22.11.2015

Secret In Their Eyes / Gizemli Gerçek


Oscar ödüllü Nicole Kidman, Julia Roberts ve Oscar adayı, BAFTA ödüllü Chiwetel Ejiofor’un baş rollerinde yer aldığı Secret In Their Eyes / Gizemli Gerçek filmi çarpıcı ve dokunaklı hikâyesiyle, adalet, annelik ve intikam konularını ustalıkla ele alıyor.

Filmde Bölge Savcılığı dedektifi Jess Cobb (Julia Roberts), FBI dedektifi Ray Kasten (Chiwetel Ejiofor) ve Bölge Savcısı Yardımcısı Claire Sloan (Nicole Kidman) yükselen yıldızlardır ve 11 Eylül saldırıları sonrası Los Angeles'ta kurulan anti-terör özel ekibine seçilmişlerdir.

Ray ve Jess bir cinayet mahallini soruşturmaya gittiklerinde, akla gelmez bir şeyle karşılaşırlar: Maktul, Jess'in kızı Caroline'dır. Ray ve Jess, katili adalete teslim etmek için Claire'le güç birliği yapar.
Ama şüpheli, koruma altında olan ve serbest bırakılan bir federal tanık çıkınca görevleri acımasız bir gerçekle karşı karşıya kalır.

13 yıl sonra, hayatlarına normal bir şekilde devam etme çabalarına rağmen Ray, Claire ve Jess, hâlâ iyileşmeyen yaralar taşımaktadırlar.


Ama Ray, yeni bir ipucu ortaya çıkarınca Los Angeles'a döner ve Claire'i dosyayı yeniden açmak için ikna etmeye çalışır.
Duygusal konuları yeniden açma riskiyle karşı karşıya olsalar da, Jess'in hayatı, 10 yılı aşkın bir süredir resmen durmuş gibidir.
Ray'in Claire'e duyduğu ilgi hiç geçmemiştir. Katilin peşine düşmek için güç birliği yaparlar.
Bu kez, Caroline'ın vahşi cinayetinin intikamını almak için sorunları kendileri çözmeye karar verirler. Ama hiçbiri bu insan avının ardındaki şoke edici sırra, intikam ve adaletin duygusal bedeline hazırlıklı değildir.




Filmin mmknmrtb notu ::

Fazla ayrıntıya girmeden bu film hakkında şöyle söylenebilir: Özellikle ABD'ye uyarlayabilmek için yapılan bazı değişikliklerle, yeniden çekilmeye çalışılan Arjantin-İspanya ortak yapımı El secreto de sus ojos (2009)'un kalitesinden, yarattığı o benzersiz duygudan, dolayısıyla da etkisinden çok uzak kalan bir iş..

Ancak, orijinal filmi görmeyenler ya da ikisi arasında karşılaştırma yapmamayı 'başarabilenler' açısından, iyiye yakın vasatlıkta, izlemeye değer bir yapım olduğunu söyleyebilirim..
Sonuçta dayandığı temel oldukça sağlam ve işlevsel..

3 / 5



Film, 2010 yılında En İyi Yabancı Film Oscar Ödülü'nü alan, Juan Jose Campanella'nın yönetmenliğini üstlendiği “El Secreto de Sus Ojos” filminden uyarlanmıştır.

Filmin senaristi ve yönetmeni olan Billy Ray, karakterlerin yaratılma süreciyle ilgili şöyle anlatıyor: “Ne zaman bir film yazsanız, kendinize ilk sorduğunuz şey şu olur: Ana karakterin, sadece bu filmin çözebileceği ne gibi bir acısı var? Senaryonun yapısını da bu şekilde oluşturursunuz. Karakterin doğru olmayan bir yanı var ve karakter bu filmde yaşadıklarını yaşamazsa, asla sorununun üstesinden gelemez. Bilhassa bu durumda, bunu üç karakter için yapmam gerekti. Her birinin, sadece bu filmin düzeltebileceği, acı çeken bir yanı var.”

Billy’nin senaryoyu yazmaya başlayınca, Secret in Their Eyes'ın planlanmış rotasından biraz sapması gerekti çünkü film aslen San Antonio, ardından San Francisco, Londra, Boston ve son olarak Los Angeles'ta geçiyordu.

Billy şöyle anlatıyor: "Los Angeles'ta büyüdüm ve hakkında en fazla şey anlatabileceğim şehir burası. L.A., filmin dokusu hâline geldi ve bir açıdan da bu beni çok heyecanlandırdı."






Yapımcı, IM Global Prodüksiyon Bölümü Başkanı Matt Jackson filmle ilgili şöyle diyor: "Her sayfası sizi etkileyen ama aynı zamanda iki farklı zaman dilimini konu alan karmaşık bir konu, nadiren karşınıza çıkan türden. Billy'nin, filme aynı zamanda terörle mücadele unsuru ekleme fikri dâhiceydi.
11 Eylül saldırıları sonrası ortaya çıkan histeri ve paranoya, kişisel bir takıntı ve kayıp hikâyesi yaratmak için katilin serbest bırakılmasına kusursuz bir ortam hazırladı."

