4.12.2014

Horrible Bosses 2 / Patrondan Kurtulma Sanatı 2



2011’in hit komedisi “Horrible Bosses / Patrondan Kurtulma Sanatı”nın devam filmi, herkesin çok sevdiği zavallı çalışanlar Nick, Dale ve Kurt’ü canlandıran Jason Bateman, Charlie Day ve Jason Sudeikis’i yeniden bir araya getirdi.

Amirlerine hesap vermekten bıkmış olan Nick (Bateman), Dale (Day) ve Kurt (Sudeikis), kendi şirketlerini kurarak kendi kendilerinin patronları olmaya karar verirler.
Fakat hasta ruhlu bir yatırımcı, çok geçmeden, ayaklarının altındaki halıyı çeker. Kandırılmış, umutsuz ve yasal dayanaktan yoksun üç girişimci adayı, yatırımcının oğlunu kaçırıp şirketlerinin kontrolünü yeniden ele geçirmelerini sağlayacak bir fidye talep etmek gibi sapkın bir plan geliştirirler.

Jennifer Aniston (“We’re the Millers”) ve Oscar ödüllü Jamie Foxx (“Ray”) “Horrible Bosses/Patrondan Kurtulma Sanatı”ndaki rollerine geri dönerken, Chris Pine (“Star Trek: Into Darkness”) ve Oscar ödüllü Christoph Waltz (“Django Unchained,” “Inglourious Basterds”) kahramanlarımız ile başarı hayalleri arasında duran yeni rakipler olarak sinemaseverlerin karşısına çıkıyorlar.

“Horrible Bosses 2 / Patrondan Kurtulma Sanatı 2”nin yönetmenliğini Sean Anders; yapımcılığını Brett Ratner, Jay Stern, Chris Bender, John Rickard ve John Morris; yönetici yapımcılığını ise Toby Emmerich, Richard Brener, Michael Disco, Samuel J. Brown, John Cheng ve Diana Pokorny gerçekleştirdi.

Filmin senaryosu Sean Anders ve John Morris’e; hikayesi Jonathan Goldstein, John Francis Daley, Sean Anders ve John Morris’e ait olup, Michael Markowitz’in yarattığı karakterlere dayanıyor.
Kamera arkası yaratıcı ekibi; görüntü yönetiminde Julio Macat, yapım tasarımında Clayton Hartley, kurguda Eric Kissack ve kostüm tasarımında Carol Ramsey’den oluşuyor.
Filmin müziği Christopher Lennertz’ın imzasını taşıyor.

New Line Cinema’nın sunduğu, bir Benderspink/RatPac Entertainment yapımı olan “Horrible Bosses 2/Patrondan Kurtulma Sanatı 2”nin dağıtımını bir Warner Bros. Entertainment kuruluşu olan Warner Bros. Pictures gerçekleştirecek.



YAPIM HAKKINDA

ADAMLARIMIZ DAHA FAZLASI İÇİN DÖNDÜLER

“Belki konu para değil. Belki bir daha asla başka biri için çalışmamak. Ben bahsimizi kendimize oynayalım derim.”

2011 yılında, dünyanın dört bir yanındaki sinemaseverler, “Horrible Bosses / Patrondan Kurtulma Sanatı”nın talihsiz kahramanları Nick, Dale ve Kurt’ü bağırlarına bastılar.
Filmde kahramanlarımız, öylesine canavar ruhlu ve kontrolden çıkmış patronların boyunduruğunda mücadele ediyorlardı ki tek çareleri onlardan kurtulmaktı.
Neyse ki, fevkalade başarısızdılar; artan bir panik ve acayip kötü kararlar döngüsüyle, her adımda işleri yüzlerine gözlerine bulaştırarak filmi dünya gişelerinde zirveye taşıdılar —ve ne kadar haklı gerekçelerle olursa olsun, herkesin cinayet işleyemeyeceğini ortaya koydular.
Ayrıca, bu üçlünün kariyer çizgilerini yeniden düşünmek isteyebileceklerini.


“Horrible Bosses 2”de, Nick, Dale ve Kurt tam olarak da bunu yapıyorlar: Özgün bir icatla yükselişe geçip, Amerikan hayaline koşuyorlar.

“Üretebileceklerini ve pazarlayıp satabileceklerini düşündükleri bir ürün geliştiriyorlar” diyor Jason Bateman ve ekliyor: “Varlarını yoklarını bu ürün için ortaya koyup, bahislerini kendilerine oynamaya karar veriyorlar. Bu, kahramanlarımız söz konusu olduğunda hiç de iyi bir fikir değil. İşlerin yanlış gitmesi için çok zaman geçmesi gerekmiyor.”

Yeni macera üç kahramanımızı bilmedikleri alanlarda, çetin rakiplerle karşı karşı getirse de, Bateman, Charlie Day ve Jason Sudeikis’in ilk filmde rollerine kattıkları müthiş kimya, çılgın enerji ve her şeyi riske atma hevesi aynı kalıyor.  

“Bazen, büyük kahkahaları yaratanlar küçük şeylerdir” diyen Day, şöyle devam ediyor: “Mesela bir eve zorla girmek, ya da bir evden zorla çıkmak, veya kahramanlarımızın yapma kapasiteleri olmayan şeylerin altından nasıl kalkacaklarını bulmaya çalışarak arabada oturmak gibi. Bence işin büyüsü burada.”

Sudeikis ise şunları söylüyor: “Birbirimizi hâlâ şaşırtabiliyoruz. Charlie, Jason ve ben çok girdi çıktısı olan, kendi kendini yöneten bir tür birim gibiyiz. Müthiş bazı oyuncu kadrolarıyla çalışmış olduğum için çok şanslıyım; ve bu kadro da en iyilerinden biriydi.”

