15.02.2015

Fifty Shades of Grey / Grinin Elli Tonu



Zaman zaman tek bir eser gelir, bir anda ve sarsıcı bir güçle beklenmeyen, ortak bir merak ve ilgi uyandırır, popülerliğiyle kültürlere uzanır ve sadece ismiyle bile tüm dünyada ünlü olur.
Grinin Elli Tonu da işte böyle bir fenomen.

E.L.James’in hikayesinin birinci bölümünün 2011’de  internet temelli yayın evi tarafından mütevazi bir şekilde yayınlandıktan sonra “Elli Ton” üçlemesi tüm zamanların en büyük ve en hızlı satan kitap serilerinden biri oldu.
Tüm dünyada 52 dilde, 100 milyonun üzerinde satış yaptı. Başlığındaki üç sözcük, kitabın okuyucuları tarafından da hiç okumayanlar tarafından da şehvetin yeni, cesur bir simgesi oldu.

Şimdi de film uyarlaması geniş spekülasyon, sonsuz bir merak yarattı ve ilk fragmanı geçen yıl YouTube’un en çok izlenilen film fragmanı oldu.
Film Sevgilileri Günü sinema olayı olarak beyaz perdeye geliyor.

Milyarder girişimci Christian Grey ve meraklı üniversite öğrencisi Anastasia Steele’in ikonik rollerini JAMIE DORNAN (televizyondan The Fall, Once Upon a Time) ve DAKOTA JOHNSON (The Social Network, 21 Jump Street) canlandırıyor.


Elde edilemez Christian’ın kurtarılması hakkında olduğu kadar, tecrübesiz Ana’nın özgürlüğünü de konu alan hikayede ana karakterler, romanların karmaşıklığını ve karakterlerin hassasiyetlerini düşünen okuyucular için kendi hayatlarının sorumluluğunu almış.
İzleyiciler onların üzerinden kendi iç fantezilerini ve arzularını araştırmaya olanak bulmuş.

SAM TAYLOR-JOHNSON’ın (Nowhere Boy) yönettiği, serinin yaratıcısı E L James’in bu erotik ve özgün aşk hikayesi bizi, kadın-erkek dinamiklerinin karmaşıklığını açıkça araştırmaya ve kendimizi bıraktığımız ve alınmaya hazır olduğumuz sınırları araştıran zengin ve gizemli bir dünyanın derinliklerine götürüyor.


Dornan ve Johnson’a katılan oyuncular, Christian’ın erkek kardeşi Elliot rolüyle LUKE GRIMES (HBO’nun True Blood; Anastasia’nın yakın arkadaşı José rolüyle VICTOR RASUK (TV’deki Stalker); Anastasia’nın en iyi dostu ve oda arkadaşı Kate rolüyle ELOISE MUMFORD (TV’den The River); Christian’ın annesi Dr. Trevelyan Grey rolüyle Oscar ödüllü MARCIA GAY HARDEN (Into the Wild); Christian’ın kız kardeşi Mia rolüyle RITA ORA (gelecek filmSouthpaw); Christian’ın koruması Taylor rolüyle MAX MARTINI (Captain Phillips); Anastasia’nın üvey babası Ray rolüyle CALLUM KEITH RENNIE (Memento); Anastasia’nın annesi Carla rolüyle JENNIFER EHLE (Zero Dark Thirty) ve Carla’nın kocası Bob rolüyle DYLAN NEAL (TV’den Arrow).

Taylor-Johnson, yapım için kendisine yetenekli, başarılı bir yaratıcı ekip kurmuş.
Ekibin başında yapımcılar MICHAEL DE LUCA (Captain Phillips, The Social Network), DANA BRUNETTI (Captain Phillips, The Social Network) ve E L James olmak üzere senaryo yazarı KELLY MARCEL (Saving Mr. Banks); görüntü yönetmeni SEAMUS MCGARVEY (The Avengers, Atonement); yapım tasarımcı DAVID WASCO (Pulp Fiction, Inglourious Basterds); editörler DEBRA NEIL-FISHER (The Hangover dizisi,Austin Powers: International Man of Mystery), Oscar ödüllü ANNE V. COATES (Lawrence of Arabia, Erin Brockovich) and LISA GUNNING (Nowhere Boy, Salmon Fishing in the Yemen); Oscar ödüllü kostüm tasarımcı MARK BRIDGES (The Artist, There Will Be Blood) ve besteci DANNY ELFMAN (Silver Linings Playbook, Alice in Wonderland) yer almaktadır.
Grinin Elli Tonu’nun sorumlu yapımcıları MARCUS VISCIDI (We’re the Millers) ve JEB BRODY’dir (Little Miss Sunshine).



Bir Roman Tarihi: Elli Ton Başlıyor

2011’in sonunda fısıltı olarak başlayan olay, sohbetlerde aynı “Okudun mu?” sorusunun çeşitli versiyonları giderek artmaya başlayınca kısa süre içinde modern edebiyatın en hakim fenomeni olmuştur.
Kısa süre içinde pop kültürde kusursuz bir heyecan, merak ve erişebilirlik fırtınası esmeye başlamıştır. Başta e-kitap ve talebe göre baskı olarak yayınlanan E l James’in “Grinin Elli Tonu” kitabı, okuyucuların erotik aşk hikayesini istedikleri zamanda ve yerde okumasına olanak vermiştir.

“Grinin Elli Tonu” yüzeysel olarak 27 yaşındaki esrarengiz milyarder Christian Grey ile cinselliğe başlamamış olan üniversite son sınıf öğrencisi Anastasia Steele arasında gelişen ilişkiyi araştırır.
Ama derinine inildiğinde “Elli Ton” aşk hikayelerinin ve romantik edebiyatın çoğunluğundan çok farklı bir yöne gitmektedir.

Bir aşk hikayesidir ama aynı zamanda provokatiftir ve sınırlarla, özellikle cinsel sınırlarla, sınırları belirlemekle, onlara saygı duymakla, aşmakla ve orada gerçekleşebilecek her türlü araştırmayla ilgilenir. Güven ve bağlılığın yerini karşılıklı belirlenen bir dizi kurala bırakması hakkındadır.
Mutlaka okunmalı etkeninin büyük bir bölümü, bu peri masalının karanlık tarafa geçmesine karşı duyulan meraktan etkilemiştir.
Yine de piyasayı yürüten sadece bu heyecan duygusu olsaydı satışlar toplumun dikkatini başka bir şey çeker çekmez yavaşlardı.
James’in romanı, tüm dünyadan okuyucuların kucak açtığı büyüleyici karakterlerle dolu zengin bir fanteziydi.
Okuyucular, masallarının nasıl biteceğini; “Ana ne yapacak? Christian ne yapacak? Ne yapacaklar?” sorularını yanıtlarını öğrenmek için Christian ve Ana ile birlikte yolculuğa başarılı iki romanda (2011’de “Karanlığın Elli Tonu” ve 2012’de “Özgürlüğün Elli Tonu”) daha devam etmek için zorlandıklarını hissetmişler.


James, “Elli Ton”un milyonlarca okuyucuyla bağ kurmasının nedeni hakkında şunları söylüyor; “Temelde sadece düşündüğünden daha güçlü olan, tecrübesiz bir kızla, zarar görmüş, acı dolu bir geçmişe sahip bir adamın buluşmalarını konu alan bir aşk hikayesi. Koşulsuz sevginin tedavi eden gücünü konu alıyor. Seks sahneleri manşetlere geçti ama hayranları üçlemeye çeken aşk hikayesi oldu.”

Mart 2012’de, James ile Hollywood’daki stüdyoların büyük çoğunluğu arasında bir hafta süren görüşmelerden ve bir hafta sonu süren hararetli pazarlıklardan sonra Universal Pictures ve Focus Features, Random House yayıncılık tarafından “Elli Ton” üçlemesinde yayınlanmış üç kitabın film haklarını aldı.
Yazar, kitap serisi için Universal’in doğru yer olduğunu düşünmüş.
Şunları söylüyor; “Farklı Hollywood stüdyolarından çok sayıda harika film yapımcısıyla görüştüm. Kolay bir karar değildi. Ama sonunda Universal’i seçtim çünkü yönetim kurulu başkanı Donna Langley ve ekibinin kitaba hayranların beklediği ve hak ettiği şekilde sadık olduğunu düşündüm. Focus’u seçtim çünkü zor eserleri beyaz perdeye taşımak konusunda başarılı bir listeye sahipler. Ayrıca sorumlu yapımcı Jeb Broody beni güldürdü.”

Üçlemenin haklarını Universal/Focus alınca çok sayıda Oscar adaylığı olan yapımcılar Michael de Luca ve Dana Brunetti, filmi yapmak için sırada bekleyen film yapımcılarının uzun bir liste oluşturduğunu biliyorlardı ama yine de şanslarını denemişler.
İkili kısa süre sonra kendilerini Londra’da başka bir filmde çalışırken bulmuş.
İkisi de merkezinde yoğun bir aşk hikayesi bulunan karmaşık bir öncüldeki sinematik olasılıkların farkındaymış.
İkili yazarla bir dizi görüşmeden sonra James’in temsilcileriyle tekrar buluşmuş.
Kısa bir süre sonra yönetmen Paul Greengrass’in Captain Philips filminin yapımı sırasında De Luca ve Brunetti Grinin Elli Tonu’nun yapımı için kendilerinin seçildiğini bildiren telefonu almış.
James, yapımcıların kabul edilmesinin nedenini şöyle anlatıyor;”Michael toplantısında genç aşk ve ilk aşktan söz etmişti. Proje hakkında ve aşk hikayesini beyaz perdeye aktarmak konusunda istekliydi. Dana ile daha sonraki zamana kadar tanışmadım ve çok iyi anlaştık. Bu çılgınlığın içinde güzel zamanlar geçirdik.”


