10.02.2016

The Finest Hours / Zor Saatler



18 Şubat 1952’de New England’a kuzeydoğu rüzgarlarıyla sert bir fırtına çarpar ve doğu sahil şeridindeki kasabaları vurmaya başlayarak bu yıkıma yakalanan her şeyi paramparça eder, buna 150 metrelik iki petrol tankeri de dahildir.

Boston, Massachusetts ve Portland Maine’e gitmesi gereken SS Pendleton ve SS Fort Mercer fırtınada ikiye bölünmüşlerdir ve mürettebatları denizde mahsur kalmıştır.

Pendleton’ın kıç tarafındaki  üst subay baş makinist Raymond Sybert (Casey Affleck) kısa zamanda gemiyi mümkün olduğunca su yüzeyinde tutma ve korkmuş mürettebatını kurtarma görevinin kendisine düştüğünü fark eder.

Chatham, Massachusetts’teki sahil güvenlik istasyonu yerel balıkçıların gemilerini fırtınadan korumaya çalışmalarına yardım etmekle meşgulken Fort Mercer’ın başının dertte olduğuna dair bir çağrı alırlar.
Yakın zamanda istasyon şefliğini alan gedikli subay Daniel Cluff (Eric Bana) derhal en iyi adamlarını zaten başlamış olan büyük kurtarma görevine yardıma gönderir.

Cluff ikinci gemi Pendleton’ın da tehlikede olduğunu ve şimdi yakın sulara doğru sürüklendiğini öğrenince Bernie Webber’a (Chris Pine) derhal bir mürettebat oluşturmasını ve CG36500 can kurtaran botunu alarak hayatta kalanları aramasını emreder.



Webber ve üç adam 11 metrelik motorlu ahşap tekneye binerek fırtınalı denizlerde zor bir göreve çıkarlar ve daha Chatham limanından çıkmadan önce teknenin rüzgar camı ve pusulası hasar görür.
Adamlar yine de kasırga rüzgarlarına, 18 metrelik dalgalara, buz gibi soğuğa ve sıfır görüşe rağmen azimle devam ederler ve mucizevi bir şekilde Pendleton’ı bularak kasırganın ortasında 33 adamın 32’sini kurtararak toplamda 36 adamı 12 koltuklu cankurtaran botlarıyla dalgaların arasında geri getirirler.

“Zor Saatler” ABD sahil güvenliğin tarihindeki en cesurca kurtarma görevinin gerçek hikayesinden uyarlanarak hazırlanan bir kahramanlık ve aksiyon-gerilim filmidir.
Dijital 3D™, Gerçek D 3D ve IMAX® 3D olarak sunulan film, seyircileri aksiyonun tam merkezine getirerek tamamen üç boyutlu destansı boyutta bir sinema deneyimi yaşatmaktadır.

Yönetmenliği Craig Gillespie tarafından yapılan “Zor Saatler”in yıldızları Chris Pine, Casey Affleck, Ben Foster, Holliday Grainger, John Ortiz, Kyle Gallner, John Magaro ve Eric Bana olurken yapımcılığı Amerikan yapımcılar derneğinden Jim Whitaker ve Dorothy Aufiero yapıyor.
 Baş yapımcı ise yine Amerikan yapımcılar derneğinden Doug Merrifield.
Senaryo, Scott Silver, Paul Tamasy ve Eric Johnson tarafından yazıldı ve Casey Sherman ile Michael J. Tougias’ın aynı isimdeki büyük beğeni alan ve kurgu olmayan kitaplarından uyarlandı.

“Sahil güvenlikte size çıkmanız gerektiğini söylerler…
Geri dönmek zorunda olduğunuzu değil.”

- Bernie Webber, Birinci Sınıf Astsubay, ABD Sahil Güvenlik


YOLCULUĞUN BAŞLANGICI

“Zor Saatler” heyecan verici ve göründüğünden büyük aksiyon sahneleriyle dolu olsa da hikaye içinde egemen olan asıl tema,  insan ruhunun gücüdür.
Yapımcı Dorothy Aufiero (“Dövüşçü,” “Session 9”) “Bu genç adamlar o minik cankurtaran botuna bindikleri sırada ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı.” Diyor ve ekliyor, “Oraya gidip diğerlerinin emniyetini önceliğe aldılar ve olağanüstü bir şey yaptılar. Ben bunu gerçekten ilham verici buluyorum.”

Boston’da yaşayan film yapımcısı, Casey Sherman ve Michael J. Tougias tarafından yazılan ve sahil güvenliğin iki T2 petrol tankerindeki mürettebatı kurtarmak için girdiği çabanın olağanüstü hikayesinin anlatıldığı “Zor Saatler” kitabını ilk defa okuduğunda bunu daha önce duymadığı için şaşkınlığa uğramıştı.
O sırada SS Pendleton kurtarması ön sayfa haberlerine çıkmışsa da günümüzde bu haberi bilen insan pek yok, buna kurtarmanın bir parçası olan erkeklerin aileleri de dahil.
Dorothy, “Bu adamlar bunun hakkında hiç konuşmadılar çünkü onları için bu sadece onların göreviydi.” Diye açıklıyor.

Aufiero bu projeyi yapımcı Jim Whitaker’a (“Cinderella Man,” “Timothy Green’in Sıra dışı Yaşamı”) götürmüş ve o da anında hikayeyle bir bağlantı hissetmişti.
Jim, “Ben Maryland’de doğdum ama 12 yaşındayken Nova Scotia’ya taşındık ve ailemle Chatham’a benzeyen bir doğu deniz şehrinde yaşıyorduk, bu yüzden bu hikayeyi daha iyi anlayabiliyorum.” Diyor ve ekliyor, “Sahil güvenliği ve hayatlarını sudan kazanan insanları biliyordum ve hep birlikte büyüdüğüm bu insanların hikayelerini anlatmak istemiştim.”

Bu adamların cesurca çabalarını büyük ekranda yeniden canlandırmanın hikayelerini ölümsüzleştirmek için kusursuz bir yol olduğunu düşünerek bir hikaye oluşturdular, makaraları eski resimlerle ve gerçek olayların arşiv resimleriyle doldurarak Disney’e götürdüler.
Stüdyoda yıllar içinde gerçek hikayelerden uyarlanan pek çok başarılı film yapılmıştı (“Üşütük Popolar,” “Sakıncalı Düşünceler,” “Yenilmez,” “Efsane” ve “Dava” sadece birkaç tanesi) ve aynı gün projeye yeşil ışık verildi.

Oscar® adayları Scott Silver (“8 Mil”) ve Paul Tamasy & Eric Johnson (“Dövüşçü”) senaryoyu Sherman ve Tougias’ın kitabını baz alarak tamamladı.
Kitapta o uğursuz gecede ayrı düşen iki tankerden bahsediliyor olsa da senaryoda aslen Pendleton kurtarmasıyla iki hikayesine odaklanıldı: Tankerin içinde kimsenin gelip onları bulma şansı olmadığını düşünerek hayatta kalmaya çalışan adamlar ve onları kurtarmak için yola çıkan dört genç adam.


Craig Gillespie de (“Yetenek Avcısı,” “Gerçek Sevgili”) Aufiero gibi senaryoyu aldığı zaman bu hikayeyi bilmiyordu ama hızlıca senaryo ardından kitabı da okuduktan sonra yönetmenliğe dahil olmayı kabul etmişti.
Craig, “Yazarların olayları olduğu gibi anlatmalarından ve olayların zamanlarını doğru yansıtmalarından çok keyif aldım ki okyanusta bu şartlar altında bunları takip etmek çok zordur.” Diyor ve ekliyor, “Evet, bu sahil güvenlik tarihindeki en küçük tekneyle en büyük kurtarış hikayesi ama aynı zamanda ismi konmamış kahramanlar olan bu harika adamları da içeriyor. Diğerlerini kendilerinden önceye alan bu nesil insanlarda bir çeşit saflık var ve onları kahraman yapan şey de bu işte.”

Whitaker, “Craig bu filmi yönetmek için kesinlikle en uygun insandı.” diyor ve ekliyor, “Film sonuç olarak bir grup adamın çok zor bir şey yaşamalarını anlatıyor ama aynı zamanda insanlıklarını ve hareketlerindeki duygusallığı da aktarıyor ve Craig bu duygusal anları bularak onları çok ince bir şekilde ortaya çıkarma konusunda çok iyi.”


KARAKTERLERİN HAYATA GEÇİRİLMESİ

Seyirciler sahil güvenliğin efsanevi deniz kurtarma hikayesine hayran kalacaklar, ama ekranda hayata geçirilen tüm karakterlerin ayrı ayrı etkileyici yönleri var.
Hayat kurtarma işinde olan bu karakterlerdeki tevazu ve özveri kesinlikle çok etkileyici ve yapımcılar seçilen oyuncuların bu özellikleri ekrana en iyi şekilde yansıttıklarından emin olmak istediler.

Chris Pine, dahil olacağı gelecek projeleri gözden geçirmekle meşgul olduğu için tek oturuşta okuyabileceği bir senaryo olması gerekiyordu.
“Zor Saatler” senaryosunu elinden bırakamadı. Pek çok filmin yanı sıra “Yıldız Savaşları” filmlerinde, “Jack Ryan: Gölge Ajan” ve “Sihirli Orman” filminde oynayan Pine, hikayenin sadeliğini beğendikten sonra bir anda kahramana dönüşen CG36500 cankurtaran botunun cana yakın kaptanı Birinci Sınıf Astsubay Bernie Webber’in karakterine yakınlık hissetti.

Pine, “Bernie henüz sesini bulamamış olan çok tatlı ve nazik bir adam. Savaşlara girmiş ve madalyalar almış erkeklerle dolu bir aileden gelmiş ve savaşa giremeyecek kadar genç olduğu için oraya ait olmadığını düşünüyor.” Diyor ve ekliyor, “Bernie’den hoşlandım, çünkü alaycılıktan veya kinayeden etkilenmiyor, pek kurnaz ve akıllı değil.. Büyük şehre uygun biri değil. Bu adam farklı bir zamana ait.”

Webber, SS Pendleton felaketinden bir yıl önce benzer bir kurtarma görevine katılmış ve başarısız olmuştu ve bunu asla unutamamıştı. New Bedford, Massachusetts’den gelen bir balıkçı gemisi olan William J. Landry büyük bir fırtına sırasında denizde mahsur kalmıştı ve güvertedeki adamları üç kere kurtarma girişimleri başarısız olmuş, gemi parçalanmış ve mürettebat bir daha bulunamamıştı. Bunun sonucunda Webber’ın özgüveni çok sarsılmıştı.

Yönetmen Craig Gillespie, “Bernie’nin yüreğinde çok şey var, çok ilginç ve sevilebilir bir karakter.” Diyor ve ekliyor, “O pek fazla bir şey yapamayacağını düşündüğünüz, ama sonunda herkesi şaşırtan bir adam. Ve Chris’in onun hareketlerinden aksanına kadar her şeyi kullanarak bu karaktere dönüşmesi her adımda beni çok şaşırttı. En etkileyicisi de seyircinin onu aşağı seviyede görecek olması, çünkü bu şekilde ayarladık ve Chris Bernie’yi ekranda yıldız gibi parlattı.”


İstasyon şefi Warren Cluff daha deneyimli olan adamlarını Nantucket sahilinde gerçekleşen SS Fort Mercer kurtarma çalışmalarına yönlendirmişti ama mürettebat, fırtına yüzünden Chatham Bar’ı geçemeyeceğini düşünüyordu.
Bu yüzden daha çok zamanlarını alacak olsa da Stage limanından çıkmaya karar vermişlerdi.
Diğer taraftan Webber emre karşı çıkmadı ve mürettebatıyla birlikte istasyondan çıkarak dosdoğru Atlantik okyanusunun en ölümcül noktasına doğru yol aldı.

Gillespie, “Her ne kadar herkes bu kurtarma görevinin imkansıza yakın olduğunu bilse de Bernie kendisine söyleneni yaptı.”  Diye açıklıyor ve ekliyor, “Hikayenin başında her zaman kendisine söyleneni yapması zarar vericiymiş gibi görünüyor ama bu yolculuğa çıktıktan sonra kendisini bulduğunu ve düşünen bir adam haline geldiğini görüyoruz: Kendi seçimlerini yaparak gerçek bir lider haline geliyor ve Chris performansı sırasında bunu çok güzel bir şekilde betimledi.”

Pine, “Bu gerçek bir hikaye olduğu için bu adamların ve başardıkları işlerin hakkını vermek istiyorsunuz. Onları onurlandırmak ve gerçekten kim olduklarının esansını yakalamak istiyorsunuz. ” diyor ve ekliyor, “Bernie’nin o gece yaşananlardan yıllar sonra hikayeyi anlatışının bir ses kaydı var ve sadece sesinin ahengini, soruları soran beyefendiye verdiği cevapları dinleyerek bile bu hikayeyi defalarca anlatmış olduğunu ve artık bundan bahsetmek istemediğini anlayabiliyorsunuz. Bernie’yi tanıyan insanlarla konuştuktan sonra bunun en iyi özelliklerinden biri olduğunu fark ettim; başarılı olduğu işini ciddiye alan sessiz bir adamdı.”

Akademi Ödülüne ® ve Altın Küreye ® aday gösterilen ve Boston yerlisi olan Casey Affleck (“Yıldızlararası,” “Oceans 13”), Pendleton’ın orta düzey mürettebatından olan ve bir anda herkesin yol gösterici olarak baktığı Raymond Sybert’ı canlandırıyor.
Affleck, “Bu hikaye bana kahramanlığı ve liderliği anlatıyor.” diyor ve ekliyor, “Bu adamlar dehşet verici bir durumdaydılar ama yine de birlikte çalışmanın bir yolunu buldular ve imkansızı başarabilmek için birbirlerindeki en iyi yönleri ortaya çıkardılar.”


Affleck sözüne devam ediyor, “Bu daha en başından Ray için çok zorlu bir durumdu, çünkü o mürettebatın geri kalanıyla pek iletişimde olmayan bir makinistti. Asla güverteye çıkmıyordu ve kesinlikle diğerlerinin hayatını etkileyebilecek kararları vermesi gerekmiyordu, ama gemiyi çok iyi bilen düşünceli bir adamdı. Bu duyguyla derinleşen duruma bilgi ve deneyim katacak biriydi ve diğer adamlar panikleyip birbirleriyle kavga etmeye başlayınca büyük fayda getirdi.”

