28.02.2016

!f İstanbul 2016'nın En İyi Üç Filmi



Fazla zorlamaya gelemeyen hassas bünyem ve muhtemelen çok kötü çıkacak filmleri dahi kaçırmamaya yeminli 'yeni vizyon' sevdam nedeniyle -yılın en kötü filmlerini seçmek gibi, sadece ulusal değil evrensel tarafı da olan bir misyonun sahibi olduğumu da unutmayalım lütfen- sadece 15 adet filmini izleyebildiğim !f İstanbul 2016'nın şerefine, festivalin -bana göre- en iyi 3 filmini sıralamaktır niyetim..
Lütfen hoş görüle..

Not: Üç filmin de belgesel olması bir tesadüften ibarettir..
Aslında hayat denen şeyin tamamı tesadüften ibarettir..


1) Listen to Me Marlon  /  Dinle Beni Marlon

Ingiltere - 2015 - 102' - Renkli - DCP – İngilizce





“Oyunculuk hayatta kalmaktır.” (Filmden)

Tastamam ve eksiksiz bir Marlon Brando belgeseli!

‘Cool’luğun kitabını yazmış olan Marlon Brando’nun daha önce hiç gün yüzüne çıkmamış yüzlerce saatlik kişisel ses kayıtları ilk defa bu belgeselde ortaya çıkıyor. 

Stevan Riley’nin bu büyüleyici arşiv filmi, senenin en nadide belgesellerinden biri. 

Dinle Beni Marlon, Brando’nun kariyerinin çeşitli dönemlerindeki karmaşık ruh hallerine bakış atmakla yetinmiyor, onu en insani yönleriyle, güvensizlikleriyle, ilişkilerinde yaşadıklarıyla anlatıyor. 
Böylece şiirsel bir Brando tablosuyla karşılaşmanın yanı sıra, onun yaratma sürecinin ve kendine bakışının da bir parçası oluyoruz. 

Adeta bir hipnoz seansı gibi ilerleyen film Max Richter’in müzikleri ve arşiv görüntüleriyle Brando’nun alışık olmadığımız, daha önce hiç görmediğimiz bir portresini çiziyor.



Filmin mmknmrtb notu ::

Bilmiyorum hemfikirmiyiz bu konuda ama, bana göre ve kesinlikle dünyanın -gelmiş geçmiş- en iyi ve de en önemli aktörüdür Marlon Brando..

Gerçekçi tiyatronun oyunculuk kuramını oluşturan Stanislavski'nin adeta ABD mümessilliğini yapan Stella Adler'in eğitiminden geçen Brando'nun, 'Metod Oyunculuğu' ile Hollywood'da gerçekleşen bir devrimin öncüsü olmasının önemi -kapsayıcılığı ve etkilerinin aynen devam ettiği düşünülürse- çok büyüktür..

'Alt tarafı' bir sinema oyuncusunun, yer aldığı sektöre ve dönemine -sadece oyunculuğuyla değil, her anlamda- böylesine damga vurabilmiş olması bir ilktir ve ikincisi de -hâlâ- yoktur..

Listen to Me Marlon, işte böyle bir adamın, çocukluğundan başlayarak -her yönüyle, her ayrıntısıyla- yaşamı üzerine yapılmış, harikulade bir belgesel film..

Onun, ilk kez burada kullanılan, bir nevi 'psikoterapi seansı' işlevi gördüğünü sandığım -ne akıllı adam yahu!- kişisel ses kayıtları, bu filmin en önemli veri kaynağı; ancak her şeyi de değil tabii..

İşte o her şeyi tamam eden kişi, senarist-yönetmen Stevan Riley oluyor..
Riley, bu ses belgelerini, sanatçıya dair -tam da o sıralarda- yayınlanmış binlerce belgenin içinden çıkardığı, fotograf ve filmlerle bir araya getirip, son derece mükemmel, etkileyici, akıcı bir metne ve görselliğe sahip bir belgesel sunuyor..






2) Cobain: Montage of Heck / Cobain: Kahrolası Montaj    

ABD - 2015 - 132' - Renkli - DCP - İngilizce





“Birçok şeye müteşekkirim: aileme, çocuğuma. Umarım çok huzurlu olup, sıkıcı ve sıradan olmam.” (Filmden)

Bugüne kadar yapılmış en samimi rock belgeseli. -Rolling Stones


Ailesinden onaylı ilk Kurt Cobain belgeseli olan Cobain: Kahrolası Montaj şimdiden tüm zamanların en yaratıcı ve en samimi rock belgesellerinden biri olarak anılmaya başlandı bile.

