31.10.2015

Takım: Mahalle Aşkına! :: Betonspor'u Yenmek



Babalarından miras kalan halı sahayı satmak istemeyen iki kardeşin hikayesini konu alan Takım: Mahalle Aşkına!, takım olmayı, zorluklara rağmen hayallerini oldurmak için çabalamayı ve mahalle dayanışmasını zaman zaman eğlenceli zaman zaman hüzünlü bir dille anlatıyor.

Sinemamız, toplumu sarsan, onun kaderini etkileyen sosyal sorunlara, bunu kendine mesele eden yapımlarla tepki vermekte -geleneksel olarak- oldukça tembel bir mecramızdır..

Bu mevcut durumun aksine bir gelişmeyi, 'Kentsel Dönüşüm' meselesinde tanık olmaktan mutluluk duyuyorum..

Tüm şehri betondan bir fanus gibi kaplamaya yemin etmişcesine faaliyet gösteren böyle bir 'heyula'nın toplum ve kişiler bazında yarattığı olumsuz
etkilere -belki de konjonktürel bir dürtüyle- ucundan kenarından ya da daha derinden değinen filmlerimizin sayısı her geçen gün artmakta..

Bunlardan, iyiye oldukça yakın kalitede örnekler olarak, Annemin Şarkısı ve Çekmeköy Underground'ı; kötüye yakın vasatlıkta, Yolunda A. Ş.: Çinçin Bağları Hikayesi'ni; hakkaten kötü bir örnek olarak da Yeni Dünya'yı göstermek mümkün..




Takım: Mahalle Aşkına!'yı ise, bu meseleye odaklananlar arasında -tam anlamıyla- iyi bir film örneği olma yolunda kendi kendine engeller koyan ve sonunda vasat bir iş olarak sonuçlanan bir yapım olarak hatırlayacağım..

Pilav Üstü Kuru Fasulye Betonspor'a Karşı

Vahşi kapitalizmin en moda vahşet girişimlerinden olan, kentsel, yani rantsal dönüşüme, yani sahip oldukları en değerli şey olan evlerinin, mahallelerinin yok edilmesine karşı çıkan, yüreği kocaman 'küçük' insanların, umutsuzluğa endekslenmiş direnişlerinin öyküsüdür burada anlatılan..




Belki de tek sermayeleri ve biricik silahları futbol olan bu gençlerin, hüzünle, nefretle, hırsla, müzikle, neşeyle ve aşkla karışık mücadelesini heyecanla izlemek, başarıya ulaşmalarını sabırsızca beklemek de pek güzel..

Şimdiye kadar -özellikle ecnebi kaynaklı- pek çok örneğine rastladığımız 'klasik' bir mevzunun; haliyle de bir dizi 'hazır' formüle uyarlanarak anlatılması elbette gayet normaldir..
Keşke bu kadar bariz 'teknik ve taktik' hatalar yapılmasa, klişelere bu denli bulaşılmasa, en önemlisi de filmin 'mütevazı' özellikli genel havası, bir takım 'parlatma' gayretleriyle böylesine bozulmasaydı..


Sinemacı arkadaşlar lütfen böylesine aptalca hatalar yapmayınız

Filmin ana temasının en çarpıcı bölümü olan 'futbol olayı', hem en renkli, hem de en zayıf halka olarak göze çarpıyor..
Takım: Mahalle Aşkına!'nın 'yumuşak karnı' da diyebileceğimiz bu bölümün dışına çıkıldığında, hayatın -acısıyla, tatlısıyla- 'gerçek' gelişmelerinden doğan dram etkisini ağır bir biçimde hissediyoruz; lâkin, futbol -özellikle de maç- kısmına geçildiğinde hava değişirken, ortam da, sıradan bir komedi filminin mahalle maçı sahnesine dönüşüyor..




Maç sahneleri, binbir efektle öylesine süslenmiş vaziyette, öylesine profesyonelce çekilmiş ki filmin mahalli ve mütevazı olması gereken atmosferini (diğer sahnelerde buna tamamen sadık kalınmış çünkü) tam anlamıyla berhava ediyor..