Fırtına sırasında gemi ortadan ikiye ayrıldığında Fort Mercer’ın telsiz operatörü yardım çağrısında bulunmayı başarmıştı, ama Pendleton’ın gövdesine motor odasına denk gelen yerde 5,5 metrelik çatlak yüzünden telsiz odasının ve kaptan köşkünün bulunduğu gemi burnu hasar görmüş ve kimse yardım çağrısında bulunamadan batmıştı.

Gillespie’ye göre Pendleton’daki en ilginç durum battığı zaman güvertedeki tüm subayların ölmesiydi.
Hepsi geminin burnundaydılar ve komutanın kimde olacağına dair belirli bir karar yoktu.
Bu yüzden Sybert isteksizce kahraman, yani anti kahraman olmuştu..
Otoriteden hoşlanmıyordu ve buradaki bölünme, olay olduğunda ayağa kalkıp mürettebatı harekete geçirmesiydi, yani özetle nefret ettiği bir karaktere bürünmesiydi.

Gillespie sözlerine şu şekilde devam ediyor; “Ray her zaman geminin, aşağılarında, iç kısımlarında çalışarak otorite külfetini ve başkalarının ağırlığını taşıma sorumluluğunu üstüne almaktan kaçınmıştı. İlginç bulduğumuz çaba da buydu ve Casey bunu ortaya çıkarmakta çok iyi bir iş başardı, adamların lideri haline geldi ve hepsinin hayatını kurtarmak için gerekeni yaptı.”

Pendleton’ın motorunun ve kontrol istasyonlarının bulunduğu kıç tarafı geminin hava tankları sayesinde geçici olarak su yüzeyinde tutuluyordu ama motor odası hâlâ su alıyordu.
Ve gemide cankurtaran botları olsa da onları dalgalı sulara indirmek çok tehlikeli olacaktı, çünkü devasa dalgalar bu ahşap botları rahatça parçalayabilirdi.


Sybert adamlarını hazırladı ve birlikte elle işleyen yeke yapabilmek için dümene zincirler bağlayarak gemiyi yakındaki sığlık alana yönlendirmeye ve karaya oturtup fırtınanın dinmesini beklemeyi planlamıştı.
Sonunda bir balıkçı, Chatham sahilinden Pendleton’ı görmüş, sahil güvenlik istasyonuna yardım çağrısında bulunmuştu.

Yapımcı Jim Whitaker, “Ray motor odasından çıkarak geminin üst kısmına gitmenin yanı sıra otorite olacağı bir konuma yükselmek zorunda kalmıştı.” Diyor ve ekliyor, “Casey bize bu fikri benimseyip adamların liderliğini kabul ettikten sonra ne kadar güçlü olduğunu gösterdi ve onun bu yönünü görmekte gerçekten ilginç oldu.”

Bernie’nin liderlik vasıflarına karşı güvensizliği olsa da cankurtaran botunda ona katılmayı kabul eden kıdemli sahil güvenlik denizcisi Richard Livesey’i Ben Foster (“3:10 Treni,” “Son Vurgun”) canlandırdı.
Aktör insanların hayatlarını kurtaran ve bunu tevazuuyla, istekle ve iyi niyetle yapan bu adamları anmaktan onur duyduğunu söyledi.  Foster, “Bu tip bir hizmetin bir parçası tevazudur. Kendi sırtını sıvazlamak için değil, bir işi başarmak ve onu elinden geldiğince iyi yapmak için yapmaktır.” Diyor.

Whitaker, “Ben bu rol için çok uygundu, çünkü sert adamı oynamasının yanı sıra rolü büyük empati duyduğu anları da gerektiriyordu ki Ben gücünü yansıtırken, arada bize bunları da aktarabiliyordu.” Diyor ve ekliyor, “Bu film adamlarla liderleri, karmaşık duygularla bu kararları nasıl verdiklerini ve nasıl bir zarafetle sorunu çözdüklerini, bununla nasıl güçlendiklerini anlatıyor.”


İngiliz aktrist Holliday Grainger (“Sindirella,” “Bonnie & Clyde”), özellikle Bernie’nin emniyeti konusunda aklına gelenleri söylemekten hiç çekinmeyen Bernie Webber’in nişanlısı dik başlı Miriam’ı canlandırıyor.
Grainger, “Miriam çok ilginç bir karakter.” Diyor ve ekliyor; “İstediğini alma konusunda çok güçlü ve kararlı. Ve her ne kadar eğitimli bir kadın olsa da tek istediği şey evlenmek. Bu 1950’ler yaşam tarzını ve küçük Amerikan kasabası zihniyeti fikrini çok sevdim, çünkü daha önce böyle bir rolde oynamamıştım.”

Gillespie, “Miriam çok bağımsız bir kadın ve bu da o dönem için oldukça sıra dışı görünüyor, ama sonunda Bernie’nin kendisini düşünmesini sağlamayı başarıyor. Güçlü bir kadını canlandırmak bir aktrist için büyük bir fırsattır ve Holliday güçlü olmakla fazla göz korkutucu olmamak arasındaki çizgiyi koruyarak harika bir iş çıkardı. Chris’le aralarındaki kimya çok güzeldi ve ikisinin sonunda birlikte olmasını isteyerek izliyorsunuz.” Diyor.

Miriam’ın filmdeki yolculuğu Bernie’nin geldiği dünyayı anlamak ve onunla evlenmenin bu dünyaya girmek anlamına geleceği düşünceyi kavramakla ilgili.
Grainger, “Bernie onu o kadar önemsiyor ki onu kendi dünyasındaki tehlikelere sokmak istemiyor, çünkü her gün insanların hayatını kurtarmaya çıkıyor ve geri dönüp dönmeyeceğini bile bilmiyor.” Diye açıklıyor.

Whitaker, “Bu film bir kurtarma görevinin yanı sıra bir ilişkinin zorluklarını ve birine tamamen bağlanmak için karar vermenin zorluğunu da anlatıyor.” Diyor ve ekliyor, “Yani bir yönden denizde yaşananlar karada olanlar için bir mecaz gibi ve Miriam, Bernie’yla arasındaki duygusal yolculukla çapa görevi görüyor. ”


Bernie’yle Miriam’ın tanışmaları da başlı başına bir hikaye: Miriam bir telefon operatörü ve Bernie’nin patlak lastik bahanesiyle bir randevuyu nazikçe reddettiği bir telefonu dinleyerek ondan etkileniyor.
Grainger, “Onun sesini duyuyor ve ‘İşte evleneceğim adam bu’ diyor. Birkaç hafta boyunca telefonla konuşuyorlar ve buluşmaya karar vermeden önce birbirleri hakkında her şeyi öğreniyorlar, gerisi de hikaye oluyor.”
Bernie ve Miriam Webber planlandığı gibi 16 Nisan 1952’de evleniyorlar ve Bernie 2009’da 81 yaşına bastığında vefat edene kadar 58 yıl boyunca evli kalıyorlar.

Film yapımcılarının teknik olarak doğru ve inanılır olmasına gayret ettikleri tarihi bilgilerin yanı sıra karakterlerin ilişkilerinin gerçek olması da çok önemli.
Whitaker, “Her şeyin nasıl olduğuna dair çok belirgin ve çok net olmak istedik ve filmde Bernie’yle Miriam’ın ilk randevuya çıktıkları bölüm hikaye için çok önemliydi.” Diyor ve ekliyor, “Her şeyi daha ilginç yapan bu nüansları ve gerçekleri alabilmemiz sayesinde bu eşsiz karakterleri canlandırabildik ve aktörler bu karakterleri oynamak konusunda çok iyi bir iş çıkardılar. ”

John Ortiz (“Umut ışığım,” “Hızlı ve Öfkeli 6”), Sybert gibi güvertenin aşağısında görülmeden çalışmayı seven Pendleton mürettebatının kıdemlisi üçüncü makinist Wallace Quirey’ı canlandırdı.
Ama Wallace, riskler arttığında Sybert’i destekleme ve mürettebatı cesaretlendirme konusunda daha konuşkan bir hale geldi.

Kyle Gallner (“Keskin Nişancı,” “Lanetli Ev”), birinci makinist Mel Gouthro’nun (Beau Knapp) yerine geçerek deneyimsizliğine rağmen Webber ve Livesey’le birlikte cankurtaran botuna atlayan üçüncü makinist Andy Fitzgerald’ı canlandırıyor.
Gallner, “Andy totem direğinin altlarında yer alan bir adam ve hiçbir zaman bir göreve katılması istenmemiş.” Diye açıklıyor ve ekliyor, “1952 yılında o gün yerel balıkçı teknelerinin bağlanması görevinde bile ona güvenilmemiş ama Bernie bu görev için kendisine bir mürettebat oluşturmak zorunda kalınca istasyonda fazla adam kalmamıştı, bu yüzden Andy gönüllü olmuştu.”


Gouthro, ya da arkadaşlarının taktığı isimle Gus, o gece hastaydı ve Chatham istasyonunda kalmak zorunda kalmıştı.
Knapp, “Gus tam bir neşe adamı. Eğlenmeyi çok seviyor.” Diyor ve ekliyor, “Bernie’yi daha fazla dışarı çıkması için ittiriyor. Özellikle de telefonla konuşup durduğu ama daha önce hiç görmediği bir kızla ilk randevuya çıkma konusunda çok gerildiği sırada. Her zaman Bernie’yi destekliyor, bu yüzden onunla birlikte göreve katılamaması onun için çok zor oluyor.”

John Magaro (“Carol,” “Boyun Eğmez”), her ne kadar o sırada Chatham’da görev yapmıyor olsa da cankurtaran botundaki üç adama katılan son gönüllü olan denizci Ervin Maske’ı canlandırıyor. Magaro, “Limana girecek olan gemilere rehberlik eden fener gemisine, yani yüzer fener evine naklini bekliyor.” diye açıklıyor ve ekliyor; “Ve ne kadar tehlikeli olduğunu fark etmeden göreve gönüllü oluyor”.

Eric Bana (“Son Kalan,” “Hanna”) fırtına vurduğunda Chatham sahil güvenlik istasyonunda birlik komutanı olan kıdemli Subay Daniel Cluff’ı canlandırıyor.
Bana, “Cluff ülkenin bu bölgesine karşı biraz yabancı ve küçük bir kasabada yabancı olmak her zaman zordur. Yetkili olduğunuz ve sizden daha uzun süre orada olan yerli olan insanlara emir vereceğiniz bir konumdaysanız daha da zorlanırsınız.” diyor.

Ve devam ediyor, “Cluff Güneyden geliyor ve verdiği emirlerden çıkan sesine kadar her şey ona farklı geliyor. Adamlarından bir ölçüde saygı görmeyi bekliyor ama umduğunu bulamıyor. Rahatsız ve kendinden emin olmadığı bir durumda ve kesinlikle bu sorunu çözme konusunda önünde zorlu bir yol var.”

Bu zor durum da Cluff’ın zor ve potansiyel olarak ölümcül olabilecek kararı vermesi ve Bernie’ye mürettebatını seçerek cankurtaranla fırtınaya çıkması emrini vermesi için uygun zemini yaratıyor.
Bu kararı verdikten sonra Miriam onunla yüzleşiyor ve Cluff çok geç olmadan önce emri iptal etme fırsatı buluyor ama bunu yapmıyor. Bana, “Bu ilginç bir çıkmaz.” Diyor ve ekliyor, “Miriam tarafından yetkisinin sorgulanmasına karşılık verebilir ama aslında adamları göndermesinin sebebinin bunun yapılacak en doğru şey olduğunu düşünüyor- bu onların görevi. Şimdiki gibi hazırda kullanılan kontrol ve denge sistemleri yok, bu yüzden kararı kendisi veriyor ama onları göndermek konusunda herhangi bir tereddüt yaşadığını zannetmiyorum.”


Whitaker, “Cluff köşeye sıkışmış durumda bir adam ve çok zor kararlar vermesi gerekiyor.” Diyor ve ekliyor, “Vermesi gerektiği kararlarda bir belirsizlik var ve bu da karakterindeki gerçek insanlığı ortaya çıkartıyor ve ekranda buna şahit olmak olağanüstü bir şey. Eric’in onu daha güvensiz ve rahatsız biri gibi gösterebilmesini izlemek harikaydı.”

Yapım sırasında Gillespie’nin işbirlikçi bir yönetmen yaklaşımı aktörlerin inanılır karakterler yaratmasına yardımcı oldu.
Pine, “Craig’in aktörlerle iletişimi ve yönetmenlik tarzı herkese büyük bir keşfetme özgürlüğü sağladı. Son derece masum olan karakterimi anlamam için beni zorladı ki daha önce böyle bir karakteri oynamamıştım ve bundan korkuyordum ama beni zorladığı için ona minnettarım.” Diyor.

Whitaker, “Craig’in insan duygularını anlama konusunda inanılmaz bir zekası var. Bunları özgün bir şekilde anlayabiliyor ve sahne içinde yaşanan duyguları bulabiliyor.” Diyor.

Gillespie’nin kariyeri boyunca yönettiği her film ister janr, ister konu veya ton konusunda bir öncekinden farklı ve Affleck bunu yönetmenin rahatça yeni zorlukları deneyebileceğinin bir göstergesi olarak görüyor.
Affleck, “Craig bu duruma gayet iyi girdi.” Diye açıklıyor ve ekliyor, “Batan bir gemiyle ilgili bir senaryo okuduğunuzda bunu ekrana nasıl yansıtacaklarını ve nasıl gerçekçi göstereceklerini, nasıl etkileyiciliğini koruyacak bir hale getirebileceklerini merak edersiniz ama Craig bunu başardı ve bunu her zaman sakin ve kendine hakim olarak yaptı.”