Billy şöyle diyor: "Filmi yazarken 2002 ve 2015'i, birbirinden ayrı tutmak istemedim. 2015'in, 2002'de olanların yansıması olması gerektiğini düşündüm. Film yazıyor, film yönetiyorum ama hepsinden önce ben bir sinema hayranıyım. Kimi zaman sette işimi yapmak oldukça zordu çünkü monitöre bakıp 'Aman Tanrım, karşımda Julia Roberts, Nicole Kidman ve Chiwetel Ejiofor var - hepsi aynı karede' diyordum. Onların yanında işinizi yapmak için kendinizi eğitmeniz gerekiyor çünkü bazen patlamış mısır yiyen, elinde bilet olan bir sinemasevere dönüşüveriyorsunuz. Yazmak ve yönetmek, hikâye anlatımının bir uzantısı… Her gün bir yazar olarak, bilgisayarınızı açmadan önce kendi kendinize şöyle diyorsunuz: Anlattığım hikâye ne ve bu hikâyeyi en etkili şekilde nasıl anlatabilirim?"





Filmin yapımcısı Mark Johnson şöyle anlatıyor: "Billy çok tanınan ve saygı duyulan bir yazar. Bazen yazar/yönetmen biriyle çalışırsınız ve yönetmen, yazarın yazdığı her şeyi onurlandırmak ister. Billy öyle değil. İyi bir fikir duyarsa ya da bir oyuncunun bir replikle ilgili farklı bir fikri varsa buna açık. Çekimlere başladığımızda o bir yönetmendi, yönetmenlik de yapan bir yazar değildi. Bunun güzelliği de şu: Bir sorunla karşılaşırsanız, senaryo açısından onu düzeltebilir ama yönetmen olarak değişikliklere ve oyuncuların önerilerine açık."

Billy şöyle devam ediyor: "Bir filmin yönetmenliğini yapacağınız zaman hedef çok basittir. Sayfaların ötesine geçmek istersiniz. Oyuncu kadrosu, senaryonuzun kayda aldığınız bir okumasını yapmak için orada değildir. Senaryonun nerelere gidebileceğini keşfetmek için oradadırlar. Kelimeler arasındaki hayatı bulmaya çalışırlar. Bazen bunun anlamı, yazılan diyalogları okumaktır, bazen de değildir. Bazen biraz ayar çekmek ve farklı şeyler keşfetmektir. Bir filme başladığınız zaman elinizde sadece senaryo vardır. Sonra oyuncular gelir ve onların da içgüdüleri, dürtüleri vardır, onlar için yazdığınız bir konuşmaya ihtiyaç duymayabilirler çünkü onlar bunu bir bakışlarıyla yansıtabilirler çünkü o denli yeteneklidirler. Secret in Their Eyes'ın oyuncu kadrosunda, filmin sadece daha iyi olmasını isteyen gerçekten çok zeki oyuncular var. Her talep, her not, bir anı daha gerçekçi kılmaya, bir sahneyi ya da bir geçişi daha iyi yapmaya yönelikti. Chiwetel günde birkaç kez gelip şöyle derdi: 'Üç gün sonra çekeceğimiz sahne var ya? Bence bu repliği bugünkü sahneye eklersek, sahne daha iyi olur.' Yüzde 90 oranında da haklı çıkardı. Böyle bir katkıyı niye hoş karşılamayayım ki? Onlar karakter için neyin doğru olduğunu biliyorlar. Sanırım hepimiz güzel bir harman oluşturduk."



OYUNCU SEÇİMİ HAKKINDA

Filmin yapımcılarından Johnson şöyle anlatıyor: "Yakın bir arkadaşım bir keresinde bana, bir karakteri anlamanın en iyi yolunun, onun nelerden korktuğunu bilmek olduğunu anlatmıştı. Sanırım Chiwetel'in oynadığı Ray Kasten, performansıyla bu korkuları yansıtıyor ama hiçbir zaman her şeyiyle ortaya koymuyor, bu da onun karakterinin gücüne güç katıyor. O çok düzgün biri, ne kadar düzgün olduğunun farkında bile değil ve muhtemelen kendini olması gerekenden daha fazla sınıyor. Hayatında büyük bir tutkusu var ve tamamen mutlu olmasına mani olan bazı fedakârlıklarda bulunmuş. Filmde iki farklı Jess var. Onunla tanıştığımızda hayat dolu ve çok sevgi dolu biri… Jess'e bir şey oluyor ve başka biri hâline dönüşüyor. Bunlar, Julia Roberts'ın son derece iyi oynadığı iki uç. Ve her iyi karakterde olduğu gibi, Jess'in de sırları var. Claire ise ilk başta Los Angeles Bölge Savcılığında yıldızlık mertebesi yolunda ilerliyor. Hırslı, zeki, iyi eğitimli, doğru bir adamla nişanlı ve onun için her şey yolunda gidiyor gibi. Ne yazık ki Claire'e köstek olan şey, düzgün bir insan olması, dürtüleri ve aşk."

Billy şöyle diyor: "Bu filmdeki insanlar, karakterlermiş gibi davranmıyor. İnsan gibi davranıyorlar. Bunda benim de biraz payım var ama çoğunluk oyuncuların. O açıdan büyük bir zenginlik mevcut."

Filmin oyuncu seçimlerinin ilk yapıtaşı, Oscar'a aday gösterilmiş Chiwetel Ejiofor'un müsait olmasıymış.
Billy şöyle diyor: "Ray, birinin hayatına mal olmuş bir hata yaptığını düşünen ve bunu anlatamayan, motivasyonu yüksek ve çok işlevsel biri. Chiwetel'in bu rolde harika olacağını düşünmüştüm ve o, daha önce böyle bir rol canlandırmamıştı. Bu konuda çok heyecanlıydım. Jess'in karakteri ise aslen Mitch Cobb adında bir erkek karakter olarak yazılmıştı, ta ki Julia, karakteri kadın yaparsam oynayacağını söyleyene kadar. Bu çok önemli bir şeydi ve harika bir fikirdi ama ilk yazmaya başladığımda aklımda bu yoktu.”