Sudeikis’le geçen yılın hit komedisi “We’re the Millers”da birlikte çalışmış olan yönetmen ve ortak yazar Sean Anders, “İstim üstündeyiz” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Çekimlerden önceki 1-2 ay senaryo üzerinde çalışmaya çok zaman ayırdık; ayrıca, günü geldiğinde, sahne hakkında konuşup farklı fikirler ürettik. Senaryodaki şekliyle 1-2 kayıt aldıktan sonra, sahneyi oyuncuların akışına bırakıp, çıldırmalarına izin verdik; işte en komik anlardan bazıları böyle zamanlarda ortaya çıktı. Bazen işim havai fişeklerin patlamasını izlemek ve en iyi malzemeleri seçip çıkarmaktı çünkü onlardan çok fazla vardı.”


Bu kadar komedi yeteneğine sahip bir oyuncu kadrosu olunca, işbirliği ve doğaçlama, sadece Bateman, Day ve Sudeikis arasında değil, tüm kadroda bolca görüldü.
Geri dönen yıldızlardan Jennifer Aniston, seks düşkünü dişçi rolünü bir üst seviyeye taşıdı; Jamie Foxx da serbest suç danışmanı ve dünyanın en kötü arabulucusu Dean “MF” Jones rolünde daha da büyüdü; Rex Hanson rolündeki Chris Pine tatlı dilli birinden, önce oyuncu, sonra da tamamen dengesiz birine dönüştü.
Hatta korkutucu ve soğuk kötü adam Bert Hanson rolündeki Christoph Waltz bile rol arkadaşlarına ayak uydurdu.


Anders devam filminin ne sunmasını istediği konusunda netti.
Bu konuda şunları söylüyor: “Aklımızdaki düşünce bunun kendine ait bir hikaye olması gerektiğiydi; üç yeni patron ve onları üç farklı öldürme yöntemi değil. İstediğimiz şey, hepimizin sevdiği ve bu çok komik adamları akıllarına bile gelmeyecek umutsuz ortamlara sürükleyerek, onların yepyeni bir macera yaşamalarını ve umutsuzca çözümler üretmelerini sağlamaktı.”

 “Çoğu insan gibi, ilk filmde bayıldığım şey, sadece konsept değil, olağanüstü komik etkileşimdi” diyor yapımcı Chris Bender ve ekliyor: “Bu etkileşim, kahramanların bir sonra ne yapacaklarını görmeyi arzu etmeme neden oldu. Öylesine muhteşem karakterler ki onları bir başka imkansız durumun içine sokmak, dizginlerini bırakmak ve neler olacağını görmek istedik.”


Bu kez, vicdansız bir yatırımcı tarafından icatları ve ceplerindeki son kuruşa kadar tüm paralarını çalınan kahramanlarımızın yeni yeni kurdukları girişimcilik hayalleri yıkılır.
Üstelik, aldıkları muazzam miktardaki kredi düşünülünce, muhtemelen hayatları boyunca kazanacakları her kuruşu da kaybetmiş olurlar.
Elbette, bir iş anlaşmasında kısa çubuğu çeken herkes kayıplarını telafi etmek için kendisini dolandıran sahtekarın oğlunu kaçırmaz, ama Nick, Dale ve Kurt’ü böylesine eğlenceli kılan şey çemberin dışında düşünmeleri.
Önceki cinayet girişimleri, dönüp bakınca, pek de parlak sonuçlanmamıştı; fakat, Dale’in ortaya attığı ve Kurt’ün de yürekten katıldığı gibi, belki de bu onların kalemi değildi.
Adam kaçırma… işte bu yetenekli oldukları bir alan olabilir.
Üstüne üstlük, kimsenin canı yanmaz.
Fakat kurban olarak seçtikleri kişi dizginleri ele alınca işler karmaşık hâle gelmeye başlar.


“Horrible Bosses 2 / Patrondan Kurtulma Sanatı 2”nin senaryosunu Anders’le birlikte yazarak bu potansiyel konuyu işleme üzerinde çalışan yapımcı John Morris şunları söylüyor: “Onların bir kaçırma planı yapıp, sonra vazgeçmeleri, ama kurbanlarının onları planı devam ettirmeye zorlaması fikrine bayıldık. Üstelik bu durum, suç işlemekle işleri olmadığı çok açık olan üç kahramanımızı ne yapmaları gerektiğini çözmek için izledikleri tüm filmlere başvurmaya yöneltiyor.”
Bir yandan da, “Bununla da dalga geçtik; hani hepimiz şu filmleri izler ve suçluların yaptığı hatalar üzerine yorumlar getiririz ya; sanki kendimiz çok daha iyisini yapabilirmişiz gibi.”

Yapımcı John Rickard, filmin yapımcıları Brett Ratner ve Jay Stern’le birlikte, “Horrible Bosses / Patrondan Kurtulma Sanatı”nın gururlu kadrosundan.
Meslektaşları gibi, Rickard da, o ilk filmin kara mizahını, suçluluk yaratan zevkini ve çılgınca kargaşasını yakalayan yepyeni bir şey aradığını belirtiyor ve Anders ile Morris için şunları söylüyor: “Yeni hikayeyi asıl ortaya çıkaranlar ve üç kahramanımızın başını belaya sokmanın yollarını bulanlar onlar. Harika bir iş çıkardılar. Hepimiz bu filme kendi kimliğini kazandırırken, kahramanlarımızın yeniden boylarından büyük işlere kalkıştığından emin olmak için çabaladık.”