Brunetti, iş için seçildiklerinden dolayı heyecanlandıklarını söylüyor.
“Mike ve ben birlikte birkaç filmde çalışmıştık. Kitaba dayanan 21 ilk filmimizdi. Sonra The Social Network’ü yaptık. O da bir kitaba dayanıyordu ve son olarak da yine bir kitaba dayanan Captain Philips’in yapımını gerçekleştirdik. Neyse ki bu kadar çok değişimi yönetme tecrübesi bizim için büyük bir artı oldu. Ama aynı zamanda kişisel düzeyde de başından itibaren çok iyi anlaştık”

Yapımcı ilgisini çekenin malzemenin karmaşık doğası olduğundan söz ediyor; “Ana, Christian’a teslim olacak ve hükmettiği diğerlerinden aldığı ve kendisinden de istediği her şeyi ona verecek mi? Anlaşmayı imzalayacak mı yoksa gidecek ve sonsuza dek bir daha dönmeyecek mi? Kitap boyunca tansiyonu yüksek tutan ve izleyicinin de film boyunca hissetmesini istediğimiz soru bu.”

Yazarların toplantısı hemen planlanmış ve potansiyel yazarların kısa bir listesi oluşturulup stüdyoya iletilmiş.
Sonuçtaki daha da daralmış liste James’e sunulmuş ve birlikte yapımcılar (James de dahil) Saving Mr. Banks’teki çalışmasıyla BAFTA ödülü ve başka adaylıklar kazanmış olan yetenekli Kelly Marcel’da karar kılmışlar.
“Hem Erika’nın yarattığı karakterleri onurlandırabilecek hem de Ana ile Christian’ın üçlemesine kendi seslerini aşılayabilecek bir yazar bulmanın çok zor bir iş olduğunu biliyorduk.” diyor De Luca.
“Kelly, Erika’nın ‘Elli Ton’undaki tonlamayı yakaladı ve kendine ait akıllı, dokunaklı bir senaryo yazdı. Görevi yerine getirmedeki ustalığına çok şaşırdık.”

James, Marcel’in çevirisinde kendisini hoş bir şekilde şaşırtan sinematik uygulamayla büyük bir iş başardığını düşünmüş.
“Elli Ton uzun bir kitap ve Kelly’nin böyle dar bir senaryoya sıkıştırabilmesinden ama yine de romanın özünü yakalamasından etkilendim. Sürecin en sevdiğim kısmı onunla birlikte çalışmak ve hangi sahnelerin kalacağına, hangi sahnelerin gideceğine karar vermekti.”


Marcel, uyarlamayla uğraşırken yönetmen arayışı yoğunlaşmış.
 John Lennon’ın ilk zamanlarını konu alan Nowhere Boy filmiyle birlikte birkaç ünlü kısa filmin İngiliz yönetmeni Sam Taylor-Johnson, sunumunu yaptığında malzemenin tonunu ve görsellerini nasıl gördüğünü aktaracağını ummuş.
Ekip, filmin duygusallığını ve malzemeye yaklaşanların tutkusunu derinden anlayan ve aynı zamanda yönetmeni bulduklarını içgüdüsel bir biçimde anlamışlar.
Brunetti, Taylor-Johnson’ın inancının güçlü olduğunu kabul ediyor; “Arayış biraz sinir bozucuydu ve Sam’i göreve getirirken bizim açımızdan özellikle de stüdyodan biraz inanç eksikliği vardı. Büyük ihtimalle bizim özgeçmişinde çok fazla stüdyoyla çalışmış olan birine gitmemizi bekliyorlardı ama biz tercihimiz olarak Sam’i sevdik.”

Taylor-Johnson, seriyi kabul etmesini ve yeni filmi olarak neden bunu kabul etmeyi seçtiğini şöyle anlatıyor; “Bu filmi yapmak istememin başlıca nedeni bizim birlikte büyüdüklerimize benzer hikaye yapısına sahip bir peri masalına benzemesiydi. Yalnızca bu fazlasıyla yetişkinlere göre bir versiyondu; Genç bir kız prensiyle karşılaşır. Ulaşılmazdır. Başarılıdır, inanılmazdır, zengindir ama olay gelişir ve değişir ve çok farklı bir şeye dönüşür. Ayrıca cinsel bir arayışta olan bir kızın olgunlaşma yolculuğunun da hikayesidir. Christian ile Ana’nın hikayesi birçok açıdan endirekt türden bir aşk hikayesi.
İki kişinin aşık olmasını, birbirlerine ne yapacaklarını ne yapmayacaklarını nelerden vazgeçip nelerden vazgeçmeyeceklerini ve nasıl bir yolculuğa çıktıklarını görüşmelerini konu alır. İçinde birçok ilişkiye göre çok fazla aşırılık bulunur. Ana, ilk aşk ve ilk cinsel keşif yolculuğu için karmaşık bir insana aşık olmuştur. Bu ilişki Christian’ı da bir şeyler hissetmeye, nefes almaya ve sevmeyi öğrenmeye başlaması için açmıştır.”

Taylor-Johnson, malzemeye yaklaşımını şöyle anlatıyor; “olağanüstü bir aşk hikayesi, son derece sıra dışı ve eşsiz bir hikaye olarak ele almaktı. İşin içine girince ikisinin değişmeye başladığı hassas ve ince anları bulmaya ve yönetmeye çalışıyorsunuz. Her şeyin çıktıkları yolculukla aynı çizgide olması için bunun film boyunca çok ince bir şekilde ayarlanması gerekiyor.”

De Luca, üçlemenin birinci bölümünü tamamlamak için doğru yaratıcı güçleri bulmaları konusunda ekibin görüşlerini şöyle özetliyor; “Kadın ve erkek birçok kişiyle görüştük ama sonunda en iyi ve en benzersiz vizyona sahip yazarla ve yönetmenle devam ettik. İki yöne de gidebilirdi ama sonunda ki kadın oldu. Belki de bu kitabın hikayesini daha iyi kavramalarıyla ilgili bir şey söylüyordur. Her şeye rağmen bu filmde birçok kadınla çalıştık ve bu proje için harika bir şey oldu.”



Christian ve Ana’yı bulmak: Film için Oyuncu Seçimi

Grinin Elli Tonu’na katılan herkes romanları kesinlikle duymuştu, bazıları James'in yarattığı dünyayı beyaz perdeye taşımakta görev alacaklarını öğrenmeden çok uzun süre önce sıkı hayranlarmış.

Kast yönetmeni FRANCINE MAISLER ve ekibi bir süredir New York City, Los Angeles ve Jamie Dornan’ın Christian Grey rolü için başvurduğu Londra’da oyuncularla görüşüyormuş. Televizyonda, The Fall’daki BAFTA ödüllü rolüyle ve Once Upon a Time’daki rolüyle bilinen İrlandalı oyuncu bir deneme sahnesi çekmiş.
Senaryonun güvenliği için ilk denemelerde başka bir filmden bir sahne hazırlamaları istenmiş (burada, Dornan True Romance filminden bir sahne seçmiş).
Seçilenlere daha sonra senaryo malzemeleri sağlanmış.
Dornan serinin her yerde olmasıyla ilgili şunları söylüyor; “Kitapları biliyordum. Haberinizin olmaması için ölmüş olmanız gerekir.”
Oyuncu umut vaat eden kaydının ardından Taylor-Johnson ile Skype’dan, De Luca, James ve Brunetti ile Londra’da görüşmüş.
Yapımcılar, Dornan’ın talebi üzerine uzun bir görüşme yapmışlar.
“Bu rolleri oynayacak kişilerin rollerin peşinden gitmesinin önemli olduğunu düşündük. Çünkü kendilerini gerçekten göstereceklerdi.” Diye açıklıyor Brunetti.
“Herhangi bir endişe olursa belki de diğer filmler sırasında yapım için büyük bir sorun olurdu.”

James, kitaplarındaki geniş karakter topluluğu arasında iki karakterin kusursuz olması gerektiğini biliyordu.
Christian Grey rolü için kendisini Dornan’a neyin yönelttiği sorulduğunda şöyle söylüyor; “Bu sorunun yanıtını bilmeniz için Jamie’yi ekranda görmeniz gerekiyor. Gerçekten etkileyici bir yoğunluğu ve varlığı var. Göze de hoş görünüyor, bunun da yardımı oluyor.”

Dornan, birçok zorluğa hazırmış ve Christian Grey’in birçok kişi için birçok anlam ifade ettiğini takdir etmiş.
Şunları söylüyor; “Christian dışarıdan birçok işi olan, çok ilgi çekici, güçlü ve etkileyici bir adam. İşlerinin hepsi tek bir şirket altında ama çeşitli telekomünikasyon ve çiftlik teknolojileri şirketlerini barındırıyor. İmparatorluğunun birçok yönü var ve bu konumda olmak için inanılmaz genç. Güce ve paraya önem veriyor ve ikisine de fazlasıyla sahip. Ama derine indikçe onda bunlardan çok daha fazlasının olduğunu görüyoruz.”