Grainger ekliyor, “Bu rahatça aşırı dramatize edilebilecek büyük bir aksiyon hikayesiydi ama Craig daha gerçekçi bir his vermesi için sürekli Bernie’yle Miriam’ın ilişkilerine odaklanmaya çalışıyordu. Küçük balıkçı kasabalarında sert hava şartlarında yaşayan insanlar için uygun olan o metanet hissini yaratmaya çalışıyordu… Hayatta kalmak için bir çeşit güce ve duruşa sahip olman gerekiyor ve o da filmde bu atmosferi yaratmayı başardı.”


CG36500 Cankurtaran botundaki dört adam kahramanca davranışlarından dolayı 1952 Mayıs ayında Sahil Güvenlikten Altın Cankurtaran madalyası aldılar.
Bugün Chatham’daki Sahil güvenlik istasyonunda bu cesaretlerini anmak için bir hatıra plaketi sergileniyor.

Yapımcılar geliştirme aşamasında bilgilerin ve detayların doğruluğunu garantilemek için kurtarma ekibinden hayatta olan Fitzgerald ve Gouthro’yla temas kurdular.
Whitaker, “Senaryo yazılırken belirli sahnelerde olanlara dair belirli detayların gerektiği durumlar yaşandı ve Andy’i arayarak bunları sorabildik.” Diyor ve ekliyor, “Film ancak doğruluğunu koruduğu zaman en iyi haline ulaşacaktı ve biz de elimizden geldiğince her şeyin gerçek olmasına çalıştık.”

10 Kasım 2014’te iki adam da sahil güvenlikle deneyimlerine dair soruları yanıtlamak üzere oyuncularla ve ekiple tanışmaya geldiler ve Pendleton kazazedelerinin merdivenle cankurtaran botuna indikleri çekimi izlediler.
Gouthro, “İnşa ettikleri gemiden çok etkilendim. Andy’yle hakiki Pendleton’a bu kadar benzemesine inanamadık.” Dedi.

Aufiero, “Andy’le Gas’ın hikayelerini hayata geçirmemizi izlemeye gelmeleri harikaydı.” Diyor ve ekliyor, “Setteki herkes karşılarında gerçek kahramanlar olduğunun farkındaydı.”

Artık 84 yaşında olan ve karısıyla Colorado’da yaşayan Fitzgerald, “Bazı insanlar hâlâ Pendleton kurtarmasına intihar görevi olarak bakıyor ama ben asla böyle görmedim.” Diyor ve ekliyor, “Eskiden hep söylediğimiz gibi; ‘Gitmek zorundasın, ama dönmek zorunda değilsin.’ Bizim görevimiz insanları kurtarmaktı ve biz de öyle yaptık.”

Gouthro 83 yaşında ve Wrentham, Massachusetts’te yaşıyor. “İnsanlar bana Pendleton’ı sordukları zaman bu adamlar için aslında önemli bir şey olmadığını anlatmaya çalışıyorum. O dört adam gidip işlerini yaptılar. Bundan hoşlanmadılar.. Sonuçta cankurtaran botunda iyi zaman geçirmeyeceklerdi ama bunu yapmaları söylendi ve onlar da gidip yaptılar.” Dedi.


OLAĞANÜSTÜ HİKAYENİN BAŞTAN YARATILIŞI

Asıl gerçeklerin bu kadar etkileyici olduğu bir hikayede film yapımcılarının gerçekte olanlara sadık kalmaları çok önemliydi.
USS Salem baş yapımcısı Michael Condon teknik danışman olarak bu projeye dahil olduktan sonra ABD Sahil güvenliğin Los Angeles’taki Sinema ve Film ofisinden Komutan John W. Pruitt, III’ün desteği istendi.

Pruitt, “Amacımız aktörlerin botları aynen bizim gibi kullanmalarına yardımcı olmaktı, böylece ekranda gördükleriniz aynen Sahil Güvenliğin yaptıklarıyla aynı olacaktı.” Diyor.

ABD Sahil güvenlik, Ulaştırma Bakanlığının yönetimine geçmeden önce aslen 28 Ocak 1915’te ABD Silahlı Kuvvetlerinin bir kolu olarak kuruldu.
Bugün Sahil Güvenlik Yurtiçi güvenlik Bakanlığının bir parçası ve ülkenin sahillerinde, nehirlerinde, limanlarında ve açık denizlerinde sürekli olarak varlığını gösteriyor.
Deniz kanunlarını yürütmekten ve denizdeki canlarla malları korumaktan sorumlular.

Yapımcı Dorothy Aufiero, “Sahil Güvenlik tüm yapım süresince bize harika davrandı. Bu projeden önce onlar hakkında pek bir şey bilmiyordum ama özverili çalışmaları hakkında çok şey öğrendim ve artık onlara çok büyük saygı duyuyorum.” Diyor.

Yapımcılar aynı zamanda 1950’lerin yarımadasını büyük ekranda canlandırabilmek için etkileyici bazı yeteneklerle birlikte çalıştılar. Bunlara fotoğraf yönetmeni, ASC, Javier Aguirresarobe, tasarım yönetmeni Michael Corenblith, kostüm tasarımcısı Louise Frogley, editör, ACE,  Tatiana S. Riegel ve besteci Carter Burwell dahil.

“Zor Saatler”in ilk çekimleri Eylül 2014’te Massachusetts’in güneydoğusunda, Quincy tersanelerinde yapılan sahnelerde ve Boston’un güneyinde Marshfield, Duxbury, Cohasset ve Norwell gibi yerlerde başlandı.
Çekimler dört ay sonra Chatham’ın yarımadasında tamamlandı.

Aufiero, “Bu filmi hep olayların asıl yaşandığı yer olan New England’da çekmeyi istemiştik.” Diyor ve ekliyor, “Bernie Webber’la mürettebatının görevlerini yaptıkları o tarihi yerleri ziyaret etmek dahil olan herkes için olağanüstü bir deneyimdi.”


Yapımcı Jim Whitaker ekliyor, “Bu çapta bir hikaye olduğunda insanlıktan gelen duygusallığı iyi dengelemeniz gerekir, bu yüzden aktörlerin hem kendi hisleri, hem de seyirciye hissettirdikleri açısından doğru ortamda olmaları gerekiyordu. ”

Yapım ekibi Chatham Sahil güvenlik istasyonunda çekim yaptı, burası Daniel Cluff’ın 60 yıl önce Webber’a o tehlikeli görevi verdiği yerdi ki bu hem oyuncular, hem de ekip için çok dokunaklı oldu.
Chris Pine, “İstasyonda Bernie’yle adamlarının dönmelerinden bir gece sonra bir masada oturduklarında çekilmiş bir resim asılı ve tam o noktada bir çekim yaptık. Gerçekten çok etkileyici bir deneyimdi.” Diyor.

Eric Bana, “Bence asıl etkiyi yaratan şey coğrafyayı tanımak, o manzaranın istasyonla, fenerle, sahille arasındaki ilişkiyi anlayıp arkasındaki tarihi öğrenmekti.” Diyor ve ekliyor, “Coğrafi referanslar almak her zaman iyidir, özellikle de adamların denizde kaybolmaları ve onları denize gönderenin benim karakterimin olması gibi coğrafyayla ilgili olup biten bir sürü şey varken.”

Webber’in 1952’de kullandığı asıl CG36500 cankurtaran botu hâlâ duruyor ve günümüzde Orleans, Massachusetts’teki Orleans Tarih Derneği ve Müzesinde saklanıyor.
Aktörler bu cankurtaran botunu Chatham limanına çıkardılar, ama film çekimlerinin zorlu şartları yüzünden bu tarihi araca ciddi bir zarar gelmemesi için kamera önüne alınmadı.


Film yapımcıları aylarını otantik alternatifler arayarak geçirdiler ama Sahil güvenliğin 1968’de bu cankurtaran botlarını servisten kaldırmasıyla çok zor bir görev olduğu ortaya çıktı.
Filmin deniz koordinatörü Bruce Ross, “Fiberglas döneminin başlamasından sonra kimse ahşap botlarla ilgilenmemeye başladı. Bakımları çok pahalıydı ve sadece belirli bir amaç için üretildiklerinden dolayı balık teknesine veya keyif teknesine dönüştürülemiyorlardı. Sonunda mısır tarlalarında çürümeye terk edildiler.” Diyor.

Ross büyük çaplı bir araştırma yaparak orijinal cankurtaran botuna benzeyen 11 metrelik bir bot buldu.
Condon, “11 metre kulağa çok büyükmüş gibi geliyor ama aslında okyanusta sadece bir damga pulu kadar.” Diyor ve ekliyor, “Dört mürettebat üyesi dahil 12 kişiyi taşımak üzere tasarlanan bu küçük ahşap cankurtaran botları üstlerine gelen dalgalara dayanmak üzere yapıldılar. Omurgaları 200 kilogram ve bir dalgayla alabora olurlarsa sonu iyi olmazdı.”

O uğursuz gece cankurtaran botundaki adamlar için özellikle Chatham Bar’dan geçmek çok sorunlu olmuştu, çünkü kayan kum setleri ve dev dalgalara açıklığı yüzünden, Atlantik Okyanusunun en tehlikeli noktalarından biriydi. Kurtarma harekatı sırasında cankurtaran botunun motoru ikide bir fırtınanın yarattığı dev dalgalardan dolayı boğulup duruyordu.

Yönetmen Craig Gillespie, “Bu hikayedeki gibi dev bir fırtınanın ortasında olduğunuz zaman kocaman dalgalarla karşılaşırsınız ve küçük bir botun ilerlemesi neredeyse imkansızdır.” diyor ve ekliyor, “Botların gövdeleri ağır inşa edilmişlerdi ama ne kadar sağlam olsalar da güçlü akıntılar yüzünden kocaman girdaplar oluşuyordu.”

Yapım ekibi Chatham’ın sahne limanındaki (1952’deki haline hiç benzemediği için Chatham Balık iskelesi dolduruldu) rıhtımda ve denizde olayın asıl geçtiği yerde çekildi.
Liman iskelesinde bir sahne çekilirken kuzeydoğu rüzgarları yine Chatham’ı vurdu ama ne yazık ki 1952’deki fırtınanın gücüne yakın bile değildi.


Whitaker, “Suda bir film çekerken onun saf gücünü ve içindeki kuvveti fark ediyorsunuz, sonunda su ne isterse onu yapıyor. Ona saygı göstermeniz ve bu sahneleri çekerken oyuncuların ve ekibin güvenliği için gereken her önlemi almanız gerek.” Diyor.

Soğuk savaş döneminde tedavülden kalkan ağır kruvazör The USS Salem artık Quincy, Massachusetts’teki Birleşik Devletler bahriye gemi inşaatı müzesinin limanında ve içersindeki kazanla motor SS Pendleton’dakilere çok benziyor.
Yapım ekibi bu geminin motor odasında, dizel jeneratör odasında ve orta kısım koridorlarında çekimler yaparak oyuncuları akla gelen en gerçekçi ortamlara yerleştirdiler.

Gillespie daha önce hiç gemiye binmemiş olsa da petrol tankerleri ve işleyişleri konusundaki bilgisiyle Condon’u etkilemişti.
Condon, “Craig son derece yetenekli, bilgili bir adam ve ev ödevini çok iyi yapmış” diyor ve ekliyor, “Salem’deyken bana her şeyin nasıl çalıştığını tek tek söyleyebildi.”

İki Oscar®-adaylığı olan yapım tasarımcısı Michael Corenblith (“Mr. Banks,” “Frost/Nixon”) Pendleton’ı araştırmak üzere sahil güvenlikle yakın bir şekilde çalışmış, arşiv malzemelerini incelemiş ve deniz tarihi kitaplarını okumuştu.
Aynı zamanda Pendleton’ınkine yakın bir yöntemle inşa edilmiş olan bir gemiyi gezme şansını da buldu.
Corenblith, “Bugün artık T2 gemilerinden yok, ama hem Salem hem de Lane Victory isimli özgürlük gemisi aynı şekilde yapılmışlar ve onların koridorlarında yürüyüp motorlarına bakarak büyük miktarda bilgi sahibi olmayı başardık.” Diyor.

T2 tankerinin yapısı tıpkı birbirine yapıştırılmış inşaat blokları gibi, her bölüm petrolle dolu.
Gemiler aslen 2. dünya savaşında Amerika’dan Avrupa’ya ve Asya’ya petrol taşımak üzere yapıldılar ve çok önemli bir işlevleri olduğu için de büyük bir talep vardı.
Bunun sonucunda gemiler çok hızlı inşa ediliyorlardı ve bazı emniyet tedbirleri bir kenara bırakılıyordu, bu da yapı sorunlarına sebep oluyordu.
Condon, “Yapıldıkları çelikte yapısını zayıflatan yüksek ölçüde sülfür bulunuyordu, bu yüzden sert sularda çok soğuk durumlarda ortadan ikiye ayrılma riski taşıyorlardı.” Diyor.


Whitaker, “Herhangi bir filmi –özellikle de bu boyuttaki bir filmi- iyi yapabilmek için her alanda çok yetenekli insanları işe almak zorundasınız ve biz olağanüstü yetenekli bir ekiple çalıştık. Buna yapıma yoğun miktarda deniz temalı deneyimlerini katan filmin baş yapımcısı Doug Merrifield de dahil.” Diyor.

“Karayip Korsanları” filmleri ve “Kusursuz Fırtına” gibi filmlerde ismi olan Merrifield, Quincy, Massachusetts’de eskiden Fore nehri tersanesi olarak kullanılan devasa bir depo bulup kiraladı ve burası yapım için filmin büyük bölümünün çekildiği son derece önemli bir yer oldu.

Corenblith ve ekibi Pendleton’a ait çeşitli boyutlarda bir dizi iç set inşa etti.
Bu bölümler kameranın geminin her alanında dolaşabilmesi ve gemi mürettebatı için inanılır bir ortam yaratılabilmesi için ayrı ayrı inşa edildiler.
Buna geminin mutfağı, sofrası ve mürettebat odaları, dümen odası ve motor odası da dahil.
Salem’den alınan servis pencereleri ve kapılar aktörlerin bu adamların neler yaşadıklarını gözlerinde daha iyi canlandırabilmeleri için son derece detaylı yapılmış setlere dahil edildiler.

