4.03.2016

Bitiyatro :: Kırmızı Siyah ve Cahil



Yaşama şansı hiç olmamış bir adamın, açgözlülüğün ve umutsuzluğun içine düşüşünü hem çarpıcı, hem de komik sahnelerle anlatan oyunda, Laçin Ceylan, Fatih Dokgöz ve Fehmi Karaarslan aynı sahneyi paylaşıyor.

Daha doğmadan, annesinin karnında, bir faciada ölmüş bir insan eğer yaşasaydı, nasıl bir hayatı olurdu?

Bu hayattan sahneler sunan Kırmızı Siyah ve Cahil'in her bir sahnesinde karakterler, insanlıklarıyla yüzleşeceği seçimlerle baş başa kalıyor.
Oyun, hem trajik, hem komik sahnelerle, içinde yaşadığımız dünyayı tekrar tartışmamızı öneriyor.

Bitiyatro ve L’alarme-à-l’œil Paris’in ortak prodüksiyonu olarak Türkiye’deki Fransız Kültür Merkezi’nin katkılarıyla gerçekleşen Kırmızı Siyah ve Cahil, ilk kez Mayıs 2014’te 19. İKSV Tiyatro Festivali kapsamında sahnelendi.

Ünlü yazar Edward Bond’un kaleme aldığı, Gülçin Kaya Rocheman’ın Türkçeleştirdiği oyunun, yönetmenliğini ise Fabien Aissa Busetta üstleniyor.


Oyunun mmknmrtb notu ::

Çok afedersiniz- aç karnımı doyurmak için girdiğim, Tünel Meydanı'na bakan kebapçıda -açık olan Tv'deki kupa maçına da dalmış vaziyette- ziftlenmem bitip de hemen yakındaki tiyatro binasına vardığımda, oyun başlamak üzereydi..
Numarasız oturma düzeni de uygulandığından, hıncahınç dolu vaziyetteki salonda yarım kişilik dahi yer yoktu..
Onca yolu tepmis de gelmiş ben üzgün; salonlarında şu minnacık adamı bi yere sıkıştıracak kadar dahi boşluk bulamayan ve çaresizce çırpınan tiyatro görevlileri üzgün..

Nesli tükenesi- İnsan türünün 'Boynu Bükükler' familyasından olduğumdan, ortalığı velveleye verecek halim yoktu; kaderime rıza göstermiş ve eve dönüş rotama girmiştim bile ben..



Lâkin o güzelim insanlar, oyuna saniyeler kala gelerek onları -hiç yoktan- telaşa sürüklemiş şu adamı geri çevirmemeye kararlı olarak, sonunda bir çözüm bulmuşlardı..

Kulisten girip, adeta oyunun açılışını yaparcasına seyircinin önünden geçerek, sahnenin hemen başlangıcına -dördüncü duvarı yıkmak suretiyle- konuşlandırılmış sandalyeme oturdum.. (Hep oyuncular yıkacak değil ya şu meşhur duvarı!)

Beni görünce oyunun başladığını sanan seyirci bir anda umutsuzluğa kapılmış; bulunduğu her ortama dikkat çekmeden katılmayı hayat düsturu yapmış bendeniz ise, kendisini süzen yüzlerce gözün önünde mutsuzluğa gömülmüştüm..


Neyse ki oyun hemen başladı da ben dahil herkes normale döndü..

O değil de, konumum hakikaten çok özel ve güzeldi..
Hem oyunun dışında, hem de içindeydim; sahneye dalma anını bekleyen oyuncuların hallerine bakarak ya da neredeyse yanıma gelerek oynayan, kulağımı çınlatan desibellerde ünleyen oyuncuların, sadece tahta bir sıradan ibaret olan dekoru, beni de içine katarak zenginleştirecekleri o 'büyülü' anı bekleyerek izledim oyunu..
Hatta bir sahnede benim şeytan, hemen ayağımın dibinde yerlerde yuvarlanarak -çok güzel- kavga eden iki oyuncunun arasına dalmamı dahi söyledi de, uymadım ben ona..

Neyse.. bırakalım bu lüzumsuz lafları da oyuna dair -pek mühim- duygu ve düşüncelerimi bir bir sıralayayım..