“İkinci film, sinemaseverlerin ilk filmde bayıldığı her şeyi getiriyor ve gerek karakterlerle, gerek konsept ve gerek sudan çıkmış balık komedisiyle çok daha ileri taşıyor” diyen Brett Ratner, şöyle devam ediyor: "Bu projede yapımcı olmak bana çok büyük keyif verdi çünkü ayrı ayrı tanıdığım bu oyuncuların grup olarak karakterlerine ne kadar çok şey kattığını izleme fırsatı buldum. Yadsınamaz bir kimyaya sahipler. Ve buna tanıklık etmek çok eğlenceli."

İflah olmaz iyimserlikleri ve birbirlerine hiç bitmeyen destekleri bir yana, Nick, Dale ve Kurt’ü yeniden birlikte görmenin en çarpıcı yanı, deneyimlerinden pek ders almamış ya da sorun çözme yeteneklerini gözden geçirmemiş olmalarıdır.

Anders şakayla şunları söylüyor: “Pek çok devam filminde görülen şey, karakterlerin bir tür dönüşüm geçirerek, belli yapıda bir insan olarak başlayıp, sonunda daha aydınlanmış insanlar olduklarıdır. Fakat ‘Horrible Bosses / Patrondan Kurtulma Sanatı’nın müthiş yürek ısıtıcı olması gerekmiyordu; bu o tür bir parti değildi. Dolayısıyla, filmin içine dalıp, onu komik ve çılgın yapma, bu adamlara müthiş hayat dersleri vermek zorunda olmama rahatlığına sahiptik. Aslında, sanırım şunu söylemek güvenli: İkinci filmin sonunda, hâlâ bir şey öğrenmiş değiller.”



İŞİN İCABINA BAKMAK

“Sadece 500.000 dolar istediğin için biraz gücendim. Bu yüzden, sonuna bir sıfır daha ekledim.”

Her ne kadar, Nick, Dale ve Kurt’ün ya da Jason Bateman’ın ifadesiyle “bir tür ortaklaşa ahmaklık abidesi olan bu üç başlı canavar”ın en iyi çalışma şekli takım olmaksa da, “Horrible Bosses 2 / Patrondan Kurtulma Sanatı 2”, ayrı ayrı bireyler olarak parlamalarına da izin veriyor.

Jay Stern şunları söylüyor: “Bu tür bir kadronun gücü ve sırrı buradan geliyor. Dünyanın dört bir yanındaki izleyiciler hepsiyle birden özdeşleşmese de, kendilerinde biraz Dale’den, ya da Nick veya Kurt’ten bir parça görebilirler; dolayısıyla, filme çekim duymak için birden fazla seçeneğe sahipler.”

Üç başrol oyuncusu arasında, en zor görevin Bateman’a düştüğü söylenebilir, çünkü Nick gibi, onun da çoğu zaman gülümsemeyi yüzünden uzak tutması gerekiyordu —etraftaki grup düşünülünce, bu zorlu bir işti.


Anders, “Ben Bateman’ı klasik anlamda düz bir adam olarak nitelemezdim. Onun karakterinin ayakları biraz daha yere basıyor sadece. Bu yüzden de, Charlie ter döküp şalteri atan, Sudeikis ise tüm o harika doğaçlamaları coşkuyla yapan tarafken, Bateman sadece görüntüsüyle kahkaha koparıyor. Bu demek değil ki o da birkaç kez kendini kaybetmiyor ama onu koparmak zordu” diyor.

Bender ise şunu ekliyor: “Bateman’ın zamanlaması çok ustaca. Diğer karakterleri böylesine mankafa oldukları için yerden yere vuran çarpıcı bir repliği ya da bakışı ne zaman kullanması gerektiğini tam olarak biliyor.”

Ancak, Nick’in grubun zeki ve sağduyulu lideri olduğuna dair tüm varsayımlarına rağmen; ve zaman zaman, yapmak üzere oldukları şeyin tüm tehlikelerine ilişkin yerinde tespitler yapan kişi olsa da, tüm bunlar, onun sonunda daima plana uyduğu gerçeğini değiştirmiyor.


Bateman şunları kaydediyor: “Nick olarak benim görevim izleyiciyi olabildiğince temsil etmek; ve bu senaryoların saçmalığına yeterince tepki göstererek çok ahmakça olduklarının düşünülmemesini sağlamak. Ama dürüst olmak gerekirse, çoğu insan bu üçlüden daha zekidir; çoğu insan patronlarını öldürmenin ya da iş ortaklarının oğlunu kaçırmanın doğru bir şey olduğunu veya bunun iyi sonuçlanmasının mümkün olduğunu düşünmez. Ama zaten kahramanlarımız zeki olsalardı, bu film bir drama olurdu.”

Charlie Day’in karakteri Dale’in bu tür analizlere girişmesi pek olası değildir.
Onun ibresi yalnızca tek bir yön gösterir: Ya toptan korku ve inkar ya da toptan hadi-yapalım kararlılığı.
Her şeyden önemlisi, Dale’in ilk dürtüsü karısıyla başını derde sokacak herhangi bir şeyden kaçınmaktır; ilk filmde sadece nişanlıyken de sergilediği bu eğilim, şimdi ev cephesinde riskler çok daha yüksekken daha da güçlenmiştir.


“Üçüzleri var” diyen Day, şöyle devam ediyor: “Her ne kadar senaryo da yoksa da, ilk denemelerinde karısının hamile kaldığını ve üçüzleri olduğunu var sayıyorum. Sürpriz!! Dale’in başına ancak böylesi gelir. Bir bakıma, hayalleri gerçek oluyor, sevdiği kadınla evlendi. Ama bu cephede biraz fazla açılmış durumda ve üstüne üstlük, kendi şirketlerini kurmak için de muazzam bir risk aldılar; bu yüzden, Dale’in stres düzeyi tavan yapmış durumda.”

