson tarafından yönetilen kostüm departmanı içinde geçerli olmuş.
Audouy şunları söylüyor; “Ngila’yı yıllardır tanırım. Bu yüzden başından itibaren etkin bir şekilde çalıştık. O benden önce başlamıştı ve yapım tasarımı için büyük bir ilham kaynağı olan muhteşem tasarımlar hazırlamıştı. Ben de kostümlerle yaptığı işlerden sürekli olarak ilham aldım.”

Dickson da Audouy ve ekibinin geliştirdiği alanlardan ilham aldığını belirtiyor.
Şunları söylüyor; “Sanat departmanından kalenin içi gibi tasarımları alıyordum. Renklerimizin uyumlu olmasını sağlamak için alanları birlikte izliyorduk. Örneğin ziyafet kostümlerinin ortama uygun olduğunu ve tasarım çatışmaları olmadığını görmemiz gerekiyordu. Muhteşem ve kolay bir ilişkiydi ve olağanüstü bir işbirliği vardı. Ellerinden gelen en iyi işi yapmak için güçlü, yaratıcı bir ihtiyaç duyan insanlarla çalışıyorduk”

Dickson’ın projeye katılması Shore için büyük bir başarı olmuş.
Sektörün en saygın kostüm tasarımcılarından biri olarak The Lord of the Rings üçlemesindeki çalışmaları kendisine bir Oscar ödülü ve bir dizi adaylık kazandırmıştır.
Yönetmen şöyle söylüyor; “Filme kendi tarzına özgü bir zarafet getirdi.”

Dickson için kendisini projeye çeken birçok unsur olmuş.
Bunların arasında Francis Ford Coppola’nın çığır açan filmine olan hayranlığı ve serinin yeninden kavramlaştırılmasında çalışma fırsatı da bulunuyormuş.
Şunları söylüyor; “Gary de ben de Bram Stoker’ın Dracula’sının hayranıyız. Kusursuz bir filmdir. Bir tasarımcı için Dracula gibi ünlü bir diziyi etkin bir şekilde yeniden yaratmak inanılmaz bir fırsattır. Öyle ünlü bir markadır ki kavramlaştırırken otomatik olarak “Masaya ne getirebilirim?” diye düşünürsünüz.

Shore ve Dickson filmin görüntüsüne nasıl yaklaşacaklarını tartışırken tarihi öğe temel olmuş.
Renk paletine karar verirken Dickson ve takımı, Osmanlı İmparatorluğunu, Eflak’ı incelemiş ve 15. yüzyılla ilgili materyallerle çalışmışlar.
Dickson süreci anlatıyor; “Böyle büyük ölçekli bilgileri topladıktan sonra filmin duruşunu aramaya başlıyordunuz. Bizim için önemli unsurlardan biri de filmi karanlık yapmamaktı. İstediğimiz inanılmaz zengin ve renkli bir görünümdü. Bu yüzden tarihte insanların neler giydiğini ve temel taşları belirlediğimde, renklere ve izleyiciye nasıl yeni bir şey sunabileceğimize bakmaya başladık.”

Her kostüm kendi hikayesini anlatır, karakterin hikayesi hakkında gizli mesajlar verir.
Vlad’la ilk kez kalenin bahçesinde karşılaştığımızda, kostümü şiddet dolu geçmişini bırakmış, farklı, mutlu birini taşımaktadır.
Filmin yarısına geldiğimizde hızla Kazıklı Vlad’e, gerçek savaşçıya döneriz ve sonunda kendi kaderinin acısını tam olarak taşır.

Dickson kostümlerle çalışmasına filmin sonunda başlamış.
Şöyle anlatıyor; “Benim için en büyük ve en karmaşık şey filmi anlamak filmin tamamına girmek demekti. Ben her zaman önce en büyüğünü ve en zorunu başarmam gerektiğini düşünürüm ve sonra yapı taşlarının en büyük serisinin bir parçası olur.”