Dornan, İngiltere’de hoş bir şekilde karşılandıktan sonra Taylor-Johnson için, oyuncu olarak seçilmiş olan Dakota Johnson’la aralarındaki elektriğin nasıl olduğunu gösterecek bir buluşmada, bizzat bir deneme yapmak üzere Los Angeles’a gitmiş.
Tatlı dilli oyuncu şunları söylüyor; “Dakota’yı hemen sevdim. Kendine özgü bir mesafesi var, çok yönlü ve çok iyiydi. Aslında deneme sırasında onun adına üzüldüm. Sahneleri farklı çocuklarla tekrar tekrar oynamak zorunda kalmış. Sonra günün sonunda ben geldim ve “Benim için iyi bir performans daha sergileyebilir misin?” dedim ve yaptı.”


Dornan, önündeki görevi başarıyla tamamlamış; “Oyuncu olarak zorlayıcı ve farklı roller arıyorsunuz. Daha önce Christian gibi birini canlandırmamıştım. Çok ilgi çekici bir karakter. Çok katmanı var, çok derin ve yapmak istediğiniz de onu ekranda gerçekçi bir şekilde canlandırmak.”

Taylor-Johnson, oyuncuların arasında gördüğü bağdan çok etkilenmiş ve mükemmel Christian ve Ana’yı bulduğunu biliyormuş.
(Johnson başta Charlie Hunnam ile eşleştirilmiş ama oyuncu çekimler başlamadan önce ayrılmış) Yönetmen şunları söylüyor; “Jamie Dornan, Christian Grey’e kusursuz uyum sağladı. Bu role çok şey katıyor. Karaktere bir zarafet getiriyor ama aynı zamanda tam olarak Christian’ın sahip olduklarını, bir adım azaltılmış gizemi getiriyor. Çünkü Jamie bunlara doğuştan sahip. Olağanüstü bir oyuncu ve Christian Grey rolünü tam olarak olması gerektiği gibi oynuyor.”

Denemesini aylar öncesinden başarıyla tamamlayan Johnson, o günü gülerek şöyle hatırlıyor; “Oyuncular arasındaki elektrik denemeleri çok tuhaftır. Birbirinizi tanımıyorsunuz bu yüzden de başarmak mümkün değildir ama yapmaya çalışırsınız. Kısa bir süre içinde, bir sürü insanın karşısında çabalar, sizinle birlikte okuma yapan kişide hoşunuza giden bir şey bulmaya çalışırsınız. Yani tuhaf, normal olmayan bir durumdur. Ama Jamie geldi ve sürekli espriler yapıyordu.”

Şaka bir yana Johnson şunları söylüyor; “Bir yoğunluk getiriyor çünkü çok karanlık, kapalı görünebilen bir yüzü var. Acaba ne düşünüyor diye merak ediyorsunuz. Bu da Christian için mükemmel bir özellik. Jamie ayrıca Christian’a çok gerekli olan gençliği de getiriyor. Kitapta Ana’nın Christian’ın geneldeki olgun halinden farklı olarak neşelendiğini, genç bir adama dönüştüğünü gördüğü sahneler var. Bir an için küçük bir çocuk görüyor. Jamie de bu çok özel yapıya sahip.”

Anastasia rolü, oyuncunun ilgisini daha proje ortaya çıkmadan çekmiş.
Johnson malzemeye olan ilgisini şöyle anlatıyor; “Dünyanın çok hızlı değiştiğini ve bir şeylerin çok hızlı gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Kitaptaki cinsellik de çok detaylı ve gerçekçi bir şekilde tasvir edilerek insanları serbest bırakıyordu.”

Yapımın arkasındakileri öğrendiğinde “Umut verici olduğunu düşündüm” diyor. “İnanabileceğim bir şey olup olmadığını görmek ve hikayeyle bir bağ kurabilir miyim diye bakmak için kitapları okudum. Ardından bir yıl kadar sonra seçmelerin zamanı geldiğinde katılıp katılamayacağımı sordum. İlk denememden sonra birkaç kez daha okudum ve Anastasia rolü teklif edildi. Böyle dramatik bir malzemeye biraz kaygısızlık ve mizah katabilecek birini bulma arzusu vardı. Sanırım bu yüzden ben seçildim.”


Johnson’ın yönetmeni başrol aktrisinin rol için neden doğru olduğunu anlatıyor; “Dakota’yla karşılaştığımız anda Anastasia’mızı bulduğumuzu biliyordum. Bize hassasiyet, küstahlık, güzellik ve cesaretin mükemmel dengesini gösterdi. Dakota rol için çok başında geldi ve okuma yaptı. Rolün onun olduğunu bildiğim ama her yere baktığımızdan emin olmak için birkaç yüz oyuncuyu daha görmek zorunda kaldığınız o anlardan biriydi. Zihinim bir kenarında bile değildi. Tam ortasında sürekli olarak “Rol Dakota’nın. Rol Dakota’nın” diye yankılanıyordu. Ana’nın zekasına büyüleyiciliğine ve aklına sahip ve o karaktere başkasını yapabileceğini hayal bile edemediğim bir hayat katıyor.  Olağanüstü bir oyuncu ve adeta bana onu bu dünyaya sunabilme yeteneği verildiğini hissettim.”

James de bu duyguları paylaşıyor. Johnson’ın kendi Anastasia Steel’i olduğunu içgüdüleriyle anlamış. Şunları söylüyor; “Dakota muhteşem bir oyuncu. Ana’nın masumiyet, arzu ve meydan okuma kombinasyonunu yakalamayı başardı. İçinde bulunduğu her sahneyi aydınlatıyor.”

Doğal olarak Johnson’ın James’in yazdığı karakteri canlandırması oyuncu seçimi için çok önemliymiş. Brunetti şunları söylüyor; “Ana’yı bizim hayal ettiğimize çok benzer bir şekilde gördü. O izleyicinin hikayeye, bu çok farklı dünyaya giriş yolu. Dakota da Ana gibi aynı tür masum görünüm ve davranışlara sahip. Çekici ama onda kendilerini görecek birçok kadının da bağ kurabileceği biri. Dakota’yı Ana güzel bir kadına dönüşürken izlemek zorlayıcı olacak. Masum, üniversite öğrencisinden bu hayat tarzında ve bu dünyada bulunan birine dönüşecek.”

Yapımcılar Johnson’ın benzersizliği ve oyuncu arkadaşıyla hemen bağ kuruşuyla oyuncunun Dornan’ın Christian’ı için kusursuz Ana yaptığını düşünmüşler.
Brunetti şöyle anlatıyor; “Dakota ile Jamie’nin aralarında o elektriğin olduğundan emin olmalıydık. Çünkü Ana’yı canlandıran kişi dünyanı en iyi aktrisi, Christian’ı canlandıran kişi de dünyanın en iyi aktörü olabilir, ikisi de hoş ve soyunukken rahat olabilirler ama kamerada ortaya çıkacak olan elektrik sahte olamazdı.”


Brunetti’nin yapımcısı da ana karakterlerin birbirlerine karşı olan tutkularının uç noktalarını aktarmanın önemli olduğuna katılıyor.
James, aslında oldukça basit olduğunu anlatıyor; “Aralarındaki o kimyayı nasıl tanımlarsınız veya nasıl tahmin edersiniz? Ya oradadır ya da değildir, değil mi? Dakota ile Jamie’yi birlikte ekranda gördüğümde doğru seçimi yaptığımızı biliyorum.”

İkili yapım öncesi aşamaya girerken Johnson ve Dornan’ın da gerekli olan türden ilişkiyi resmetmeye kendilerini hazırlamaları gerekecekti.
Christian’ın sürekli aradığı bağı tarif ederken Dornan şunları söylüyor; “O güne sahip olduğu tek ilişki türü, ortağına bir anlaşma imzalattırarak, kadına ikisinin de kabul ettiği şekilde muamele edebileceği hakim / itaatkâr türü olmuş. Her zaman kesin kurallar olmuş, herhangi bir tür fiziksel ilişki başlamadan önce görüşülmüş ve imzalar atılmış. Ta ki Anastasia’yla tanışıncaya dek.”

Ana hem tipik hem de atipik bir üniversite son sınıf öğrencisi.
Çalışkan, zeki bir İngiliz edebiyatı öğrencisi, hala eğleniyor ama fiziki olarak tecrübesiz çünkü doğru partneri bulamamış.
Johnson Ana’nın tuhaf zevkler geliştirmesi konusunda şunları söylüyor; “Christian sürdürmek istediği ilişki türünü açıkladığında verdiği tepki şaşırtıcı. Normalde herhangi bir ilişki türü aşamamış bir kızın, karşılaştığı en sorunlu insan olduğunu düşünüp kaçmasını beklersiniz. Ama Ana kaçmıyor. Onun yerine tepkisi anlamaya çalışmak oluyor.”

Christian, Ana kampüs gazetesi röportajı için hasta olan oda arkadaşının yerine geçtiği zamanki karşılaşmalarında Ana hakkında varsayımlarda bulunuyor.
Ana ne röportaj için ne de esrarengiz milyarderden aldığı tepkilere hiç hazırlıklı değildir.
Dornan şunları söylüyor; “Ana rahatsız ve tuhaf. Christian kontrolcü ve hassas. Ama Ana onun kafasındaki her şeyi altüst ediyor. Ona çekiliyor. Ama Ana kendisine daha önce yaşadıklarından çok daha derin bir şekilde etki ediyor. Aslında hikaye aşık olan ve kendilerini “normal” bir ilişki yaşamaktan alıkoyan büyük engellerle karşılaşan iki kişiyi konu alıyor."

Johnson, milyonlarca okuyucunun keşfederek bir çırpıda okuma nedeni için şunları söylüyor;  “Tehlikeli yanı ki bence bu heyecanlı, hikayede bir gerilimin bütün öğelerinin bulunuyor olması, ne olacağını bilmiyorsunuz. Ana bu zor şeyi yakalama konusunda iyi olacak mı? Christian için kendisini razı edecek mi? O kadar değişebilecek ve buna rağmen onu sevebilecek mi? Aynı şeyi Christian da onun için yapabilecek mi?”