"Jess güç bela hayatını sürdürüyor. 13 yıl önce resmen donmuş ve hayatı durmuş. Kalbi atmaya devam etmiş, bu yüzden her gün işine gidip gelmiş ama aslında ölü gibi. Özellikle de Ray onu özgür kılmaya çalışıyor çünkü Jess çok korkunç bir darbe almış ve bunun üstesinden hiç gelememiş. Bir oyuncudan, böyle bir rolü canlandırmasını istemek, nihai bir tuzak çünkü sadece üzgün ve üzgünlüğü geçmeyen birini oynarsanız, sıkıcı bir performans ortaya çıkar.
Rol, çok çeşitli duygular barındırıyor ve Julia tüm bu dinamikleri yansıtmayı başardı. Filme yansıttığı başka bir seviye de var çünkü o çok cesur biri. Daha önce yapmadığı şeyleri yaptığını gördüm. Julia'nın oynadığı pek çok sahnede etrafıma baktığım zaman, yapım ekibinin onun oyunculuğu karşısında aklının başından gittiğini görürdüm. İlk günden, ilk çekimden itibaren o bizim için bir lütuf oldu ve performansı hiç aşağı inmedi.”

"Nicole, yerine oturan son parçamızdı. O muazzam biri. Claire rolü için oyuncu seçeceğimde, onu canlandırabilecek oyuncunun taşıması gereken iki özellik vardı: O, unutamayacağınız kız olmalıydı - yoksa film mantıklı olmaz - ve bölge savcısı olarak inandırıcı biri olmalıydı. Nicole bunların her ikisi de. Varlığı kendini belli ediyor, çok güçlü. Marzin'le olan sorgulama sahnesindeki oyunculuğunda bunu görebiliyorsunuz. Odayı ele geçiriyor. Ortada büyük bir lokomotif var ve onu dizginlediğinizde ortaya izlemesi inanılmaz bir şey çıkıyor."

Jackson şöyle devam ediyor: "Üç ağır sıkleti kadroya dâhil edince, ikincil rollere inanılmaz oyuncular almamız için harika fırsatlar ortaya çıktı. Dean Norris, Michael Kelly, Joe Cole ve Alfred Molina'yı dâhil etmek, olabilecek en iyi şekilde filmin çıtasını yükseltti. Başrol oyuncuları da yan roldekiler de en iyi performanslarını sergilediler. Harika bir senaryo olmasa, Billy'nin istediklerini düzgün bir şekilde anlatıp rollerinin neden çok önemli olduğunu netleştirmese bunu elde edemezdik."






Billy şöyle anlatıyor: "Senaryoyu masa başında ilk okuduğumuz bütün oyuncular Los Angeles'taydı ve Michael Kelly de New York'taydı - odanın ortasına koyduğumuz telefondan sadece sesini duyuyorduk. Yine de muhteşemdi. Performansını, karakteri ortaya çıkardığını hissetmek için yüzünü görmeye gerek yoktu. Adam çok doğal, çok gerçekçi. Kötü olduğu tek bir çekim olmadı. Çekim yaparken onun için ilave sahneler yazıyordum çünkü gerçekten çok iyiydi (ve Chiwetel'le arasındaki çekim çok iyiydi.) Bizimle olduğu için çok şanslıydık."

Jackson şöyle ekliyor: "Michael Kelly, ona filmde rol almayı isteten sahnenin, Chiwetel'le spor salonunda karşı karşıya geldiği sahne olduğunu söyledi. Bire bir, eski usul, çok geleneksel, iki erkeksi karakterin birbiriyle kapıştığı nostaljik bir Hollywood sahnesi - üstelik bir spor salonunda."

Johnson, Dean Norris'i beraber çalıştıkları Emmy ödüllü televizyon dizisi Breaking Bad'den tanıyor.
Bumpy rolü için Norris, Billy'nin istediği oyuncular listesinin de en üst sırasındaymış.
Johnson şöyle diyor: "Bunu Billy ile paylaşmam bile gerekmedi. Dean, Arjantin filmini izlememiş, bu yüzden filmde Bumpy'yi, Arjantin filminde dengi olan karakter üzerine kurmadı. Bumpy'yi gerçekten özgün bir karakter yaptı."

İkisini de Joe Cole'un canlandırdığı Marzin ve Beckwith karakterleri için Billy şöyle anlatıyor: "Joe Cole, muhtemelen filmde yaptığımız en riskli oyuncu seçimiydi çünkü bu rol, bir camide muhbir olarak gizli görev yapacak biriydi. Joe'da İngiliz tipi var, zaten İngiliz. Ama inanılmaz bir oyuncu - seçmelerde çok güçlüydü - bu yüzden rolü onun canlandırabileceği şekilde yeniden yazmamız gerektiğini hissettim."

Johnson şöyle ekliyor: "Joe Cole gerçekten çok ama çok önemli bir oyuncu olmanın eşiğinde olan biri. İki berbat karakteri canlandırıyor ve sette çoğu zaman onun kendine güvendiği bir noktada olduğunu görüyorsunuz. İşini çok ciddiye alıyor ve canlandırdığı rollerde muhteşem."






Kadroya son dâhil olan kişi, kariyeri tiyatrodan sinemaya her tür eğlence mecrasına yayılan İngiliz oyuncu Alfred Molina olmuş.
Billy onunla ilgili şöyle diyor: "Alfred, Raiders of the Lost Ark'tan bu yana benim oyuncu kahramanım. Onunla çalışmayı hep çok istemişimdir ve bu filme evet dediği için kendimi çok şanslı hissettim. O da uğruna karakteri seve seve değiştirdiğim bir diğer kişi. Bölge savcısı karakterimiz, Alfred onu canlandırmayı kabul ettikten sonra biraz değişti. Onun tarzında, onun yeteneğinde bir oyuncunuz varsa, bunu kullanırsınız. Aynı zamanda Chiwetel'le olan kimyası çok güçlüydü. Birbirlerini nasıl zorladıklarını görmek için onlara adeta bir kafes içinde kavga ettikleri sahneler yazmak istedim. Beni hiç hayal kırıklığına uğratmadılar."