Dickson, Vlad’in zırhını yaparken 1452’ye dönmüş ve gerçek prensin zırhındaki  kırmızılarını ve siyahlarını kullanmaya başlamış.
Yapımcının geliştirdiği kırmızı ejder motifini birleştirmiş.
Dickson şunları söylüyor; “Vlad gibi bir karakteri tanımlayacaksak kırmızılar ve siyahlar başlangıç için iyi bir yerdi ve tabii ki Dracula ejderdir, değil mi? Yapı taşlarının üç parçası bunlardı”

Ejder zırhı, Vlad’in hayatını Türklerle geçirdiği dönemi temsil ediyormuş.
Mehmed’in zırhıyla bir arada öyle iyi çalışması gerekiyormuş ki ikilinin arasındaki ilişki hissedilebilmiş.
Dickson şunları anlatıyor; “İkisinin çok zıt olması gerektiğini düşündüm.  Mehmed çok sağlam, parlak ve kusursuz şekilli olmalıydı. Vlad’in zırh tipi ise çok daha içsel, kaba ve daha fazla yontulmuş olmalıydı.”

Shore şunları söylüyor; “Dickson’ın tasarımı hikaye hakkında düşüncelerinin büyük bölümünü etkilemiş. Vlad ve Mehmed filmde sadece iki defa karşılaşıyor. İlki Mehmed’in çadırında, Vlad, Mehmed’i ikna etmeye çalışırken ve sonunda Vlad kendisiyle savaşa girince oluyor. Yani baş oyuncuyla düşmanı arasında filmin çoğunda bir araya gelmedikleri ama bir satranç oyunu olan zorlu bir ilişki var. Sonuç olarak epizodik olma tehlikesi içindesiniz. Bu yüzden ikisini birleştiren bir tasarım DNA’sı olması önemliydi. Ngila’nın tasarımlarının temeli buydu ve bu müziğe ve atmosfere de yansıyor.”

Mehmed’in zırhı, Dickson’a şehre gitme fırsatı sunmuş.
İstanbul’un fethiyle II. Mehmed, Osmanlı Devleti’ni İmparatorluğa dönüştürmüş ve dünyanın en güçlü imparatorluklarından birinin temelini atmıştır.

Dickson şunları söylüyor; “Osmanlı İmparatorluğu’ndan, varlıktan ve zenginlikten söz ediyorsanız, o konuda abartılı olmak istedik. Mehmed, kendi fethini hatırlatan bir zırh giyiyor. Göğsünde Mehmed’in kendisini at üzerinde, etrafı savaşlarla çevrili çizimi bulunuyor. Arkasında da İstanbul var. Tasarımın tamamı bu büyük başarıyı hatırlatıyor. Bu kostüme bir kat daha krallara ait bir kibir  katıyor.”

İki zırh seti de Yeni Zelanda’da Dickson’ın İngiltere’den uzanan dikkatli gözetimi altında yapılmış.
Şöyle söylüyor; “Skype, kostüm tasarımcının en yakın dostudur.”

Vlad ve Mehmed’in bulunduğu dünya ile Dracula Başlangıç için inşa edilen dünya maskülen bir dünya.
Erkek egemen bir hikayeye dişi bakış açısı katmak hiç kolay olmayacaktı.
Dickson için Mirena kesinlikle en büyük karmaşıklığı temsil ediyormuş.
Çünkü dişi erdemleri yücelten tek karakter oymuş.
Tasarımcı karakterini düşünerek uzun zaman geçirmiş.
Dickson şöyle anlatıyor; “Neredeyse başka hiç kadın yok. Yani bütün güzellik ve kadınlık odağının Mirena’da yer alması gerekiyordu ve bu da yoğun bir tasarım durumu oluşturdu. Vlad’in erkekliği ve Mirena’nın dişiliği vardı.”

Dickson senaryoyu okuyunca Mirena için soluk, yumuşak, nazik renkler hayal etmiş. Ama karakteri Gadon’la tartıştıktan sonra her şey değişmiş.
Şöyle anlatıyor; “Güçlü ama kutsal renklere tam bir dönüş oldu.”

