25.10.2015

Mustang :: Avrupa Avrupa Gör Halimizi



"Mustang, bir Karadeniz kasabasında büyükanneleriyle yaşayan, büyüme çağındaki beş yetim kız kardeşin maruz kaldıkları toplum baskısına karşı kendi yöntemleriyle direnişlerini ve özgürlük arayışlarını konu alıyor."

İyi, hoş diyorsun da güzel kardeşim, bir de bu dediklerini keşke sinema tekniği ve estetiğinin gereklerini yerine getirerek ve de -kendi seçimin gereği- 'gerçekçi' bir üslubu lâyıkıyla kullanarak yapabilseydin..

Kızlarımızın maruz kaldığını iddia ettiğin, ama doğru dürüst gösteremediğin o ailevi ve 'mahalli' baskıları, seyircine de hissettirebilseydin keşke; az biraz etkilenseydik, şöyle bi sarsılsaydık, kanımız tepemize çıksaydı, nefret etseydik, belki birazcık da ağlasaydık yahu!.

Bu minvalde etkili olabilecek sahneleri zaten -normal olarak- oluşturamıyorsun, üstelik habire devreye giren bir sürü negatif unsurla da iyice kan kaybediyorsun ama..

Bu unsurların hangisini saysam; tüm oyuncuların, önce yabancı dilde konuşmuşlar da, sonra bunun üzerine dublaj yapmışlar gibi konuşmalarını mı; tamamen hakikilikten uzak, müsamere yapaylığındaki diyalogları mı; Türk insanının davranış, konuşma, hitap etme biçiminden, bölgesel jargonundan fersah fersah uzaklığını mı ve daha nicelerini..


Tamam bu olumsuzluklar Türkiye'yi ve Türkçe'yi bilmeyen yabancılar için pek bi anlam ifade etmeyecektir, ama gel gör ki biz masum Türklere resmen azap çektirdin..

Hadi -yerin dardı da- kızlara uygulanan baskıları falan layığıyla gösteremedin; söylediğin o direniş ve özgürlük arayışları neredeydi peki?.

Sadece kadınların alınacağı maça, amcaya yakalanmadan gitmek miydi direniş; görücülerin kahvelerine tükürmek mi; gizlice evden kaçıp sevişmek mi; intihar etmek ya da İstanbul'a gitmek mi?.
Yoksa, '#direngezi' yazısını ısrarlı kadrajlarla gözümüze sokmak mıydı direniş?.



Yahu nerede yaşıyor bu kızlar, İran'da falan mı?.
Belki Fransa'dan öyle görünüyor olabilir ama, bunu bize yutturamazsın..

Gösterdiğin bu beş kız, 'tutucu' Anadolu'nun baskıya boyun eğen, sessizce kabullenen tiplerinden falan değil de, Mavi Dalga filminden fırlamış gibi görünen, Balıkesir'in o asi kızları mübarek..
Hani, şeytana bile pabucunu tersten giydirebilecek kızlar..

Demek istediğim aslında şu; o beş kız birlik olup da gerçekten direnmeye kalkışsalardı eğer, amcaları olacak o herifin resmen ağzına sıçarlardı..


Senin gösterdiğin o kızlar, aile içi, aile dışı tacize eyvallah demeyeceği gibi, istekleri dışında da evlendirilemezler ki..
İşin tuhafı, sen de bunun farkındasın aslında; görücü usulü değil de sevgilisiyle evlenmek isteyen kız, attığı bir çığlıkla bile o isteğini gerçekleştiriveriyor..

Devamlı olarak, 'gösterdiğin' diyorum bak, gösterdiğin!.
Anlattığın hikâyeye inanmamı bekliyorsan eğer, anlattığınla gösterdiğin birbiriyle uyumlu olacak, birbirini tamamlayacak..

Ama güzelim.. bu dediğim şey de, yapmaya çalıştığın bu işin daha ilk koşulu, olmazsa olmazı..
E peki, nasıl olacak bu işler?.


Özetlersem.. 'Dengesizlik' bu filmin alameti farikası..
Gösterilenler başka, konuşulanlar başka, anlatılmaya çalışılan ise hepsinden başka..

