3.03.2016

The Danish Girl / Danimarkalı Kız



Danimarkalı Kız, Oscar ödüllü Eddie Redmayne (Her Şeyin Teorisi) ile Alicia Vikander (Ex Machina) tarafından canlandırılan, sırasıyla Lili Elbe ile Gerda Wagner’ın hayatlarından ilham alan dikkat çekici bir aşk hikayesi.
Yönetmen, Oscar ödüllü Tom Hooper (The King’s Speech, Les Misérables).

1926’da Kopenhag’da, ressam Einar Wegener, Gerda Wegener ile evlidir ve manzara resimlerinden dolayı saygı duyulmaktadır.
Gerda da ressamdır. Daha az ünlüdür ama önemli vatandaşların portrelerini yapar.
Onlarınki güçlü ve sevgi dolu bir evliliktir, ama kişisel ve profesyonel görünüşler ikisini de sarsmıştır.

Bir gün bir portrenin teslim tarihinde Gerda’nın tabloyu bitirmek için kocasından bir elbise giyerek modellik yapmasını istemesiyle her şey değişmeye başlar.
Dönüştürücü bir deneyimdir.
Einar, kısa süre içinde Lili’nin gerçek kimliğinin bir ifadesi olduğunu fark eder.
Hayatını bir kadın olarak yaşamaya başlar.
Gerda beklenmedik bir şekilde yeni bir ilhamı, yenilenmiş bir yaratıcı mayasının olduğunu anlar.
Ama çift kısa sürede toplumun onaylamamasına karşı yenilenirler.

Ülkelerinden ayrılarak Paris’e giderler. Orada Gerda’nın kariyeri gelişmeye devam eder.
Gerda'nın transgender bir kadın yolculuğunda Lili de destek olmaya devam eder.
İkisi de gerçekte oldukları kişi gibi olmak konusunda cesareti birbirinden bulur.

Bir Working Title/Pretty Pictures yapımı, ReVision Pictures ve Senator Global Productions. Bir Tom Hooper filmi. Eddie Redmayne, Alicia Vikander. Ben Whishaw, Sebastian Koch, Amber Heard, and Matthias Schoenaerts. Kasting Nina Gold. Müzik Alexandre Desplat. Saç ve Makyaj Tasarımı Jan Sewell. Kostüm Tasarımı Paco Delgado. Editör, Melanie Ann Oliver, ACE. Yapım Tasarımcı Eve Stewart. Görüntü Yönetmeni Danny Cohen, BSC. Ortak Yapımcılar Jane Robertson, Ben Howarth, Nina Gold. Sorumlu Yapımcılars, Linda Reisman, Ulf Israel, Kathy Morgan, Liza Chasin. David Ebershoff’un kitabına dayanmaktadır. Senaryo Lucinda Coxon. Yapımcılar Gail Mutrux, Anne Harrison, Tim Bevan, Eric Fellner, Tom Hooper. Yönetmen Tom Hooper.


Danimarkalı Kız’dan Söz Ederken Bilinmesi Gereken Terimler

Cisgender (“cis”) – Cisgender kişi, cinsel kimliği (bir erkek ya da kadın olarak kendilerinin içsel algısı) doğuştan gelen cinsiyetle uyuşan kişidir. “Cis” Latince “aynı tarafta” anlamına gelen bir ön ektir. Bu yüzden “trans-“ ekinin zıt anlamlısıdır. Transgender olmayan kişileri tarif eden daha iyi anlaşılan sözcük “transgender olmayan kişiler” dir.

Transgender (“trans”) – Transgender kişi, cinsel kimliği (bir erkek ya da kadın olarak kendilerinin içsel algısı) doğuştaki cinsiyetinden farklı olan kişidir. Transgender bir sıfattır, isim değildir. Bu yüzden “Scott, transgender bir erkek” ifadesi doğrudur ve “Scott transgenderdir” ifadesi yanlıştır. Çoğul olarak “trangender insanlar “doğru, “transgenderler” yanlıştır.