Oyuncular devasa setlerin yapımında dahil edilen detayları gördükleri zaman çok etkilendiler, özellikle de Pendleton’ın dört katlı motor odasını görünce.
Ben Foster, “Bu işi 20’den fazla yıldır yapıyorum ve böyle setler gördüğüm zaman hâlâ çok heyecanlanıyorum. Hepsi için rahatça ağzı açık bırakan terimini kullanabilirim.”diyor.

Pendleton sancak tarafı seti ve üç güverte katı da tersanelerde yapıldı.
Chris Pine, “Her yerde kaynakçı vardı. Gemi 12 metrenin üzerindeydi ve birbirine kaynaklanan çelikten oluşuyordu ki bu son derece etkileyiciydi.” Diyor.

Ama tasarım ekibi bazı eski usul film çekimi yöntemleri de kullandı. Corenblith, “Eğer her şey demirden yapılmış olsaydı bütün bu ağırlığı taşıyamazdık.” Diyor ve ekliyor, “Bu yüzden motor odasının büyük parçalarından çoğu fiberglastan yapıldılar ve suyun üstünde kalan kısım da tahtaydı.”


Aynı zamanda bu tersanelerde üç ton suyu tutacak devasa su tankları da yapıldı.
24 metreye 33 metre boyutlarında olan bu tank, cankurtaran botunun denize açıldığı ve Pendleton kazazedelerini kurtardıkları sahnelerin çekimlerinde kullanılarak yapımcılara dalgaları, rüzgarı, yağmuru ve karı istenildiğinde başlatma ve durdurma imkanı sağladı. Ross, “Gerçek bir fırtınada okyanusta film çekmenize imkan yok.. Bu kesinlikle imkansız olurdu. Burada hava şartlarını kontrol edebilmeniz gerekiyor.” diyor.

Whitaker, “Aktörlerimiz için mümkün olabilecek en gerçekçi ortamı yaratmak istedik, bu yüzden gerçek yerlerden bazılarındaki çekimlerimizle su tankı sahnelerimizdeki çekimlerimizi birleştirdik. Su sahnelerinin yaklaşık %70’i tanklarda  çekildi ama gerisi açık denizdeydi.” Diyor.

Cankurtaran botundaki adamları oynayan aktörler haftalarını yağmur kulelerinden suratlarına yağan yağmurlarla, yapay dalgalarla, rüzgar üfleyen 200 beygirlik fanlarla ve yapay karla (bitki jelatininden yapıldı) su tankında geçirdiler.
Çok acımasız bir ortamdı ama 18 Şubat gecesinin hava şartlarıyla benzer ölçüdeydi.
İronik olan da aktörler her defasında saatlerini bu tankta geçirirken 2014 kış mevsiminin doğu sahilinde kaydedilen en soğuk kışlardan biri olması ve hava sıcaklığının bazı gecelerde -10 dereceye düşmesiydi.

Foster, “Günde 12 saat bu tankta itfaiye hortumuyla su yiyorduk ama bu işe bilerek girmiştik. İster inanın ister inanmayın ama fiziksel olarak yorucu veya zorlayıcı olan tüm işler aslında vücudu uyandırıyorlar ve vücudunuz tepki veriyorsa siz de veriyorsunuz.” Diyor.

Pine, “Özel efekt ekibi üzerimize su püskürtüyordu ve bu da bizi aşırı üşütüyordu, özellikle de Massachusetts’de kış başında çekim yaptığımız için. Botumuz sahneye kurulu olan kuru-hareketli zemine bağlıydı ve çılgın bir çark sistemiyle kontrol ediliyordu, vinçleri kontrol eden bir adam bütün o düğmelere basarak botun yatmasını veya kaymasını sağlıyordu.” Diyor.

Filmin özel efekt şefi Mark Hawker (“Terminator: Genisys,” “siyah Giyen Adamlar 3”), konsepte, tasarıma ve pistonlarla hareket ettirilen ve üzerine konulan binlerce kiloluk manzara sahnesiyle birlikte 22 derece yatabilen platformlar olan yalpalara yardım etti. Bunlar Pendleton’ın yanı sıra cankurtaran botu için fırtına ortamını yaratmak üzere kullanıldılar.


Merrifield, “The Pendleton’ın arkası, gövdesi, motor odası ve dümen istasyonu çift eksenli yalpalarla donatılmıştı ve bunlar dev tankerin denizdeki sallanma hareketlerini canlandırmak üzere tasarlanmışlardı. Hareketli zeminin altı eksenli yalpası cankurtaran botunun açık denizdeki hareketlerini yaratıyordu ki buna yanlara sallanmanın yanı sıra botun devasa dalgalara tırmanışını ve inişini gösterecek yukarı aşağı hareketleri de dahildi.” Diyor.

Pendleton’ın yanına gelen, cankurtaran botunu yumruklayan dalgalar, bilgisayar kontrollü hidrolik kollara bağlı dev şamandıraların hareketleriyle sağlandı.
Suyun yüzeyindeki akıntı da tankın yanlarından hava akımı verilerek yaratıldı.

“Zor Saatler” 3D’ye dönüşümlü şekilde dijital olarak çekildi.
Sonuç olarak, fırtına sırasında okyanusta çekilen pek çok sahne denizin genişliğinin ve dalgaların sarsıntısının ortaya çıkması için geniş lensle çekildi ve bu da 3D efektlerine daha fazla derinlik sağlamış oldu.

Gillespie, “Amacımız seyircinin izlerken midelerinin sıkışmasını ve nefeslerini tutmalarını sağlamaktı. Bu yüzden pek çok farklı açılardan çekim yaptık ve harika sahneler yakaladık.” Diyor.

İşlerinin arasında “Mavi Yasemin” ve “Diğerleri” olan görüntü yönetmeni Javier Aguirresarobe bu hikayeyi olabildiğince görsel anlatmayı amaçlıyordu.
Su tankı, özellikle onunla ekibi için faydalı oldu çünkü yakın ve geniş açılı çekimlerde veya farklı ışık ortamlarında yapılan çekimlerde öne ve arkaya hareketi çok daha kolaydı.

Filmin büyük bir bölümü gece saatlerinde veya fırtınalı gökyüzün altında çekildi ve Aguirresarobe seyircinin aynı atmosferi hissedebilmesi için kullanılacak kamera açılarıyla ışıklandırma konusunda son derece dikkatli davrandı.
Aguirresarobe, “Filmin çoğu Alexa XT kamerasıyla ve bir set yuvarlak Leica Summilux-C prime lensiyle çekildi ve bunlar bize yüksek çözünülürlükte son derece yüksek kontrastlı kareler vererek ve sahnelerin daha doğal görünmelerini sağladı. Mümkün olduğunca fazla ışık alabilmek için ASA duyarlılığını 800’e ayarladık ve bunun sayesinde gece yer alan alacakaranlık sahnelerini rahatça çekebildik.” Diyor.

Ve devam ediyor, “Hareketlerin gerçekliğini gösterebilmek için elle tutulan kameralar ve havadan çekimlerle özellikle uzun süren  çekimler için de Technocrane vinci kullandık ve her bir vinç çekimi önceden stratejik olarak planlandı, böylece 3D efektlerinin etkilerini maksimum şekilde arttırmış olduk.” Diyor.

Ama yalpalar ve su tanklarına rağmen film yapımcılarının büyük bir fırtınanın tüm özelliklerini canlandırma şansları yoktu, bu yüzden sahnelerden bazıları görsel efektlerin sonradan eklenebilmesi için mavi ekran karşısında çekildi.

Kostüm tasarımcısı Louise Frogley (“Boyun Eğmez,” “Quantum of Solace”) proje teklifi ilk geldiğinde çok heyecanlanmıştı.
Frogley, “Bu hikaye 1950’lerde geçiyor ve Amerikan işçi kıyafetlerini içeriyor ki  ben buna resmen bayılırım.” Diyor.
Sadece Pendleton ve cankurtaran botu mürettebatlarının giysilerini değil, Bernie’yle Miriam’nin yanı sıra tüm Chatham kasabası halkının günlük kıyafetlerini de yaratma görevine girişen Frogley’yle ekibi o döneme dair geniş çaplı bir araştırmaya başladı.

Frogley, “Benim için en şaşırtıcı olan şey Sybert’le Pendleton’daki adamların üniforma giymemeleriydi. Temelde dondurucu soğukluktaki güverteyle kaynama derecesindeki motor odası arasında git gel yaparken sivil avlanma, balık avcılığı gibi ağır iş giysileri giyiyorlardı ve bunlar birkaç katlıydı.” Diyor.

Frogley’in departmanı Pendleton’daki 33 adama ait olacak her giysi için birbirinin aynı olan altı giysi üretti çünkü aktörler ve dublörler için hem ıslak hem de kuru olarak gerekeceklerdi.
Her giysi gömlek, pantolon, ceket, bot, kemer ve şapkadan oluşuyordu.
Giysiler Los Angeles’daki bir fabrikada eskitilmiş halde üretildiler ve ardından Massachusetts setlerine gönderilerek tekrar eskitme işleminden geçirildiler.

Sahil Güvenliğin de 1952’de resmi üniforması yoktu, bu yüzden Webber ve diğer görevli adamlar üretim fazlası donanma kıyafetleri giyiyorlardı.
Neyse ki pas, ten, bej, kahverengi ve siyahlardan oluşan bu renk paleti 50’lerde kullanılan tulumlar, kotlar ve paltolar gibi tüm giysilerle çok uyumlu olduğu için Gillespie bu renk paletini çok iyi kullanabildi.

İlk görüntüler tamamlandıktan sonra editör Tatiana S. Riegel (“Yetenek Avcısı,” “Korku Gecesi”) ve Altın Küre® adayı besteci Carter Burwell (“Carol,” “Wikileaks: Beşinci Kuvvet”) işe koyularak filmi şekillendirecek ve yoğunlaştıracak yeteneklerini bir araya getirdiler.

“Onları orada tek başlarına bırakamayız… o bot fazla dayanmaz.
Ya hepimiz yaşayacağız ya da birlikte öleceğiz.”

— Bernie Webber, Birinci Sınıf Astsubay, ABD Sahil Güvenlik




SİNEMALARA FIRTINA GİBİ GİRİŞ

“Zor Saatler” insan idaresinin en büyük silahı olduğunu gösteriyor. Farklı seviyelerden ve deneyimlerden veya deneyimsizliklerden gelen bu genç adamlar korkularını yenerek doğanın en yıkıcı güçlerinden bazılarına göğüs gerdiler ve imkansızı başardılar.

Chris Pine, “Bu adamların görevlerini anlatan basit bir hikaye bu aslında. Bunlar şöhret için yapılmıyor ve kendini yücelten bir havası yok: Bu adamlar sadece işlerini yapıyorlar.” Diyor ve ekliyor, “Burada hiç canavar yok, sadece okyanusa karşı adamlar var ve bence insanla doğa ananın karşılaşmasını görmek çok heyecan verici çünkü doğa ana kim olduğunuzu veya nereden geldiğinizi umursamaz, sadece yapacağını yapar.”

Yönetmen Craig Gillespie, “Bu olağanüstü bir hikaye ve her ne kadar heyecanlı anlar ve devasa ölçekler olsa da sonunda çok kişisel bir hikaye.” Diyor.

Ve Casey Affleck ekliyor, “Bu gerçek insanlarla ve neler yapabilecekleriyle, kendi hayatlarını nasıl kurtardıklarıyla, diğer insanların hayatlarını kurtarırken kendi güçlerini anlamalarıyla ve takdir etmeleriyle ilgili gerçek bir hikaye.”



OYUNCULAR HAKKINDA

CHRIS PINE (Bernie Webber)

Hollywood’un en beğenilen aktörlerinden biri.
Sinemalara çıkacak çok sayıda filmde yer alan Pine’ın özgeçmişi son derece kalabalık ve çeşitli.
Bir sonraki filmi son derecele başarılı film serisinin üçüncüsü olan “Star Trek Sonsuzluk”, Jeff Bridges’le beraber oynadığı drama “Comancheria” ve şu anda çekimlerinde olduğu “Wonder Woman.”

Pine’ın en yakın filmleri arasında Netflix dizisi “Wet Hot American Summer”; aynı zamanda Chiwetel Ejiofor ve Margot Robbie’nin oynadıkları ve yönetmenliğini  Craig Zobel’in yaptığı “Z for Zachariah”; Jason Bateman, Charlie Day, Jason Sudeikis, Jennifer Aniston, Jamie Foxx ve Kevin Spacey’le birlikte oynadıkları “Patrondan Kurtulma Sanatı 2” var.
Aynı zamanda yönetmenliği Rob Marshall tarafından yapılan ve Meryl Streep, Emily Blunt, Johnny Depp ve Anna Kendrick’le blrikte oynadığı müzikal komedi “Ormanın İçinde” filminde yer alıyor.

Pine ayrıca yönetmenliğini Kenneth Branagh’ın yaptığı “Jack Ryan: Gölge Ajan” filminde Keira Knightley ve Kevin Costner’la birlikte başrolü oynadı.
En çok satanlar yazarı Tom Clancy’nin yarattığı Jack Ryan karakterinden esinlenilerek çekilen bu film günümüzde geçen çağdaş bir aksiyon-gerilim filmi ve genç Jack’in finans teröristleri komplosunu ortaya çıkarışını anlatıyor.
Pine, Paramount seri filmi “Star Trek”in devamı olan ve Nisan 2013’de sinemalara çıkan yönetmenliğini yine J.J. Abrams’ın yaptığı “Star Trek: Bilinmeze Doğru” filminde James T. Kirk rolünü sürdürüyor.