Tavan yapmış bir diğer nokta da, onun işleri düzeltmek için çok ileri gitmeye hazır oluşudur.
“Dale darmadağın; bir an patlıyor, biraz sonrasında meşum derecede sessizleşiyor” diyen Anders, şöyle devam ediyor: “Üçü arasında en nevrotik ve kolay korkan o, dolayısıyla, sağı solu en az belli olan da o. Charlie ona en müthiş, en bulaşıcı şekilde enerji veriyor; tek kelimeyle mükemmel. Dale çılgınca bir fikre dahiyaneymiş gibi ilk atlayan, bir an sonra da ne kadar aptalca bir fikir olduğunu ve hayatlarını nasıl mahvedeceğini haykıran kişi.”


Bu arada, Nick gibi endişelenmeyen ve Dale gibi paniğe kapılmayan Kurt, her şeyin yoluna gireceğine, aksine tüm kanıtlara rağmen her şeyin iyi olacağına dair tamamen güven duymaktadır; çünkü kendisi pek serin kanlıdır.
Yolunda gitmeyen bir şey olursa, sorunu çözmenin bir yolunu nasılsa bulurlar, değil mi?
“Sudeikis’in çok atletik bir komedyen olduğunu düşünüyorum” diyen Anders, şöyle devam ediyor: “Çünkü, her şeyden önce, yıldırım kadar hızlı ve topla kendi başına koşabiliyor, pas verebiliyor ya da hücumu kurabiliyor; ne gerekiyorsa yapabiliyor. Second City ve ‘Saturday Night Live’da çok zaman geçirdi; bu gerçekten rekabetçi ortamda her zaman formunuzun zirvesinde olmalısınız; Sudeikis’in çok iyi gelişmiş kasları var.”


Aktörün Kurt’le ilgili yorumu ise şöyle: “Gamsız, tasasız; adeta yavru köpek gibi. Eğlenmeyi seviyor ve bunun için çaba göstermeye istekli. Ayrıca, biraz da adrenalin bağımlısı; tabi yaptıkları yükseklik gerektirmediği sürece; aynı enlem ve boylamda kalacak olduktan sonra, hemen hemen her şeyi denemeye istekli. Bence Kurt, tıpkı kafadarları gibi, ‘Evet, yapabiliriz’ kuşağının bir ürünü; ve aklına koyduğu her şeyi başarabilirmiş gibi hissediyor.”

 Bu tavır, inişli çıkışlı geçmişleriyle birleştiğinde, Sudeikis’e göre, Kurt ve arkadaşlarının başını daha da çok belaya sokan şey. Aktör şunu söylüyor: “İlk seferinde giriştikleri suç eylemi dünyalarını pek de değiştirmedi. Yaptıkları yanlarına kaldı. Bu da onları yapmamaları gereken şeyleri, örneğin kendi kendilerinin patronu olmak gibi, yapabileceklerini düşünmeye itti.”


Ya da yatırımcı olmak gibi. İşte tipik bir örnek: Parlak buluşları Shower Buddy (Duş Arkadaşı).
Başa takılan, araba yıkamada olduğu gibi sabun, su ve şampuan akıtan, böylece  insanı bunları elle yapma stresinden ve zahmetinden kurtaran, tüpler ve kaplardan oluşan bir mekanizma.

Aygıt aslında ortak yazarlar Jonathan Goldstein ve John Francis Daley tarafından bulundu.
İkili, filmin hikayesine Anders ve Morris’le birlikte katkı sağladı.
Goldstein, “Akla yatkın icatlar bulmak için günlerce uğraştık. Komik isimli olması bir yana, zaten var olmayan bir şey yaratmak meğer çok zormuş” diyor.
Fakat insan için zaten olabildiğince temel bir işlemi basitleştirmek üzere yapılmış bir ürün keşfedince, büyük ikramiyeyi kazanacaklarını anladılar.
“Shower Buddy’nin kataloglarda yer alacak türde bir şey olduğunu fark ettik” diyor Daley ve ekliyor: “Ayrıca, bu ürün televizyonda canlı yayında istemeden pornografik bir sunuma da kapı açtı.”

Daley’nin sözünü ettiği şey, kahramanlarımızın “Günaydın Los Angeles” programına konuk olduklarında yaşadıkları felaket.
Kahramanlarımız programa prototiplerinin marifetlerini göstererek başlangıç sermayesi toplamak umuduyla katılırlar.
Performansları pek çok açıdan ters gider çünkü, Sudeikis’in ifadesiyle, “Ürün tanıtımında, insanları öldürmede olduğu kadar kötüler.”

Buna rağmen, Chris Pine’ın canlandırdığı Rex Hanson’ın dikkatini çekerler.
Rex, mülti milyarder babası Bert Hanson’ın (Christoph Waltz) sahibi olduğu dev bir posta siparişi perakendecisini temsil etmektedir.
İyi giyimli, birinci sınıf bir satıcı olan Rex, deneyimli babasının ismiyle bir anlaşma önerir ve kahramanlarımızla el sıkışır.


Böylece, Nick, Dale ve Kurt’ü, bir depo kiralayacakları, personel işe alacakları ve 100.000 adetlik ilk siparişlerini yetiştirmek için köpekler gibi çalışacakları coşkulu bir sürece yönlendirir.
Ama Bert siparişi insafsızca iptal ederek —ki baştan beri niyeti budur— bulutların üzerinde uçan kahramanlarımızı maddi bir yıkıma sürüklemekle kalmaz, onların envanterlerini ve fikirlerini çalıp, ürünü yeniden adlandırır: Shower Pal (Duş Dostu). Üstelik, bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yoktur.
Yani, mantıklı bir şey.
“İşlerini bırakıp varlarını yoklarını bu girişime yatırdıkları için, inanılmaz ölçüde kazık yemiş oluyorlar” diyor Bateman ve ekliyor: “Kaldı ki, durumu yasal yollarla düzeltmeleri de söz konusu değil çünkü mahkemede savaşacak kaynaklara sahip değiller.”