Gadon, detaylara verilen dikkati takdir ediyor. Şunları söylüyor; “Çok güzel bir saç ve makyaj ekibimiz vardı. Ngila’nın ekibi muhteşem kostümler yarattılar. Bunların hepsi karakterinizi nasıl yaratıp şekillendirdiğinizi etkiliyor. Mirena prenses olsa da bir kalenin kulesinde sıkışıp kalmasını istemedik. Filmde aktif katılımının olmasını istedik. Provalarda, Gary ve ben onu daha aktif yapma konusunda çalıştık. Bence dişilikle proaktiflik arasındaki güzel çizgide yürüyor. O yönlerin ikiliğiyle oynuyor.”



Ölümüne Savaşmak: Eğitim ve Koreografi

 “İlgiyi bilmeden, toprağı mısır gibi öğüttüler. Merhameti bilmeden insanlığa öfke duydular. Yağmur gibi döktüler kanlarını, yediler etlerini ve emdiler damarlarını.
Şiddet dolu şeytanlar hiç durmadan kan emiyor.” - “The Book of Vampires” 

I. Mehmed’in vesayeti altında sarayda yetiştirilen II. Vlad, Osmanlı İmparatorluğu’na özgü seçkin savaşçı sınıf olan yeniçeri eğitimi almış.
Beş yılda bir Türkler yeni askerler toplamaya başlar ve Sultan’ın Hıristiyan vatandaşlarının en güçlü oğullarını almak üzere bölgeyi tararlarmış.
Çocuklar kendi ailelerinden alınıp yeniçeri eğitimine verilmeden önce Türk ailelerin yanına verilir, Osmanlı gelenekleri, dili ve dini öğretilirmiş.
Bundan dolayı da Vlad’in dövüş tarzı iki disipline köprü olmuş; kendi ülkesininki ve Türklerinkine.

Strateji konusunda Evans şunları söylüyor; “Vlad’i böyle parlak bir lider ve Fatih yapan budur. Osmanlı İmparatorluğu’nun Eflak’ı istila etmesini önlemek için Türklerin savaş tarzını kullanmış, çünkü Türkler tarafından yetiştirilmiş. Bir anlamda onu o kadar iyi eğitmemeleri gerekiyormuş, çünkü ülkesine onların bütün stratejileriyle birlikte dönmüş.”

Karmaşık sahneler, dublör koordinatörü Buster Reeves’e (The Dark Knight Rises, gelecek film Tarzan) düşmüş.
Reeves, filmin dövüş koreografisini tanımlamak için bu iki farklı savaş tarzlarını özümsemiş.
Reeves şunları söylüyor; “Önce Transilvanya savaş sanatına baktım. Temel geniş kılıç ve kesmeyi içeriyordu. Sonra tarzları ağırlıklı olarak Asya tarzlarından etkilenen Türkler gelmiş. Yani çok daireseldir. Vlad’in savaş tarzı için oluşturduğumuz iki özelliğin kombinasyonuydu; kılıcın gücü ve çevikliğiyle Türk palasının kullanımının akıcı, dinamik ve nerdeyse estetik hoşluğu.”

Filmin hızı, Vlad’in dönüşüm süreciyle çekildikçe yoğunlaşır.
Filmin merkezi giderek karanlıklaşınca aksiyon büyüyor ve Vlad ile vampirler grubunun Mehmed’in kampına saldırmasıyla zirveye ulaşıyor.

Reeves şöyle anlatıyor; “Mehmed’le grubuyla birlikte savaşırken Vlad’in içindeki bambaşka bir karanlığa giriyoruz. Vampir tarzını daha çok kazığa saplanmanın vahşeti için yarattık. Çok daha dikkatli olmasını istedik.”