Billy yapım süresince kendisi için en önemli şeyin, oyuncuların her günün, bir öncekinden daha iyi olması için gösterdikleri kararlılık olduğunu söylüyor. "Oyuncuların her biri, her gün ellerinden gelenin en iyisini ortaya koydu. Filmin kadrosundaki herkesin amacı ve niyeti yoğun ve eşsizdi. Hepsi birbirine yetişmeye çalışıyordu. Şikâyetçi bir rekabet değildi, sporcu rekabeti gibiydi. Hepsi kendi çıtalarını yükseltip durdu. Bunu izlemesi çok heyecan vericiydi. Bu oyuncu kadrosuyla her gün çalışmak ve onların yönetmenliğini yapmak bir ayrıcalıktı."



YAPIM HAKKINDA

Billy bu filmini sadece kendisinin olarak görmüyor ve şöyle söylüyor: "Bu film, birkaç yüz kişinin filmi. Bir defa, kesinlikle filmi 2009 yılında yazan Juan Campanella ve Eduardo Sacheri'nin filmi. Ama aynı zamanda görüntü yönetmeni ve ekibinin de filmi. Yapım tasarımcısının ve ekibinin filmi… Kostüm tasarımcısının ve ekibinin filmi… Kesinlikle kurgucunun filmi… Bu filmde çalışan herkesin, bestecinin, filme çok şey katan oyuncu kadrosunun... Bu sadece benim filmim değil. Yüzlerce insana ihtiyacım var. Her setçiye, her sesçiye, saç ve makyaj çalışanına ihtiyacım var.”

Secret In Their Eyes'da pek çok yetenekli kişi olsa da, Billy şöyle diyor: "Arada sırada film çekerken, gözünüzün önünde bir nevi yıldızlaşan birileri olur. Bu filmde o kişi bana göre Danny Moder oldu."

"Filme başladığımızda, çalışmalarını biliyordum. Daha önce çalıştığı yönetmenleri aradım ve çok iyi eleştirilerde bulundular ama yine de Emmy ödülü olmasına rağmen, onun pek keşfedilmemiş olduğunu düşünüyordum. Sonra bu filmde yaptıklarını gördüğünüzde anlıyorsunuz ki, o tamamen sanatsal, inanılmaz derecede yaratıcı biri. Harika fikirler ortaya atıyor, kötü fikirlerden - ki sürekli kötü fikirlerim olur - beni vazgeçiriyor. Bu muhteşemdi."
"Danny çok iyi iş birliği yapan biri, çevik, filmin tonuna uygun doğru görsel şeyler düşünüyor. Sürekli olarak filmin boyutunu genişletiyor ama hikâyenin anlattığının dışına çıkmıyor, kameranın, hikâyeyi nasıl daha etkili bir şekilde anlatabileceğini düşünüyor."

Çalışmaları arasında The Normal Heart, Mr. & Mrs. Smith ve Spider-Man 3 gibi filmler olan Moder da Billy gibi Los Angeles'ın yerlisi.
Moder, şehrin, plajları ve otoyollarıyla değil de klasik şehir merkezi ışıkları açısından yansıtılması istediğini söylüyor.
"İş dönüp dolaşıp Billy'nin içgüdülerini kullanmasına geliyor" diyor Moder. "Yeterince tecrübesi olan insanların daima bir planı olmasını ama aynı zamanda yeni fikirlere de açık olacak esneklikte olmasını istedi."

Sorumlu yapımcı Jeremiah Samuels'ın ise zorlu bir görevi vardı: Billy ve filmi için tüm fiziksel unsurları bir araya getirmek.
Başlangıç olarak da oyuncu öğelerinin yanı sıra yönetmenin çekim yapmak istediği Los Angeles'taki birçok yeri de göz önünde bulundurarak bir çekim programı hazırlaması gerekiyordu.
Deneyimli sinemacı şöyle diyor: "İnsan artık şunu düşünmüyor: Sürekli olarak değişime ayak uyduran işlerin yüzdesi. Tepki vermeli, plan yapmalı ve o plan dâhilinde cevap vermelisiniz ve beklenmedik sorunları göz önünde bulundurmalısınız. Duygusal olmaya, değişimlere ya da zorluklara tepki vermeye vaktiniz yok. Yapacağınız bir sonraki şeyi düşünmeniz gerek."

Samuels şöyle ekliyor: "Ne inanılmaz ki, bu filmin çekimlerini 32 günlük bir program dâhilinde yaptık ve her şey yolunda gitti. Vakit ya da kaynak yetmedi dediğimiz hiçbir gün olmadı ama yapım ekibi, yönetmen yardımcıları ve her departmanın sorumlusunun bir düzenleme yapması gerekti. Yetenek seviyesine, mekânları ve tüm teknik detayları ekleyince, hareket imkânı olmayan bir şekilde sıkışık bir program yaptı. Filmin ilk dört haftası bu hedefleri yerine getirmekten ibaretti ve bunu kusursuz bir şekilde yaptık."






