11.05.2015

It Follows :: Şeytanım sende!.



19 yaşındaki Jay için sonbaharın anlamı okul, erkekler ve göl kenarında geçirilen hafta sonlarıdır. 

Fakat yeni tanıştığı bir gençle geçirdiği geceden sonra garip şeyler görmeye başlar, bir şeylerin onu durmadan takip ettiği hissini bir türlü üzerinden atamaz. 

Şimdi o ve arkadaşları onu takip eden bu şeyden kaçmanın ve başlarına gelebilecek felaketlerden korunmanın bir yolunu bulmak zorundadır.

Finali şoke edici olduğu kadar, daha sonra izleyeceklerimizin estetik bir özeti de diyebileceğimiz 'esaslı' bir giriş sekansıyla açılan film, görmeden önce hakkında duyduğu aşırı övgülerle beklentisini büyüten seyircisini -bencileyin- biraz hayal kırıklığına uğratabilir; lâkin bu durum, onun oldukça iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir..

Esas olaya lambur lumbur dalmaktansa uzaktan ve dışardan bakarak yaklaşan It Follows, alışılmışın dışında açılar deneyen 'cool' bir kameranın elde ettiği olağanüstü 'estetik' sinematografisi; özgürce doğaçlama yapılıyormuş duygusu veren, 'ultra gerçekçi' bir oyunculuk yönetimi; filme dört dörtlük hizmet etmesi hasebiyle okullarda ders olarak gösterilmesi gereken, hem güzel hem de işlevsel müziği ve saçma sapan korkutma klişelerine yüz vermeyen tavrıyla, türüne yeniden prestij kazandıran bir yapım..


Öyle ki, son yıllarda maruz kaldığımız vasat ve altında dolaşan örnekler dolayısıyla öylesine şartlanmışım ki böylesine mükemmel düzeyde çekim kalitesini 'alt tarafı' bir korku filmi için kullanmanın israf olduğunu bile düşündüm; o derece yani..


Kusuru ve güzelliği, dolayısıyla da ayrıcalığı aynı unsura bağlı bir film bu; o unsur da gösterişçiliği..
Hem içerik, hem de üslubun filmin bu tavrına başarıyla hizmet ettiğini kabul etmek de doğrusu bir mecburiyet..
Tabii bu durum en azından içerik bağlamında bazı zorlamalar ve mantık hataları oluşturuyor; ki bu da -aslında filme bayılmaya hazır- seyircide bi kafa karışıklığı ve tatminsizlik duygusu yaratıyor..


Mesela, esas kızımıza arabanın içinde 'şeytan' aktaran oğlan, sevişme sonrası onu neden bayıltmak, pembe iç çamaşırlarıyla başka yere götürmek ve işkence yapacakmış gibi sandalyeye bağlamak ihtiyacı duydu ki; aynen kız ayıldıktan sonra yaptığı gibi, olayın içyüzünü önceden bir bir anlatmak varken..


Bunun üzerine, "Bizi, 'boş yere' heyecandan heyecana sürüklemek için miydi bu numaralar?" deyu hesap sormaya devam edebilir; hatta, "Bu zorlamaların, ani hareket ya da gürültüyle falan yapılan, gereksiz ve nedensiz korku klişelerinden ne farkı ki var lan?" biçiminde de çemkirebiliriz..


Yalnıız..
Filmin 'stilize' özellikli bu sahnelerinin tamamen kâbuslardan oluşma ihtimali var ki, yaptığımız ve daha da örneklendirebileceğimiz tüm bu mantık dışılığı hatta sürrealiteyi açıklamak yolunda bu 'gerçek' yeterli olacaktır..
Bu arada, yaşattığı 'zamansızlık ya da zamandışılık' duygusuyla birlikte aslında tümünü kapsayan bir 'rüya' hâli göz önüne alındığında, filmin uzun süreli kâbusla karışık bir rüyadan ibaret olduğu da rahatlıkla iddia edilebilir..


Birbirleriyle komşu olan aileleri ile yaşayan bir grup genç bünyenin, bir arkadaşlarının başına gelen uğursuzlukla -her türlü tehlikeye karşın- birlikte savaşma ve çözüm bulma çalışmaları; bu sırada aile büyüklerinin -bir iki küçük sahne dışında- değil olaylara müdahale etmesi, ortalıkta bile görünmeyişi, hatta her boka maydanoz olmakla ünlü polisin olaya bulaştırılmaması gibi unsurlar, senarist-yönetmen David Robert Mitchell'ın, filmini -ayrıntıları flu bir rüya misali- stilize kılma kaygısının tezahürleri olsa gerek..


Aynı yolla bulaşan bunca hastalık yetmezmiş gibi- cinselliğin bir de şeytani belaların çıkış ve bulaşma noktası gibi gösterilmesi insanı hafiften rahatsız etmiyor değil; ama bunun muhafazakâr bir endişeyle yapıldığını da düşünmüyorum..
Zira film bu hususta başka bir delil sunmuyor; ki bence bunu tamamen 'teknik' bir mekanizma olarak görüp değerlendiriyor..
Yani ha 'resmen' cinsel bir ilişki yaşanmış, ha kızımız dilini çıkarıp da oğlanın kulağına sokmuş!.
Tabii bunu söylerken, cima hadisesinin sembolik değerini ve seyirci nazarındaki çekiciliğini de atlıyor değilim elbette..


Öte yandan, kız+oğlan+seks üçlüsü demişken, insanın aklına film boyunca -ister istemez- şöyle bir soru takılıveriyor: 'Sadece' arkadaş olduğu, gelgelelim deli gibi de sevdiği, ama ona asla yüz vermeyecek gibi duran bir kızla cinsel ilişki yaşamak için ölümü bile göze alan bir erkeğin varlığı, bize ne anlatmaktadır?.


Aşkı için kendini feda etmeye hazır biri midir o şirin oğlan?.
Yoksa, kanına habire hormon pompalanan genç bir erkek olarak, atasının, "Atın ölümü arpadan olsun yiğidim" sözünü kılıf gibi kullanarak, bir anlık cinsel zevkinin peşine düşen bir zavallı mı?.

Şöyle söyleyeyim; valla bunun için hiç kendinizi yormayın, yanıt tektir ve kesindir; yani her iki soru, aynı zamanda doğru cevabın ta kendisidir..



It Follows / Peşimdeki Şeytan 

Yönetmen: David Robert Mitchell
Senaryo: David Robert Mitchell
Oyuncular: Maika Monroe, Keir Gilchrist, Olivia Luccardi, Lili Sepe
Yapım: 2014, ABD, 100'

  3.5 / 5








Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...