Dönüşüm – Dönüşüm, tek adımlık bir prosedür değildir. Uzun bir zaman diliminde yaşanan karmaşık bir süreçtir. Dönüşüm, trans insanların bedenlerini ve cinsiyet ifadelerini içsel cinsel kimlikleriyle aynı hizaya getirmek için üstlendikleri bir süreçtir. Aşağıdaki kişisel, tıbbi ve yasal adımların bazılarını veya hepsini içerir; kişinin ailesine, arkadaşlarına ve iş arkadaşlarına söylemek, farklı isimler kullanmak, farklı giyinerek, yasal dokümanlarda kişinin adını ve/veya cinsiyetini değiştirmek, hormon tedavisi ve muhtemelen (her zaman olmasa da) bir ya da daha çok operasyon. Dönüşümdeki adımlar kişiye göre değişir.

Cinsiyet Onaylama Ameliyatı- Yeniden cinsiyet belirleme ameliyatı için güncel bir terim, bazı trans insanların tıbbi dönüşüm sürecinde geçirdiği bir adım. Bu terminoloji, eski “cinsiyet değiştirme” ifadesine tercih edilir.

LGBTQ – Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transgender, Queer/Questioning topluluk.



Danimarkalı Kız’da gösterildiği gibi, Lili Elbe, cinsel kimliği kadın olmasına rağmen erkek cinsiyeti ile doğmuştu.
Kendisi, modern terminolojiyi kullanarak transgender bir kadın olarak tanımlanabilir.
Buna uygun olarak Lili’yi tarif etmek için erkek adılları da kullanılmaz. Bu nedenle Lili’nin dönüşümünden önceki tüm referanslar sınırlıdır; “Lili dönüşümünden önce Einar Wegener olarak yaşamıştır.”
Lili’ye erkek olarak hitap etmek hatalı, trans erkek olarak hitap etmek yanlış olacaktır. Çünkü Lili’nin kimliği kadın olarak belirlenmiştir.

Eddie Redmayne: Bu bir orijinallik, kimlik ve cesaret hikayesi. Ama özünde bir aşk hikayesi. Kendini bulmak için, kendin olmak için gereken cesaret hakkında.

Tom Hooper: Bana göre Danimarkalı Kız, The King’s Speech’in de barındırdığı, kendimizle kendimizin en iyi versiyonları arasında yatan engeller ve o engelleri nasıl aşmamız gerektiği temalarını paylaşıyor.
Film, Lili Elbe’nin, dünyada cinsiyet onaylama operasyonunu ilk geçirenlerinden biri olan olağanüstü hikayesini ve Lili’nin yolculuğuna birlikte çıkan iki kişinin güçlü aşk hikayesini  anlatıyor. Bir evliliğin derin dönüşümünü etkileyici bir şekilde resmediyor.

Eddie Redmayne: Hayatın engelleri ve bir çift olarak engellerin nasıl aşıldığını konu alıyor.

Alicia Vikander: Danimarkalı Kız’daki iki kişi neredeyse ruh eşleri.

Danimarkalı Kız, David Ebershoff’un ilk romanıydı.
İlk kez 2000 yılında basılan kitap, birçok ödülün yanı sıra Transgender Kurgu  dalında Lambda Edebiyat Ödülü’nü kazandı.
Yaklaşık 20 dile çevrildi.
Yapımcılar Gail Mutrux ve Anne Harrison ile sorumlu yapımcı  Linda Reisman on yıldan uzun süredir film üzerinde çalışıyorlar.
Gail Mutrux, film için kitabın ilk sözleşmesini 2000’de yapmış ve film versiyonunu geliştirmeye başlamış.
2003 yılında Linda Reisman’ı getirmiş. 2005’de Anne Harrison projeye katılmış.
Senaryo uyarlamasını yazması içinde kısa bir süre sonra Lucinda Coxon göreve getirilmiş.