Samuel bu ustalığın büyük oranda Billy'nin Los Angeles şehir merkezini fon olarak, adeta filmdeki bir karakter gibi kullanmasına bağlıyor.
"Film iki zaman diliminde geçiyor: 2002 ve günümüz. Flashback'ler ve günümüz için Los Angeles şehir merkezinde kusursuz kesimler var. Los Angeles ve birçok sembolleşmiş kent simgesi filmin karakterleri hâline geldi. Dodger Stadyumu'nda helikopterle yaptığımız inanılmaz çekimlerin yanı sıra, Los Angeles'ı gece havadan çekerek çok güzel görüntüler elde ettik, bunlar da şehrin hissini yaratmak için hikâyeye serpiştirildi."

Billy ve Danny "bu insanlar için hayat bir nevi durmuş gibidir" fikrini aktarmak için hafif bir ışıklandırma kullanmış.
Filme dâhil olan bir diğer kişi de yapım tasarımcısı Coates olmuş.
Johnson şöyle diyor: "Nelson son derece yetenekli olmakla kalmıyor, aynı zamanda yapım dostu dediğimiz insanlardan biri, yani bütçe dâhilinde çalışabiliyor. Nelson'ın bu denli ilham dolu olduğunu bilmiyordum ama. Az miktarla çok fazla şey yapmasının dışında, önemli olan o "çok fazla"yla ne yaptığıydı, sunuşu ve olaylara bakış açısı müthişti. Bence filmimiz Los Angeles'tan en iyi şekilde faydalandı ve hatta onu daha iyi hâle getirdi."

Billy şöyle anlatıyor: "Yapım ekibinizi de oyuncu kadronuz kadar dikkatli seçmelisiniz. Onların da yazdığınız senaryoya etkisi büyük ve bunu onlar geliştiriyor. Geliştirmeliler de, onu olduğundan daha büyük bir hâle getirmeliler."
"Parmakla gösterip 'onlar olmadan bu film imkânsız olurdu' diyebileceğim bazı insanlar var. Nelson da onlardan biri. Onun kadar idareli birini görmedim. İnanılmaz derecede verimli, çok yaratıcı ve çok coşkulu. Bir daha ondan başkasıyla çalışabileceğimi düşünemiyorum. Bu filmi anladı, Los Angeles'la ilgili ne anlatmaya çalıştığımızı anladı ve bunu nasıl anlatacağını da anladı. Çok yaratıcıydı."

Coates şöyle diyor: "Billy muazzam uyarlamalar yaptı. Bu, izlemesi heyecan verici olmakla kalmayıp, bakması ve dinlemesi de çok heyecan verici olan çok sürükleyici bir film. İnsanlar, Danny Moder, Billy ve benimle, ortada Üç Silahşörler gibi dolaşıyoruz diye dalga geçiyordu. Üçümüz de çevik ve enerjiktik, bu da projenin şekillenmesinde çok eğlenceli bir unsur oldu."






Coates, senaryoyu okuduğunda aklına hemen birçok mekân geldiğini söylüyor: "Billy ile yaptığımız ilk toplantıda her şeyin tam olarak nasıl olması gerektiğini anlamıştım. Bunun modern bir kara film hissiyatı vermesini ve bunu şehre uyarlamayı istiyordum. Hemen hemen çekilen her karede, biraz karanlık, kalabalık, yoğun ve klostrofobik bir hava oluşması için, bu karelerin Los Angeles şehir merkeziyle bağlantıları olmasını istemiştim. O kadar çok şey olmalıydı ki, hemen yan duvarın ardında ne olup bittiğini bilmemeliydiniz. Oradan filmi oluşturmaya başladık. Billy'ye, var olduğunu bile bilmediği bir Los Angeles şehir merkezi gösterdik."

Billy için önemli olan bir diğer sinematik unsur da çaresizlik ve dağınıklık hissiydi.
Hikâye seyirci karşısına 11 Eylül saldırılarını takip eden aylarda çıkıyordu ve Billy, dedektiflerin bulunduğu yerin fazla düzgün, fazla mükemmel ve fazla muntazam olmasını istememişti.
Coates gülerek şöyle anlatıyor: "Ona ilk baştan şunu temin ettim: Mobilyalar darmadağınık duracak ve her yerde belgeler olacaklardı, böylece herkes adeta bir kriz hâlindeymiş gibi görünecekti. Bu yüzden posterler ve terör karşıtı şeyler, ufak tefek bayraklar koyduk, Dünya Ticaret Merkezine yapılan saldırıların hemen ardından bulunduğumuz ortamlarda yer alan ufak tefek öğeleri ekledik. Şehir merkezine ışıklı yol direkleri ve büyük saksılar yerleştirdik, insanlar bunları potansiyel araba bombalarına engel olacağı düşüncesiyle koyuyordu. O çaresizliği ve klostrofobi ortamını yaratmak istedik. Bu yüzden tertemiz bir toplantı salonu yerine, toplantı salonundaki masanın üzerinde bilgisayarlar ve bir sürü belge vardı."

Billy şöyle diyor: "Bu filmin hedefleriyle ilgili şöyle bir durum var: Biz büyük bir Hollywood filmi yapmaya çalışıyoruz, bu da büyük sinematik anların olması demek. Küçüklüğümden beri Dodgers taraftarıyım. Orada büyüdüm. Dodger Stadyumu benim mabedim gibi. Kişisel sebeplerden ötürü bu filmi orada çekmek için elimden geleni yapacaktım çünkü sahne o kadar görkemli olacaktı ki bunu yapmaya mecburdum. "İhtiyacım olan diğer sembolleşmiş kent simgesi Santa Anita Yarış Pistiydi. Bu mekânla ilgili hislerim de aynıydı. Filmin olay sırası çok önemliydi ve başka bir yerde çekilemezdi."