Bu noktada, olay bir hakaret ya da bir seferlik kazıktan fazlasıdır; bir ömür boyu sürmüş olumsuzluklar ve hüsran söz konusudur; ve artık buna daha fazla katlanamazlar.
Day’in açıkladığı gibi, “Bu, asla başarılı olamayacağın hissi çünkü her zaman senin üzerinde, seni ezecek biri olacak. Ne kadar çabalarsan çabala, Rex ve Bert gibi insanların yaşadığı dünyaya asla giremeyeceksin çünkü buna izin vermeyecekler. Bu yüzden, üç kafadar, ‘Pekala, ne yapabiliriz? Başka seçeneğimiz yok. Bert’ün kibirli oğlunu kaçıracak ve borçlarımızı ödeyecek parayı fidye olarak isteyeceğiz’ diyorlar.”

Bender ise şunları kaydediyor: “‘Horrible Bosses / Patrondan Kurtulma Sanatı’ bu kahramanları insan öldürmek için plan yaparken sevimli gösterme zorluğuyla karşı karşıyaydı. Patronları öylesine hain olmalıydı ki izleyiciler onların ortadan kaldırıldığını görmek istemeliydiler. Peki ama kahramanlarımızın yeniden suça başvurmasını nasıl haklı gösterebilirdik? Biraz abartılı ama onlar hâlâ gerçek birer ezikler; ve yaptıkları her şey sizi onların yanında yer almaya itiyor. Kapitalizmin ve kurumsal açgözlülüğün en çirkin yüzüyle karşılaşmak, onları içinden çıkmaları gereken bir kuyuya itiyor ve bu süreçte, büyük şirketlerin küçük adamlardan faydalandıkları durumlara mizahi bir bakış getiriliyor.”


Herkese hakkını vermek gerekirse, kahramanlarımız —sanat dolu bir fidye notu ve Dale’in eski işyerinden aşırdığı kahkaha gazıyla— Rex’i ilaçla etkisiz hâle getirip kaçırmak için ilk kötü planlanmış ve acemice girişimlerinin ardından bu işin göründüğünden zor olduğuna karar verip, hazır vakit varken vazgeçmeye yemin ederler.
İşte bu noktada, Rex kahramanlarımızın operasyonuna el koyar.
Babasından para koparmak için bunu kolay bir yol olarak gördüğü için, o da plana dahil olmak ister.
Fakat Rex, tüm riskleri yeni ortaklarına yüklerken, fidyeyi 4,5 milyon dolara çıkarıp aslan payını kendine yontar.
Bu, üç arkadaşın duyduğu en iyi fikir olmasa da başka seçenekleri yoktur.
Rex’in elinde yazdıkları fidye notu ve boş kahkaha gazı tüpü vardır ve evet, evin her yerine binlerce parmak izi bırakmıştırlar.

Canlandırdığı karakteri “neşeli bir narsist” olarak niteleyen Pine, Rex’in değişken akıl sağlığının olası bazı nedenlerini şöyle aktarıyor: “Rex güç sahibi olmak istiyor ama kendisinin yaptığı hiçbir şeyden tatmin olmayan ve şımarık oğlunu pek de önemsiyor gibi görünmeyen, mesafeli, kötü kalpli babası tarafından sürekli olarak eziliyor. Zavallı Rex. Beni güldürüyor. Zeki ama kendinin pek farkında değil; hikaye ilerledikçe de gitgide tuhaflaşıyor.”

“Çok çelişkileri ve harika bir mizah anlayışı olan benzersiz bir kötü adam istedik. Ayrıca, yakışıklı, şık ve havalı da olmalıydı çünkü kahramanlarımızın ona biraz aşık olmaları fikri hoşumuza gitti” diyen Anders, şöyle devam ediyor: “Bazı noktalarda Rex’in üç kafadarımızdan gerçekten hoşlandığını ve onlarla iyi de vakit geçirdiğini hissediyorsunuz. Elbette, onlara kazık atmak zorunda çünkü bu onun yapısında var, ama sanırım aynı zamanda onları arkadaşları olarak da görüyor. Chris bu çılgın dengeyi çok güzel bir şekilde kurdu.”


Bir komedi yapmak isteyen ve “Horrible Bosses 2 / Patrondan Kurtulma Sanatı 2”nin senaryosunu çok beğenen Pine, çok ince kalibre edilmiş üçlüye eklenen dördüncü kişi olduğu için, bilerek rahat bir yaklaşım benimsediğini belirtiyor: “Hepsi bunu çok ciddiye alıyor ama nasıl oynamaları gerektiğini de biliyorlar. Benim formülüm kendimi serbest bırakmak, bu adamlarla takılmak ve sahnenin müziğine ayak uydurmaktı.”
Bu, diğer üç adama karşılıklı oynayacak farklı bir enerji sağladı.
Rex’i ağır bir şekilde yargılama eğiliminde olanlar onun nereden geldiğine bakmalı: Bert Hanson kendisinin de memnuniyetle itiraf ettiği gibi, her gün yeni düşmanlar ediniyor.
“Bert’ün sevdiğim yanı, gelip kahramanlarımızın hayatını belki de 11 saniye düşündükten sonra tamamen yerle bir eden bir adam olması, çünkü ona göre bu sadece bir iş” diyor Anders.