Taylor-Johnson, başrol oyuncularının bu ikileme uyum sağladıklarını söylüyor; “Bu gelişim, film boyunca sürekli kontrol ettiğimiz çok ince dengelenmiş bir ayar. Filmin sonuna doğru olan bazı sahneleri ilk başta çektik. Böylece ilişki henüz tam olarak oluşmamıştı. Sahnede bulunduğuna emin olma ve duygusal havayı tam olarak bilme çabasıydı. Ama bunu yapmayı, oyuncularla çalışmayı, değerlendirmeyi, sahnelerle oynamayı ve duygusal iniş çıkışları yargılamayı her şeyden çok seviyorum.”



İki Ayrı Dünya: Aile ve Arkadaşlar

Beyaz perdedeki kızına çok benzeyen Tony ve BAFTA ödüllü Jennifer Ehle, Ana’nın annesi Carla rolünü canlandırıyor.
Johnson şöyle anlatıyor; “Ben hemen onunla sevgi dolu bir ilişkiyi hissetmeye başladım. Çok faydası oldu. Bence izleyiciler Ana’nın tatlılığını nereden aldığını görecekler.”

Ehle, talihsiz aşıkların dünyasına yabancı değil (1955 yapımı Pride and Prejudice filminde Colin Firth’in Bay Darcy karakterinin karşısında Elizabeth Bennet rolüyle televizyon izleyicilerini büyülemiştir).
Hikayedeki karakterinin rolünü şöyle anlatıyor; “Ana’nın babası Ana çok küçükken ölmüş. Bu yüzden onu hiç tanımıyor. Carla dördüncü evliliğinde ve bu kez doğruyu bulduğunu düşünüyor. Belki de bunu ilk kez hissediyor. Ama Ana’yla ikisi her zaman çok yakın olmuşlar. İyi, güçlü, sıcak ve sevgi dolu bir ilişkileri var.”

Ana, Christian’la vakit geçirmeye başladığında Carla’nın yeni ilişki hakkındaki endişeleri anne kızın konuşmalarına girmeye başlıyor.
Ehle şöyle anlatıyor; “Ana’nın yeni erkek arkadaşına olan tepkisi karmaşık. Mutluluk anları da var ama aynı zamanda başka bir şeylerin olduğunu da hissediyor. Christian, 4 bin dolarlık kusursuz takım elbisesiyle Savannah’ya geldiğinde, Arla buna kayıtsız kalamaz. Yüzeyde Christian’dan etkilenmiştir. Ama başlıca kaygısı kızının mutlu olup olmayacağıdır."
Christian’ı evlatlık alan annesi de çocuğuna karşı Carla’nın Ana’ya olduğu kadar ilgili olsa da daha az düşkündür.
Daha çok “Şehir & Kasaba” kadınıdır.
Dr Grace Trevelyan Grey, Carrick Grey’le evlidir ve Christian’ı hala çok küçük bir yaştayken evlat edinerek sorunlu hayatından kurtarmalarından önce doğan Eliot adında bir oğulları vardır.
Daha sonra da Grey ailesinin küçük kızı Mia doğmuştur.
Dornan şöyle anlatıyor; “Her şey düşünülünce sevgi dolu ve oldukça normal bir aile. Christian’a berbat bir başlangıçtan gelmiş olsa da bir şeyler yapma fırsatı vermişler.”

Oscar’lı oyuncu Marcia Gay Harden, Dr Grey’i canlandırıyor.
Oyuncu seçilmeden önce fenomenden haberdarmış ama “Elli Ton” kitaplarını okumamış.
Canlandırıcı bir şekilde akademik bir yaklaşımda bulunuyor; “Bunu bir olay olarak biliyordum. Ama daha önce hiçbir “olay” filminde rol almamıştım. Kitapları okumaya başladım, toplumumuza nasıl uyacağı konusunu merak etmeye başladım. Antropolog Richard Leakey bu konuda epey çalışma yapmış ve seks ne kadar zevkli bir hal alırsa partnerimizi bırakma ihtimalimizin o kadar zayıfladığını tespit etmiş.”


Beyaz perdedeki oğluyla ilgili olarak Harden şunları paylaşıyor; “Jamie de bir hassasiyet var. Christian’a çok güzel bir şekilde bürünen bir zarafeti ve tereddütü var. Karakter bir kişi olabilir ve oyun odasında hakim olabilir ama sonra sevgiyi oluşturmaya çalıştığı ama ne yapacağını bilmediği çırpınan bir ilişki var. Christian tereddütlü ve kaygılı. Ana’nın gideceğinden her zaman korkuyor. Jamie karakteri baştan ayağa etkileyen bir hassasiyet katıyor ama yine de muhteşem.”

Luke Grimes, Grey’lerin ilk doğan oğulları, Christian’ın antitezi olan Elliot rolünde.
Elliot çok daha hafif, kaygısız ve düşüncesiz ve ağabeyinin bu meraklı ilgilerinin ve cinsel uygulamalarının ne derece olduğunu ve kapalı kapılar ardında nasıl oynandığını anlamıyor.
Christian kapalı ve anlaşılmaz görünürken, küçük kız kardeşi Mia da onun tam zıttıdır.
Yapımcılar, rol için müzik sanatçısı Rita Ora’yı seçmişler.
Harden, göz alıcı Mia rolü için Ora’nın neden ideal olduğunu şöyle anlatıyor; “Rita tamamen beklenmedik ve kusursuz. Çünkü hiçbir oyuncu tavrı yok ama harika bir oyuncu ve şarkıcı. Kendine özgü bir kaba ve afacan yanı var ve bu role mükemmel uymuş. Aynı zamanda komik ve alçak gönüllü biri.”
Anastasia’nın oda arkadaşı, kampüs gazetesi için Christian’la röportaj ayarlayan ama sonra grip olduğu için yerine Ana’yı gönderen Kate rolünü Eloise Mumford canlandırıyor.
Kate, hayatta ne istediğini çok iyi biliyor ve istediğini almaktan korkmuyor.
Christian ve Ana karşılaşan Kate ve Elliot da tanışır ve çıkmaya başlarlar.
Başkarakterler tarafından canlandırılan karmaşık ilişkinin zıttı bir dinamik sağlarlar.
Ana’nın sadık bir arkadaşı olsa da açık sözlü olan Kate’in Ana’nın Chirstian’la girdiği ilişkinin derinliği konusunda hiçbir fikri yoktur.
Her güzel üniversiteli kız için, kendisiyle daha yakın olmayı arzu eden genç bir erkek vardır.
José, Ana’nın iyi arkadaşıdır.
Ana’dan uzun zamandır hoşlanan bir mühendislik öğrencisidir.
José’yi canlandırmak üzere seçilen Victor şunları söylüyor; “José umut vadeden bir fotoğrafçı. Kate de kendisinden gazetede kullanılmak üzere Christian’ın fotoğrafını çekmesini ister. Hikaye ilerledikçe Ana’ya uzaktan hayran olduğunu ve ona yaklaşmaya çalıştığını görüyorsunuz. Bunu yapmaya karar verdiğinde ise kötü bir zamandır, ikisi de biraz sarhoştur… bu yüzden de hiç iyi sonuçlanmaz.



Hassas Bir Denge: Romanı Beyaz Perdeye Taşımak

Taylor-Johnson“Grinin Elli Tonu”nu beyaz perdeye aktarmanın zor olacağını biliyordu ama yönetmen sürecin çılgınca geçmesine şaşırmış.
Şunları söylüyor; “Önce havalara zıpladığımı itiraf etmeliyim. ‘Muhteşem. Kitabı okudum. Hikayenin benim görüp anlayabildiğim kadar özel olduğunu düşünüyorum’ dedim. Projeye büyük bir istekle başladım ve o noktadan itibaren çok her şey çok hızlıydı, inanılmaz çok sorumluluk vardı. Hayranları onurlandırmak ve kitapta olanları onlara aktardığımı hissetmelerini istedim.”

Yönetmen şöyle devam ediyor; “Film beni beklenmedik bir yolculuğa çıkardı. Yapmak istediğim filmle ilgili çok net fikirlerim vardı. Ama yolculuk devam ederken onun beni, nasıl sunulması gerektiği konusunda düşünme biçimimi şekillendirdiğini fark ettim. Yani ilginçti. Çünkü malzeme elinizde ve yönetmen olarak şekil veriyorsunuz. Bu çift yönlü bir yol. Malzeme çok güçlüydü. Benim katmak istediğim güçlüydü ve bu ikisi arasındaki işbirliğinin de aynı oradan güçlü olduğunu düşünüyorum.”

De Luca, kitabı beyaz perdeye uyarlamanın en önemli avantajlarından birini anlatıyor; “Kitabın yazılış biçimi -birçok sahne ve tasvirleri- çok görseldi. Tek kaygım Ana’nın düşünce sürecinin kitapta içsel monologlarla ifade edilmiş olmasıydı. Bunu nasıl aşabilirdik? Ama her kitapta olduğu gibi “bu filme nasıl aktarılır?” sorusu zordur. Şu sonuca ulaşılır; Bu gerçekten iyi bir hikaye. O halde senaryo yazımı, yönetmenlik, oyunculuk ve sinematografi iyi bir hikayeyi beyaz perdeye güçlü bir şekilde aktarır.”