Lucinda Coxon: Gail ve Anne bana kitabı gönderdiler. Okuduğumda Lili’nin dikkat çeken hikayesinin tarihin dalgaları arasında kaybolmuş olduğunu fark ettim. Onunki olağanüstü önemli bir anmış ve ben hiç duymamışım. Romanı okuduktan sonra hikayeyi biraz daha araştırdım. Beni özellikle etkileyen şey bunun bir evlilik hikayesi, cesaret ve hayal gücüne sahip iki ressamın arasındaki aşk hikayesi olmasıydı. Sanırım bana çekici gelen de son derece özel bir şeyin aracılığıyla evrensel bir hikaye anlatmak oldu.
Örneğin Gerda ve Lili –erkek olarak yaşadığı dönemde- Kopenhag’dan ayrılıp Paris’e gitme kararı aldıklarında bu sadece daha liberal bir toplum arayışı nedeniyle olmamış. Büyüdüğünde evinden daha geniş bir dünyaya gittiği için olmuş.
Onları sadece birbirini seven bir çift olarak değil, aynı zamanda her zaman birlikte yaratan bir çift ressam olarak düşündüm. Bu ikisi sürekli birbirini özgür bırakma arayışındaymış ve bu arayış, bir evlilik ne kadar değişimi barındırabilir sorusuna dönüşmüş.

Alicia Vikander: Senaryo, bazen nasıl doğru şeyleri söylemediğimizi gösterme konusunda dürüst.

Eddie Redmayne: Zorlayıcı, güzel bir eserdi.

Lucinda Coxon: Uyarlama yazıyorsanız, öncelikle malzemeyi sevmeniz gerekir. Ama sonra sahipliği ele almanız gerekir. Orijinal hikayeye yaklaşmak için David’in kitabından uzaklaştığım zamanlar oldu. Ama kitabının özünün kesinlikle var olduğunu düşünüyorum. David’in kitabında karakterler geliştirilmiş ve müthiş bir şekilde hayat verilmişti. Bu benim için bir armağandı.
Zor olan bunun muazzam kollara açılan iki kişi arasındaki özel bir hikaye olmasıydı. Birlikte hayatları, izole olmadıkları zamana kadar çok kapalıymış.


Paco Delgado: Ressamlar arasında tamamen yeni yönlerin açıldığı özel bir hikaye. Senaryoyu okumak benim için öyleydi. Lili birbiri ardına cesur kararlar verirken sürekli iki bakış açısına da yönlendiriliyorsunuz.

Ben Whishaw: Bir senaryoyu okurken içgüdüsel, duygusal bir reaksiyona geçiyorum. Bu senaryoyu bir oturuşta, nefesimi tutarak okudum. Düşününce ana akım sinemada çok ender değinilen bir konu hakkında olduğunu fark ettim. Ama temalar evrenseldir. Bir ilişki ve kendisine özgü olmaya çalışan biri hakkında.
Hikayeyi çok güçlü ve etkileyici buldum. Çifte bireylerden biri “Değişmem gerekiyor” diyor ve çift bunu görüşüyor. Lucinda’nın senaryosu nezaket, umut ve hassasiyet taşıyor. Ama aynı zamanda nasıl parkta bir yürüyüş gibi olmadığını içeriyor.

Amber Heard: Lucinda zorlayıcı bir hikayeyi zarif bir şekilde ele almış. Benzersiz bir hikayeyi şiddetli bir şekilde insancıl olduğu hissedilecek şekilde anlatmak gibi zor bir görevi ustaca ele almış. Beni gerçekten kalbimden yakaladı. Bir karakterle ya da diğeriyle ilişki kurmuyorsunuz. Hepsiyle bağ kuruyorsunuz.