Coates şöyle devam ediyor: "Los Angeles'ın bu filmde bir karakter olduğunu söylemek yerine, içine Los Angeles'ın yerleştirildiğini söyleyeceğim ben. Bu, sizi, aşina olduğunuz yerlere götüren bir film. Bu ister Santa Anita isterse Dodgers Stadyumu olsun ama sizi farklı bir zamanda buralara götürüyor."

Coates, Los Angeles'ın kederinin geçtiğimiz 10 yılda daha da kötü bir hâl aldığı için, filmin nostaljik dokusunu, renkleri solgunlaştırarak vermiş. Bu da filme daha canlı bir his katmış.
Filmin renkleri 2015'e gelindiğinde daha solgun oluyor, bu da hikâyeye yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda gerçek hayatta olanları da yansıtıyor.

Coates, görüntü yönetmeni Moder'ı şöyle anlatıyor: "O kadar yetenekli, Billy ve ben onu sözleşmelerimize dâhil etmek istedik. Çok yetenekli ve en önemlisi çok iyi huylu biri. Harika önerilerde bulundu ve aynı zamanda da Billy'nin isteklerine karşı çok saygılıydı. Bir kez bile oturduğunu görmedim. Sürekli bir şeyler düşünüyor, bir şeyler düzenliyordu."






Billy şöyle anlatıyor: "İki farklı zaman dilimini farklı objektiflerle çektik. 2002 yılında olanlar anamorfik objektifle, 2015'te olanlarsa küresel objektifle çekildi. Amaç, görsel olarak ikisinin birbirinden ayırt edilmesini sağlamaktı."

Moder şöyle diyor: "Amacımız, hepimizin birlikte büyüdüğü klasik öğelerin, sinematik anların olduğu, geniş ekran hissiyatını veren bir film çekmekti."

Moder, en büyük zorluklardan birinin Jess'in boşalmış dünyasına can vermeye çalışırken bir yandan da karakterin zarif tavrını muhafaza etmek olduğunu söylüyor: "Jess'in, bu saldırganla ilgili ne yapılması gerektiğini düşündüğünü anlatırken bahsettiği hiçlik hakkında Billy ile çok konuştuk. Aileyle ilgili flashback sahneleri "güneşli, kıkırdama ve gülümsemelerle dolu"ydu.
Kızınızla ilişkinizde olmasını umduğunuz her şey var. Sonra kızınızın hayatı elinden öyle sert ve ağır bir şekilde alınıyor ki, kadının hayatıyla ilgili tek istediği hiçlik oluyor."

Karakterlere göre kamera çekimleri bile değişiyordu. Billy şöyle anlatıyor: "Bir başka anlatım şeklimiz de, Marzin ya da Beckwith karakterlerinin bulunduğu her sahne, el kamerasıyla çekildi, diğer sahnelerse dolly ya da sabit kameralarla çekildi. Böyle yaptık çünkü Marzin ve Beckwith, bu filmin dünyasını istikrarsızlaştırıyor."

Moder şöyle açıklıyor: "Elle çekilen karelerde rahatsızlık verici bir his oluyor. Bir sahne bu şekilde çok güzel çekilebilir çünkü biraz daha hızlı hareket edebilir, açıları çabucak halledebilirsiniz. Aynı zamanda seyircileri de rahatsız eder. Ani şeyler olabilir, her an bir sürpriz yaşanabilir."
Bir diğer önemli unsur: Gerçeklik… Anlaşılmaz olduğunda bile. Moder şöyle diyor: "İnsanların arkasında durup, yüzlerinin üçte birini ya da dörtte üçünü göstermeyi seviyorum. Her şey hemen görülmesin diye, insanları bir yana çekmeye çalışıyoruz. Siz bir şeye bakarken, o bir anda başka bir şeye dönüşüveriyor."

Bu alternatif bakış açısını kostüm tasarımcı Cunliffe de desteklemiş.
Billy şöyle anlatıyor: "Shay bir sanatçı ve çok cesur fikirleri var. Buna hayranım. Süper star olmakla kalmayıp aynı zamanda bir süper model de olan Julia Roberts'a gidip 'filmin yarısında solmuş bir polo tişört ve bej bir pantolon giyeceksin" demek ve Julia'nın bunu kabul etmesini sağlayacak şekilde söylemek yetenek ister."

"Roberts sonuna kadar gitmeye karar verdi. Tipi, giyimi, yürüyüşü, kendini taşıması açısından. Julia Roberts'ın olabileceği kadar görkemsiz oldu. Çünkü onun güzelliği filme belli bir şey katıyor ve bunu ancak kafasına çuval geçirirseniz görmezden gelebilirsiniz. Ama role kattığı enerji açısından, Jess kadar gerçekçi olmaya karar verdi. Bunu da her karede görebiliyorsunuz."

Roberts, filmin gizli geçmişlerle ilgili daha geniş mesajlarının onu etkilediğini söylüyor.
Oyuncu şöyle anlatıyor: "Sır saklamak, hayatımızın kalitesini düşürüyor çünkü buna çok fazla enerji harcıyorsunuz. Jess'in günümüzdeki tipini oluştururken şunu düşündük: '13 yıl boyunca böyle bir yükü, bu sürekli ağırlığı ve sahteliği omuzlarınızda taşıdıktan sonra nasıl görünürsünüz? Gerçekten de hastalık sahibi olmak gibi bir şey olmalı bu."