Brunetti, ekip bu amaca ulaşabildiği için heyecan duymuş.
Yönetmenine övgüler sunuyor; “Sam bir film yapımcısı, fotoğrafçı, özünde bir görsel sanatçı ve bu hikayede pek çok simgesel öğe var; kravat, arabalar, Kırmızı Oda veya sadece Christian’ın içinde yaşadığı dünya. Bu evrene özel şeyler sunmamız gerekiyordu. Onları sadece beyaz perdeye taşımak değil bu filmin tonuna uyacak biçimde zarif bir şekilde göstermeliydik. Sam, görüntü yönetmeni olarak Seamus McGarvey’i seçti ve o da muhteşem bir sanatçı. İkisi olağanüstü bir görünüm ve muhteşem bir film yaptılar.”

Johnson kendi adına kitabın açık cinsel doğasının kapsamıyla birlikte bir titreşimin ve çok hoş aktarılan bir özellik olan doğruluğun da geldiğini düşünmüş.
 “Bu iki insan tesadüfen tanışmış ve ikisi de diğerinin zaafı olmuş. Birbirlerinden uzak durmaları mümkün değil ve bu da hayran kitleleriyle bir bağ kurmuş.”

“Bir peri masalı özelliği var.” Diyor Ehle. “Erika o karakterlerdeki örnek hikayeyi yakaladı ve belli ki okuyucularda bunu karşı konulmaz bulmuş. Karanlık, güzel ve çirkin, Sinderella; bunların hepsi var ve inanılmaz sayıda kişiyle inkar edilemeyecek bir şekilde kaygı uyandırdı.”

Bir kişiye göre oyuncu kadrosu o tutkuyu hissetmiş.
Harden şöyle söylüyor; “Erika çok önem veriyor. Büyük bir hayran kitlesi var ve onları memnun etmek istiyor. Biz ilerledikçe hassas bir rahatlama vardı. Artık kitabın dünyasını bırakmış filmin dünyası olmuştu, artık sadece ona ait değildi. Her küçük ana tutunamayacağını bilecek kadar zeki biri ama aynı zamanda nasıl olduğu ve kendi yarattığı dünyanın ve karakterlerin özünü temsil etmesi de önemli.”



Dünyalarını Filme Almak: Vancouver’da Çekim Yapmak


Küresel fenomen hakkındaki konuşmalar, serinin popülerliği ve hayranları onurlandırmak film yapımının gerçekleriyle uyumlu hale geldiğinde asıl film yapımı süreci, bir sirkin ortasında denge numarası yapıyormuş gibi hissedilmeye başlıyor.
Yine de Taylor-Johnson’ın yönetmenliğinde bu düşünce gerçekten çok da uzak olamaz.
Dornan şunları söylüyor; “Sam başından itibaren sadece diğerleri gibi bir film yaptığınızı hissetti. Aslında ‘Elli Ton’ fenomenine bu kadar ilgi gösterilirken bile öncelikli endişelerin bu karakterlerin ve onların gerçeklerinin olduğu sanki bağımsız film yapıyormuş gibiydik. Ortamda hiçbir zaman baskı hissedilmedi. Hiçbir zaman çekmeye çalıştığımız kitabı milyonlarca kişinin okumuş olduğu farkındalığı öne çıkarılmadı. Sete adım attığımızda bunların hepsi camdan uçup gitti.”

Brunetti, yönetmeninin çekim tarzını şöyle övüyor; “Çok hızlı hareket ediyor ve ne almak istediğini iyi biliyor. Oyuncuları hazırlıyor ve çekimleri çok fazla tekrarlamıyor. Bunu verimli bir biçimde çalışan Seamus’la birleştirdiğimizde bir sahneye başladığımızda ışıkları hiçbir zaman bir saat beklediğimiz olmuyordu. Biz devam ederken oyunculara notlar iletiyor ve devinim hiç durmuyordu. Filmde, kısa ve sinema filmi geçmişine bağlı olabilecek bir bağımsız yapım duygusu var. Ama aynı zamanda yönetmeni bir sanatçı olarak da ifade ediyor. Aynı fotoğraf üzerinde tekrar tekrar konuşarak bütün gününü geçirmez.”

Taylor-Johnson görüntü yönetmeniyle çalışmasını şöyle anlatıyor; “Seamus McGarvey ile 15 yıldır birlikte çalışıyoruz. Bu yüzden neredeyse yunus sesleriyle iletişim kuruyoruz. Çalışma tarzımızda adeta gizli bir şifre var.”

McGarvey göreve geldiğinde Taylor-Johnson ve yapımcılar etkileyici film ustalarını bir araya getirmeyi başarmış.
Yönetmen ana ekibinden şöyle söz ediyor; “Yapım tasarımı ekibimizin başında yapım tasarımcı David Wasco ve set dekoratörü Sandy Wasco vardı. Birlikte hemen hemen bütün Quentin Tarantino filmlerinde çalışmışlar ve muazzam bir bilgiyle ve Christian’ın dairesi ve Kırmızı Oda gibi sıra dışı mekanlar yaratma konusunda mükemmel bir anlayışla geldiler.”


Johnson, yönetmenin pek çok detayı aklında tutabilme ve herhangi birine her an ulaşabilme yeteneğinden çok etkilenmişti.
Film sıralı olarak çekilmediği için Taylor-Johnson’ın oyuncuları çekimin zamanı ve mekanı konusunda ve senaryonun o noktasında ne bilip ne bilmedikleri konusunda bilgilendirmesi gerekiyordu.
Bunların çoğu yapımın basit idaresi tarafından yapılıyor olsa da film yapımcıları Dornan ve Johnson arasındaki en zorlu ve açık sahneleri çekimlerin sonuna bırakmaya kararlıydı.
Çekimlerin son iki haftasında Christian’ın ünlü Kırmızı Odası’ndaki çalışmalar gerçekleşti.
Christian için para hiç sorun değildi.
Film yapımcıları için bunun anlamı beyaz perdeye yansıyan milyarderin dünyasının hangi kısmı olursa olsun, müsriflik, lüks ve paranın alabileceğinin en iyisi olması gerektiğiydi.
Kısıtlı bir film bütçesinde (ne kadar büyük olursa olsun) bütün tasarım ekiplerinin ellerinden gelenin en iyisini yapmaları anlamına geliyordu.
Dornan şöyle söylüyor; “Christian her ne olursa olsun her şeyin normalin ötesinde etkileyici olması gerekiyordu. Bu bir hayal dünyası ve yaptığımız her şeyin görünümünü ve duygusunu buna uydurmak zorundaydık.”

Onun özel lüks dünyasına girmeden, bunları çağrıştırmak için gerekli görseller olmadan “geriye sadece cinsellikle ilgili bir film kalır ve bu filmin konusu bu değil” diyor Johnson.
Kitaptaki mekanlara sadık kalmak ve pek de güneşli olmayan atmosferi sağlamak için çekimler Kuzeybatı Pasifik’te özellikle de Vancouver, British Columbia’da geçti (Seattle ve Vancouver, Washington yerine, Portland da Oregon yerine).
Hikaye yaz aylarında geçiyor olsa da çekimler, Aralık’ta başlamak üzere planlanmıştı.
Sonunda kış aylarında çekim yapmak, yöre halkının Temmuz ve Ağustos’ta gerçekleştiğini bildiği ve James’in çağrıştırdığı puslu havayı sağlamıştı.
İçsel, birinci tekil şahıs anlatımlı bir romanı dikkatle açan yapımcılar alanını açmak için her fırsatı kullanmış ve son çekim planına 55’in üzerinde mekan sığdırmışlar.


Projenin, tecrübeli oyuncuların ve teknik ekibin adları, prodüksiyonu başlatmak için faydalı olsa da, tüm zamanların en popüler kitabının çekimlerinin bölgede gerçekleşmesi ana yolların ve mekanların etrafındaki yolların tıkanmasına ve sıkışık yapım takviminde pahalı gecikmelere neden olacaktı.
Bu nedenle projenin tam olarak ne olduğunu gizlemek için her türlü önlem alınmıştı.
Grinin Elli Tonu adı sette, filmle uzaktan bağlantılı her türlü evrakta, malzemede ve basılı malzemede tamamen yasaklanmıştı.
Onun yerine The Adventure of Max and Banks (Max ve Banks’in Macerası) takma adı kullanılmıştı (Max, James’in köpeğinin adı, Banks ise Marcel’in yavru köpeğinin adı).

Bazı mekanların James’in kitabındaki simgesel mekanlara hayat vermek zorunda kalmış.
Heathman Otel, Fairmont Otel Vancouver’da çekilmiş. Washington Eyalet Üniversitesi, British Columbia Üniversitesi’nde çekilmiş.
British Columbia Üniversitesi, Washington Eyalet Üniversitesi ‘ne uygun şekilde dekore edilmiş ve 500 üniversiteli görünümlü figüran kullanılmış.
Ana ve Christian’ın bir kafedeki ilk randevusu, filmdeki ilk mekanlardan biri.
Vancouver, British Columbia’daki şehir merkezinde Gastown adındaki bir bölge kafenin bulunduğu Portland’ın yerine kullanılmış.

Ana’nın üniversitedeyken çalıştığı Clayton hırdavatçı dükkanı aslında Vancouver’ın 45 dakika dışında, Ladner adındaki küçük bir kasabada bulunuyor.
Ladner’ın ana caddesine gidilmeden önce 10’un üzerinde eski tarz hırdavatçı dükkanı araştırılmış.
Sarı cepheli dükkan adeta keşif ekibinin durdurup içeri girmeye davet ediyormuş.