Courtney Love ve kızı Frances Bean’in Cobain’in daha önce kimsenin görmediği kişisel arşivlerini açmasıyla grunge ikonu hakkında daha önce hiç ortaya çıkmamış anlar ve müziklerle bezeli üzücü ve karanlık bir yolcuğa çıkıyoruz.

Brett Morgen’ın sekiz yıldır üzerinde çalıştığı bu belgesel Cobain’in hikayesini doğduğu kasabadan başlayarak takip ederken, bir yandan da Cobain’in günlükleri ve Courtney’nin çektiği ev videolarıyla bizi onların en kırılgan ve en mahrem hallerine tanık ediyor.

İlk kez gün yüzüne çıkan ses kayıtlarını animasyonlarla ve röportajlarla ustalıkla harmanlayan Cobain: Kahrolası Montaj, Kurt Cobain’in en mahrem ve samimi anlarını belgeleyen, fazlasıyla geç kalmış bir karışık kaset.



Filmin mmknmrtb notu ::

Arızanın önde gideni, hiperaktivitenin bayrak sallayanı, bilumum hassas ruhların fevkalbeşeri, merhum ağbim, sevgili dostum Kurt Cobain'in evrak-ı metrukesi..

Kurt'in bebekliğinden vefatına kadar olan süreci, bizzat kendi yazdıklarına, çizdiklerine, her türlü ailevi belgeleri de katıp, animasyonlarla zenginleştirerek ortaya koyan, bu arada -haliyle- Nirvana'nın tarihine dair önemli notlar da düşen Cobain: Montage of Heck, mükemmelliğin tam karşılığına denk gelen, etkisel gücü göz yaşartıcı, sinemasal kalitesi fantastik, görselliği bombastik bir belgesel film..

Kurt Cobain'i sevmenin, şahane grubu Nirvana'nın müziğine hayran olmanın bu övgüye elbette bir katkısı olmuştur; lâkin, tarafsız bir gözün de benim bu tespitlerime yakın bir değerlendirme yapacağına, kesinlikle eminim..

Kurt’ten bahsederken hemen peşinden aklımıza ‘sevgili karısı’ Courtney Love’ın gelmemesi –maalesef- imkânsız..
Cobain hayranlarının kendisinden nefret ettiği, ölümünden sorumlu tuttuğu bu çılgın kadınla Kurt’in ‘arıza’ yönünden benzerlikleri muhakkak; ancak Love, ne kadar dışadönük ve –en hafif tabirle de- flörtöz ise, ağbimiz de tam tersine içedönük bir duygusallığın zirvesinde..

“Bahar geldi emmoğlu bahçedeki otları biç / İki deli kafadan bir akıllı çıkar mı hiç”

Ünlü ozanımız Aşık Serteli’nin bu beyitinde de dediği gibi, bu birlikteliğin sonunun hayırlara vesile olmayacağı aşikârdır..

Grup üyeleri ve hayranlarının bu ilişkiye yönelik tepkilerine bakarak, mevcut duruma, bir nevi ‘John Lennon-Yoko Ono Sendromu’ da diyebiliriz..

Yalnız ben Courtney Love’a bu denli yüklenilmesini, doğru –daha doğrusu- adil bulmuyorum..
Karşımızda ve onun karşısında, daha çocukluğundan itibaren yakınındakilere sürekli problem yaratmış biri var..
Onunla başa çıkamayan annesi tarafından –ilgilensin diye- boşandığı kocaya/babaya, ondan tekrar anneye, daha sonra da sülalesindeki tüm ailelere postalanmış, yine de hiçbir yerde barınamamış bir çocuktur söz konusu olan..
Ve ilk kez ergenliğinde başlayan, sonra da aynen devam ederek en sonunda ‘başarıya ulaşan’ intihar teşebbüsleriyle geçip giden bir hayat bu..

Bunları derken, ebeveynin bu çocuğa karşı -açık ya da gizli kalmış- tavırlarının onun iç dünyasında nasıl sonuçlar doğurmuş olabileceğini tahmin etmiyor değilim elbette..

Bu kadar yakışıklı bir çocuğun –çekingenliği nedeniyle- lisedeyken dahi kızlarla birlikte olamaması, seks yapmanın nasıl bir şey olduğunu merak ederek geçen yıllarda kendini bu yüzden yiyip bitirmesi, onun epeyi sorunlu psikolojisini belirleyen en önemli etkenlerin başında geldiği çok açıktır..

Belgeselin yapımına katkı sunarak sahiplenen, Cobain'in biricik kızı Frances Bean ile Courtney Love’ın filmin içeriğine müdahil olmaları, işlerine gelmeyecek ayrıntıları görmezden gelmeleri muhtemeldir; ancak, bunun o kadar da radikal bir farklılık yarattığını düşünmüyorum..

