11.03.2015

Big Eyes / Büyük Gözler



Abartılı karakterler yaratmasına rağmen bu karakterlerin insani değerlerini kaybetmemelerine özen gösteren Tim Burton son filmi Büyük Gözler'de, 1950´li yıllarda iri gözlü çocuk tablolarıyla tanınan Amerikalı ressam Margaret Keane’in, eşi Walter Keane ile yaşadığı güç mücadelesini sinemaya aktarıyor.

Karısının göze çarpan yeteneğini ve ortaya koyduğu eserleri satış stratejisi adına sahiplenen Walter Keane (Christoph Waltz), para ve şöhreti yakaladıktan sonra eşi Margaret’i (Amy Adams) gölgede bırakır ve yaptığı tabloların birisi için bile “Benim tablom!” diyemeyen Margaret, kocasına karşı çetin bir savaş vermeye başlar.

Big Eyes / Büyük Gözler, Margaret’ın bir sanatçı olarak uyanışını, resimleriyle yakaladığı iz bırakan başarısını ve çoktan uluslararası üne kavuşmuş eşiyle yaşadığı çalkantılı ilişki sürecini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

PRODÜKSİYONA DAİR

2003 yılında senarist arkadaşlar Scott Alexander ve Larry Karaszewski, 1960’ların gözde ressamları Margaret ve Walter Keane’in gerçek olamayacak kadar sıra dışı hikayelerinden haberdar olur.
İlgilerini çeken bu hikayenin üstüne, prodüksiyona başlamadan önce 10 yıl boyunca araştırma yaparlar.
“Bu, kimsenin haberi olmayan harika bir hikaye.” diyen Alexander, “Gerçek olmasa buna asla inanmazdım.” diye ekliyor.


“Bu filmi yapmak için pek çok nedenimiz vardı. Margaret’ın harika bir kadın karakter olduğunu ve kadın hareketlerine önayak olmaya başladığını fark ettik. Bu hareket 1950’lerde, kocaları için her şeyi yapan ev kadınlarının seslerini yükseltmeye başlamasıyla ortaya çıkmıştı. Hikayenin gelişim süreci boyunca kendi başına ayakta kalmaya çalışıyor.” diyor Alexander.

Daha önce de komedyen Andy Kaufman (MAN ON THE MOON), yazar Larry Flint (SKANDALIN ADI: LARRY FLINT) gibi biyografik filmlerin senaryolarını yazmış olan Alexander ve Karaszewski ayrıca oyuncu Bob Crane’in (AUTO FOCUS) biyografik filminin de yapımcılığını üstlenmişlerdi.

“Scott da ben de, çok fazla önemsenmeyen insanların sıra dışı ve fark yaratan hayat hikayelerini beyaz perdeye aktarmayı çok seviyoruz.” diyen Karaszewski, Tim Burton’la olan ilk filmleri ED WOOD’la da ilgili, “Tüm zamanların en kötü sinemacısı olduğu düşünülen birinin hayat hikayesiydi. Kimileri Keane’lerin de tarihin en kötü ressamları olduğunu düşünüyordu belki ama bundan kadın hareketinin sanat dünyasıyla olan bağlantısına dair bir hikaye çıkarmak istedik.” diye ekliyor.



GERÇEKLER VE KURGU

Birden çok biyografik filme imza atan Alexander, yazarın gerçeklere karşı olan sorumluluğunu tartışır.
“Bu sorumluluklar oldukça zorlayıcıdır çünkü bizim esas amacımız iyi bir film oluşturacak iyi bir senaryo yazmaktır. Çokça araştırma yaparız. Belki de ilk taslağı bile yazmadan önce 10 yıllık bir süreçten geçersiniz, insanlarla röportajlar yaparsınız ve bu sırada karakterlerinizi ve hikayenin geçeceği dönemi çok fazla değiştirmemeye çalışırsınız. Biyografik filmlerde, senaryoyu yazarken, karakterin hala hayatta olması durumu her şeyi değiştirebiliyor. Bu film için de Margaret’la çalışmak sıra dışı bir deneyim oldu çünkü bizden çok kesin, kendi için büyük önem arz eden istekleri vardı. Senaryoyu okuduğunda çok duygulandı ve ‘İşte benim hayatım buydu’ diyen Alexander’a, “Bu tarzı çok seviyoruz. Gerçeklere olabildiğince sadık kalmak istiyoruz. Sıra dışı ama inanması güç, sanki gerçek tarihe alternatif bir dönemde geçiyormuş hissi veren olayları yazmak ve bunları sanki kurguymuş gibi göstermek bize keyif veriyor.” sözleriyle Karaszewski de eşlik ediyor.