Bu esaslı kötü adam rolü için Christoph Waltz’ı seçen yönetmen şunları söylüyor: “Onu bu saçma senaryolardan bazılarına sokmak biraz göz korkutucuydu, çünkü kendisine şöhreti getiren, Oscar kazandıran o müthiş, dramatik rolleri unutmak imkansız. Ama onun Bert rolü için doğru olmasının nedeni de tam olarak buydu. Onun buradaki görevi ağır olmaktı. Bert, Christoph’un karizmasına sahip olmayan biriyle bu kadar tehditkar olmazdı.”

Waltz’un komik oynamasına gerek yoktu çünkü sahnelerindeki mizah, rolü düz oynamasından kaynaklanıyordu.
Ne de olsa, Nick, Dale ve Kurt’ü misillemeye iten şey Bert’ün her zamanki acımasızlığıydı; öz oğlunu bile galeyana getiren kalpsizliğinin ve ahlaksızlığının boyutlarını söylemeye bile gerek yok.

“Benim rolüm oldukça düz ve ciddi ama onlara hızla eyleme geçme fırsatı sunuyor, tıpkı bir mekanizmanın dişlisi gibi” diyen Waltz, şöyle devam ediyor: “Komedi tamamen zamanlama, tempo ve ritimle ilgilidir. Bu durumda, benim karakterim bu müthiş komik insanlar için bir vasıta ve çarkın işlemesini sağlayan da bu. Bu adamlar sürekli devam eden harika bir enerjiye sahipler. İzlemesi büyüleyici bir süreç.”


Bu arada, sanki baba-oğul Hanson’la uğraşmak ve kanundan kaçmak yeterince tam zamanlı bir iş değilmiş gibi, Nick, Kurt ve özellikle Dale, Dr. Julia Harris’le —Dale’in eski korkunç patronunu bir kez daha unutulmaz Jennifer Aniston canlandırdı— ek bir sıkıntı yaşarlar.

Aşırı aktif bir libidoya sahip ve Dale’e yanık bu ateşli diş hekimi, bir zamanlar genç adamı o kadar perişan bir hâle getirmişti ki Dale onu öldürmeye hazırdı.
Bu kez sorunlarını halletmek için çabalıyor gibi görünen Julia, rehabilitasyondadır; hatta ağza alınmaz uçarılıklara sahne olmuş muayenehanesini, iş saatlerinden sonra terapi grubuna tahsis etmiştir.

“Julia kendini iyileştirmeye çalışıyor. Bir seks bağımlıları grubuna katılmış. Ve onun artık oldukça doğru yolda olduğunu düşünüyoruz” diyen Aniston, jürinin hâlâ Julia’nın yeni yaşam biçimine ne derece sadık olduğunu denetlediğini de kabul ediyor: “Bence Julia o toplantılardaki herkesin ne kadar savunmasız ve bağımlılığına her an geri dönmeye hazır olduğunu biliyor; dolayısıyla, burası flörtleşmek için ona yeni bir zemin oluşturuyor. Julia iyileşmiş değil. Değil işte.”


Anders, senaryosunu John Morris’le birlikte yazdığı, geçen yılın hit komedisi “We’re the Millers”da da Aniston’la çalıştı.
“Horrible Bosses 2”deki işbirlikleri için şunları söylüyor: “Jennifer ilk filmde bu karakteri oldukça uçlara taşıdı. Bu yüzden, onunla yeni hikaye için oturup konuştuğumuzda, ‘Daha da uçlara taşıyabilir miyiz? Daha çılgın olabilir miyim?’ diye sorunca hem şaşırdık hem de sevindik. Jennifer gerçekten de her şeye açıktı ve çok komikti. Diyaloglara eklediğimiz pek çok edepsiz cümle önerdi. Karakterle hakikaten çok eğlendi.”

Aniston’ın “We’re the Millers”daki rol arkadaşı Sudeikis, espriyle, “Onun müstehcen konuşan bir erkek delisi olma hevesinden yeniden yararlanabilmemiz muhteşem bir şeydi” diyor.

Aniston bu şehvetli role geri dönmenin eğlenceli yanlarından birinin yapım sırasında yönetmen ve rol arkadaşlarının tepkilerini görmek olduğunu itiraf ediyor.
Yıllardır tanıdığı Jason Bateman’la olan sahnelerinde, “Sanırım kim diğerini daha çok kıvrandıracak diye yarışıyorduk ki bu gerçekten eğlenceliydi. Charlie de kıvrandığını görmekten hoşlandığımız bir diğer kişi. O çok sevimli. Her şeye uyuyor ama yüzü çok kolay kızarıyor” diyor.


Charlie’nin karakteri Dale, Dale’in arkadaşları ve muhtemelen tüm seyirciler için şu sorunun yanıtı hâlâ verilmedi: Neden Dale?
Julia’nın ondan daha iyisini bulabileceğine şüphe yok.
Buna rağmen, Julia’nın elde ettiği tüm erkekler ve böyle bir fırsat için memnuniyetle sıraya girecek tüm o adaylar dururken, bir zamanlar asistanı olan Dale’e saplantısından bir türlü kurtulamamasının basit bir nedeni var.
Anders bunu şöyle açıklıyor: “Dale hayır dedi. Bence insanların herhangi bir şeyi istemesinin başlıca nedeni bu. Sahip olamadığınız şeyden daha heyecan vericisi yoktur.”

Oyuncu kadrosuna geri dönen bir diğer isim; kafatasında dövmeler olan, gizemli eski mahkum Dean “MF” Jones rolündeki Jamie Foxx’tu.
Jones “Horrible Bosses”da kahramanlarımıza danışmanlık yapmıştı. Kahramanlarımız onu hâlâ hakkında hiçbir şey bilmedikleri yeraltı dünyasıyla bağlantıları olarak tasavvur ediyorlar.
Aslında, Jones’un bilgece belirttiği gibi, —geçmişlerinde cinayet girişimi ve halihazırda adam kaçırma olan— bu üç adam, onun hayatı boyunca tanıdığı en belalı ve çılgın suçlular.
Jones’a göre, sorun onların ne yardan ne serden vazgeçmeleri: Hem pırıl pırıl sicilli, sıradan adam kimliklerini korumak istiyor, hem de ip ve koli bandı dolu bir arabayla seyahat ediyorlar.

