15.07.2015

Kill Me Three Times / Öldürmenin 3 Yolu



“Kill Me Three Times / Öldürmenin 3 Yolu”, yükselen yıldız Kriv Stender’ın yönetmeliğini yaptığı aşk, ihanet ve cinayetin iç içe geçtiği kara komedi tarzında bir aksiyon ve gerilim filmi.

Filmin ana karakteri olan Charlie Wolfe (Simon Pegg) kurnaz bir suikastçıdır.
Charlie, Alice Taylor (Alice Braga) adındaki baştan çıkarıcı bir kadını öldürmek için işe koyulduğunda bir tek kendisinin işin içinde olmadığını fark eder.
Charlie, kendini üç ayrı cinayet, kargaşa, şantaj ve intikam hikâyesinin merkezinde bulur.

Özgün senaryosunu James McFarland'ın yazdığı filmde Sullivan Stapleton, borçlarını riskli bir hayat sigortası tezgâhıyla kapatma girişiminde bulunan bir kumar bağımlısını; Teresa Palmer, küçük bir kasabanın Leydi Macbeth'ini; Callan Mulvey, kıskançlık içerisinde olan varlıklı sahil kulübü sahibini; Luke Hemsworth, sevdiği kadın için savaşan yerel oto tamircisini ve Bryan Brown ise yüklü bir pay isteyen rüşvetçi polisi canlandırıyor.

Kill Me Three Times’da yapımcılığı Laurence Malkin, Share Stallings ve Tania Chambers üstleniyor.

FİLMİN SLOGANI

Kill Me Three Times / Öldürmenin 3 Yolu – Eğlence İçin, Özgürlük İçin, Aşk İçin – Çünkü Bir Sefer Asla Yeterli Olmaz.

SENARYO HAKKINDA

Kriv Stender, Kill Me Three Times/ Öldürmenin 3 Yolu’nun senaryosunu, ilk okuduğu andan itibaren kendisini çok etkilediğini belirtiyor. Senaryoyla ilgili olarak şöyle ekliyor: “Öldürmenin 3 Yolu bir solukta okunan, okurken gözünüzde canlandırdığınız türde bir senaryoydu. Dikkatli, detaylı, saat gibi işleyen kurgusundan tutun, hızlı ritminin yanı sıra, akıllı ve alaycı mizah anlayışına kadar her şeyiyle beni çok etkiledi. Sonra bir kez daha okuduğumda insana sürekli bir şeyler veren bir senaryo olduğunu fark ettim. Her okuma daha fazla şey keşfetmeme, daha çok zevk almama yol açıyordu. Çok geçmeden de bunun bir parçası olmam gerektiğini anladım. Filmin en çok seyircinin eğlenmesi için yapılmış olmasını sevdim. Günümüz seyircisinin bu tarz bir gerilim filminden beklediği tüm iniş çıkışların, zekice kahkahaların ve şoke edici sürprizlerin tamamını bünyesinde barındıran eğlenceli bir sinema filmi olmuş. Öldürmenin 3 Yolu'nu aynı zamanda “PULP FICTION” ve “NO COUNTRY FOR OLD MEN” gibi klasiklerin geleneğinde yapılmış bir modern suç gerilim filmi olarak görüyorum. İkili ve üçlü oyunlarla, seksi baştan çıkarıcı kadınlarla, çalınmış ganimetlerle, şantajla, ihanetle ve cinayetle dolu bir McFarland senaryosu. Hem izlemeye bayıldığım, hem de yapmayı çok sevdiğim türde bir film. Öldürmenin 3 Yolu'nun görsel açıdan çok dinamik bir tarzda yaratılmasını istedim. Tarz olarak, şık bir şekilde biçimlendirilmiş, cinsel unsurlar barındıran, ritmiyle insanı yormayan bir film olmasını istedim. Film bana göre; motive edici hızı, şiddetli tansiyonu, agresif, gençlik dolu enerjisi ve muhteşem iniş çıkışlarıyla klasik bir Rock'n Roll şarkısına benziyor.”