Ama Coates, Cunliffe'in, görsel olarak az şeyle, çok şey söyleyebilmek gibi bir becerisi olduğunu anlatıyor: "Shay ve benim harika bir yardımcımız vardı. Örneğin, Nicole'un, Chiwetel onu ilk gördüğünde giydiği inanılmaz bir bluz buldu. Bana gösterdiğinde, sete dair fikrim değişti. Duvarı koyu renk ahşaptan yaptık. Nicole, duvarla çok estetik durdu. Sürekli böyle şeyler yapıp durduk. Herkesin zamana uygun görünmesini sağlamakla kalmıyor, ortaya çok da harika fikirler atıyor."

Cunliffe'in dediğine göre senaryoyu ilk kez okuduğunda, projedeki rolünü düşünmemeye çalışıyormuş: "Hikâyeyi olduğu gibi algılamaya çalışıyorum, herhangi bir seyirciymişim gibi. Sonra ikinci bir kez okuyorum ve her bir karakterin gelişimini, bunu kostümlerle nasıl ifade edebileceğimizi ifade ediyorum. Ama ilk izlenim olarak, sadece zevk için okuyorum."

Cunliffe şöyle devam ediyor: "Provalarda ve yapım öncesinde oyuncularla yakın olarak çalışıyorum ve kıyafetleri denemeye başlamadan önce her şeyi kalem kalem onlara anlatıyorum. Canlandıracakları insanlara, yaşadıkları dünyaya dair ve aklımdaki tasarım fikirlerine dair bir araştırma defterim oluyor. Yaklaşık yarım saat boyunca onlarla bunları konuşuyorum ve birlikte görsellere bakıyoruz. Bu karakterler için 2002 ve 2015 olarak her bir kostümü ayırdım."






Roberts'ın provası "çok hızlı ve belirleyiciydi" diyor Cunliffe.
"Son derece kararlı ve sezgili biri… 45 dakika görüştük ve hiç tereddüt etmedi. Kıyafetlere baktı ve hangilerinin karakteri için doğru gelip hangilerinin gelmediğini söyledi."

Cunliffe, kostümlerin dikkat çekmemesini tercih ediyor. Karakterlerin kostümlerinin seyircinin gözüne sokulmamasını yeğliyor.
Kendisi şöyle diyor: "Her zaman, yaptığınız onca plan ve tasarının, kimsenin gözüne batmamasını umuyorsunuz, belki meslektaşlarını fark edebilir. O kadar doğru olsun ki, her şey olduğu gibi devam etsin ve hiçbir şey fazla dikkat çekmesin."

Billy şöyle diyor: "Hikâye, bu insanların 13 yıl önce böyle karmaşık bir olaya nasıl bulaştığını anlatıyor. Ray, onları bir kez daha bu tavşan deliğine sürüklüyor. Karakterlerin her birinin o yolculuğa çıkması lazım yoksa orada mahsur kalacaklar. Film bundan ibaret…"

OYUNCU EKİBİ HAKKINDA

NICOLE KIDMAN (Claire)
Oscar ödüllü oyuncu Nicole Kidman, ilk olarak 1989 yapımı psikolojik gerilim filmi olan “Dead Calm”daki beğenilen performansıyla
Amerikalı seyircilerin dikkatini çekti.
Kidman o zamandan bu yana dünya çapında farklı performanslarıyla tanınan ödüllü bir oyuncu oldu.
2002 yılında Kidman ilk Oscar adaylığını, Baz Luhrmann'ın yenilikçi müzikali “Moulin Rouge!”daki performansıyla aldı.
Bu rolü ve yazar/yönetmen Alejandro Amenabar'ın psikolojik gerilimi “The Others”taki rolüyle 2002 yılında Altın Küre'ye aday gösterildi ve Müzikal kategorisinde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı.
2003 yılında Kidman, Stephen Daldry'nin “The Hours” filmindeki Virginia Woolf performansıyla, Oscar, Altın Küre, BAFTA ve Berlin Gümüş Ayı ödüllerini kazandı.
2010 yılında Kidman, Aaron Eckhart'la “Rabbit Hole” filminde rol aldı ve bu rolüyle en iyi kadın oyuncu dalında Oscar, Altın Küre, SAG ve Independent Spirit ödüllerine aday gösterildi.
2012 Ekim ayında Kidman, Matthew McConaughey, Zac Efron ve John Cusack'le birlikte Lee Daniel'ın “The Paperboy” filminde oynadı. Performansıyla AACTA, SAG ve Altın Küre ödüllerine aday gösterildi. Gelecek filmleri şöyle: Kidman ve Blossom Films'in yapımcılığını üstlendiği The Family Gang, Colin Firth'le birlikte rol aldığı Genius ve The Weinstein Company'den çıkan, Dev Patel'li Lion.