Foxx şunları söylüyor: “Jones bir tür cinayet danışmanı olarak başladı ama sonradan bir motivasyoncuya dönüştü. Bu bir dost acı söyler durumu. Onlara artık kendi tavsiyelerine ihtiyaçları olmadığını, tek yapmaları gerekenin biraz yavaşlamak olduğunu anlatmaya çalışıyor. Kendilerinin suçlular olduklarını kabul edip bunu kucaklamalı ve yollarına devam etmeliler. Bir devre arası konuşması gibi; Jones coach olarak, ‘Şimdi çıkıp o kupayı bize getirmelisiniz’ diyor.”


Jones’un çok zengin bir karakter ve ilk filmde hayranların favorisi olduğu anlaşılınca, rolü genişletildi.
“Onu genellikle işlerini yürüttüğü bar masasından kaldırıp, daha birçok şeyin yanı sıra, araba kovalamacasına soktuk” diyor Anders.

Yönetmen şöyle devam ediyor: “Jamie hiç zahmete girmeden komik olabiliyor. İnanılmaz bir aktör; şarkı söylüyor ve geçmişinde skeç tarzı komedi ve doğaçlama var. Kısacası, her şeyi yapabilen oyunculardan; dört dörtlük bir performansçı. Bateman-Day-Sudeikis’e ayak uydurabileceğine hiç şüphe yoktu ve uydurdu da. İnanılmaz komik; bazen sadece bir bakış ya da duraklamayla.”

Ana oyuncu kadrosunu tamamlayan diğer isimler şöyle: Dale’in nişanlısı Stacy rolünü yeniden üstlenen Lindsay Sloane.
Artık evli ve üçüz annesi olan Stacy, ayrıntılar konusunda pek emin olmasa da, hâlâ erkeğinin başının dertte olduğunu içgüdüsel olarak bilebiliyor.
Deneyimli karakter oyuncusu Jonathan Banks yüzünden duyguları anlaşılmayan ve her daim şüpheci Detektif Hatcher’ı; Keegan-Michael Key ve Kelly Stables da Nick, Dale ve Kurt’ün Shower Buddy’yi tanıttıkları yerel sabah programının fazlaca kafein almış sunucuları rolünde.



TESLİMATI YAPMAK

“Ters yön, ters yön. Geri dön. Durdur arabayı! Kime mesaj çekiyorsun?!”

“Horrible Bosses 2 / Patrondan Kurtulma Sanatı 2” kahkahayla birlikte bol miktarda aksiyon da sunuyor: Yumruklaşmalar ve beklenmedik saldırılar; haneye tecavüzler; ateşlenen silahlar; araba bagajlarına tıkılan insanlar ve Los Angeles’ın merkezinde çok sayıda polis aracı, bir tren, bir köprü ve çok inatçı bir tel örgü çit içeren nefes kesici bir gece kovalamacası.

Anders’in açıklamasına göre, kovalamaca dublörlü sahnelerin, gerçek efektlerin ve yeşil perdenin bir bileşimi: “Haftalar boyunca parça parça çektik. Özel efektler amirimiz Jeremy Hays gerçek bir mücadeleciydi; Çitten her yeri kesikken bile arabayı nasıl sürülebilir tutacağını bulmaya çalışıyordu. Bu arada, görsel efektler ekibi tel örgüyü yeşil perdede çekmeye çalışırken çılgına dönüyordu. Sonunda arabayı havalandırıp, bir köprüden sarkıttık. Harika bir akşamdı; sırf tüm bunlar olup biterken orada olmak. Bu şeylere bayılıyorum” diyor yönetmen, tam bir sinemasever coşkusuyla.

Yapımcılar, manik, yüksek süratli sekansın koreografisi için dublör koordinatörü Thomas Robinson Harper’la çalıştılar.
Harper’ın çalışmaları arasında “The Matrix Reloaded”ın karmaşık otoyol kovalamacası da bulunuyor.
Harper, Anders’ın “böyle bir fiziksel komedide, her şeyi olabildiğince gerçekçi yapmak önemli çünkü komedi daha etkili olur. Ne derler bilirsiniz, biri gözünü kaybedene kadar komiktir… ve sonra feci komik olur” ifadesine kesinlikle katılıyor.
“Trafikte ters yönde ilerlemek, ister inanın ister inanmayın, saatte 100 kilometre hızla takla atmaktan daha tehlikelidir” diyor Harper ve ekliyor: “Yaklaşık 18 tane üst düzey dublörümüz ve bir de, sektörün en iyilerinden olan kamera araba sürücümüz Mike Majesky vardı.”


Jones’un eski model arabası için, ki bu Anders’in önerisiydi, üç tane eski Ranchero bulan Harper ve ekibi araçları yeni lastikler, frenler ve amortisörlerle donattı.
Ayıca, arabalara son teknoloji dizginler takıldı; kaldırıma çarptıklarında darbeyi emmeleri için arka şasileri köpük bloklarla kaplandı.
“Performansımızı bu adamların sunacağı komedi düzeyine çıkarmamız gerektiğini biliyorduk” diyor Harper.

Fakat darbe ve sarsıntılara maruz kalan sadece dublörler değildi. Arabanın sürücüsü olarak Jamie Foxx, dehşete düşmüş ama tuhaf bir şekilde heyecan da duyan yolcular olarak Jason Bateman, Charlie Day ve Jason Sudeikis de sahnede paylarına düşeni yaşadılar.