İlk görüşmeleri sırasında yapım tasarımcı Wasco da Taylor-Johnson da ünlü sanatçı Helmut Newton’a ait bir fotoğrafı ulaşmak istedikleri filmin havası ve görünüm için referans olarak önceden seçmişler ve ikisinin seçtiği fotoğraf da aynıymış.
Wasco şunları söylüyor; “Sanat yönetimi için aynı noktadan bakıyorsanız ve işbirliğinin başında bir sanatçı varsa, daha fazla ne istenebilir ki? Hemen o anda işe alındığım başka bir iş görüşmesi yaşadığımı sanmıyorum. Konuştuk. İkimiz de Newton’un aynı fotoğrafını çıkardık ve ondan sonra sadece ‘Bu filmi yapmak ister misin?’ ‘Evet!’ ‘Harika!’ dedik.

Önceden birlikte çalıştığın birinin (ve eşinin) tasarımda ortağın olması tanıtım kısmına gerek olmadığı anlamına gelir.
David Wasco şöyle söylüyor; “İşimiz bilgi toplamak ve en iyi fikirleri, tatmin edenleri arıtmaktır. Sandy’nin set dekorasyonunda yaptığı karakterleri kendi alanları içinde, hikayeye sessiz bir şekilde yardım eden öğelerle sarmaktır. Benim tasarım ortağıma hemen güvenebilmem için senkronize bir halde, çalışmaya hazır olarak geliriz.”


Taylor-Johnson, çok sayıda fotoğraf ve araştırma referansı hazırlamış ve Wasco’lar da bunları alıp yerel olarak nelerin uygun olduğunu bulmuşlar.
David Wasco şunları söylüyor; “Tasarım anlayışı Christian’ın çok sofistike olmasına ama gençliğini korumasına olanak veren bir karmaydı. Kişisel seçimlerin kalitesi önemli oldu. Önemli kişisel parçaları, tıpkı hayatındaki kadınları seçtiği gibi güzellikleri için seçtiğini hayal ettik.”

Christian, yükselen bir teknoloji şirketinin başındayken tasarımcılar da kişisel alanlarının modern olmasına dikkat etmişler.
Hedef zamansızlık olmuş ve eğer ‘yeni ve şimdi” yönünde bir karar vermek gerektiğinde genelde seçilen yol örneksel olmuş.
Christian’ın ortaya çıkan alanlarının hepsi hikayenin ve karakterin sessiz ilerlemeleri olacakmış, özellikle de Kırmızı Odası.
Bu yüzden Stanley Kubrick’in filmlerindeki fütüristik görünümler incelenmiş ve referans alınmış. Bilinçli tercihlerle, aydınlatılmış zeminlerin abartılı biçimde yükseltilmesinden ve ışık kırılmasından uzaklaşılmış.
Amerikalı fotoğrafçı ve ressam Saul Leiter (New York School’un ilintili görünümün ilk kurucularından biri) camdan veya dağınık ışıktan bakılan çekimler için seçilmiş.
Arkadaki gölgelere yakalamak ve içlerinden çekim yapabilmek için doğru seviyeyi bulmak amacıyla camdaki donma düzeyleri araştırılmış.
Seattle sakinlerinin içinden örnekleri inceleyen ekip Vancouver, British Columbia’da, girişimci iki kardeş tarafından 1920’lerde birbirinden 500 metre uzaklıkta inşa edilmiş iki evi, setlerin şehre uyacağı şekilde “yerelleştirmiş”.
Bir ev, Trevelyan / Grey evinin dışı, giriş holü ve yemek odası için kullanılmış.
Diğer ev de camla kapatılmış yüzme havuzu (kitapta Christian’ın ailesiyle yemeğin ardından Ana’ya gösterdiği kayıkhanenin yerine) için kullanılmış.
Yönetmenin sanat dünyası bilgisi ve ilişkileri ile yapım Grey’in ofis alanlarında sergilenmek üzere ünlü ressamlar Ed Ruscha ve John Baldessari’nin tablolarını kullanmış.
İki ustanın projede yer alacağı duyulduktan sonra Vancouver, British Columbia, Kuzeybatı Pasifik ve Büyük Britanya gibi çeşitli yerlerden ressamlar çalışmalarının sette kullanılmasını sağlamışlar.
Ruscha ve Baldessari ile birlikte Rob Pruitt, Peter Millett, Allan Switzer, Brent Comber, Chris Shepherd, Marta Barisca, Michael Joo, Harland Miller, Jake and Dinos Chapman, Gary Hume, Rodney Graham, Gerda Lattey, Farik Aldin, Arno Kortschot, Georgie Hopton, Gary Aylward ve Eric Blum (ve hatta yönetmenin kendi eserlerinden biri) eserleri projede yer almış.



Bir Kapı Açıldı: Kırmızı Odaya Hoş Geldiniz

Filmin en ç ok merak edilen setlerinden biri de Christian’ın uç noktadaki cinsel eğilimlerini uyguladığı Kırmızı Oda olmuş.
Ana’nın eşikten içeri geçeceği zamana kadar odadan haberi yoktur ve bu alternatif arzular dünyasına onu hiçbir şey hazırlamamıştır.
Kırmızı Oda, Christian’ın karanlık zevklerini, Ana’nın kabul etmeyi ya da reddetmeyi seçmek zorunda olduğu bir yönünü temsil eder.
Serinin hayranları arasında, Kırmızı Oda’nın sadece görünümü ve duygusu değil aynı zamanda orada olanlar hakkında da büyük bir ilgi vardır.
James’in kitaplarında, odanın tasviri çok özenlidir.
Okuyucu “Hangi öğeleri doğru yapmak bizim için önemlidir?” sorusuna verdiği yanıta şaşırmayacaktır.

Yazar/yapımcı gülerek şöyle söylüyor; “Hepsini! Kırmızı Oda, Christian’ın güvenli yeri ve dairesinin en özel odası. Hayalimdeki gibi yapmak çok zor oldu ama sonuçtan memnun kaldım.”

Johnson, bu tür bir düzenlemeye girmenin rızaya dayandığını anlatıyor; “Nasıl yapılacağı, nelerin yapılmayacağı, Christian’ın ne yapmak istediği, Ana’nın onun neleri yapmasını istemediği tartışılıyor. Bu tür bir ilişki bu şekilde yönetilir. Christian, Ana’nın kendini savunacağını ve ona meydan okuyacağını hemen anlıyor. İlk kez, ilişkiyi kontrol etmek yerine bakış açısını değiştirmeye çalışıyor. Bu da onu savunmasız yapmaya başlıyor. Ana’nın ona, onun da Ana’ya biraz daha aşık olmasına yol açıyor.”

Ekip hakim ile itaatkarın dünyasını tasarlar, inşa eder ve araştırırken yönetmen de güvenilir oyuncu kadrosuna ve ekibine güvenmiş.
“Eğlenceli bir setim olmasıyla gurur duyuyorum. Herkesin yaptıkları işten keyif almasını ve takımın bir parçası olmasını isterim. Yönetmen ben olsam da film, iyi bir set amiri veya iyi bir aksesuar ustası olmadan hiçbir şeydir. Her şey ekip çalışması ve işbirliğiyle ilgilidir.”

Yapım ekibi, bu noktaya kadar neyin kabul edilebilir neyin kabul edilemez olduğu, Kırmızı Oda’da hangi aksesuarların kullanılması gerektiği ve neye benzemeleri gerektiği konusunda tavsiyeler almak üzere danışmanlarla çalışmış.
Taylor-Johnson şöyle anlatıyor; “Bununla birlikte Christian gibi itibarlı bir adam ne kullanırdı? Japonya’dan el yapımı bir şey getirtirdi. O dünyanın zarif tasarımcılarından biri olan Marc Fraser-Jones’a bir şeyler yaptırırdı. Pahalı eşsiz eşyalar yaptırırdı. O noktadan başlayarak net ve belirli bir yön belirledik. İtalyan derisinden el işlemesi eşyalar yaptırdık. Her şey pahalı zevkleri olan bir adama uygun olacak şekilde incelikle işlendi ve detaylandırıldı.”


Bahsedilen mekan çalışmasının tamamlanması için önemli setlerin, özellikle de Christian’ın salonu, mutfağı, yemek odası, yatak odası, Ana’nın yatak odası-beyaz yatak odası- ve de en önemlisi Kırmızı Oda dahil olmak üzere tüm çatı katının inşa edilmesinin gerektiği açıktı.
David Wasco şöyle söylüyor; “Bütün soruları yanıtladı. Erika ana rahmi gibi, klişe olmadan rahatlatıcı olmasını istedi. Bunlar çok gizli tuttuğumuz setlerdi. Bu setleri insanların görmesini önlemek için stüdyolarda yaptık. Ayrıca böylece en yakın sahneleri, oyuncuların rollerine ve mahremiyetine saygı göstererek çekebilecektik.”

İnşat üç aşamada olmuş. Çatı katının görünümü konusunda Norman Foster, John Parson ve herkesin favorisi olan Amerikalı Hugh Newell Jacobsen gibimimarlarla bütün endişeler ortadan kalkmış.
Christian Grey, sınırsız kaynaklara sahip biri olduğu için zevk odası neye benzeyecekti?
David Wasco şunları söylüyor; “Vegas tarzında ya da tuhaf olmadan, birçok şeyden referans aldık ve Ana’nın deri ve mobilya cilası kokusu aldığı kitaptaki basit tarife dikkat ettik. Erika’nın tasvir ettiği bu noktalar bizi çok miktarda deri ve ahşap kullanmaya itti. Sam de bize at ekipmanlarının düzenlenmesine, ahırlarda bazı şeylerin çivilerle duvarlara asılması örneğine yöneltti.”