Öncelikle -benden bir kaç yaş büyük olduğu için- kendisine ağbi diye hitap etmek istediğim, oyunumuzun yazarı Edward Bond'u, 'ruh ikizim' olarak selamlamak isterim..

En azından, insan denen hayvan hakkındaki düşüncelerimin ve bu mecradan da -çeşitli vesilelerle- ortaya döktüğüm tespitlerimin onunla bire bir benzeştiğini görmekten gurur duyduğumu belirtmeliyim..

Bu adam, içinde bulunduğu, zorunlu olduğu koşullara göre tavır alan, ister istemez ama maharetle kıvırıveren, kalu beladan beri kromozomlarına bencillik kazınmış, dünyevi kötülüğün önde gidip bayrak sallayanı insanın -evet evet bizim, istisnasız hepimizin- yüzüne hakikat aynasını tutarken, sinir bozucu bir gerçeklik duygusu yaşatıyor..

Yine bu adam bu oyununda, şiddetin olduğu ve hükmünü böylesine alenen sürdürdüğü sürece, 'insani' denen erdemlerin geçerliliğini ve de varlığını koruyabilmesinin olanaksızlığını -sadece hatırlatmıyor- avazı çıktığı kadar da haykırıyor; "Belki böylece bir şeyleri değiştirebiliriz" umuduyla..


Bizim tiyatro dünyasına yansıması pek görülmese de- dünyanın en üretken, en önemli oyun yazarlarından olan -özellikle- 'şiddet gösterisi'ni, toplumsal eleştirinin bir aracı olarak eserlerinde kullandığından da bir hayli tepki gören Bond'u en iyi ve doğru anlayanlar -hele ki şu sıralar, dünyevi cehennemin dibine yuvarlanmamak için daha da bi debelenen- bizler olmayacağız da, kimler olacak allasen!?

Her şeye rağmen, “Hiç kimse isteyerek insan olmaktan vazgeçmez” sözüyle, aslında, insan denen -kökü kuruyasıca- şu yaratıktan umudunu kesmemiş olan yazar, devletlerin ve her türlü iktidar sahiplerinin her zaman yaptığı gibi, şiddeti -uygulayarak değil elbette- tüm çıplaklığı ve de gerçekliğiyle göstererek, onu, bizi bize anlatmanın bir aracı olarak kullanıyor..

Çocukluk çağında, okulda, ailede, çalışırken, çalışmak için iş ararken, askerde robotlaşırken, ezelden ikiyüzlü insanın büründüğü tüm halleri, kara mizahı güçlü metaforik bir metin, yalın ama sağlam bir dil ve epik tiyatrovari bir üslupla anlatan bu oyunu -malum nedenlerle-  izleyemeseydim eğer, yazık olacakmış..

Maalesef- son temsiline yetiştiğim Kırmızı Siyah ve Cahil'in, Laçin Ceylan, Fatih Dokgöz ve Fehmi Karaarslan'dan oluşan kadrosunun müthiş performansından bahsetmesem olmazdı..
Hele ki tüm oyunu, bir mumya misali 'kanlı' bez şeritlere sarılı olarak ve çok başarılı bir makyajla kaplı yüzünde sadece gözleri görünerek sürdüren Fehmi Karaarslan'ı ise ayrıca kutlamalıyım..

Son tahlilde, varlığını sürdürürken, onu tehlikeye atacak şiddetten kaçınmak yerine, adeta şiddetin döktüğü kanlarla doldurulmuş havuzun içine atlayarak kendini boğmaya çalışan insanın aptallığı, ne kadar da acıdır yahu!.

Yalnız bu aptallığın da bir nedeni vardır elbet; insanı tüm gücüyle zorlayan, şartlandırarak insanlıktan çıkaran, her türlü bireyselleşme çabasını bi şekilde cezalandırarak, onu yaşayan ölülerden oluşan büyük sürünün içine katan -başta devlet olmak üzere- her türden otoritenin iktidar mücadelesidir bu..

İktidar olma duygusu ya da otorite, son derece tatmin edicidir ve bulaşıcıdır, en tepeden en aşağıya doğru kolayca yayılır; yani artık, kim kimin diktatörü olursa!.







Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...