YÖNETMEN

“Tim, bu iş için kusursuz bir seçim oldu.” diyen Alexander, “Herkesin katılacağı üzere Tim, dışlanmış insanları çok iyi anlıyor, onların aradığı cevabı iyi analiz ediyor. Sanatçının fikirleri, hislerinizle verdiğiniz mücadeleleri, yaptığınız sanat içinde büyük yer kaplar ve bu onun için de çok önemli bir olgu. Oyuncularla muhteşem bir iletişimi var ve düzeyini çok iyi ayarlıyor. İşleri karıştırmaktan kaçınıyor. Hikayeyi anlatıp herkesten en iyisinin çıkmasını sağlıyor. Bu büyük bütçeli bir film değil ve burada emeği geçen herkes, bu işi çok sevdiği için yapıyor. 60’lar San Francisco’sunu yaratmak için milyon dolarlarımız yoktu. Bu yüzden Tim çok önemli ve ortaya çok güzel bir sonuç çıkaran kararlar vermek zorunda kaldı.” diye ekliyor.



TABLOLAR

“İlk kez geçmişi böylesine kesin şekilde belgelenmiş bir hikayenin filmini yapmak için çalışmalara başladım.” diyor Heinrichs.
Belli ki film için bolca tablo gerekmiş. Heinrichs ve ekibi hatırı sayılır miktarda bir araştırmayla Margaret’ın kariyerine yeniden ışık tutmuş.
Büyük gözlerle resmedilen bu tabloları en başlarda neden ilham alarak yaptığını öğrenmeleri gerekmiş. Kadraja girecek olanlar için tabloların replikaları kullanılırken, yakın çekimlerde, fırça darbelerinin ve detayların göz önünde olacağı sahnelerde kullanılacaklar için resimlerin asılları tercih edilmiş.
“Bir projede sanatçıdan, eserlerinin tekrar yapımlarını kullanabilmek için izin istediğimiz başka bir durum hatırlamıyorum.” diye ekliyor Heinrichs.
Filmin bazı sahnelerinde kullanılan resimlerin bazılarının 10 tane kopyası hazırlanmış ve yapımının faklı aşamaları böylelikle sahnelenebilmiş. “Bence kimse böylesine zorlayıcı bir psikolojik duruma kendini hazırlayamaz.” sözleriyle Karaszewski de duruma açıklık getiriyor.



MEKANLAR

2013 yazında BÜYÜK GÖZLER, Vancouver, Kanada’nın yanı sıra San Francisco ve Hawaii’deki setlerde de çekildi.
Vancouver’deki çekimlerde tarihi Stanley Park ve Gastown bölgesi kullanlırken Panthouse Gece Kulübü, set için adeta tekrar yaratılmış. Keane’lerin büyüleyici “modern” ahşap eviyse Southlands mevkiinde tekrar inşa edilmiş.
Derek Frey, “Mekanlar kilit bir noktadadır.” diyor ve “BÜYÜK GÖZLER, San Francisco ve Hawaii’nin 1950 ve 1960’lardaki dönemlerini sahneliyor. Bunlar çok spesifik dış mekanlar. San Francisco şehrinin bir benzersizliği, Hawaii’nin eşsiz bir görünümü vardır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın bunları kopyalayamazsınız. Bu şehirlerdeki çekimlerde fazladan özen göstermeliydik. Ve neyse ki hava şartları da yanımızda oldu. Ayrıca San Francisco’da, Sanat Sarayı ve North Beach mevkii gibi, tam olarak 50 yıl öncesindeki halinden farksız pek çok mekanda çekim yaptık.” sözleriyle devam ediyor.
Hawaii’de Honolulu Federal Mahkeme Binası ve Waikiki’deki Royal Hawaiian Hotel gibi mekanlarda çekimler yapıldı.
Her ne kadar otel çevresindeki yapılaşma son yıllarda fazlasıyla değişmiş olsa da Frey, “Otele girdiğiniz zaman geçmişin hissini rahatlıkla alabiliyorsunuz. Filme uygun pek çok açıyı kolaylıkla yakaladık ve 50 yıl öncesine ait bir sahneyi ortaya koyduğumuza önce kendimizi inandırdık.” diyor.