Hem, senin iddia ettiğin gibi, her şey öyle göz açıp kapayıncaya kadar, birdenbire değişmez bu ülkede; erkek çocuk da, kız çocuk da yavaş yavaş işlenir tezgâhta, hizaya sokulur ve 'adam' edilir..

Gözden kaçan bir kaç 'fabrikasyon hatası' hariç, büyük oranda da başarılı olur bu tezgâh..
Oğlanların önemli bir kısmı İmam-Hatip'e verilir; dindar ve kindar olsun diye..
Kızlarınsa başları örtülür kesinlikle; sonra da, namusuna halel, ambalajına da herhangi bir zarar gelmeden müstakbel kocaya teslim edilmesi gerekir ve bu çok çok mühimdir..


Lütfen öğrenin artık bunları..
Bu ülkede buna dair binlerce film çekildi; nedir bu, Fransa'yı yeniden keşfetme vaziyetleri..

Tamam.. çok istiyorsan eğer, bunlara sen de bir film ekle; ama söyleyecek farklı bir sözün, göstereceğin, özgün de bir üslubun olsun..

Bu arada kızların gayet iyi oyunculukları güme gitmiş, onu da söyleyeyim..
Oyunculuk demişken; Babaanne ve Amca'yı canlandıranlar, filmin 'kötü' karakterlerini oynamakla, kötü oyunculuk yapmayı karıştırmış gibiydiler..
Yalnız, onların birer usta oyuncu olduğunu bildiğimize göre, bu kusuru da Yönetmen hanıma havale etmek zorundayım..


Mustang'in sinema estetiği açısından hakkını vermem gerektiğini düşündüğüm tek özelliği, 'dar açılı objektif' kullanımındaki ısrarlı tercihiydi..
Kızlarla birlikte seyirciyi de kapana kıstırmaya, sıkmaya, bunaltmaya çalışan bu tercih, umarım bilinçli bir seçimdir; mesela, kameranın üzerinde unutulmuş ya da yokluktan kullanılmış bir lens falan değildir..

Öte yandan bu tercihin, gösterilmesi epey uğraş ve ustalık gerektiren bazı sahneleri -lensin dar açısına kurban ederek- çaktırmadan aradan çıkarmak gibi bir işlev gördüğünü de araya sıkıştırayım..
Kaçmaz yani benden..



Kanunsuz Sultan Serdoğan adında bir padişah

Bila ücret dersimize kısa bir ara verip, bu güzide filmimizin mevzusuna yeniden bir bakış atarsak; Türkiye'de kız ya da kadın olmanın -ezeli ve böyle giderse de ebedi hale gelecek- 'hayati' nitelikli sorunlarına dikkat çekmeyi amaçlayan, taşıdığı bu sosyal endişe sebebiyle de takdirimizi en baştan kazanan bir çalışma Mustang..

Bizim buralarda bunun acısını ya çekmemiş, ya çektirmemiş ya da -bu işlere hiç bulaşmadığı halde- gayet ayrıntısıyla bilip öğrenmemiş tek bir allahın kulu kalmadığına göre, bunun pek bize yönelik bir yapım olmadığını anlayabiliriz ..

Anladığım kadarıyla zaten film de süresi boyunca asıl misyonunu yerine getiriyor; kendisine Oscar'da yarışma şansı da veren Fransa ahalisine olayı -sanki karşısında Bilal'ler varmış gibi- birer birer ve onların ilgisini çekecek biçimde anlatmayı tercih ediyor..
Bunda ne kadar başarılı olunduğu da belli zaten..


'İlgi çekmek' demişken; sürekli kıpraşma halindeki birbirinden güzel   kızlarımızı evin içinde, ev haliyle yan yana getirip, üst üste koyarak görüntüleyen filmin bu 'yakın plan' kadrajları, benzer estetiğin ülkemizdeki en önemli temsilcisi olan Nazif Topçuoğlu'nun fotograflarını aklıma getirmiştir, arz ederim..

Dediğim gibi, Fransızlar kendi anlayışlarına, zevklerine uygun bularak filmi beğenmiş olabilirler; ama ben Fransız değilim ki!.
Bu film bana da gösterildiğine göre, eleştirilerime de katlanılacak artık..