Pine 2012’de DreamWorks animasyon filmi olan “Efsane Beşli”de Alec Baldwin, Hugh Jackman, Isla Fisher ve Jude Law’la birlikte seslendirme yaptı.
Ayrıca “Bizim Gibi İnsanlar” drama filminde Michelle Pfeiffer, Elizabeth Banks ve Olivia Wilde ile birlikte oynadıktan sonra Reese Witherspoon ve Tom Hardy ile birlikte 20. yüzyıl Century Fox aksiyon-komedisi olan “İyi Olan Kazansın” filminde başrolu paylaştı. Pine bunun öncesinde yönetmenliğini Tony Scott’ın yaptığı FOX sinema filmi “Durdurulamaz”da Denzel Washington’la başrolu paylaşmıştı.
Yer aldığı diğer filmlerin arasında: Paramount Vantage filmi “Veba”; eğitici animasyon filmi “Quantum Quest: A Cassini Space Odyssey”; yazarı ve yönetmeni Randall Miller  olan “Paris Yargısı”; yazar ve yönetmen Ryan Craig’den bağımsız film “Small Town Saturday Night”; Joe Carnahan’ın Working Title Films ve Universal Pictures için yönettiği cesur drama filmi “Tehlikeli Aslar”; Eddie Kaye Thomas ve Jane Seymou’la birlikte başrolü paylaştığı “Blind Dating”; Lindsay Lohan’la birlikte oynadığı Fox/New Regency romantik komedisi “Şansa Bak” ve Anne Hathaway’le birlikte oynadıkları “Acemi Prenses 2: Kraliyet Nişanı” filmleri bulunuyor.

Pine’ın en yakın zamanda sahneye çıkışı Los Angeles’daki Mark Taper Forum’da Martin McDonagh’la başrolü paylaştığı “The Lieutenant of Inishmore” ile oldu.
Variety’de Bob Verini’nin yorumuna göre Pine’ın performansı “Ürkütücü ve muazzam derecede iyiydi” ve yorumu “’Inishmore’ seyircisi gerçekten olağanüstü bir sahne performansıyla karşı karşıya kaldılar” sözleriyle devam etti.
Mart 2011’de bu performansı için LA Drama Critics Circle’dan En İyi Başrol Performansı ödülü aldı.

Pine aynı zamanda Los Angeles’daki Geffen Playhouse’da Chris Noth’la birlikte oynadığı “Farragut North” tiyatro oyununda gösterdiği başarısından dolayı övgü yazısı aldı ve 2009 Alkış Ödülü adaylığı  kazandı.
Diğer sahne performansları arasında yine Geffen Playhouse’da oynadığı Neil LaBute’un oyunu “Fat Pig”, Broadway dışında oynadığı tek kişilik gösterisi “The Atheist” ve Williamstown Tiyatro Festivalindeki çok sayıda yapım dahil olmak üzere imza attığı liste uzayıp gidiyor.

Pine 2013’te yıllık CinemaCon Ödüllerinde Yılın En Prestijli Erkek Yıldızı ödülünü aldı.

Pine Berkeley’de Kaliforniya üniversitesinden mezun oldu. Ebeveynleri Gwynne Gilford ve Robert Pine da oyuncular ve merhum büyükannesi Anne Gwynne 30’larla 40’lar arasında sinema oyuncusuydu.
Pine şu anda Los Angeles’ta yaşıyor.



CASEY AFFLECK (Raymond Sybert)

Brad Pitt’le birlikte oynadığı Andrew Dominik’in 2007 filmi “Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı”nda Robert Ford karakterindeki performansıyla Screen Aktörler Derneği Ödülü®, Altın Küre® ve Eleştirmenlerin Seçimi Film ve Akademi Ödülü® adaylığı elde etti. Diğer grupların yanı sıra Ulusal Film eleştirmenleri Derneği ve Ulusal İnceleme Kurulu tarafından Yılın En İyi Yardımcı Aktörü seçildi.

Küresel seyirciler Affleck’i Steven Soderbergh’ün “Ocean’s Eleven,” “Ocean’s Twelve” ve “Ocean’s Thirteen.” Film serisinden tanıyorlar. Aynı zamanda yönetmen Gus Van Sant için üç filmde daha oynadı: “Sonsuz İhtiras”; the Akademi Ödülü®-sahibi “Can Dostum” (Ben Affleck ve Matt Damon tarafından yazıldı); ve “Gerry” (Bunu da Van Sant ve Damon’la birlikte yazdı).

Diğer filmlerinin arasında: Scott Cooper’ın Christian Bale’le birlikte oynadığı “Kardeşim İçin”, Ben Affleck’in “Kızımı Kurtarın”, bu filmdeki performansıyla Prizma Ödülü kazanmıştı; Brett Ratner’ın “Kule Soygunu”; Michael Winterbottom’un “İçimdeki Katil”; Steve Buscemi’nin “Yalnız Jim”; Michael Almereyda’nın “Hamlet”; ve Kevin Smith’in “Amy’nin İzinde” filmleri bulunuyor.

Affleck, Joaquin Phoenix’in oynadığı “I’m Still Here” filmini yazdı, yönetti ve yapımcılığını üstlendi.

BEN FOSTER (Richard Livesey)

Kendi nesli içinde kendini kanıtlamış çok yönlü oyunculardan biri olduğunu kanıtlamış durumda.
Foster’ın iki filmi 2013’te Sundance’e çıktı: “Ölümsüz Aşk” ve “Öldüresiye Sevmek,” bunlar sırasıyla IFC Films ve Sony Pictures Classics tarafından yayınlandılar.
The Village Voice gazetesinde iki filmdeki performansı için “Foster tıpkı William Burroughs’un genç hali gibi gerçek bir suç hikayesi olan “Ölümsüz Aşk”la etkiledi ve “Öldüresiye Sevmek” filminde nazik bir polis olarak huzuru korumaya çalıştığı performansıyla daha da büyük etki yarattı ve buradaki performansında gösterdiği maskülen otorite havası Gene Hackman’ın gençliğini andırıyordu.” yazdı.

Foster, Mark Wahlberg’le birlikte oynadığı Peter Berg’in hit filmi “Son Kalan” ile büyük bir beğeni topladı.
Bu filmde Seal 10 ekibinin Haziran 2015’te başarısız olan bir görevinin gerçek hikayesi anlatılıyor.
Yakın zamanda Stephen Frears’ın Lance Armstrong biyografisi olan ve Armstrong’un kanseri yenmesinden kariyerini mahveden skandala kadar tüm hayatını anlatan “Son Efsane” filminde görüldü. Foster için sırada yönetmen Duncan Jones’dan Legendary/Universal filmi olan ve son derece popüler olan bir video oyununu konu alan “Warcraft” var.

Foster, 2012’de Young Vic’in yapımcılığında son derece büyük beğeni topladığı ve yönetmenliğini Benedict Andrews’ün yaptığı “A Streetcar Named Desire” filminde Stanley Kowalski’yi canlandırdı.
Foster, 2013 ilkbaharında Alec Baldwin ve Tom Sturridge’le birlikte Lyle Kessler’ın canlandırması olan “Orphans”la ilk Broadway çıkışını yaptı.
Yönetmenliği Dan Sullivan tarafından yapılan bu yapım En İyi Canlandırma Oyunu dalında Tony® adaylığı kazandı.

Foster 2009’da Woody Harrelson ve Samantha Morton’la birlikte bir Oren Moverman filmi olan  “Haberci”de oynadı.
Bir askerin Irak’tan döndükten sonra sivil dünyaya yeniden ayak uydurmaya çalışma yolculuğunu konu alan bu film 2009 Sundance Film Festivalinde resmi seçim oldu ve En İyi Senaryo dalında Gümüş Ayı ödülü, 2009 Berlin Film Festivalinde Barış Filmi ödülü ve 2009 Deauville Film Festivalinde de Büyük Ödülü kazandı.
Foster 2011’de Moverman’la yeniden ekip olarak yapımcılığı üstlenerek başrolü paylaştığı “Rampart” filminde Woody Harrelson bir yozlaşma skandalına karışan kıdemli bir polis memurunu canlandırıyor.
Foster bu filmde skandalın tam ortasındaki evsiz bir adamı canlandırıyor.

2007’de James Mangold'un “3:10 Yuma Treni” filmindeki soğukkanlı katil ve kanun kaçağı Charlie Prince canlandırması Foster’a bir dizi beğeni kazandırdı.
Variety’den Todd McCarthy onun bu performansı için; “Ben Foster böyle güzel bir rolle imzasını kalıcı olarak atarak Lee Marvin, Richard Boone, Dan Duryea, James Coburn, Jack Palance, Lee Van Cleef, Strother Martin ve diğer aktörlerle birlikte Batıdaki haince olayları canlandırırken kendilerini ölümsüzleştirmiş oldular. Onu izlemek çok keyifliydi.” Yazdı.
Oyuncular filmdeki çalışmaları sayesinde SAG® Topluluk adaylığı kazandılar.

Foster’ın ilave başarıları arasında: Fernando Meirelles’in “360”; Baltasar Kormakur’un “Son Vurgun”; Braden King’in “Here”; “Mekanik”; Nick Cassavetes’in “Rehine”; gişe rekoru kıran “X-Men 3: Son direniş”; “30 Gün Gece”; “Rehine”; ve aynı zamanda ilk çıkışı olan Barry Levinson’ın “Gençlik Yılları,” filmleri bulunuyor.

Foster küçük ekranda HBO’nun çok beğenilen 2003 sezonu dizisi “Six Feet Under”da üç sezon süren Russell Corwin rolüyle en iyi Oyuncu Topluluğu dalında SAG® ödülü aldı.
Ayrıca Emmy®ye aday gösterilen HBO televizyon filmi “The Laramie Project” filminde de yer aldı.
Bunun yanı sıra kült dizi “Freaks and Geeks”in birkaç bölümünde zihinsel engelli Eli rolüyle yer aldıktan sonra Showtime'ın “Bang Bang You’re Dead” dizisiyle Daytime Emmy® ödülü aldı.
Foster şu anda New York şehrinde yaşıyor.



HOLLIDAY GRAINGER (Miriam)

Geçtiğimiz yıllar içinde İngiltere’de ve Amerika’da çok sayıda proje tamamladı.
Grainger’ın en yakın rolü Lily James ve Cate Blanchett’la birlikte oynadığı ve yönetmenliğini Kenneth Branagh’ın yaptığı “Cinderella” filmi.

Grainger’ın 2014 çalışmalarının arasında: Emile Hirsch ile birlikte oynadığı “Bonnie & Clyde” mini dizisindeki Bonnie Parker rolü ve Sam Claflin, Max Irons ve Douglas Booth birlikte oynadığı Lone Scherfig filmi olan ve Oxford Üniversitesinin meşhur Riot Kulübündeki öğrencilerin anlatıldığı Londra sahne oyunundan uyarlanan “Taşkınlar Kulübü” bulunuyor.
Aktrist için sırada ise Dane DeHaan, Alicia Vikander ve Jack O’Connell’la birlikte oynadığı “Tulip Fever” ve BBC için Richard Madden’la kamera karşısına geçtiği “Lady Chatterley’s Lover” filmleri bulunuyor.

Grainger’ın geçmiş film başarıları arasında bir Charles Dickens klasiğinin uyarlanması olan ve büyük beğeni alan, yönetmenliğini Mike Newell’ın yaptığı “Büyük Umutlar” filmindeki çok önemli Estella rolü bulunuyor.
Bunun öncesinde Holliday’i Jude Law ve Keira Knightley’le birlikte “Anna Karenina”daki yıldızların arasında görüyoruz.
Ayrıca Robert Pattinson’la birlikte başrolü paylaştığı “Aşkım Benim” filminde de Suzanne Rousett rolünü oynamıştı.

Geçen yıl televizyon seyircileri Grainger’ı Sky Atlantic’in son derece başarılı olan “The Borgias” dizisinin üçüncü sezonunda, Jeremy Irons’la birlikte  başrol olan Lucrezia Borgia karakterine dönüşüyle gördü.

Grainger önce Londra Film Festivalinde gösterilen ve büyük beğeni alan “The Scouting Book for Boys” filmdeki Emily rolüyle ilgileri üzerine  topladı.
Aynı yıl Pat Holden filmi olan “Away Days”deki Mollie rolüyle görüldü. Aynı zamanda Judi Dench ve Michael Fassbender’la birlikte Charlotte Brontë’nin büyük övgü alan uyarlaması “Jane Eyre”da da oynadı.

Geniş televizyon portfolyosunun arasında BBC dram dizisi “Five Daughters”ın yanı sıra “Above Suspicion”daki Sharon Bilkin rolü bulunuyor.
Ayrıca BBC’nin üç pilotluk “Stanley Park” serisinde Dirty Debbie’yi oynadıktan sonra  “Demons” (ITV), “Merlin” (BBC), “Robin Hood” (BBC), “Any Human Heart” (Channel 4) ve “Blue Murder” (ITV) dizilerinde yer aldı.
Grainger aynı zamanda Kate Long’un romanı “Kötü Annenin Elkitabı” hikayesinin tek seferlik televizyon uyarlamasında oynadığı Charlie Cooper karakteriyle de beğeni topladı.
Bu popüler komedi drama filminde başrolü Catherine Tate ve Robert Pattinson’la paylaştı.

Grainger ilk sahne çıkışını Jonathan Pryce, Anne Reid ve Alex Lanipekun’la birlikte “Dimetos” oyunuyla yaptı.
Holliday, Athol Fugard’ın inzivaya çekilmiş bir mühendisin yeğeni için tahrip edici bir tutku beslediği 1975 hikayesinde Lydia rolünü oynadı. Grainger yakın zamanda Southwark tiyatro evinde “The Three Sisters” oyunuyla sahneye çıktı.



JOHN ORTIZ (Wallace Quirey)

New York tiyatro sahnelerinde yeteneğini geliştiren ödüllü bir aktördür.
“References to Salvador Dali Make Me Hot” isimli Broadway-Dışı yapımıyla En İyi aktör Dalında Obie ödülü aldı ve Hint filmi “Jack’in Kayık Gezisi”ndeki performansıyla Bağımsız Ruh ödülüne aday gösterildi.
Sahnede, sinema ve televizyon filmlerinde olduğu kadar rahat.

Film çalışmalarının arasında: Tom Hardy ve merhum James Gandolfini’yle birlikte oynadığı “Kirli Para”; Michael Pena’yla birlikte oynadığı Diego Luna filmi “Cesar Chavez”; Akademi Ödülü®-adaylığı kazanan film “Umut Işığım”; ve oynamadığı ama Phillip Seymour Hoffman’la birlikte yapımcılığını üstlendiği “Jack’in Kayık Gezisi” bulunuyor. Diğer çalışmalarının arasında: “Halk Düşmanları,” “Hızlı & Öfkeli 6,” “Zafer ve Gurur,” “Amerikan Gangsteri,” “Alien Predator’e Karşı 2” “Miami Vice,” “Şöhret,” “Amistad,” “Carlito’nun Yolu,” “Narc,” “Kaçış Planı,” “Riot,” “Side Streets,” “Çavuş Bilko,” “Karanlıktan Önce,” “The Opportunists” ve “The Last Marshal” filmleri bulunuyor.