Filmin ve Cobain’in sonunda, o acı olaydan -ayrıntılara hiç girilmeden- sadece perdeye yansıyan kısacık bir yazıyla bahsedilmesinin nedeni de bu olabilir belki; ama bence bu 'sade' seçim, her türlü açıklama ya da çarpıcı görüntüden çok daha etkileyici bir sonuç vermiş..  
       
Son olarak, basçı Krist Novoselic’in, sevgili arkadaşı için konuşurken hissettiği bariz olan o yoğun hüzün, insanın içini burkarken; grubun davulcusu olan ve sonraki yıllarda en yaratıcı müzisyenler arasına giren Dave Grohl’un -eski görüntüler dışında- belgeselde yer almaması, çok büyük eksiklikti.. ki bunu da –ister istemez- ‘çılgın yenge’ Courtney Love’ın bir müdahalesi ya da Grohl’un protestosu olarak değerlendirmek mümkün..






3) Theory of Obscurity: A Film About The Residents / Belirsizlik Teorisi: The Residents Hakkında Bir Film


ABD - 2015 - 87' - Renkli - DCP - İngilizce





En önemlisi işin etrafındaki gizemdi, yanıtlanması gereken en önemli soru da böyle bir şeyi neden yaptıklarıydı. Herkesin görünür olmak istediği bir çağda neden anonim olmayı tercih ediyorlardı?
Don Hardy (Yönetmen)

Belirsizlik teorisi ve onun uygulayıcısı The Residents hakkında garip bir film.

Belirsizlik Teorisi: The Resident Hakkında Bir Film, gizemli performanslarıyla dikkat çekse de fazla tanınmayan, tuhaf mı tuhaf müzik grubu The Residents’ın hikâyesini anlatıyor.
Kırk yıla yayılan bu hikâye büyük bir gizem barındırıyor. Zira grupla ilgili pek çok detay bilinmiyor; buna üyelerinin kimlikleri de dahil.
Üyeleri performansları sırasında her zaman kostüm giyip maske takan grubun gecikmiş denebilecek belgeseli de grubun kendisi kadar ilginç.
Grubun menajerliğini yürüten Cryptic Corporation’la yapılan röportajlar, acayip performansların arşiv görüntüleri ve yılmaz takipçilerin konuşmaları eşliğinde bir yolculuğa çıkıyoruz.
Kült statüsüne erişmiş ve hiçbir zaman görsel ve sanatsal bakış açısından ödün vermemiş bu muazzam grubu, bu eğlenceli ve kafa açıcı belgeselle keşfedin!






Filmin mmknmrtb notu ::

1969 yılından bu yana çalıp söyleyen, videolar yazıp oynayan ve kült haline dönüşüp de hayranlarını peşinde sürükleyen bir müzik grubu var olacak da şu dünya üzerinde, bendeniz duymayacak!.

Valla -çok gençmişim de çok lâzımmış gibi- bir yaşıma daha girdim ve şu klasik lafı egomla kavga edip biraz değiştirerek, yeniden onayladım; Bildiğim tek şey bazı şeyleri bilmediğimdir..

Müziği sevdiğimden olduğu kesin- genel olarak müzik yapanlar üzerine çekilen bu türden belgeselleri illaki izlemeden duramam; görüldüğü üzre, tanımadıklarımı bile..

Neyse ki film çıkışı yaptığım küçük bir araştırmayla herkesin bu konuda benim gibi cahil olduğunu görüp rahatladım ve eve vardığımda meseleyi irdelemeye karar verdim..

Filmimiz, olayı (Gerçekten olay lan!) gayet güzel işliyor ve sunuyor; orada problem yok da, sunduğu şey o kadar güçlü, baskın ve her şeyi kapsayıcı ki filmin kendi biçemini falan boş verip, tamamen bu adamlara ve de yaptıklarına odaklanıyorsunuz..

Bizzat katıldığım Birinci Cihan Harbi'nden beridir- müzikte nice avantgarde kişiler ve işlerle karşılaşmış da hemen her şeyi, her şeye gayet müsait şu tuhaf bünyemde bi şekilde hazmetmiş biri olarak itiraf etmeliyim ki, The Residents denen bu manyak adamların bir benzerine rastlamadı sanki şu deli gönül..

Müzikleriyle müthiş uyumlu videolarını da unutmadan (uyum ve The Residents'ı bir araya getirdim ya!) kesinlikle yaratıcı, müzikal yapıbozumcu, kavramsal, sürreal, anormal, karmaşık, anarşist, görselliği inanılmaz, teatralliği büyüleyici, uyumsuzluğu rahatsız edici ama alışkanlık da yapıcı, komik, korkunç ama hep eğlenceli bu adamları bir nebze olsun tanıyabilmek için şu videoyu da izleyelim derim ben..
Gerisi de size kalmış..






Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...