ÇEKİM MEKÂNLARI HAKKINDA

Öldürmenin 3 Yolu, 2013 sonlarında Avustralya'nın batısında çekilmeye başlandı.
7 hafta içerisinde çekimler tamamlandı. Kurgusal Kartal Yuvası'nın oluşturulmasında, Perth'te günbatımının izlendiği Lancelin, Dunsborrough ve Batı Avustralya'nın güney batısı gibi yerler yer aldı.
Senaryo ilk ortaya çıktığında, mekân olarak farklı bir ülke kullanılmıştı ama yapımcı Share Stallings, hikâyeyi Avustralya'nın batısına taşımanın şaşırtıcı bir özellik katacağını düşündü.
Share şöyle anlatıyor: "Hikâye ilk olarak, İrlanda için yazılmıştı. Avusturalya gibi güzel bir yerde çekimlerin yapılmasıyla hikâye her ne kadar evrensel olsa daha ilginç bir hal aldı.
Bu güzellik içerisinde şantaj ve cinayetle uğraşılsa da, görüntüler hikâyeye görkemli bir durum katıyor."

Avustralyalı yapımcı Tania Chambers, karanlık bir hikâyenin güzel yerlerle kullanılmasının kusursuz bir işleyiş sağladığında hemfikir.
Bir yandan da yurt dışındaki seyirci kitlesini, Avustralya sahillerine çekme ihtimali de düşünülmüş.
Tania şöyle anlatıyor: "Avustralya'nın batısındaki mekânlar bizlere gerçekten ilham verdi. Tam olarak bu filmin ayırt edici olması için Avustralya'nın batısının çarpıcı mekânlarını kullanacaktık, ona uluslararası bir boyut katacaktık ve buraya gelmek isteyen, dünyanın dört bir yanından seyirciler için burayı cazip kılacaktık. Avustralya'nın her yerinde mekân bakıyorduk. Avustralya'nın batısında, bu istediğimizi gerçekleştirecek birkaç çarpıcı yer bulduk."


Kriv Stenders; filmin çekim süreciyle ilgili olarak şöyle anlatıyor: “Filmin dış mekân çekimlerini, Avustralya'nın çarpıcı, el değmemiş plajlarının sahil hattında ve kırsal alanlarında çektik. Buradaki amacım benzersiz bir görsellik yaratmaktı. Bunun için de suç-gerilim türündeki geleneksel olan karanlık şehir sahnelerini değiştirip, Avustralya sahillerinin aydınlık, renkli dokularıyla kontrast hâle getirdim. Buradaki amacım kendime özgü benzersiz görselliği yaratmaktı. Yoğun güneş ışıkları, karanlık gölgeleri, parıldayan okyanusu ve vahşi doğayı bir araya getirerek, karakterleri saran ve çevreleyen ikonik bir görsel ortam yarattık. Öldürmenin 3 Yolu'nu bu denli güçlü, ikna edici ve pazarlanabilir bir film hâline getiren son unsur da, muhteşem oyuncu kadrosuydu. Film, bu oyuncu kadrosuyla, son derece kaliteli, cesur görsel tarzı ve yaratıcı senaryosuyla seyircilere popüler hikâye anlatımını ve sinema yapısının nasıl olacağını gösterecek tarzda bir dokuya sahip oldu.”

Stender, Avustralya'nın batısında farklı yerler bulmanın çok kolay olduğunu söylüyor.
Şöyle ekliyor: “Gidip bir ön araştırma yaptık fakat gördüğümüz her yer için aynı şeyi söylüyorduk: 'İşte burası ev! Tamam, şimdi gidip taş ocağını bulalım. Evet! Burası da maden!' Gittiğimiz yerleri bir kez görünce başka bir alternatif aramamıza gerek kalmıyordu. Her mekânı yaklaşık üç gün içinde bulduk!"

Filmin diğer yapımcısı Malkin ise ön araştırmayla ilgili şunları söylüyor: "Kriv'in tepkisini görmek çok tatmin ediciydi. Batı Avustralya'ya ve bilhassa da Margaret Nehri'ne âşık oldu."