Ortiz, televizyonda Greg Kinnear’la birlikte Fox’un “Rake” dizisinde yer aldı.
Amanda Peet ve Melanie Lynskey’le birlikte HBO dizisi “Togetherness”da yer aldıktan sonra Dustin Hoffman’la birlikte kablolu yayın filmi “Luck”ta yer aldı.
Ayrıca “Clubhouse,” “The Job” ve “Lush Life” dizililerinin devamlı yüzü.

Ortiz, büyük alkış alan aktör Philip Seymour Hoffman’la birlikte LAByrinth Tiyatro firmasını kurdu ve yapımcılığını üstlendikleri sahne gösterileri arasında: Yönetmenliği Hoffman tarafından yapılan “The Last Days of Judas Iscariot”, Drama Desk adaylığı alan ““Jesus Hopped The ‘A’ Train”; “Guinea Pig Solo”; ve “Jack Goes Boating” bulunuyor.
Bunların hepsi New York’taki halk tiyatrosunda sahne aldı.
En yakın zamanda Hoffman’la birlikte “Othello” gösterisinde başrolü oynadı.
Yönetmenliğini Peter Sellars’ın yaptığı bu yapımın galası Vienna’da yapıldı ve uluslararası çapta gösterime girdi.

Diğer New York tiyatro çalışmalarının arasında: Broadway Yapımı “Anna in the Tropics”; Halk Tiyatrosunda John Goodman’la birlikte “The Skin of our Teeth”; Playwrights Horizon’da “Cloud Tectonics”; ikisinin de yönetmenliği Peter Sellars tarafından yapılan ve Paris, Londra, Berlin, Edinburgh  ve diğer şehirlerde gösterime giren “The Persians” ve “Merchant of Venice” bulunuyor.
Ortiz bölgesel olarak Mark Taper Forum’da, the Goodman Tiyatrosunda,  Hartford sahnesine, Arena sahnesinde, Yale Repertuar Tiyatrosunda, Güney yakası Repertuar ve Cincinnati Tiyatro evinde gösteriler yaptı.

Sadık bir New York Yankees  ve New York Knicks taraftarı olan Ortiz, Brooklyn’de doğup büyüdü ve karısı ve çocuğuyla birlikte hâlâ orada yaşıyor.



KYLE GALLNER (Andy Fitzgerald)

Ekranlara ilk defa kült-klasik olan “Yaz Kampında Curcuna” filmiyle çıktı ve o zamandan beri çok sayıdaki performansıyla büyük beğeni toplamaya devam ediyor.

Gallner 2011’de Melissa Leo’yla birlikte oynadığı Kevin Smith filmi “Şeytanın İni”nin yanı sıra Juno Temple, Kate Bosworth ve Leslie Mann’la birlikte oynadığı “Little Birds” filmlerinden sonra The Hollywood Reporter gazetesi tarafından Sundance’in bir sonraki patlayacak yıldızlarından biri olarak gösterildi.

Yer aldığı filmlerin arasında: CW’nin hit dizisi “Veronica Mars”; Megan Fox ve Amanda Seyfried’la birlikte oynadığı “Kana Susadım”; Yapımcılığını Michael Bay’in yaptığı New Line filmi “Elm Sokağında Kabus” ve Virginia Madsen’le oynadığı Lionsgate filmi “Lanetli Ev” yer alıyor.
Diğer filmler arasında: Garret Dillahunt’la birlikte oynadığı “Just Before I Go” ve John Malkovich’le birlikte oynadığı “Gecenin Bahçeleri” yer alıyor.

Bunlara ek olarak misafir oyuncu olarak katıldığı ve tekrarlayan rolleri arasında: “Cold Case,” “The Closer,” “Criminal Minds,” F/X’in “The Shield,” “CSI: NY,” “Smallville” ve HBO’nun “Big Love” dizileri bulunuyor. Gallner’ın en yakın televizyon çalışmaları arasında AMC’nin “The Walking Dead” dizisindeki katılımı ve hit Web dizisi “Jan”da Stephen Moyer’le birlikte rolü bulunuyor.

Gallner 2014’te büyük beğeni alan “Sevgili Beyaz Irk” filminde rol aldıktan sonra Bradley Cooper ve Sienna Miller’la birlikte yönetmenliğini Clint Eastwood’un yaptığı ve yine büyük alkış toplayan “Keskin Nişancı” filminde oynadı.

Yakında yer alacağı filmler arasında: WGN’nin “Outsiders” filmi; Adam ve Aaron Nee’nin “Band of Robbers” filmi ve Anjelica Huston ile Johnny Galecki’yle birlikte oynayacağı “The Master Cleanse” filmi bulunuyor.

 Westchester, Pennsylvania yerlisi olan Gallner şu anda Los Angeles’ta yaşıyor.



JOHN MAGARO (Ervin Maske)

Film, televizyon ve tiyatro dünyalarını etkileyici çalışmalarıyla besleyen Magaro, çoktan Hollywood’un en aranan ve en başarılı genç aktörleri arasına girdi bile.

Magaro şu anda Rooney Mara ve Cate Blanchett’la birlikte oynadığı The Weinstein Company’nin “Carol” filminde izlenebilir.
1950’lerin New York’unda geçen “Carol” filmi daha iyi bir hayatın hayalini kuran ama kendisinden yaşlı ve evli bir kadına aşık olan bir süper market tezgâhtarının hikayesini konu alıyor.
Magaro burada Danny rolünde yer alıyor.
Ayrıca  Brad Pitt, Christian Bale, Steve Carell ve Ryan Gosling’le birlikte Paramount filmi “Büyük Açık”ta Charlie Geller rolünü oynuyor.

Şu anda 2016’da Netflix’te yayınlanacak olan ve yapımcısı Brad Pitt olan “Savaş Makinası” filminin çekiminde.
Magaro, En Çok satan kitaplar arasında olan “The Operators: The Wild And Terrifying Inside Story Of America’s War In Afghanistan” kitabından uyarlanan hicivli komedi filminde Cory Burger rolünde yer alıyor.

Magaro, Bella Heathcote, James Gandolfini, Jack Huston ve Christopher McDonald’la birlikte  Paramount Vantage’ın “Sen Gitmeden Önce” filminde yer aldı. Yönetmeni David Chase olan film 2012’de New York Film Festivalinde gala açılışını yaptı. Magaro buna ek olarak bu filmdeki performansı sayesinde Hollywood Spotlight Ödülü ve Hollywood Film ödülleri aldı.

Magaro’nun geçmiş film çalışmaları arasında “Boyun Eğmez,” “Özgür Sanatlar,” “Down the Shore,” “Satılık Ruh,” “The Box,” “Lise Ateşi,” “Bir Nefeste Hayat,” “İçindeki Yabancı” ve “Don’t Worry Baby” filmleri bulunuyor.

Küçük ekrana yabancı olmayan Magaro pek çok televizyon dizisinde yer aldı, bunların içinde: “Person of Interest”; “Body of Proof”; “Law & Order: SVU”; “Law & Order”; Kevin Bacon’la birlikte “Taking Chances,”; “Conviction”; ve en yakını, Netflix’in büyük beğeni alan orijinal dizisi, “Orange Is the New Black” dizileri bulunuyor.

Aynı zamanda sahne oyuncusu olan Magaro, Kimberly Rosenstock tarafından yazılan ve yönetmenliğini Sam Gold’un Roundabout Tiyatro firması için (Circle Mirror Transformation) yaptığı büyük alkış almış “Tigers Be Still” yapımında erkek başrolü oynadı.
Aynı zamanda yönetmenliğini Bob Krakower’ın yaptığı Rod McLauchlan'in Atlantic Tiyatro firması için yazdığı “Good Television” yapımında da yer aldı.



BEAU KNAPP (Mel “Gus” Gouthro)

17 Nisan’da Los Angeles’da doğdu.
Genç aktör son beş yıl içinde etkileyici filmler içinde yer aldı, bunların arasında: yönetmenliğini J.J.  Abrams’ın yaptığı “Süper 8”; Brendan Thwaites’la birlikte oynadığı, galasının Sundance’te yapıldığı ve Focus Features tarafından yayınlanan “Sinyal” filmi ve performansıyla Altın Yumurta Kısa Film Festivalinde En İyi Yardımcı Aktör dalında adaylık aldığı “Wracked” kısa filmi yer alıyor.

Diğer çalışmaları arasında: yönetmenliğini Antoine Fuqua’nın yaptığı ve Jake Gyllenhaal’la birlikte oynadığı “Son Şans”; Shane Black’ten Amazon pilot dizisi “Edge”; “Geçmişten Gelen”; “Run All Night”; “What Lola Wants”; “Weirdo”; Emile Hirsch’le birlikte oynadığı “Vincent-N-Roxxy”; “Measure of a Man”; Ang Lee’nin “Billy Lynn’s Long Halftime Walk” ve yakında çıkacak olan Ryan Gosling ve Russell Crowe’la birlikte oynadığı “The Nice Guys” filmleri yer alıyor.

Knapp, partneri Lucy ve iki çocuklarıyla birlikte Los Angeles’ta yaşıyor.

ERIC BANA (Daniel Cluff)

Amerikan seyircisiyle ilk tanışması 2001’de Sundance Film Festivalinde galaya çıkan ve Avustralya başarısından sonra ABD’de gösterime girerek büyük beğeni toplayan sinema filmi “Kasap”taki başrolüyle oldu.
Bana bu filmdeki rolüyle Avustralyalı Film Eleştirmenleri Derneği ve Avustralya Film Enstitüsü ödülleri aldı.

Bana, Ridley Scott’ın bir grup elit ABD askerini konu alan “Kara Şahin Düştü” filminde Birinci Sınıf Delta Çavuşu “Hoot” Gibson olarak Josh Hartnett, Ewan McGregor ve Tom Sizemore’la birlikte başrolü paylaşıyordu.
Bu savaş hikayesinin yapımcılığını Sony için Jerry Bruckheimer üstlendi ve film muhabir Mark Bowden’ın Mogadishu, Somali’deki 1993 ABD göreviyle ilgili en çok satanlar arasında yer alan kitabından uyarlandı.
“Kara Şahin Düştü” filminin ABD çıkışından sonra Bana, Avustralya komedisi olan ve bulduğu ‘Külçe’ sayesinde iki arkadaşıyla birlikte hayatı aniden değişen bir orta sınıf işçisinin hayatının anlatıldığı “The Nugget” filminde yer aldı.

Bana bundan kısa süre sonra yönetmenliğini Ang Lee’nin yaptığı Universal Pictures filmi “Hulk”ta Marvel Comics karakteri olan Bruce Banner rolünde yer aldı.
Ayrıca yönetmenliğini Wolfgang Peterson’ın yaptığı Warner Bros filmi “Truva”da Truva prensi Hector karakterini canlandırdı.
Homer’in İlyada destanından uyarlanan bu filmde başrolü Brad Pitt ve Orlando Bloom’la paylaşmıştı.
Ertesi yıl Steven Spielberg’in büyük beğeni toplayan ve 1972 Münih Olimpiyatlarından sonra olanları anlatan “Münih” filminde oynadı.

Bana aynı zamanda Raimond Gaita’nın en çok satanlar arasında yer alan yaşam öyküsünden uyarlanan ve Toronto Film Festivalinde galası yapılan Australya filmi “Romulus, My Father” filminde başrolü oynadı.
Ardından Warner Bros.’un “Şans Sende” filminde Drew Barrymore’la birlikte başrolü oynadı.
 “Şans Sende” filminden sonra Natalie Portman ve Scarlett Johansson’la birlikte “Boleyn Kızı” filminde Henry Tudor karakterini canlandırdı.

Bana, J.J. Abrams’ın gişe rekorları kıran filmi “Star Trek”te kötü karakter Nero’yu canlandırdı.
Ayrıca Adam Sandler, Seth Rogen ve Jonah Hill’le birlikte Judd Apatow filmi “Matrak Adamlar”; Rachel McAdams’la birlikte oynadığı Audry Niffenegger’ın en çok satan romanını konu alan “Zaman Yolcusunun Karısı” ve Saoirse Ronan ile Cate Blanchett’la birlikte oynadığı aksiyon-gerilim “Hanna” filmleri yer alıyor.

Yönetmen olarak ilk filmi olan drama-belgesel “Love The Beast” ilk ABD çıkışını 2009’da Tribeca Film Festivalinde yaptı ve oyuncuları Bana, Jay Leno, Dr. Phil ve BBC’nin “Top Gear” programından Jeremy Clarkson oldu.
Bu filmde arabasıyla 25 yıl süren ilişkisinin anlamı ve ortak bir tutku sayesinde oluşan bağlılığın önemi anlatılıyor.

Bana’nın yakın zamanda oynadığı filmler arasında: Olivia Wilde ve Charlie Hunnam’la birlikte oynadığı “Ölüme Doğru”; Rebecca Hall’la birlikte oynadığı “Kapalı Devre”;  Yapımcı Jerry Bruckheimer’den Mark Wahlberg, Taylor Kitsch ve Ben Foster’la birlikte oynadığı “Bizi Kötüden Koru” ve Ricky Gervais tarafından yazılıp yönetilen hicivli komedi “Special Correspondents” filmleri bulunuyor.

Bana karısı ve iki çocuğuyla birlikte Avustralya’da yaşıyor.



FİLM YAPIMCILARI HAKKINDA

CRAIG GILLESPIE (Yönetmen)

Keskin ve sıra dışı komedi anlayışı, sezgisel oyuncu seçimi ve gerçek bazlı performanslara ilham verme yeteneğiyle tanınmış bir insan. Gillespie sinema filmleri, reklamlar ve televizyon filmleri yönetmenliğindeki çalışmalarıyla büyük beğeni topluyor.