Dornan gerçekçi bir bakış açısıyla şunları söylüyor; “Christian’ın her şeyden tamamen özgür hissettiği ve bir şeyleri istediği gibi yaptığı tek yer Kırmızı Oda. Geçmişte sahip olabildiği tek ilişki türü gerçekleştiği yerin ortamıyla bağdaşmış. Orası bir kadınla cinsel olarak yakınlaşabildiği tek yer. Ana’yı tanıyıncaya kadar öyleymiş. Sonra sınırlarının ötesini çıkmaya, Kırmızı Oda’nın duvarlarının ötesine geçmeye başlıyor.”

Sandy Wasco şunları söylüyor;  “Odaya girince ilk tepki şaşkınlık olacaktır. Ama sonra yavaş yavaş buranın Christian’ın yeri olduğu fark edilir. Onun için çok önemlidir. Orada oturmaz. Orada yemek yemez. Orada o odada olmak üzere seçilen partneriyle ilişki dışında hiçbir şey yapmaz.”



Tarzın Elli Tonu: Kostümler, Aksesuarlar ve Araçlar

James’in hayal ettiği karmaşık dünya, filmde kendisini tamamen Ana ve Christian’ın hayatının tasarımına ve yaratılışına bırakmış.
Christian’ın ünlü kravatları ve sonsuz görünen lüks araçlarından Ana’nın ortak dairesi ve kıyafetleriyle bir kadına dönüşümüne kadar Taylor-Johnson ve ekibinin Grinin Elli Tonu için tasarladığı tarz hüzünlü bir cazibe ve dünyevi şehvet duygusunu verir.

Kostümler ve Aksesuarlar

There Will Be Blood, The Master, Boogie Nights and Silver Linings Playbook filmlerinde çalışmış Oscar ödüllü kostüm tasarımcı Mark Bridges’in yaptığı tüm kumaş seçimlerine set ve kıyafet tercihlerine gösterilen özen gösterilmiş.
Bütün yapımcılar ünlü Kırmızı Oda’yı ortaya çıkarmak için çalışırken siyah ve kırmızı renklerin (WSU mezuniyet töreni hariç) kullanımı kesin bir şekilde azaltılmış.
Taylor-Johnson şunları söylüyor; “Mark’ın çalışma şeklinde ilginç olan, her kıyafetin bir duyguyu yansıtması. Kıyafetler aracılığıyla sunum yaptığı duygusal bir tarzı var. Bu yolculuğun duygusal olduğunu ve Ana’nın genç kızlıktan kadınlığa, güçlü ve kararlı bir kadın dönüşmesiyle ilgili olduğunu anladı.”

Christian’ın kıyafetlerinde ön planda hepsi Dornan’a özel yapılmış olan takım elbiseleri vardı.
 “Gerçek dünyada çok sık takım elbise giymem. Bu yüzden giydiğiniz takım elbisenin size özel yapılmış olması hoş oluyor.”

Takım elbiseler, karaktere sadık kalmanın dışında Christian’ın hayatı hakkında da işaretler veriyormuş. Bridges şunları söylüyor; “Takım elbise içinde kazakla olduğunuz zamanki gibi davranıp hareket edemezsiniz. Bu yüzden onu biraz daha dik durmasını ve biçimini korumasını sağladı. Ayrıca Jamie’yi daha az kısıtlayan yünlü ve hafif dokumalar kullandık ve Christian’ın daha rahat hareket etmesine yardımcı olduk.”
Christian, Ana ile ilişkisinde gelişiyor ve giydikleriyle de “daha az korumalı” oluyor.
Christian’ın kıyafetleri daha az koruyucu oluyor.
Sonunda Dornan’ın sadece bir kıyafeti özel yapım değilmiş.
Bütün gömlekleri özel dikilmiş.
Bütün ayakkabıları en kalitelisindenmiş (yapımın ısmarlama ayakkabı için zamanı yokmuş yoksa onlar da özel yapım olacakmış).
Manşet türü, kravat türü, kumaş ağırlığı, yaka türü, klapa türü, kravattaki desen oranı, kravattaki gri oranı gibi konuşmalar her istediğini alabilen bir adam için çok önemsiz konuşmalarmış.

Christian, kıyafetleri konusunda giderek daha rahat ve yumuşak olurken Ana da yavaş ve ince bir biçimde rastgele kıyafetlerinden kendine özgü bir tarzı olan genç bir kadına dönüşüyor.
Johnson şöyle anlatıyor; “Ana filmin başında nasıl göründüğüne önem vermiyor ve bir tarzı yok. Ama bir benzersizliği, şirinliği var. Sonra hikaye ilerledikçe vücudunun daha çok farkında olmaya başladığını görüyorsunuz. Kıyafetleri biraz daha belirgin ve farklı oluyor. Mark’ın tasarladığı elbise- şeftali rengi, ipek ve şifon elbise- hemen Faye Dunaway’in 1968’de Thomas Crown Affair’de giydiği simgesel elbiseyi hatırlatıyor. Çok güzel.”

Karakterler arasındaki kontrast hiçbir yerde ilk tanışmalarında, Ana’nın Christian’la röportaj yapmak için ofisine geldiğinde olduğu kadar belirgin değil.
Grey, yün ipekten tek düğmeli takım elbise, özel dikim gömleği, Fransız kravatı ve inci kol düğmeleriyle.
Ana, spor, klasik öğrenci kıyafetiyle, ucuz bir hırka ve soluk bir gömlek (aslında çok giyilmiş ve yıkanmış görünmesi için kumaşın tersinden dikilmiş), tanımsız ama kadınsı bir etek, botlar ve bir manto giymiş.
Bridges şunları söylüyor; “Böylece Grey Şirket’ine girdiğinde bütün şık giyimli, yüksek topuklu çalışanların arasında onun sudan çıkmış bir balık olduğunu hemen fark ediyorsunuz. İlişkileri ilerledikçe Ana da ‘büyüyor’. Daha temiz, daha ince yapılı ve daha düzenli oluyor. Ayakkabıları daha biçimli oluyor. Daha zarif oluyor.”

Tasarımcıların Ana’nın filmin başında biraz daha bakımlı olmasını istedikleri sahne de gri bir şifon elbise (kitapta tasvir edilmiş ama ayrıca Taylor-Johnson ve ekibi tarafından da seçilmiş, Dakota’nın kendi göz renine uyan bir kumaştan yapılmış) giydiği mezuniyeti olmuş


Kitaplara aşina olanlar, karton kapaklı kitabın kapağını gören herkes hikayenin en simgesel aksesuarlarından birinin birçok nedenden ötürü Christian’ın gümüş rengi kravatı olduğunu fark eder. Bir kostüm parçası bu kadar ön plana çıktığında raflardaki hiçbir kravat işe yaramayacaktır.
 Bridges şunları söylüyor; “Muhtemelen her zaman her şeyden çok kravat seçimi -kalınlığı, sağlamlığı ve tabii ki ne kadar gri olduğu- konusunda inanılmaz titizdik."
 Christian’ın kravatlarını farklı kullanımlarından dolayı Bridges kravatları üreticileri yerine yapıldıkları ülkeyle adlandırmayı tercih etmiş (örneğin Fransız kravatı).
Ünlü gümüş rengi kravatın bütün versiyonları özel olarak tasarlanmış ve özenle elde yapılmış.
Ana’nın Christian’ın hayatına renk kattığı düşünülmüş, Christian’ın gardırobundaki soğuk griler ve mavilerden gösterişsiz daha sıcak tonlara ince geçişte hep tasarım ve çekim süreçleri düşünülmüş.

Karakterlerin görünümlerini destekleyen Bridges’in ilk izlenimleri ve Taylor-Johnson ve sanat departmanıyla konsültasyonlarının karışımı olmuş.
Dr. Grey hakkında şunları söylüyor; “Onu ilk görünüşünde soluk, beyaz, kırık beyaz veya sedef tonlarında, daima zevkli ve pahalı aksesuarlarla gördüm.”
Mia hakkında şöyle diyor; “Hareketli, harika bir elbise buldum. Karakterin sahip olduğu heyecanı taşıyordu.
José için şunları söylüyor; “Tutumlu, klasik, sanatsal”.
Elliot için “Öğle yemeğinde arkadaşlarıyla birkaç kadeh şarap içerken ve bir gömleğe 500 dolar bırakırken hayal ettiğim türden biri.”
Son olarak Kate için “Kendini beğenmişliği olmadan hoş, seksi.” Diyor.

Aksesuar ustası DAN SISSONS, kitaptaki bazı objeleri belirlemek konusunda şunları söylüyor; “Mönüler, şarap tercihleri gibi şeylerin benzerini yapmak için çok uğraştık.”
Belki de filmde yer alan en önemli nesne Christian’ın avukatları tarafından Ana’nın değiştirmesi / kabul etmesi/imzalaması için hazırlanan “anlaşma” olmuş.
Sissons, ekibinin doğru tercihlerin yapıldığından emin olmak için her nesneyi incelemesi gerektiğini söylüyor.
“Christian’ın kostüm departmanından kıyafeti, giysileri konusunda bilgi alıyorduk ve çok sofistike, şık olacağını biliyorduk. Bunu dikkate aldık. Bir valiz, tıraş takımı veya kol saati gibi onun için herhangi bir şey hazırlarken çok titiz davrandık ve özenle seçtik.”