Dublör kayıtlarını aktörlerin yeşil perde üzerinde sahte bir araç içindeki 360 derecelik görüntüleriyle birleştiren, görsel efektler amiri Bruce Jones, “Sean sekansın çok canlı ve aksiyon yüklü olmasını istedi” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Hava yastıkları bulunan tamamen yalpa çemberli bir arabaydı; bu yüzden, sağa ya da sola sert bir manevra simülasyonu yapmamız gerektiğinde, aracı hızla düşürüyorduk ve aktörler birbirlerinin üzerine abanıyordu. Böylece, sağa sola gerçekten kayıyorlardı. Yalpayı aniden durdurduğumuzda da öne fırlıyorlardı.”

Day, yapmacık bir kızgınlıkla, “Yerden belki 8-10 metre yüksekte bir arabanın içindeydik; ve bir adam vincin üzerinde bir düğmeye basıp, ‘Arabayı 90 derece eğeceğiz’ deyip düğmeyi bırakıyordu. Sonra kayıt deniyor ve araba sağa sola yatıyordu. Neyse ki işe yaradı ve hepimiz hâlâ buradayız. Ama öyle olmayabilirdi. Hayatımız sona erebilirdi.”

Aktörler hiçbir zaman tehlikede değillerdi ama bir şekilde o memoyu almamışlar. John Rickard, “Özel efektler amiri zemine oyuncuların arabanın öne yattığı anlarda destek almak için ayaklarını takabilecekleri bir plak yerleştirdi, ama bundan haberleri yoktu. Bu yüzden, gerçekten düşüyormuş gibi hissettiler, tıpkı bir korku trenindelermiş gibi” diyor.


Bu arada, Chris Pine, çekimlerin başlarında kendi fiziksel komedi deneyimi için, “İlk büyük sahnemdi; Rex üç adamın kaçırma operasyonuna kendini de dahil etmeleri için onları ikna etmek üzere depolarına gidiyor. Rex daima iyi vakit geçiriyor, ta ki işler onun istediği gibi gitmeyene kadar. Ondan sonra, kendini tamamen kaybediyor. Dolayısıyla, kahramanlarımız onu geri çevirdiğinde, kararlarını değiştirene kadar kafasını masaya vurmaya başlıyor. Sanırım kafa travması yaşadım. Bunu tüm gün boyunca, gerektikçe yaptım. Üstünde pek de düşünmediğiniz ve ‘Bu harika’ dediğiniz bir noktaya geliyorsunuz. Ama sonra eve gittiğinizde boynunuzu oynatamıyorsunuz. Yine de, gerçekten eğlenceliydi.”

Pine başına neler geleceğini biliyor olabilirdi.
Rickard’ın gülerek aktardığı gibi, “Birinci gün, ‘Merhaba, tanıştığımıza sevindim, lütfen şu aracın bagajına girer misin?’ dedik.”

Yapım ekibi şehir merkezinde Hill, Grand, Olive, Olympic, 6. Cadde, 11. Cadde ve Broadway gibi ünlü yerlerin yanı sıra, ilk filmde kahramanlarımızın “MF” Jones’u bulduğu ve kendisinin hâlâ loş ışıklı bir locada iş yürüttüğü Licha’s Bar and Grill’de de çekim yaptılar.
Los Angeles’ın içinde ve çevresindeki diğer mekanlar şöyleydi: Staples Center, Palos Verdes sahilindeki Trump Uluslararası Golf Sahası ve hemen yakınındaki San Pedro’da 22. Cadde’de bulunan tren geçidi ve sinyali.


Yapım tasarımcısı Clayton Hartley, Julia Harris’in dişçi muayenehanesinin bazı kısımlarını platoda yeniden yarattı ama bu kez muayenehaneye, Dale ve Kurt’ün sicillerine soygunculuğu da eklediği sahne için, lobi, koridorlar ve banyo da ekledi. Bert Hanson’ın ferah ofisinde korkunç görünümlü hayvan iskeletlerine, askeri malzemelere, eşi bulunmaz spor ve popüler kültür hatıralıklarına yer verildi. Bunlarda amaç gözdağı verme, ulaşılmaz servetini yüzünüze vurma etkisi yaratmaktı.
Los Angeles tepelerinden birindeki özel bir mülk de Rex’in gösterişli, ultra modern konutunun iç ve dış mekanlarını oluşturdu.
Burası, kahramanlarımızın adam kaçırma planlarını hayata geçirdikleri ama hayal ettiklerinden çok farklı —ve çok daha eğlenceli— gelişen bir sahneye ev sahipliği yaptı.

Kameralar çalışıyor olsun olmasın, eğlence kesinlikle günün kelimesiydi.
“Bence insanların devam filminde istediği şey, ve hepimizin de istediği şey, Bateman, Day ve Sudeikis’i birlikte görmekti” diyor Anders ve ekliyor: “Ayrıca, Nick, Dale ve Kurt’ün yapmamaları gereken bir şeye yeltendiğini izlemekti.”

Yönetmen sözlerini şöyle noktalıyor: “Bu adamların, tıpkı izleyiciler gibi, filmdeki karakterlerine büyük sevgi duyduğu açık. Onlar birlikte takılmak isteyeceğiniz türde insanlar ve bu, böyle bir film yapmanın gerçekten eğlenceli ve tatminkar yanı. Eğer oyuncular kısıtlanmış hissetmiyor ve işlerinden içtenlikle keyif alıyorlarsa, o keyif ve kimyanın perdeye bir şekilde yansıdığına inanıyorum. İnsanlar onu duyumsuyor ve iyi zaman geçirmek için orada olduklarını hissediyorlar.”





Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...