Yapım tasarımcısı Clayton Jauncey'e göre, güzel ve benzersiz mekânlarda çekim yapmak adeta bir lütufmuş.
Kendisi şöyle diyor: "Avustralya'nın batısında çekim yapmak, filme benzersiz bir görünüm kattı. Buradaki kıyı şeridi, dünyanın hiçbir yerindekilere benzemiyor. Bu harika bir avantaj oldu. Güney Batı'nın güzel okyanusu ve denizi türkuaz rengi olan Lancelin kıyıları, benzersiz bir görüntü yarattı. Başka hiçbir yere benzemeyecek."

Filmin neredeyse tamamen dış mekânlarda ve pratik yerlerde çekilmesi, oyuncuların da havaya girmelerini, karakterlerinin yaşadığı yerleri anlamalarını sağlamış.
Luke Hemsworth şöyle anlatıyor: "Stüdyo olmayan bir yerde çekim yapmak insana çok farklı hissettiriyor. Bunu tasvir etmek zor...”

Simon Pegg'i de bu güzel mekânlar hayrete düşürmüş.
Pegg şöyle anlatıyor: "Filmin görüntüsü çok çarpıcı oldu. Nathan ve Charlie'nin küçük bir kapışma yaşadığı taş ocağı, inanılmaz bir mekândı. Kayalar çok çarpıcıydı, aynı şekilde deniz ve bunların ebadı da çok çarpıcıydı. Kum tepecikleri müthiş görünüyordu, muazzamlardı. Takım elbiseli bir adamın çölde dolanıp durması da acayip bir manzaraydı. Filmi Avustralya'nın batısında çekmek zekice bir seçimdi, alışılmadık bir çevreydi."



YAPIM HAKKINDA

Çatışmalar, araba kovalamacaları, kazalar, patlamalar, yangınlar ve birçok başka şeyin bulunduğu Öldürmenin 3 Yolu, ciddi anlamda bir aksiyon gerilim.
Günümüz seyircisi, beyazperdede büyük aksiyon sahneleri görmeye alışık olduğu için, Kriv Stenders, filme benzersiz bir hava katmak istediğinden emindi.
Kriv şöyle anlatıyor: "Muhtemelen çektiğim en yoğun filmlerden biri. Suikastlar, araba sahneleri, kavgalar, cinayetler, bir sürü bu tip şey var. Herkes aksiyon sahnesi izliyor, herkes insanların vurulduğunu görüyor. Arabaların daha önce uçurumlardan yuvarlandığını binlerce kez görmüşlerdir. Dolayısıyla filmin genelini ele alış tarzım şöyleydi: Bunların hepsi bir albümün şarkıları gibi. Önemli olan onları nasıl çaldığımız, onları, diğer tüm unsurlarla birlikte nasıl ele aldığımız. Her aksiyon sahnesinde, her cinayette tuhaf bir unsur vardı. Benim yapmaya çalıştığım şey buydu. Hem mizahı, hem de aksiyon sahnelerinin görsel bağlamını zorladım, verdikleri tadın damakta kalmasını istedim."

Oyuncular da fiziksel sahneleri iple çekmiş, pek çoğu aksiyon sahnelerini kendileri canlandırmak istemiş.
Alice Braga şöyle anlatıyor: "Sete her gittiğimde dublörüme gidip 'merhaba, yardımcı olabilir miyim? İşini elinden almak istemiyorum ama eğlenmek istiyorum' dedim. Bu senaryoyu ilk kez okuduğumda, birçok şey yapmam gerekeceğini biliyordum. Yaptım da. Margaret Nehri'nde, ormanın ortasında yalınayak olmak, peşinde bir araba seni kovalarken bir yerlere tırmanmak ve kaçmak çok eğlenceliydi. Ekip bunu yapmamı istemedi ama ben rica ettim!"