Herhangi birinin köseden çıkıp kaynak malzemenin yazarına herhangi bir konuda bir şey sorabileceğini bilmek “inanılmaz faydalıydı” diyor Sissons.
“Erika’nın komik yanı arada beni kenara çekmesiydi. Örneğin Bollinger, Ana’nın mezuniyetindeki kutlama şampanyası çok nadir bir klasik. Sam ve ben ortaya fikirler atıyorduk ve Erika bana geldi ve telefonunda bana iki güzel antika çay fincanı fotoğrafı gösterdi. Yüzyıllıktılar ve artık var olmayan bir şirket tarafından üretilmişlerdi. Şöyle dedi; “Bunlar İngiltere’deki evimdeler. Bu fincanları veya benzer birşeyler bulursan çok sevinirim.” Hangi aksesuar uzmanı böyle bir meydan okumadan hoşlanmaz ki?”

Sissons ve ekibi her biri aynı desenden altı tane bulmuş ve sipariş etmiş.
Desen lisansının hala üretimde olan modern bir şirket tarafından satın alındığını öğrenmişler ve böylece hukuk departmanı tarafından izinler alınmış.
Bu şekilde James’le konuşmayı yaptığı andan sahnenin çekileceği gün arasındaki 48 saat içinde çay fincanlarını bulup kullanım iznini de almışlar.
 “Erika çok mutlu oldu. Sam de çok beğendi. Erika’nın dünyasının o bölümü görsel olarak filme taşımak bizim için çok hoş oldu.”

Christian’ın Ana’ya yağdırdığı ilk müsrifliklerden biri de en sevdiği kitaplardan birinin orijinal ilk baskısıydı; “Thomas Hardy’nin 1891 basımı ‘Tess of the d’Urbervilles’ adlı romanı”.
Kitabın bütün hayranları tarafından bilinen başka bir simgesel aksesuar.
Sissons kitabı bulma işini yapımın başlamasından önce kendi üstlenmiş (üç ciltlik bir baskıymış).
Bu arada Christian’ın kütüphanesi yükselmekte olan teknolojilerle (örn. Tesla) ve teknolojik/tasarım liderleri (örn. Micheangelo) ile ilgili kitaplarla donatılmış.
Ayrıca çevreci konularla, bilgi sistemleri için yeni bilimsel süreçlerle ilgili kitaplar varmış ama Thomas Hardy yokmuş.
Kitaplar, tıpkı “Tess”in Ana’nın karakterini anlattığı gibi Christian’ın karakterini anlatıyormuş.



Lüks Arabalar ve Helikopterler

Christian’ın harcama yönünü bir adım daha ileri götüren, milyarderin birçok yönden James Bond karakterine benzemesi olmuş.
Bu durum özellikle hayat tarzı fantezisiyle elde edilen okuyucuların da gözünden kaçmamıştır.
İster sahibi olsun, ister hafta sonu için kiralamış olsun oyuncaklarının hepsinin bulabileceğinin en iyisi, en büyüğü ve en parlağı olması gerekiyor.

Ana’nın ruh eşinin Audi’nin en son otomobil filosunun tamamına sahip.
İçlerinde R8 (spor araba), S8 (sedan cruiser) ve yeni A3 (Ana’ya verdiği hediye) bulunuyor.
Aslında yapımcılar, projenin çekimleri tamamlanıncaya kadar perakende satışları olmayan A3’ün son modelini bulma konusunda şanslıymış.
Christian Ana’yı sadece lüks arabalarıyla dolaştırmıyor, helikopteriyle gezdiriyor.
Sahip olunabilecek en büyük özel helikopter olan son model EC130 yaklaşık 2 milyon dolar civarında. Sanat departmanı EC130’u (Charlie Tango) Christian’ın profesyonel dünyasında her yerde bulunan tasarımlara uyan grafiklerle kusursuz bir şekilde donatmış.
Evden uzak olduğunda bile bütün lüksler hizmetinde olan Grey için paranın alabileceğinin en iyileri sadece bir telefon uzaktadır.
Özellikle de tecrübe, Ana’yla paylaşıldığında kişisel ve keşfetmeye dönüşen kısa süreli, değerli özgürlük anlarıyla olduğunda.
Motorsuz planörünü uçurmak belki de Christian’ın Kırmızı Oda dışında kendisini en özgür hissettiği yer.



Çok Meraklı: Filmin Müzikleri

Taylor-Johnson için Grinin Elli Tonu filminin müziğinin kusursuz olması en az filmin çekimleri kadar önemliydi.
Şunları söylüyor; “Bu sona bıraktığım bir iş değil. Film müziği ve şarkı seçimleri de en az sahneler ve duygusal olarak nasıl oynandıkları kadar önemli. Tıpkı gerçek hayattaki gibi: oturursunuz bir fincan çay içersiniz ve o anda radyoda çalan neyse sizi farklı bir yere götürebilir. Müzik, benim için ve bu filim için çok önemli. Doğru dozda ve dinamik tutmak çok önemli.”

Yönetmen müzik ve şarkı sözü hedeflerini başarmak için dört kez Oscar adayı olmuş besteci Danny Elfman’a yönelmiş.
Televizyonun The Simpsons dizisinin ünlü müziği de dahil çeşitli besteleriyle yönetmen Tim Burton’la uzun süredir devam eden ortaklığı Elfman’ın müziklerini gündelik eğlence hayatımızın parçası haline getirmiştir.
Aslında Taylor-Johnson’ı Elfman’a yönelten Burton çalışmalarına olan sevgisi olmuş.
Şunları söylüyor; Danny olağanüstü bir besteci. Müzikleri karanlık, komik ve bu filmde yer alan bütün öğeleri taşıyor. Onunla çalışmak rüya gibiydi. Sahneler için beste yapmasını izlemek kesinlikle büyüleyiciydi.”

Elfman, Grinin Elli Tonu’na katılma konusunda ilgisini çekenleri şöyle anlatıyor; “İki şey vardı; Biri, var olmayan bir türdü ve diğeri de kesinlikle Sam’le tanışmaktı. Ondan hemen hoşlandım ve keyifli bir proje olacağını hissettim.”
Bu kombinasyon sonucunda müziğe yaklaşımını şöyle anlatıyor  “çok basit, tematik çünkü yapması gereken görev çok net. Müziğin Anastasia ve Christian’la birlikte sürekli çalmasını istedim.  Onların birlikte olmasıyla ilgili- romantizmleri veya pek de romantik olmayışları ve o cinsel gerilim.”

Besteci müzikte daha hafif ve hayranların karakterlerin kesinlikle yapacağını bildiği hafif esprilere ve ince bir mizaha yer bırakacak anlar olduğunu söylüyor.
Şakalaşmayı bir kenara bırakırsak müziğin büyük bölümünün daha karanlık ama yine de romantik olduğunu söylüyor.
O karanlığı Christian’ın Ana’yla bağ kurma şeklinde ve bazen de bağ kuramamasında bulmuş.
Elfman şöyle anlatıyor; “Böyle bir müzik yaparken umudum onlar farkında olsalar da olmasalar da karakterlerin bir özlem veya bir bağ hissetmeleridir. Müziğin görevinin büyük bölümü kitaptaki öyküleme bölümleri. Kitapta Ana ‘Aman Tanrım. Bu adam muhteşem’ diye düşünüyor. Şimdi filmde bunu müziğin yapması gerekiyor. Örneğin bize tanıştıklarında basit bir sohbetin ötesinde bir şeyler olduğunu anlatıyor.”

Elfman “Did that Hurt?” ve “Ana and Christian” gibi besteleriyle kişiliğinin farklı bir yönünü keşfetmesine olanak vermiş.
Yaratıcı sürecini şöyle anlatıyor; “Ritmik ve basit bir iş yaptığınızda besteci için rahatlatıcı bir vurum yaratırsınız. Tutarlı bir ton çalmakla ilgilidir. Ben yoğun bir dünyada yaşıyorum ve hoş bir iş yapmak hipnotize edici geliyor. Bunu yapma fırsatını çok sık bulamıyorum bu yüzden çok minnettarım.”


Elfman’ın bestesini, bizi Christian’la Ana’nın ofisteki ilk tanışmalarından Kırmızı Oda’nın derinliklerine giden fırtınalı yolculuğa götüren filmin müzik albümü tamamlıyor.
Aslında müzik süpervizörü DANA SANO’nun denetimindeki albümde süperstarlara ve efsanelere ait 16 şarkı yer alıyor.
Bunlardan bazıları Frank Sinatra (“Witchcraft”), The Rolling Stones (“Beast of Burden”) ve Annie Lennox (“I Put a Spell on You (Fifty Shades of Grey)”) ile yeni çıkan Ellie Goulding (“Love Me Like You Do”), Sia (“Salted Wound”), Skylar Grey (“I Know You”), Jessie Ware (“Meet Me in the Middle”), Laura Welsh (“Undiscovered”), Vaults (“One Last Night”), AWOLNATION (“I’m on Fire”) ve The Weekend’den iki yeni şarkı (“Where You Belong” ile “Earned It (Fifty Shades of Grey)”).  Taylor-Johnson, Weekend’in ikinci şarkısının klibini de yönetmiş.
Klip için yıldız Johnson ve görüntü yönetmeni McGarvey ile yeniden birlikte çalışmış.
Dünyaca ünlü süperstar Beyoncé bile filmin müzik albümünde yer almış.
Fragman lansmanına eşlik etmek üzere sanatçı Boots tarafından bestelenen büyük hiti “Crazy in Love (2014 Remix)” için yeni ve özel bir kayıt bile yapmış.
Ayrıca 2013 “Haunted (Michael Diamond Remix)” şarkısını da yeniden düzenlemiş.


Filmin mmknmrtb kritiği..



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...