JULIA ROBERTS ( Jess)
Erin Brockovich filmiyle Oscar ödülü kazanan Roberts, Hollywood'un birçok başarılı filminde rol aldı.
Sektörün en saygın yönetmenleriyle çalıştı ve oynadığı filmlerin hasılatı dünya çapında 2,5 milyar doları geçti.
Roberts ilk olarak “Mystic Pizza” filmindeki beğenilen rolüyle seyircilerin dikkatini çekti. Ardından “Steel Magnolias”la, ilk kez Oscar'a aday gösterildi.
Sonraki filmi “Pretty Woman”, 1990 yılının en çok hasılat elde eden filmiydi ve Roberts'a ikinci Oscar ödülü adaylığını getirdi.
Filmdeki unutulmaz performansının ardından, “Flatliners”, “Sleeping with the Enemy”, “Dying Young”, “The Pelican Brief” ve “Something to Talk About” gibi başarılı filmler geldi.
Roberts aynı zamanda Liam Neeson'la birlikte Neil Jordan'ın “Michael Collins” filminde ve Woody Allen'ın romantik müzikal komedisi “Everyone Says I Love You” filmlerinde oynadı.
1997 yılında hasılat rekorları kıran, P.J. Hogan'ın yönettiği “My Best Friend's Wedding”de ve Mel Gibson'la birlikte Richard Donner'ın yönettiği gerilim filmi “Conspiracy Theory”de oynadı. Roberts, Susan Sarandon ve Ed Harris'le birlikte Chris Columbus filmi Stepmom'da da rol aldı.
1999 yılında gişe rekoru kıran iki filmde daha oynadı: “Notting Hill” ve “Pretty Woman”. Diğer filmleri ise; “Erin Brockovich”, “ Mona Lisa Smile” ve “America's Sweethearts”, “Ocean's Eleven”, “Ocean's Twelve”, “Full Frontal”.
Aynı zamanda Ocean's filmlerinden rol arkadaşı Brad Pitt'le birlikte “The Mexican” rol aldı.
Ocean's filmlerinden rol arkadaşı George Clooney'nin ilk yönetmenlik denemesi “Confessions of a Dangerous Mind” filminde de oynadı. Yönetmen Mike Nichols'la hem “Closer” hem de “Charlie Wilson's War” filmlerinde birlikte çalıştı.
Roberts, animasyon filmi “Charlotte's Web'de Charlotte”ı seslendirdi ve Richard Greenberg'ün “Three Days of Rain”iyle ilk kez Broadway'de sahne aldı.
2009 mart ayında, Roberts, Clive Owen'la birlikte Tony Gilroy'un yönettiği “Duplicity”de oynadı. Julia, yönetmenliğini Garry Marshall'ın yaptığı “Valentine's Day”de oynadı. Roberts, Elizabeth Gilbert'ın çok satan anı kitabı “Eat, Pray, Love”dan uyarlanan aynı adlı filmde başrol oynadı. Roberts, “Mirror Mirror”da da kötü kraliçeyi canlandırmıştı.
Roberts, “August: Osage County”deki rolüyle bir başka Oscar adaylığının yanı sıra, Altın Küre, SAG ve Critics' Choice Ödüllerine de aday gösterildi. Roberts kısa süre önce “The Normal Heart”taki performansıyla Emmy ve SAG Ödüllerine aday gösterildi.
Julia, Jodie Foster'ın yönetmenliğini yaptığı ve George Clooney'yle birlikte rol aldığı, 2016 ilkbaharında gösterime girecek “Money Monster” filminde de oynuyor.



CHIWETEL EJIOFOR (Ray)
BAFTA ödüllü oyuncu Chiwetel Ejiofor, hem tiyatro hem de sinemada çok beğenilen roller canlandırdı.
1996 yılında Chiwetel, Spielberg'ün dikkatini çekti. Spielberg ona Morgan Freeman ve Anthony Hopkins in rol aldığı Amistad filminde bir rol verdi. Chiwetel sinemaya Stephen Frears'ın gerilim filmi Dirty Pretty Things'le geri döndü ve "Okwe" performansıyla İngiliz Bağımsız Film Ödülleri, Evening Standard Film Ödülleri ve San Diego Film Eleştirmenleri Derneği En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü kazandı.
2013'te Chiwetel, Stephen Poliakoff'un BBC dizisi “Dancing on the Edge”de yer aldı ve bu rolüyle bir Mini Dizide En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde Altın Küre adaylığı ve Emmy adaylığı aldı. Chiwetel ayrıca birçok filmde rol aldı.
Bunlardan bazıları şöyle: Salt, 2012, Endgame, Love Actually, Slow Burn, Woody Allen'ın filmi Melinda and Melinda, American Gangster, Talk To Me, Kinky Boots, Four Brothers, Spike Lee, Inside Man, Children of Men. 2014 yılı, Chiwetel için unutulmaz bir yıldı. Steve McQueen'in Oscar ödüllü filmi “Twelve Years A Slave”de oynadı.
Chiwetel, Solomon Northup adında, kendisine Oscar, Altın Küre ve SAG adaylıkları getiren bir karakteri canlandırdı ve bu rolle BAFTA En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü kazandı.
Aynı yıl Chiwetel aynı zamanda “Half of a Yellow Sun” filminde oynadı. Tiyatroya katkılarından ötürü CBE ödülü alan oyuncu için 2015 de unutulmaz bir yıl olacak.
Birçok filmi gösterime giren oyuncunun, The National Theatre Sanat Yönetmeni Rufus Norris'in “Everyman” oyunundaki performansı da büyük beğeni topladı.
Ağustos ayında ABD'de, Chiwetel, Chris Pine ve Margot Robbie'yle birlikte “Z for Zachariah”da oynadı.
Ekim ayında, hem İngiltere'de hem de ABD'de gösterime giren, Ridley Scott'ın “The Martian” filminde rol aldı.
Şubat 2016'da, Chiwetel, John Hillcoat'un soygun-suç gerilim filmi “Triple Nine”da rol alacak.
Kendisine Kate Winslet, Casey Affleck, Gal Gadot, Aaron Paul ve Norman Reedus gibi yıldızlarla dolu bir kadro eşlik edecek.

YAPIM EKİBİ HAKKINDA

BİLLY RAY (YÖNETMEN, SENARİST)
Hunger Games’in (2012) yönetmeni ve senaristi Billy Ray, aynı zamanda Captain Phillips’in (2013) de senaryosunu yazmıştır.
Evli ve iki çocuk babası olan Billy Ray’in diğer filmleri arasında Shattered Glass, State of Play, Breach, Flightman yer alıyor.




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...