Öyleyse bir kez daha filmin başına dönerek, devam edelim..


Yaz tatiline giren okulun son günü, her yaştan 'kızlı-erkekli' çocukların denize girmeleri, oyunlar oynamaları ve bunun abartılmış dedikodusunun babaanne ile amcanın kulağına gitmesiyle başlar her şey..
Bütün hadisenin patlama anı olan bu 'olay'a, bilumum bağnazlığın, baskıların ve kötülüklerin başlangıcı gibi son derece ağır bir misyon yüklemesi, Mustang'in ilk ve en büyük stratejik hatası oluyor; ki zaten bundan sonra da kendisi bir daha doğrulamıyor, hatta üzerine eklenen diğer hatalarla birlikte devamlı güç kaybediyor..

Muhtelif yaşlardaki, hayat dolu bu beş kız, neden, sanki bundan önce hiç yaz tatili yaşamamış, hemen yakındaki o sahilden hiç denize girmemiş, -belli ki gayet serbest bir biçimde arkadaşlık kurabildikleri- o erkek çocuklarıyla hiç oynamamış/oynaşmamış gibidirler..


Bu tuhaf duruma bakarsak, sanki kızlar başka bir ülkede yaşamışlar da buraya yeni düşmüşler; yahut -bizden saklanan- bir manastırda, yıllardan beridir rahibe hayatı yaşamışlar da, her şey o 'uğursuz' günde başlamış gibidir..

Evet.. Karadeniz'de manastır ve rahibelerin, biraz saçma durduğunun farkındayım; ama film, özellikle coğrafi konum ve yerler üzerine öylesine büyük yanlışlar yapıyor ki bu durumda 'Karadeniz rahibeleri' öyle pek de saçma gelmiyor kulağıma..


Bak gerçekten merak ediyorum; o günün özelliği nedir yahu?.
En az on yıldır aynı evde, aynı kişilerle, aynı hayatın, aynı çevrenin içinde yaşayıp okullarına giden bu kızların kaderi neden birdenbire değişiveriyor?.

Yoksa -mesela- Kanunsuz Sultan Serdoğan adında bir padişah tam da o gün tahta çıkıp, şöyle bir emir mi veriyor?.
"Bu andan tezi yok, cümle kızlar okuldan alına, her yaştan ademlerle  irtibatları kesile, evlerine hususi hocalar yollanarak, yoğun bir biçimde ev kadınlığı kursu verile, mantı hamurunu kare kare keserek, içine malzemesini koyup kapatmayı, kafi miktarda doldurulmuş dolmaları lüpletmeyi öğrene ve daha fazla oyalanmadan koca adayları bulunarak, birer ikişer evlendirile."


Sanırım yönetmenimiz, ya bu ülkedeki taassupun yoğun karanlığıyla hiç karşılaşmamış, dünyaca meşhur o geri kafalı bağnazlarımızdan habersiz yaşamış ya da yolu hiç Türkiye'ye düşmemiş..

Bu karanlığın izlerini ne babaannede, ne komşularda, ne çevredeki erkek ya da kadınlarda, ne de -senaryonun var gücüyle canavarlaştırma operasyonuna maruz kaldığı halde hâlâ gözümüze bir kuzu gibi görünen- amca denen o sapık herifte görebiliyoruz..

Sözün özü, bu gerçekten ‘hayati’ sorunumuza dair etkili, sağlam bir yapım ortaya koyulacaksa eğer, bu film o film değil; olaya bu denli dar ve uzaktan bakış, böylesine yanlış ve yüzeysel yaklaşım ise, hiç olacak şey değil..


Mustang

Yönetmen: Deniz Gamze Ergüven
Senaryo: Deniz Gamze Ergüven, Alice Winocour
Oyuncular: Güneş Şensoy, Doğa Zeynep Doğuşlu, Elit İşcan, Tuğba Sunguroğlu, İlayda Akdoğan, Nihal Koldaş, Ayberk Pekcan
Yapım: 2015, Fransa | Almanya | Türkiye | Katar, 97'

2.5 / 5



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...