Gillespie’nin film yönetmenliğine girişi 2007’de Oscar® adaylığı olan utangaç Ryan Gosling’in oyuncak bebeğiyle olan romantik ilişkisi sayesinde tüm kasabanın bir araya gelişini anlatan ve büyük alkış toplayan “Gerçek Sevgili” filmiyle oldu.
Los Angeles Times gazetesinde “İnanılmaz devamlılıkta bir hayal gücü örneği” yazısıyla kutlandığı ve Wall Street Journal dergisinin “Kusursuz performansla neredeyse mükemmel bir film” dediği bu film çok sayıda Eleştirmen ödülleri ve festival ödülleri kazandı.
Bu film Gillespie’nin günlük yaşamı ilginç hale getiren absürt, garip ve çoğu zaman acayip anlarla birleştirme yeteneğine dair eşsiz becerisini keskin bir şekilde yansıtıyor.

Gillespie 2011’de 1985 kült komedi-korku klasiği “Korku Gecesi” filminin baştan çekimini yönetti.
Anton Yelchin ve Colin Farrell’ın yan komşularının bir vampir olduğunu öğrenen banliyö gençlerini canlandırdıkları bu film, hem eleştirmenlerden, hem de kült takipçilerinden büyük beğeni topladı.
Gillespie, sinema filmlerindeki çalışmalarına ek olarak reklam çalışmalarında da gücünü göstermiş durumda.
Reklam çalışmalarıyla DGA ödülü, Emmy ödülü, the CLIOs, LIAA, D&AD, One Shows, Effies, Addys ve Cannes Lions Uluslar arası Reklam festivali ödülleri gibi çok sayıda ödül elde etti.

Gillespie aynı zamanda büyük beğeni alan Showtime dizisi “The United States of Tara” için televizyon yapımcılığı ve yönetmenliği de yaptı.
Oscar ® ödüllü yazar Diablo Cody tarafından yazılan bu dizide Toni Collette Ayrıştırıcı Kimlik Bozukluğuyla işlevsiz ailesini yürütme arasındaki dengeyi bulmakta zorlanan bir banliyö ev hanımını canlandırıyor.
Gillespie, yönettiği pilot bölümü sayesinde Collette’le birlikte Emmy® ve Altın Küre® ödülleri kazandılar.

Aslen Sydney, Avustralya’lı olan Gillespie şu anda Los Angeles, Kaliforniya’da yaşıyor.


JIM WHITAKER, p.g.a. (Yapımcı)

Walt Disney Pictures’da yer alan Whitaker Entertainment şirketinin kurul başkanı.
Şirketin çalışmaları arasında: Joel Edgerton ve Jennifer Garner’ın oynadığı “Timothy Green’in Sıradışı Yaşamı”, ve yakında gösterime girecek olan Bryce Dallas Howard ve Robert Redford’un oynadığı “Pete’s Dragon” filmleri bulunuyor.

Whitaker’ın piyasadaki ilk işi John Waters’ın “Hairspray” filminde sanat servisine asistanlık etmek olmuştu.
Kariyeri Imagine Entertainment’da stajyerliğinden sonra hareketlendi ve sonunda Motion Picture Yapımcılığın başkanlığına kadar yükseldi.
“Sahtekar”, “Amerikan Gangsteri”, “Cinderella Man”, “Friday Night Lights”, “8 Mil” ve “Meraklı Maymun” filmlerinin baş yapımcılıklarını yaptı.
Whitaker, uzun metrajlı belgeselle Dünya Ticaret Merkezinin yeniden inşa edilişinin time-lapse fotoğraf birleşimiyle birlikte 11 Eylül sonrasında yas tutan beş kişinin hikayelerini kapsayan Peabody ödülü sahibi “Rebirth” filminin yönetmenliğini ve yapımcılığını da yaptı.
Bu filmin galası Sundance Film Festivalinde yapıldı ve Oscilloscope tarafından sinemalarda yayına girdi.
11 Eylül’ün 10. yıldönümünde  Showtime kanalında yayınlandı.
10 dakikalık kurulum olan “Rebirth at Ground Zero” çekimi 11 Eylül Anıtında ve Ground Zero Müzesinde gösteriliyor.

Whitaker, Georgetown üniversitesi mezunu ve USC’de Peter Stark programında mastır yapmasının yanı sıra New York’taki Pace Üniversitesinde doktorasını tamamladı.
Şu anda Aspen Enstitüsünde Henry Crown akademi üyesi.

Whitaker şu anda karısı ve iki çocuğuyla birlikte Los Angeles, Kaliforniya’da yaşıyor.

DOROTHY AUFIERO’nun, p.g.a. (Yapımcı)

Televizyon ve sinema filmi konusunda 25 yıldan fazla sürelik deneyimi var.
Yakın zamanda Paramount Pictures için büyük beğeni almış olan boksör kardeşler Dicky Eklund ve Irish Micky Ward’ın hayatlarını konu alan “Dövüşçü” filminin yapımcılığını üstlendi.

Şu anda gündemde olan projelerinin arasında: Boston maratonu bombalaması sonrasında bu suçu işleyen teröristlerin yakalanış hikayelerini konu alan Casey Sherman ve Dave Wedge’ın gerçek suç gerilimi “Boston Strong”; Casey Sherman’ın gerçek suç gerilimi olan Bobby Kennedy ve Raymond Patriarca arasındaki savaşın anlatıldığı destansı hikaye“Animal: The Bloody Rise and Fall of the Mob’s Most Feared Assassin”; ve Dennis Lehane (“Gizemli Nehir,” “Kızımı Kurtarın” ve “Zindan Adası”) tarafından kaleme alınmış orijinal gerilim “Depravity” filmleri yer alıyor.

Aufiero Scout’un kurucularından biriydi ve eski ortağı Michael Williams ve David Collins’le birlikte Doğu yakasının en başarılı yapım firmalarından birini kurarak “Queer Eye for the Straight Guy”ı yarattılar.
Aufiero aynı zamanda Brad Anderson’ın “Session 9” ve Errol Morris’in “Mr. Death: The Rise and Fall of Fred A. Lutcher, Jr.” Gibi filmlerinin de yapımcılıklarını üstlendikten sonra: David Mamet’in “Spartan” ve “Film Gibi Kasaba”; Brad Silberling’in “Talihsiz Serüvenler Dizisi”; Gus Van Sant’ın “Can Dıstum”; ve Michael Corrente’in  “Matrak Akademi” ve “Amerikan Sığırı” gibi bir seri filmin yapıcılıklarında anahtar rol oynadı.

Aufiero Amerika Yapımcılar Derneğinin ve Amerika Yönetmenler Derneğinin birer üyesi, Massachusetts Yapımcılar Koalisyonunun kurucu üyesi, uluslararası  Tiyatro Sahne Çalışanları Birliğinin ve Yerel 481 Sağlık ve İyilik Fonu yönetiminde, 2006 Film ve Video İmajında Vizyon ve Üstünlük dalında kadın ödülü sahibi, yine Vizyon ve Üstünlük dalında 2010 İmgesel Ödülü 2011 ve Pirandello Lyceum ödülü sahibi.
Aufiero aynı zamanda engelliler camiası içinde aktif bir destekleyici.



SCOTT SILVER (Senaryo Yazarı)

“Dövüşçü” filminin yardımcı yazarı. Bu senaryo Akademi Ödülü® adaylığı ve BAFTA, WGA ve Eleştirmenlerin Seçimi ödülleri kazandı. Ayrıca “8 Mil” filmini yazdı ve şu anda Legendary Pictures’da Paul Greengrass’la birlikte bir Jimi Hendrix filmi yazıyor.

PAUL TAMASY & ERIC JOHNSON (Yardımcı Senaryo Yazarları)

Kariyerleri boyunca etkileyici sayıda film ve televizyon başarısına sahipler.
2010’da yazdıkları İrlandalı Amerikan boksör Micky Ward’ın gerçek hikayesini anlatan aksiyon-drama “Dövüşçü” filmi Oscar®, BAFTA ve WGA ödüllerine aday gösterildi.
İkilinin imzalarını attıkları diğer filmler arasında: Sean Bean ve Maria Bello’nun oynadıkları “The Dark” ve aile filmleri olan “Harika Köpek” ve “Harika Köpek 2” filmleri bulunuyor.
Televizyon filmleri arasında da: Fox’un “Kindred: The Embraced,” “Contact at Goddard Springs” ve “The Wrong Man” filmleri bulunuyor.

Tamasy aynı zamanda başrollerini Jonathan Taylor Thomas ile Ellen Burstyn’in paylaştığı ve 2000’de Showtime’da yayınlanan “Walking across Egypt” filmini yazıp yapımcılığını üstlendi ve yine gerilim “The Painter” filminin yazımıyla yapımcılığını yaptı.

Yaklaşan projeleri arasında: Damien Lewis’in kitabından uyarlanan aksiyon-drama filmi “The Ministry of Ungentlemanly Warfare”; Casey Sherman ve Dave Wedge’in kitaplarından uyarlanan gerçek hikaye “Boston Strong”; GQ’nun “My Father and Me: A Spy Story” makalesinden uyarlanan “A Spy Story” ve Jake Tapper’ın en çok satanlar arasındaki romanından uyarlanan ve yönetmenliğini Sam Raimi’nin yaptığı “Yer Altında Dehşet” filmleri var.

Tamasy, UCLA Film, Tiyatro ve Televizyon programından diplomasını aldı, Amerika Yazarlar Derneği, Amerika Yönetmenler Derneği ve Senarist Aktörler Derneğinin üyesi.
Johnson da Kaliforniya, Berkeley üniversitesinden gazetecilik diploması sahibi.

CASEY SHERMAN (Yazar)

Yazdığı sekiz kitabın içinde: büyük bir sinema filmi için uyarlama aşamasında olan “Boston Strong”; “Search for the Strangler” ve “Animal” bulunuyor.
CNN ve Fox News kanallarının sık sık misafiri olmasının yanı sıra Esquire için katkıda bulunuyor ve çok rağbette olan bir konuşmacı.



MICHAEL J. TOUGIAS (Yazar)

Yazarlığını ve yardımcı yazarlığını yaptığı 24 kitap içersinde:  “A Storm Too Soon”; “The Rescue of the Bounty; Overboard!”; “Fatal Forecast”; “So Close To Home” ve “Ten Hours Until Dawn” kitapları bulunuyor.
Ülke çapındaki gruplara kitaplarıyla ilgili dersler ve şirketlere ilham konuşmaları yapan çok rağbette olan bir konuşmacı.
Şu anda Massachusetts’de yaşıyor.
www.michaeltougias.com

DOUG MERRIFIELD (Baş Yapımcı)

Eğlence piyasasındaki kariyerine 2. sıra televizyon işlerinde uzmanlaşan kendi şirketiyle başladı.
Ardından sinema filmi yapımcılığına geçti ve “Özgür Willy,” “Özgür Willy 2” ve “Flipper” filmlerinin çekimlerini yaptı.
“Özgür Willy 3,” “Ocean Men: Extreme Dive” ve Oscar®-adaylığı olan “Dolphins” filmlerinin yardımcı yapımcılığını üstlendi.

Baş yapımcılık çalışmalarının arasında: “Ultimate X: The Movie,” “Hannah Montana & Miley Cyrus: Best of Both Worlds Concert,” “Jonas Brothers: 3 Boyutlu Konser Deneyimi,” “Justin Bieber: Never Say Never,” “Metallica through the Never” and “One Direction: This Is Us” eserleri bulunuyor.

Merrifield, yapımcılık çalışmalarının yanı sıra gişe rekorları kıran “Karayip Korsanları” filminin üçünde de,  “Büyük Hazine”, “Dalgaların Peşinde”, ve  “47 Ronin” filmlerinde yapım sorumlusu görevi yaptı.

Merrifield, Amerika Yönetmenler Derneği, Amerika Yapımcılar Derneği ve Televizyon Sanatları ve Bilimi Akademisi üyesi.

JAVIER AGUIRRESAROBE, ASC (Görüntü Yönetmeni)

1948 yılında İspanya’nın Eibar, Guipuzcoa vilayetinde dünyaya geldi. Ağabeyinin profesyonel bir fotoğrafçı olması sebebiyle fotoğrafa büyük ilgi duymaya başladı.
Aguirresarobe 16 yaşında Eibar’dan ayrılarak Optik Bilimi ve gazetecilik okuduğu Madrid’de yaşamaya başladı.
Dört yıl sonra prestijli Madrid Film okuluna kabul edildi.
Dört yıl sonra görüntü yönetmeni olarak mezun oldu ama o dönemin politik ve ekonomik değişimleri fırsatlarını kısıtlıyordu.
Ancak yedi yıl sonra ilk filmi olan Fernando Colomo’dan “¿Qué hace una chica como tu en un sitio como éste?” filmini çekebildi. Aguirresarobe bu filmden sonra 60’dan fazla film için görüntü yönetmenliği yaptı.

ABD dışındaki filmlerinin arasında: yönetmenliği Pilar Miró tarafından yapılan “Beltenebros” (1992) ki bu filmle altı Goyas (İspanyol Film Akademi Ödülü) ve Berlin Festivalinde Gümüş Ayı ödülleri kazandı; yönetmenliğini Victor Erice’in yaptığı ve Cannes Film Festivalinde En İyi film dalında Jüri ödülü alan “The Quince Tree Sun”; Yabancı Dilde En iyi Film dalında Oscar®a aday gösterilen  ve Amerikan Cinematographer  dergisi tarafından 1970’den beri En İyi 50 Film arasında yer aldığı söylenen “Secrets of the Heart” (1997) filmleri bulunuyor.

Aguirresarobe, çeşitli filmleriyle kısa zamanda İspanya dışından ilgi çekmeye başladı ve bu filmler arasında: yönetmenlikleri Alejandro Amenabar tarafından yapılan “Diğerleri” ve “İçimdeki Deniz”; yönetmenliğini Pedro Almodovar’ın yaptığı “Konuş Onunla”; yönetmenliğini Milos Forman’ın yaptığı “Goya’nın Hayaletleri”  ve yönetmenliğini Woody Allen’nın yaptığı “Barselona, Barselona” filmleri yer alıyor.
Aguirresarobe 2006’da İspanya’nın film endüstrisinde en yüksek ödülü olan Ulusal film ödülü aldı.
2007’de Sinema Sanatı ve Bilimi Akademisine katılması için davet aldı ve 2012’de de Amerika Görüntü Yönetmenleri Derneğine davet edildi.