Çekimler sırasında hamile olan Teresa Palmer bile mümkün olan yerlerde dublör kullanmayıp, sahnelerinde kendisi oynamış.
Kendisi gülerek şöyle anlatıyor: "Filmlerde aksiyon yıldızı olmaya yöneliyorum. Aksiyon sahnelerinin bir parçası olmayı çok seviyorum. Prova etmeyi, hareketlerimin çoğunu kendim yapmaya çalışmayı çok seviyorum. Bu filmde pek fazla aksiyon sahnem yok. Ayrıca, beş aylık hamileyim, dolayısıyla zaten çoğunu kendim yapmam zor olurdu. Süratli bir şekilde araba kullandım. Bu sahne için dublörüm vardı ama ısrarla direksiyon başına kendim geçmek ve arabayı kendim kullanmak istedim. Karakterim Lucy tam bir psikopat.
Hızlanarak, Alice Braga'nın karakterine çarpmaya çalışıyorum. Bunlarla uğraşmak çok güzeldi. Ama pek çok hareketi kendim yapamadım çünkü mümkün olduğu kadar güvenliğimi de sağlamaya çalışıyordum."


Filmde her ne kadar en çok fiziksel hareket Alice'in karakterinin olsa da, kendisi duygusal sahneleri daha zorlayıcı bulmuş: "En zor sahne, araba kazasından sonra araçtan inerken kendimi o sahnede bulmaktı. O düşünce sürecinden geçmek çok ilginçti. Birinin seni öldürmeye çalıştığını anlamak, bunun sebebini bilmemek ve bir anda kendini ormanın ortasında bulmak. Düşününce çok üzücü, çok duygusal, dolayısıyla umarım bunu başarmışımdır. Benim filmde fiziksel olarak bulunmam değil, karakterin hayatı anlamında çok zor ama beni en çok etkileyen an o andı."

Ama bütün oyuncular, Alice kadar hazırlanmak zorunda kalmamış. Simon Pegg için hazırlık süreci temel olarak bıyığından ibaretmiş.
Pegg şöyle anlatıyor: "Pala bıyık bırakmam gerekti. Çok spor yaptım çünkü Charlie'nin formda olması gerektiğini düşündüm. O bir tetikçi, dolayısıyla fiziksel olarak her zaman etrafına ve kendisine hâkim olması gerekli. Silahlarla da biraz çalıştım, biraz tüfek ve benzeri şeylerle alıştırma yaptım. Daha önce de silah kullandığım için çok sorun olmadı."

Kostüm tasarımcısı Terri Lamera birçok TV dizisinde ve Avustralya yapımlarında çalışmış ama Öldürmenin 3 Yolu'nun ona yeni zorluklar yaşattığını söylüyor.
Bu zorluklardan biri, aksiyon sahneleriymiş.
Bilhassa da Alice Braga'nın karakterinin, Terri'nin "Kill Me" dediği kostümü.
Kendisine yapılan cinayet girişiminde üstünde olan kostümün farklı versiyonları olması gerekiyormuş, bunlardan her birinin de kalem kalem eskitilmiş olması gerekiyormuş.
Terri'nin en çok hoşuna giden, Simon Pegg'in canlandırdığı takım elbiseli suikastçının karakteri Charlie'yi yaratmak olmuş.
Terri şöyle anlatıyor: "Kostümlerin bize karakterlerin kim olduğunu merak ettirmesi gerekiyor. Dolayısıyla, Charlie karakterini filmin başında ilk gördüğümüzde çölde, dar bir takım elbiseyle dolaşıyor. Kim olduğunu ve niye orada olduğunu merak ediyoruz. Bence bu, filme gizem katıyor."


Stender filmle ilgili şöyle anlatmaya devam ediyor: "Film şimdiki zamanda geçiyor. Dolayısıyla cep telefonları ve bilgisayarlar var ama aynı zamanda bir de Toronado var. Bir nevi farklı türlerin ve farklı zamanların birbirine karışması, birbiriyle harmanlanması gibi ama genel olarak çok güçlü ve uyumlu bir tarzı var. Gürültülü, canlı ve benim Rock 'n Roll dediğim türde bir film olarak ortaya çıkıyor.”