Ayrıca, bu iki 'durum' arasında bariz bir dengesizlik var; bi ara futbol tarafına öyle bi dalıyor ki film, esas konu olan halı sahanın başına gelenleri ve daha da gelecekleri, onunla birlikte biz de resmen unutuyoruz..




Maçı anlatan 'iç spiker' olayı, işi tam bir Hollywood usulü spor filmine dönüştürmüş o ayrı da; maçın başında kötü oynayıp goller yiyen 'tuttuğumuz takım'ın sona doğru açılması, son anda galip gelmesi, bu son gollerin de en artistik biçimde, röveşatayla falan atılması klişelerine ise ne desem boş..

Bu arada, belli ki 'kadın kontenjanı'ndan kadroya alınmış, zaten maçlarda oynadığı da pek görülmeyen, o 'kız futbolcu' zorlamasına girmeyi ise, hiç istemezdim dostlar..




İlla böyle bir 'güzellik' yapılacaksa eğer, hiç olmazsa -ne bileyim- biraz erkeksi görünümü olan bir arkadaş tercihinde bulunulsaydı ya; adeta bir manken formundaki Beyza Şekerci hanım kızımız hiç buraya uymuş mu allasen?.

Peki tamam, uymuş diyelim; ama Beyza'dan futbolcu yapıp da onca ergen ve ergen üstü erkeğin arasına kattığında oluşabilecek her türlü gelişmeleri, çıkabilecek sorunları falan da göstermek zorundasın kardeşim..
Öyle, "Ben oynarken popoma bakıyorlar mı acaba?" gibi naif bir soruyla, bu durumu geçiştiremezsin..


Masanın kimsenin oturmadığı bu boş kısmı nedir diyorum?. saçmalamayın diyorum!. 

Filmin, ilk bakışta bana 'eyvah' dedirten, ama bilahare özümü şaşırtan- pozitif gelişmeleri de yok değildi elbet..
Diğer filmlerimizden alışkanlıkla- Pascal Nouma'nın 'misafir oyuncu' kontenjanından filme dahil olarak, bir takım komiklikler yapıp sonra da ortadan kaybolacağını beklerken, basbayağı bir karaktere can verdiğini ve filmin mühim bir unsuru olduğunu görmek güzeldi, mesela..

Klişeler bol miktarda olsa da, Pilav Üstü Kuru Fasulye takımını çalıştıran 'eski futbolcu' Fırat Tanış'ın, zor durumdaki takımına sonradan girip de golleri sıralamasını, dudağımda alaycı bir tebessümle beklerken, böyle bir şeyin gerçekleşmemesi de ilginçti tabii..




Fırat Tanış demişken.. bu sıralar hemen her filmde karşımıza çıkan, yeteneği üst düzeydeki bu arkadaşı, kendisine en yakışan rollerden birinde izlemekten memnunum..

Velhasılıkelam.. Takım: Mahalle Aşkına!, hepimizin derdi olması gereken meselesini ilginç bir öyküyle dile getiren, iyi oyunculuklarla da güçlenen, yukarıda bahsettiğim dengesizlik ve eksiklikler nedeniyle yaralanan senaryosunu ise biraz sorunlu bulduğum bir film..

2011 Serteli Ödülleri'nde en iyi 10 Türk filmi arasına girmiş '40' adlı filmiyle dikkatimi çeken yönetmen Emre Şahin'den beklediğim güç ve kalitedeki çalışma bu değildi yalnız; ama ne yapalım, önümüzdeki maçlara bakıcaz artık..




Takım: Mahalle Aşkına!

Yönetmen: Emre Şahin
Senaryo: Emre Şahin, İnan Temelkuran
Oyuncular: Fırat Tanış, Yağız Can Konyalı, Beyza Şekerci, Cezmi Baskın, Özgür Emre Yıldırım, Sinan Bengier, Selim Erdoğan
Yapım: 2015, Türkiye

3 / 5



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...