Lucinda Coxon: Lili ve Gerda’yla birlikte kişisel bir keşif yolculuğuna çıktım. Umarım izleyiciler de öyle yapar. Çoğu zaman sadece yakalamaya çalışıyordum.

Eve Stewart: Konunun ele alınış biçiminin sevecenliği ve bu çiftin sanatını ve dünyalarının nasıl etkilendiğinin resmetmenin ne kadar ilginç olacağı karşısında çok etkilendim.

Kasting yönetmeni Nina Gold, Lucinda Coxon’un senaryosunu kendisine tavsiye ettiğinde yönetmen Tom Hooper senaryoyu okumuş ve projeye dahil olmuş.



Tom Hooper: Nina şöyle dedi, Çok güzel, yapılmamış bir senaryo biliyorum.”
Senaryoyu okur okumaz çok sevdim. 2008’de The King’s Speech filmine hazırlanıyordum. Okuduğum en güzel senaryoydu. Okurken üç defa ağladım ki duygusal biri değilimdir. O günden itibaren filmi yapmayı istedim.

Alicia Vikander: Tom’un anlattığı hikayelerde hassas bir duygusal zeka vardır. Bu yüzden bu aşk hikayesini işleyecek biri varsa o da Tom’du.

Lucinda Coxon: Film, daha önce yapılmadığı için bir anlamda şanslıydık. Tom inanılmaz cesur bir yönetmen. İnsanların bağ kurabileceği bir film yapmak istedi. Bir yazar olarak her zaman senaryon için mücadele verirsin. Ama bu yetenekli arkadaşlarla çalışırken içgüdülerinin güçlü ve doğru olduğunu gördüm. Bu filmimizin insanlara ulaşma anı.

Paco Delgado: Bugün kültürü bir insanın yolculuğunu kabul etmeye hazır olmadığı ülkeler var. Bu film, muhteşem birine ve aynı zamanda günümüzde bu yolculuğa çıkan cesur insanlara saygılar sunuyor.

Amber Heard: Lili’nin neleri tehlikeye attığını düşünün. Şimdi bile ABD'de bir insan LGBTQ olduğu için iki düzine eyaletten kovulabilir. Lili kendi için, birey için bir kahramandı. Yeni bir şeyi seçmişti. Bugün bunu çok daha fazla insan yapıyor. Ama bugün bile onların için çok fazla risk olması üzücü ve dehşet verici.

Eddie Redmayne: Lili’den neredeyse 100 yıl sonra bile insan hakları hareketinin ne kadar az geliştiği çok şaşırtıcı.


Alicia Vikander: Bu hikayeyi, insanların bu hareketin bir parçası olabildiği bir zamanda anlattığımız için gurur duyuyorum.

Eddie Redmayne: Yapılacak çok fazla iş var.

Eddie Redmayne, filmin Working Title Films’in yapımcılar Tim Brevan ve Eric Fellner’la yapılması konusunda “yeşil ışık” almasından bile önce Lili’yi canlandırmaya kendini adamış.

Tom Hooper: Senaryoyu ilk okuyuşumda rol için Eddie’yi düşündüm. Gail Mutrux’a “Filmi yapmak istediğim kişi bu.” dedim. Ama ona senaryoyu 2012’de Working Title’la Les Misérables filminin yapımı sırasında verdim.

Eddie Redmayne: Les Misérables’ın çekimlerindeydim. Tom “Bir şeyi okumanı istiyorum.” dedi. Sonra bana senaryoyu verdi. Hakkında hiçbir şey bilmeden oturup okumaya başladım. Çok etkilenmiştim. Aklımı başımdan almıştı. İnanılmaz tutkulu buldum ve derinden hissediliyordu. Tom’a bu hikayenin anlatımında yer almak istediğimi söyledim.

Tom Hooper: Fırsatımız olursa filmi benimle yapmaya söz verdi.