Tam bir sinemasever olan Simon Pegg, bu etkilerin Kriv Stenders tarafından zekice kullanıldığını görmüş.
Kendisi şöyle diyor: "Bu türü seven herkes için eğlenceli bir tecrübe olacak çünkü Kriv de büyük bir sinemasever ve bunu yönetmenliğine de aktarıyor. Klasik bir hissiyatı var. Kriv ve ben bunu konuşuyorduk. Bu filmin vintage bir havası olmasını istedik çünkü bu bir suç gerilim filmi ve yumuşak da bir yanı var."
Pegg, Öldürmenin 3 Yolu'nun, seyircilerin kendilerini kaptırabileceği bir film olacağını da söylüyor: "Diken üstünde duruyorsunuz. Arkanıza yaslanıp izleyebileceğiniz bir film değil, her ana, her karenin işleyişine dikkat etmelisiniz. Bazen seyirci, işin iç yüzünü bildiğini zannedecek, bazen de hiçbir şey bilmediklerini fark edecekler. Bir seyirci olarak filmi izlemek eğlenceli çünkü kendinizi anında filmin bir parçası olarak hissediyorsunuz, aynı zamanda da şaşırıyorsunuz."

Alice Braga, insanların filmi izlerken iyi vakit geçirmesini de istiyor ve şöyle diyor: "Umuyorum seyirci de, benim senaryoyu ilk okuduğumda kahkaha attığım gibi kahkaha atar. Ama aynı zamanda umarım hikâyeye ve yolculuğa da bir yakınlık duyarlar."

Önemli fikirler ortaya atan ve karmaşık bir plan mekanizmasına sahip bu Rock 'n Roll gerilimi, zamandan bağımsız ve uluslararası bir hisse sahip. Bundan herkes keyif alabilir.
Teresa Palmer şöyle diyor: "Öldürmenin 3 Yolu'nu ilk okuduğumda bunun uluslararası bir film olduğunu anında anladım. Buna hiçbir zaman bir Avustralya filmi olarak bakmadım çünkü çok büyük fikirler barındırıyor ve daha önce izlediğim her şeyden çok daha farklı. Amacımız bunu, dünyadaki herkese hitap eden bir film yapmaktı. Ve bence bunu cidden başardık. Biliyorum ki bu, tüm Amerikalı arkadaşlarımın izlemek için sinemaya gideceği bir film, böyle bir kapsama sahip bir filmin bir parçası olmak da çok eğlenceli."

Deneyimli oyuncu Bryan Brown bile Öldürmenin 3 Yolu'nun, Avustralya film janrına yeni bir soluk getirdiği konusunda hemfikir.
Kendisi gülerek anlatıyor: "Çok ilgi çekici. Konusu ihanet. Çok da renkli… Sürekli bir şeyler oluyor, ucunun nereye varacağından asla emin olamıyorsunuz... Ve Batı Avustralya'da cinayetler işleniyor!" Ama filmi en iyi, şu basit ifadeyle Callan Mulvey özetliyor: "Öldürmenin 3 Yolu araba olsa, 69 model Dodge Charger olurdu. Hızlı, eğlenceli, mühendisliği iyi ve şahane!"



OYUNCU EKİBİ HAKKINDA

SIMON PEGG (Charlie Wolfe)
Simon Pegg, kült TV dizisi olan “Spaced”in hem senayosunu yazmış hem de dizide oyunculuk yapmıştır. Sonrasında rol aldığı “Shaun of the Dead” filmi, En iyi İngiliz Komedileri arasında yer almıştır. Pegg’in diğer filmlerinden bazıları şöyle: “Hot Fuzz,” “Run Fatboy Run,” “How to Lose Friends and Alienate People”, “Paul”. Steven Spielberg’ün “The Adventures of Tin Tin” filminde ‘Thompson’ı, “The Chronicles of Narnia: Voyage of the Dawn Treader” filminde ‘Reepicheep’i ve “Ice Age: Dawn of the Dinosaurs”da ‘Buck’ karakterlerini seslendirmiştir. Pegg’i, J.J. Abrams’ın yönetmenliğini yaptığı “Star Trek,” filminde Scotty rolünde izleyeceğiz. Ayrıca “Nerd Do Well” adındaki ilk kitabı yayınlanmıştır.

