24.02.2015

Life Itself :: Hayatı Sinema Olan Adam



Amerika’da film eleştirisine olan önyargıları değiştiren, Pulitzer ödülü alan ilk film eleştirmeni olan Roger Ebert’in sinemadan daha fazla sevdiği tek şey, hayatın kendisidir. 

“Hoop Dreams”, “The Interrupters” gibi ödüllü filmleriyle tanıdığımız, belgesel sinemanın ustalarından Steve James’in kamera arkasında olduğu Life Itself, sinema tutkunlarını, tarihin en ünlü film eleştirmeninin hayatına dair samimi ve duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.

Kariyerine 25 yaşında Chicago Sun-Times’ta başlayan, film eleştirmenliğinin ciddiye alınması ve kurumsallaşmasında öncü bir rol üstlenen, bütün eleştirmenlerin kullanacağı bir yöntem olacak yıldız sisteminin yaratıcısı Ebert’ın son yıllarında blog’unda kaleme aldığı otobiyografisi, “Life Itself: A Memoir” adıyla kitaplaşmıştı. 

Bu kitaptan yola çıkan film, rakip gazete Chicago Tribune'un film eleştirmeni Gene Siskel’la birlikte yaptıkları televizyon programından alkol sorununa, 2002'de yakalandığı tiroid kanserine karşı verdiği mücadeleden, 2013’teki ölümüne dek vazgeçmediği yazma tutkusuna, samimi, kişisel ve duygusal bir Ebert portresi yaratıyor.



Aralarında Martin Scorsese, Werner Herzog, Errol Morris, Ramin Bahrani ve Ava Duvernay gibi ünlü sinemacıların da bulunduğu arkadaşları, meslektaşları ve ailesinin yorumlarıyla zenginleşen film, Ebert’in sadece Amerika için değil, pek çok sinema yazarını derinden etkileyen bir kültür insanına nasıl dönüştüğünü de belgeliyor.



“Benim için sinema empati üreten bir makine gibidir. Başka umutları, arzuları, rüyaları ve korkuları anlamamıza biraz daha yardımcı olur. Bizimle bu yolculuğu paylaşan insanlarla özdeşleşmemize yardımcı olur.”
Roger Ebert, sinema ve insan arasındaki, eğitici olduğu kadar da 'insan edici' ilişkiyi ve de etkileşimi ne kadar net, ne kadar da güzel tanımlıyor..
"Sinema nedir?" sorusuna, bugüne dek verilmiş en iyi yanıtlardan biridir: Empati üreten bir makine..  


Sinemayı, hayatı yaşamak kadar seven, aslında onu yaşantısından ayrı da düşünemeyen bir adamın hayat öyküsünü kapsayan bu biyografik belgesel, özellikle film eleştirmenlerini ve işbu yaratıkların ne menem şey olduğunu merak edenleri yakından ilgilendirecek, genel olarak da tüm insani hassasiyetlere temas etmeyi başaran, kaliteli bir yapım..

Süreç olarak da hayatında büyük yer kaplayan, bu belgeselde de yeterince vurgulanan, hem dişli bir rakibi hem de 'kader arkadaşı' olan Gene Siskel’la olan beraberliği, sinema eleştirmenliğinin adeta 'Laurel and Hardy'si tadındadır..


Roger'ın hem karısı, hem de 'hayatının kadını' olan Chaz Ebert, görülüyor ki aynı zamanda onun iyilik meleği de olmuştur..
Hani, "İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta, ölüm bizi ayırıncaya dek" falan diye giden, ama pek uyulduğu da görülmeyen o 'formaliteden' evlilik yemini vardır ya.. işte o yeminin, gerçek ve kutsal mümessili gibidir Chaz..  


Hastalığının sonucunda oluşan yüzünün biçimi, dışardan bakan kişi için bile bakılması zor hale gelmişken, bunu hiç umursamadan, hiç çekinmeden, "işte şu an ben yaşıyorum ve böyleyim" dercesine görüntü vermesini, hayata bağlılığı kadar, kendine olan büyük güvene de yorabiliriz sanki..

Son tahlilde aklımızdan geçen gayet nettir: Herkes film eleştirebilir, ama asla bir Roger Ebert olamaz..



Life Itself / Hayatın Kendisi 

Yönetmen: Steve James
Yapım: 2014, ABD, 120'

  4 / 5



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...