OYUNCULARA DAİR

AMY ADAMS (Margaret Keane)

Beş Akademi Ödülü adaylığı ve Altın Küre Ödülü bulunan oyuncu, büründüğü her yeni karakterde, rolü için farklı bedensel değişikliklere rahatlıkla ayak uydurabilmesiyle tanınıyor.
Yakında Christoph Waltz’la birlikte Tim Burton’ın BÜYÜK GÖZLER filminde, Margaret Keane’i canlandıracağı biyografik drama filmiyle beyaz perdede boy gösterecek olan Adams, 50’ler ve 60’larda, yaptığı tablolardan pay alan kocasına karşı verdiği mücadeleyi yaşayan ünlü ressama tekrar hayat veriyor.
Adams son olarak David O. Russell’ın “Düzenbaz” filminde Christian Bale, Bradley Cooper ve Jeremy Renner ile yer almıştı. Adams bu filmdeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Altın Küre ödülünü alırken, Critics’ Choice Ödülleri’nde “En İyi Kadın Komedi Oyuncusu” ve SAG Ödülleri’nde En İyi Oyuncu ödülü almıştır. Ayrıca bu rol Adams’a beşinci Oscar adaylığını ve BAFTA adaylığını da getirmiştir.
Adams ayrıca son dönemde Spike Jonze’nin HER filminde Joaquin Phoenix’le de kendini beyaz perdede göstermiştir.
Amy Adams şu sıralar 2013 yılında gösterime giren Çelik Adam filminin devamı olan ve büyük bir heyecanla beklenen Batman vs. Supermen’de Lois Lane karakteriyle de 2016 yılında karşımızda olacak.



CHRISTOPH WALTZ (Walter Keane)

İkinci Oscar ödülünü Quentin Tarantino’nun Django filmiyle kazanan Waltz, bu rolüyle ayrıca Altın Küre ve BAFTA’dan da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerine layık görülmüştü. Bunun öncesinde 2009 yılında yine Tarantino’nun Soysuzlar Çetesi filmindeki Nazi subayı Hans Landa karakteriyle Akademi’den, SAG’dan, BAFTA’dan Altın Küre’den ve Cannes Film Festivali’nden ödüller kazanmıştı.
26 Kadım 2014’te Sean Anders’ın merakla beklenen komedi filmi Patrondan Kurtulma Sanatı 2’de Jason Bateman, Charlie Day, Jason Sudeikis, Jennifer Anniston ve Chris Pine’la boy gösteren Waltz, bu yılın sonlarında Tim Burton’ın BÜYÜK GÖZLER filminde Amy Adams’ın yanında Walter Keane karakterini canlandırıyor olacak.
Waltz yakın zamanda yapımı biten Justin Chadwick filmi Tulip Fever’da ve David Yates’in Tarzan’ında Captain Rom karakteriyle Samuel L. Jackson ve Alexander Skarsgard’la birlikte yer alıyor.
Geçen yol Terry Gilliam’ın Sıfır Teorisi filminde Matt Damon ve Tilda Swinton’la yer alan Waltz ayrıca Fox’un animasyon filmi Doğal Kahramanlar’da da boy göstermişti.



DANNY HUSTON (Dick Nolan)

Ödüllü oyuncu ve yönetmen Danny Huston güçlü oyunuyla ve dram filmlerindeki tartışmasız performansıyla tanınır ve filmseverlerden hem kamera önündeki hem de kamera arkasındaki başarısıyla takdir alır.
Bu yaz haftalık ortalama üç milyon seyirciyle ikinci sezon çekimleri için onay alan, Mitch Glazer’ın Magic City dizisindeki Ben Diamond karakteriyle ilk kez televizyona yer alan Huston bu performansıyla Altın Küre’den 2013 yılında “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Mini Dizi ya da Televizyon Dizisi” ödülüne layık görülmüştür.

KRYSTEN RITTER (Dee Ann)

Tartışmasız bir güzelliği ve çok yönlü oyunculuğuyla Ritter, sinemada, televizyonda, tiyatroda, senaryo yazımında, yapımda, müzikte ve moda tasarımında pek çok başarılı projede adının geçmesini sağlamıştır.
Ritter son olarak Sundance Film Festivali’nde heyecan dolu yorumlar alan “Listen Up Phillip” filmiyle beyaz perdede kendini göstermişti.



JASON SCHWARTZMAN (Ruben)

İlk uzun metrajlı film deneyimini Bill Murray ve Max Fischer ile birlikte Wes Anderson’un komedi filmi Rushmore ile yaşayan Schwartzman, Şikago Film Kritikleri Birliği tarafından En Çok Umut Vadeden Erkek Oyuncu ödülüne de layık görülmüştür.




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...