ALICE BRAGA (Alice Taylor)
1983 yılında Brezilya’da doğan Alice Braga, 2002 yılında rol aldığı “City of God” filmiyle büyük beğeni kazandı. Braga’yı en son Matt Damon, Jodie Foster ve Sharlto Copley ile birlikte rol aldığı “Elysium” filminde izledik. Diğer rol aldığı filmler ise şöyle: “On the Road”, “The Rite”, Will Smith’le birlikte rol aldığı “I am Legend”, “City of God, “Blindness” “Predators”.

CALLAN MULVEY (Jack Taylor)
Callan Mulvey Avusturalya’nın en beğenilen aktörleri arasında yer alıyor. Callan, “Heartbreak High” adındaki TV programıyla tanındı. Daha sonraki TV dizileri ise şöyle: All Saints, Home and Away ve McLeod’s Daughters. Callan’ın rol alıdğı, en dikkat çeken dizilerden biri de “Rush”. Avusturalya’daki başarısından sonra Amerika’ya giden Callan, burada da birçok filmde rol aldı. Bu filmlerden bazıları: The Finder, Thunderstruck, The Hunter, Zero Dark Thirty, 300: Rise of an Empire ve Captain America 2. En son izleyeceğimiz f ilmi ise çekim aşamasındaki “Batman vs. Superman: Dawn of Justice”.

LUKE HEMSWORTH (Dylan Smith)
Deakin Üniversitesi’nde drama alanında çağdaş sanat eğitimi alan Luke, daha sonrasında Film ve TV dersi almıştır. İlk rolü “Neighbours” adlı TV dizisinde Nathan karakteridir. Daha sonraki projeleri ise: Blue Healers, All Saints, Last Man Standing, Saddle Club, Carla Carmetti, The Coast, The Bazura Project, Tangle ve ödüllü drama dizisi Satisfaction and Brothers in Arms. Rol aldığı filmler ise: The Anomaly, The Reckoning ve Infini’dir.



YAPIM EKİBİ HAKKINDA

KRIV STENDERS (Yönetmen, Senarist)
Kriv Stenders, film çekmeye ve yönetmeye gençken başladı. Super 8 ve 16mm birçok kısa film çeken Kriv, 1986 yılında girdiği Avusturalya Film, TV ve Radyo okulundan 1989 yılında mezun oldu. Okurken “The Silent Scream”, “Telegram for Mrs Edwards” ve “Horrible Man 3” adında 3 kısa film çekti. Bu filmleriyle birçok film festivaline katıldı. 1989 yılında bitirme tezi olan filmi “Horrible Man” ile Münih Uluslararası Film Okulu Festivali’nde En İyi Film ödülünü aldı. Okuldan mezun olduktan sonra birçok kısa filmde, belgeselde, müzik videolarında ve reklam filmlerinde görüntü yönetmenliği yaptı. 1990 yılında yönetmenliğini yaptığı müzik videosuyla ARIA ödülünü kazandı. 1994 yılında “Motherland” adlı belgeseliyle de ödül aldı. 1997 yılında yönetmenliğini yaptığı ve senaryosunu yazdığı “Two/Out kısa filmiyle birçok film festivalinde En İyi Kurgu ödülünü kazandı. Kriv’in diğer filmleri şöyle: “The Secret Life of Us”, “Blacktown”, “Boxing Day” “Lucky Country”, Red Dog.




Kill Me Three Times / Öldürmenin 3 Yolu

Yönetmen: Kriv Stenders
Senaryo: James McFarland
Oyuncular: Simon Pegg, Teresa Palmer, Alice Braga, Luke Hemsworth, Callan Mulvey
Yapımcılar: Tania Chambers,Laurance Malkin, Share Stallings
Türü: Aksiyon, Gerilim
Yapım Yılı: 2014
İthalat / Dağıtım: Pinema

Filmin mmknmrtb notu :  2.5 / 5





Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...