Vlad’i bir ölüm makinesine dönüştürmek (aynı zamanda Evans’ı) kolay bir görev değilmiş.
Shore şöyle anlatıyor; “Vlad, bin kişiye karşı öfkeye dayanıyordu. Adam adama, çekici olmayan, fiziki öfke. Burada yeni edindiği güçlerinin üzerinde fiziki gücünü ve hızını görüyoruz.”

Bin adam savaşı için üç ay süren hazırlıklar ve eğitim gerektirmiş.
Reeves bize sahneyi anlatıyor; “Bölümlere ayırdık. Böylece herhangi bir noktada iki bölümü birleştirebilirsek bunu yapacak insan gücümüz vardı. Sonra Luke’u almamız an meselesiydi ve o da aynı şekilde öğrenmeye başladı.”

Evans, koreografla çalışma fırsatından dolayı heyecanlanmış. Şunları söylüyor; “Buster Reeves kendi alanında bir efsanedir. Oyuncuyu destekleyen koreografı tasarlamak konusunda gerçek bir yeteneğe sahiptir. Savaş sahnelerimde işini şereflendirdiğimi umuyorum.”

Sonuçta oyuncunun mükemmel bir öğrenci olduğu görülmüş.
Shore, Evans John Schwartzman’ın kamerasının parametreleri içinde çalışmak için nelerin gerektiğini biliyordu, diyor.
“Luke’un koreografiyi alıp kısa sürede öğrenmek konusunda acayip bir yeteneği var. O sahnede sonuna kadar sürekli değişiklikler oluyordu  ve Luke da uyum sağlayabiliyordu.”



Yarasa Sürüsü: Görsel Efektler ve Özel Efektler

 “Etraflarında karanlık kanatlar üzerinde gecenin vahşiliği yükselir. Vampirlerin zamanı geldi.“ - Stephen King, “Salem’s Lot”

Dracula Başlangıç’ın büyük çoğunluğu karakter odaklı olsa da filmin büyük bölümü kamerayla çekilmiştir.
Ama mükemmel görsel efektler isteyen birkaç önemli sahne ve an vardır.
Bu sahneler arasında Vlad’in Türklerin zihninde kalenin dev bir ejdere dönüştüğü illüzyonlarını yaratmadan önce bir havan topunu gerçek anlamda dağıtması sırasında Dracula Kalesi’nin kuşatılması ve elbette Yarasaların Eli bulunmaktadır.

Görsel efektler süpervizörü CHRISTIAN Manz (Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1) tarafından yönetilen Framestore, Shore’un vizyonunu hayata geçirmiş.
Yarasaların Eli, Vlad’in dönen memeliler kitlesini kontrol etmesini, yürütmesini ve Türk kampına yönlendirmesini anlatıyor. Orada garnizonu yok ediyorlar ve Vlad ve vampir yavrularının girişini...

Bu bölümlerin yapılması çok büyük bir sorumluluk olmuş. Manz şunları söylüyor; "Başarması zor bir iş, çünkü yüz binlerce yarasanın uçması çok eski moda görünebiliyor. Manz gerçekçilik kazandırmak için sığırcık sürülerini incelemiş. Şunları söylüyor; Çok akıcı ve ilginç bir şekilde hareket ediyorlar.“

Bunu görsel konsept olarak alan ekip, hareket yakalama ile oyuncunun el hareketlerinin haritasını bir arada kullanmış.
Bilgisayar görüntüleri ve kablolara bağlı kameralarla yarasaların Türk askerlerinin saflarına girmelerinin görüntülerini yaratmışlar.
Manz şunları söylüyor; "Yarasa elin aşağı doğru çarpması ve 100 bin kişiyi temizlemesi gerekiyordu. Yani bize çok iş düşüyordu. Gerçekte 130 kişi vardı. Yerden 50 metre kadar yüksekteki kablolu kamera kullanarak Türklere doğru ilerleyip ordunun içine uzandık. Sonra post prodüksiyonda zerlerine bilgisayarda üretilen yarasaları yerleştirdik.“