ABD’de çekilen filmlerinin arasında: Cormac Mc Carthy’ın Pulitzer ödüllü romanıdan uyarlanan “Yol”; yönetmenliğini Chris Weitz’ın yaptığı “Alacakaranlık: Yeni Ay” ve yönetmenliğini David Slade’in yaptığı “Alacakaranlık: Tutulma”; yönetmenliğini Chris Weitz’ın yaptığı “Daha İyi Bir Hayat”; yönetmenliğini Craig Gillespie’nin yaptığı “Korku Gecesi”; yönetmenliğini Nick Stoller’ın yaptığı “Uzatmalı Nişanlım”; yönetmenliğini Jonathan Levine’in yaptığı “Sıcak Kalpler”; yönetmenliğini Seth Gordon’un yaptığı “Kimlik Hırsızı” ; yönetmenliğini Woody Allen’ın yaptığı “Mavi Yasemin” ve Cate Blanchett buradaki rolüyle En İyi Aktrist dalında Akademi Ödülü® aldı; yönetmenliğini Gil Kenan’ın yaptığı “Poltergeist: Kötü Ruh”; yönetmenliğini Rob Letterman’ın yaptığı “Goosebumps” filmleri yer alıyor.

Gelecek projelerinin arasında Terry George’dan “The Promise” filmi bulunuyor.


MICHAEL CORENBLITH (Yapım Tasarımcısı)

Yakın zamanda yönetmen John Lee Hancock için “The Founder”ı tasarladı  ve bu da film yapımcısıyla (diğer filmleri “Mr. Banks”, En İyi Görüntü dalında Oscar® adaylığı olan  “Kör Nokta” ve 2004’te Teksas bağımsızlık savaşının destansı anlatımı olan “The Alamo”) dördüncü işbirliği oldu.
Corenblith ayrıca yakın zamanda Disney komedisi olan ve yönetmenliğini Miguel Arteta’nın yaptığı “Alexander ve Felaket, Korkunç, Berbat, Çok Kötü bir Gün” üzerinde çalıştı.

Corenblith “Mr. Banks” filmindeki çalışmasıyla Sanat Yönetmenleri Derneğinden Yapım Tasarımı dalında dördüncü Üstünlük adaylığını kazandı ve 1906 Avustralya ve 1961 Hollywood için canlı tasvirleri karşılığında San Diego ve Phoenix eleştirmen dernekleri tarafından ödüle aday gösterildi.

Corenblith, Hancock’la devam eden işbirliğinin yanı sıra, Ron Howard’la uzun süreli işbirliğinden de keyif alıyor ve birlikte “Apollo 13,” “Kaçış Planı,” “EDtv,” “How the Grinch Stole Christmas” ve “Frost/Nixon” gibi filmler üzerinde çalıştılar.
Howard’la çalıştığı süre içersinde “How the Grinch Stole Christmas” filminde yarattığı etkileyici Dr. Seuss’ Whoville karakteriyle ve destansı bir uzay macerası olan “Apollo 13” filminde yarattığı akıbeti kötü olan 1970 Apollo ay fırlatışıyla iki Akademi ödülü® adaylığı kazandı.

Corenblith, Oscar® adaylıklarının yanı sıra “Apollo 13” için İngiliz Akademi Ödülü (BAFTA) ve “How the Grinch Stole Christmas” ile “Frost/Nixon” filmleri için de Sinema Derneği ve Televizyon Sanat yönetmenlerinden Yapım Tasarımında Üstünlük dalında adaylıklar elde etti.

Corenblith ayrıca Jay Roach’la birlikte “Salaklar Sofrası” ile başlayan çalışmalarını yakın zamanda politika temalı projeleri “The Campaign” filmine ve HBO’nun büyük beğeni alan ve 2012’de En İyi Drama Filmi/Mini dizisi ve yıldız Julianne Moore için En İyi Aktrist ödülü dahil olmak üzere 5 Emmy® ödülü kazandıran “Game Change” filmiyle sürdürdü.
Televizyon filmlerindeki başarısı sayesinde Sanat yönetmenleri Derneğinden üçüncü adaylığını aldı.
Roach’la yakın zamanda tekrar bir araya gelmesiyle de yıldızlarının Jack Black ve Tim Robbins olduğu HBO komedi pilotu “The Brink”i çekti.

Austin’deki Teksas Üniversitesinden mezun olan Corenblith, UCLA’da tasarım okudu ve sanat yönetmenliğine geçmeden önce eğlence piyasasına televizyon için ışık tasarımı yaparak başladı ve 1983’te 55. Akademi Ödülleri ® gösterisindeki çalışmasıyla Emmy ® ödülü kazandı.

Sinema filmi çalışmalarına Paul Mazursky’nin 1984 komedisi “Down and Out in Beverly Hills” filmindeki set tasarımıyla başladı ve “Prince Jack” filmindeki yapım tasarımı işine yükselmeden önce set tasarımı veya sanat yönetmeni olarak çalışmalarını “Kedi Kız,” “Hırsız,” “Red Heat” ve “Zor Ölüm 2” filmleriyle sürdürdü.

Ardından yakın zamanda çekilen  ilham verici drama “Bir Yunusun Hikayesi”, “Çılgın Denizaltı,” “Hayal Dünyası,” “Sakin Ol,” “O dedi Bu dedi” ve iki Disney filmi olan “Koca Bebek Joe”nun tekrar çekimi ve yol komedisi “Çılgın Motorcular” filmlerinde tasarıma devam etti. Ayrıca Showtime’ın imza serisi “Dexter” dahil olmak üzere çok sayıda televizyon dizisi tasarladı.

Corenblith 2015’te çıkışında ve uzun dönemde etkili dizilerin başarının sürdürülmesinde önemli bir rol oynadığı Orijinal ACL ekibinin bir parçası olarak Austin City Limits Hall of Fame’e dahil edildi.


LOUISE FROGLEY (Kostüm Tasarımcısı)

Yakın zamanda, Gary Ross “The Free State of Jones”; Angelina Jolie “Boyun Eğmez”; George Clooney “Hazine Avcıları”; Shane Black “Iron Man 3”; Robert Zemeckis “Uçuş”; Clooney “Zirveye Giden Yol” için kostümler tasarladı.

Frogley, Steven Soderbergh’la filmlerinden beş tanesinde birlikte çalıştı, bu filmler: “Salgın,” “Ocean’s Thirteen,” “İyi Alman,” “Trafik” ve “Denizci,” filmleriydi.
“Ocean’s Thirteen” ve “Trafik” için Filmde Üstün Kostüm Tasarımı dalında adaylık elde etti.

Frogley’nin 2006’daki “İyi Geceler İyi Şanslar” filminde Clooney için kostüm tasarımı ona Kostüm Tasarımcıları Derneğinden Dönem Filminde Üstün kostüm tasarımı dalında adaylık kazandırdı.
Ayrıca Clooney’nin yönetmenliğini üstlenerek içinde yer aldığı romantik komedisi “Leatherheads” için de kostüm tasarladı.

Stephen Gaghan’ın “Syriana” filmindeki çalışması sayesinde Üstün Çağdaş Film dalında Guild adaylığı kazandı.
Daha önce Gaghan’la sinema filmi yönetmeni çıkışını yaptığı  “Abandon” filminde birlikte çalışmıştı.

Frogley yakın zamanda Robert Redford’ın drama filmi “Suikast”; Julie Anne Robinson’ın “Son Şarkı”; Grant Heslov’un sinema filmi çıkışı olan ve George Clooney’nin oynadığı “Özel Kuvvetler”; James Bond filmi olan yönetmenliğini Marc Forster’ın yaptığı ve başrolü Daniel Craig’in oynadığı “Quantum of Solace” için kostümler tasarladı.

Kostümleri aynı zamanda Kate Hudson, Gena Rowlands ve John Hurt’ün oynadığı  romantik gerilim “İskelet Anahtar”da ve çizgi roman Hellblazer’dan uyarlanan ve baş rollerini Keanu Reeves ile Rachel Weisz’ın paylaştığı korku-fantezi “Constantine” filmlerinde görebilirsiniz.

Frogley’nin ilk film çalışması Hugh Hudson'ın Akademi Ödülü® kazanan filmi “Ateş Arabaları” filminde kostüm tasarım asistanı olarak başladı.
Sinemaya ilk girişinden bu yana 20 sinema filmi için kostüm tasarladı. Bu filmlerin arasında: romantik gerilim “Casus Oyunu” ve yönetmenliğini Merhum Tony Scott’ın yaptığı “Gazap Ateşi”; “Stigmata”; “Kaçakların Peşinde”; Ron Shelton’ın “Boğa Durham”; Neil Jordan’ın “Mona Lisa” filmleri yer alıyor.

 Britanya’da doğan Frogley çocukluğunu İngiltere’deki okuluyla Kenya’daki ailesi arasında mekik dokuyarak geçirdi.
Son 20 yıldır Los Angeles’ta yaşıyor.


TATIANA S. RIEGEL (Editör)

Yönetmen Craig Gillespie’yle birlikte çalıştığı beşinci proje.
Daha önceki çalışmaları arasında: büyük beğeni toplayan ve Ryan Gosling’in oynadığı “Gerçek Sevgili”; Jon Hamm’in oynadığı “Yetenek Avcısı”;  Colin Farrell ile Toni Colette’in oynadıkları “Korku Gecesi” filmleri yer alıyor.

Diğer sinema filmi çalışmaları hem stüdyo hem de bağımsız yapımlar konusunda çeşitli janralar arasında değişim gösteriyor. Yönetmenliğini Jason Bateman’ın yaptığı “Kötü Kelimeler” filmine ek olarak Riegel’ın yakın zamandaki çalışmaları arasında: yönetmenliğini Nat Faxon ve Jim Rash’in yaptığı “Geri dönüş Yolu”; “Glee:  The 3D Concert Movie”; yönetmenliğini Grant Heslov’un yaptığı “Özel Kuvvetler”; Wim Wenders’ın “Sırlar Oteli” filmleri yer alıyor.
Ayrıca Paul Thomas Anderson'ın “Kan Dökülecek” filminde ilave editördü ve Gregg Araki’nin “İkisini de Sevdim” filminde yardımcı editörlük yaptı.

Riegel’ın televizyon çalışmaları arasında: “The United States of Tara”; “House”; “Amerikan Rüyası”;  yönetmenliğini Diane Keaton’ın yaptığı “Pasadena” filmleri yer alıyor.
Riegel, yönetmenliğini Scott Z. Burns’ün yaptığı HBO filmi “Pu-239”daki çalışmasıyla ACE Eddie Ödülü aldı.
Kariyerine bir Hint filmi olan “River’s Edge” filminde çırak editör olarak başladı.
Quentin Tarantino’nun “Ucuz Roman” ve “Dört Oda” filmlerinde birinci asistan editör olurken, “Jackie Brown” filminde de yardımcı editörlük yaptı.

CARTER BURWELL (Besteci)

En yakın çalışmaları arasında: “Yüce Caesar!,”; “Carol”;  “Anomalisa”; “Mr. Holmes ve Müthiş Sırrı”; “Wikileaks: Beşinci Kuvvet”;  “Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti - Bölüm 1  ve Bölüm 2” filmleri yer alıyor.

Burwell 1977’de Harvard kolejinden mezun oldu.
Oradayken Mary Beams ve George Griffin’le birlikte animasyon okudu, Ivan Tcherepnin’le birlikte elektronik müzik çalıştı ve MIT Medya Laboratuarında (İsmi sonradan Mimari Makine Grubu olarak değişti) bağımsız çalışmalarını sürdürdü.
Mezun olduktan sonra Harvard Elektronik Müzik Stüdyosunda öğretmen asistanı oldu.

1979’da animasyon filmi olan “Help, I’m Being Crushed to Death by a Black Rectangle” filmiyle Jacksonville Film Festivalinde birincilik kazandı ve Ottawa uluslar arası Animasyon Festivalinde de ikinci oldu.
Carter, 1979’dan 1981’e kadar Long Island’daki Cold Spring Harbor Laboratuarında bilgisayar baş bilim insanı olarak çalıştı ve oradayken imaj işleme, laboratuar otomasyonu ve protein analizi programları yazdı.

1982’den 1987’e kadar bilgisayar modelcisi ve animatör olarak başladığı New York Teknoloji Enstitüsünde dijital ses araştırma yöneticisi oldu.
Bu süre içinde pek çok bilgisayar animasyonu televizyon reklamında ve filminde çalıştı, sonunda Japon animesi Lensman için modeller ve animasyonlar yapmaya başladı.

Carter 1980’lerde müzikte yan kariyerine devam etti ve New York şehrinde içinde The Same, Thick Pigeon ve Radiante gruplarının bulunduğu pek çok grupla birlikte çaldı.
Ayrıca dans (Galası 1984’de Avignon Festivalinde yapılan RAB), tiyatro (1989’da Naked Angels’da gösterime giren “The Myth Project”) ve filmler (“Sapık 3” ve “Raising Arizona”) için müzikler yazdı.

O zamandan beri çok sayıda sinema filmi için çalışma yaptı.
Bunların arasında: “Miller Kavşağı”; “Barton Fink”; “Bir Şirket Komedisi”; “Rob Roy”; “Fargo”; “Komplo Teorisi”; “İspanyol Mahkum”; “Gods and Monsters”; “Üç Kral”; “John Malkovich Olmak”; “Karanlıktan Önce”;  “Tersyüz”; “Şeytan Duymadan Önce”; “Aramızda Casus Var”; “Arkadaşım Canavar”; “Alacakaranlık”; İki Kadın, Bir Erkek”; “İz Peşinde”;  “Yedi Psikopat,” filmleri yer alıyor ve bunların yanı sıra dans bestelemeyi ve öğretmeyi (“The Return of Lot’s Wife”), tiyatroyu (“Cara Lucia,” “Theater of the New Ear”) ve diğer işlerini de sürdürüyor.



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...