Vlad, manastır kulesinden atlayarak yarasa sürüsünün içine karışıyor ve vampir grubuyla birlikte Mehmed’in kampına saldırıyor.
Manz şöyle anlatıyor; "Christopher Lee’nin tek bir yarasaya dönüştüğü eski numarayı istemedik. Bunu yapmanın daha hoş bir yolunu düşünmeye çalıştık. Bu yüzden de onu birden çok yarasaya dönüştürdük.“

De Luca, görsel efektler süpervizörünün açıklamalarına ek yapıyor; “Bir hayvana, bir yüke veya yarasaya dönüşebilme yeteneği her zaman saygındır. Elbette daha önce yapıldı ama biz oldukça orijinal bir şekilde yaptık. Vlad, şekillere giren ve insanların üzerine belli şekillerde inen bir yarasa sürüsünü kontrol ediyor. Bu geleneksel güçte yapılan orijinal bir değişiklik. Güçleri açıklamaya, nereden geldiklerini göstermeye çalıştık ve sonra da orijinal şekillerde kullanımlarını gösterdik.”

Yerleşik bir karaktere yeni bir hayat vermek Dracula’nın fiziksel özelliklerini yeniden yaratmaya odaklanmaya yol açmış.
Ekip, Dracula için yeni bir görünüm yaratırken önce daha önce görülmüş, bilinen vampir görüntülerine bakmış.
Shore şunları söylüyor; “Vlad, Broken Tooth dağından kaçtığında kuralları yıktığı için daha önce görülmemiş vampir mitolojisini incelemek için bir fırsat doğdu.”

Vlad dağa hapsolmadığı için, yapım ekibi yüzünün insan olarak kalmasını savunmuş. Sadece alttan alta anlık Ekimu (şeytan) görüntülerine yer verilmiş.
Efendi Vampir daha gelişmiş, çünkü binlerce yıl boyunca Broken Tooth dağında hapsolmuş.
Efendi, bir gece yaratığı, güneşin ölümcül ışınlarından saklanıyor.
Cildi o kadar saydamlaşmış ki alttan dişleri ve damarları görülebiliyor. Görsel efektler departmanı saç ve makyaj uzmanı DANIEL PHILLIPS (The Queen, Closed Circuit) ile birlikte çalışarak Vlad’in fiziksel dönüşümünde kademeli de olsa paralel bir başarı elde etmişler.

Phillips şöyle anlatıyor; “Çok yumuşak, yakışıklı ve kahraman tarzla başladık. Sonra kan ihtiyacı arttıkça Luke’un ten rengini açtık. O anda karanlık, kötü bir yerde olduğu duygusunu vermek için renk tonlarını değiştirdik, cildini soldurduk, gözlerini çukurlaştırdık, yanaklarını oyuklaştırdık. Sonra beslendiğinde kademeli olarak renklerini artırdık.

Manz şöyle anlatıyor; “En sonuna geldiğimizde diğerlerinin de gördüğü anda Ekimu’yu tam olarak ortaya çıkmış olarak görüyoruz. İzleyici için de şaşırtıcı olacağını umuyoruz. Empati kurabileceğimiz bir vampir yaratmak çok zordu. Ama Frankenstein ve The Elephant Man’de olduğu gibi Vlad’in halkının çoğunu korkutan çirkin bir şey vardı.”

Yıllarca rüyalarına giren yaratığın görünümünü yansıtan De Luca şunları söylüyor; “Filmimizdeki vampir görünümü farklı, yine de ürkütücü ama bir kalp kırıklığı unsuru da taşıyor; bir ruh karanlığa verilmiş. İnsan ruhunda ve görünümünde değişme, deforme olma var ve altta yatan insanı yeterince görmenizi sağlıyor ve bir şeyin kaybolduğunu anlıyorsunuz. Adamla canavar birleşiyor ve bu şey saldırıya geçtiğinde çok korkunç oluyor.”


Filmin mmknmrtb notu :: 3 / 5


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...