Eddie Redmayne: Film beni korkutmuş muydu? Evet, ama ben her şeyden korkarım! Ama bir karaktere ya da hikayeye hak ettiğini verme korkusunun motive edici olduğunu fark etmeye başladım. Beni ileri itiyor ve daha çok çalışmamı sağlıyor.

Lili Elbe, cesur bir kadındı. Karmaşık, renkli ve enerji doluydu. Kendimi onun dünyasına kaptırabilmeyi ve kendi içinde yaşadıkları konusunda bir fikir edinebilmeyi umut ettim. Oyuncu olmanın heyecanı, her karakterle kendini aşmaktır.



Lucinda Coxon: Eddie, rolü kabul ettiğinde çok mutlu ve rahatlamıştı. Bu dönüştürücü bir roldü. Zeka, hassasiyet ve yetenekle yaklaşılması gerekiyordu. İyi olacağımızı ve Eddie’nin karakteri koruyacağını ve şaşırtıcı bir Lili olacağını hemen anlamıştım. Eddie çok titiz ve disiplinli. Hikayeyle ve trans hayatlarla ilgili kendi araştırmasını yaptı.

Eddie Redmayne: Benim için en önemlisi, trans toplumundan insanlarla tanışmak, hayatlarını, güçlü yanlarını ve gerçeklerini dinlemekti. Lili, cinsiyet onaylama operasyonunu neredeyse 100 yıl önce geçirmiş ve şimdi dönenler ondan çok daha fazla bilgiye sahip olacaktı.  Bu nedenle topluluğun daha yaşlı insanlarını dinlemek 40-50 yıl önceki trans deneyimini öğrenmek olacaktı.

Konuştuğum trans kadınların çoğu, dönmeden önce toplum içinde yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarını kendilerine adanan cinsiyetle yaşamak için nasıl yöntemler yarattıklarını anlattılar. Buna bir yapı oluşturmak da dahilmiş.

Her trans hikayesi benzersiz ve kişiye özel. Tek bir trans tecrübesi yok. Ama konuştuğum, trans olan herkes, kendilerine atanan cinsiyetin kendi kimliklerinden farklı olduğunu gençliklerinden itibaren bildiklerini söyledi.

Tom Hooper: Eddie ve ben Jan Morris’in olağanüstü, güzel bir şekilde yazılmış otobiyografisi Conundrum’dan çok ilham aldık.

Eddie Redmayne: Tom ve ben hazırlık süresinde senaryonun üzerinden çok detaylı bir şekilde geçtik. David Ebershoff’un kitabından çok bilgi edindim ve kendi içime bakmak –içimde ne bulacağımı görmek için- ve tercihlerimi yapmak için her şeyi bir araya getirdim.



Lucinda Coxon: Eddie, süreç boyunca (diyalekt koçu) Julia Wilson-Dickson ile The Theory of Everything‘de de kendisiyle birlikte çalışan (hareket koreografı) Alex Reynolds’dan büyük destek aldı.

Eddie Redmayne: Alex’in muhteşem bir yetenek algısı var ve benim neye iyi, neye kötü tepki vereceğimi biliyor. Alex’le birlikte çalışma süreci benim bazı yanlarımı özgür kıldı. Hareket dışsal olsa da, Lili’nin hikayesine olabildiğince gerçekçi bir şekilde erişeceğim bir yerde olmak için kendimi özgür bırakmak aynı zamanda içseldi.
Fiziksellik, bir karakterde her zaman yakalamak istediğim bir şey çünkü kim olduğumuzun büyük bölümünü oluşturur. Lili’nin Einar olarak yaşadığı zamanda bile gerçek cinsiyetiyle ilişkili anları göstermek istedim. Uyuma şeklinde miydi? Ona baktım.

Tom Hooper: Gerçek kimliğini gizleme fikrini oluşturan beden dilindeki o küçük vurgulara da ihtiyacımız vardı. Konuşmaların çoğu Lili’nin nasıl bir kadın olduğu hakkında, o başında Einar olarak yaşıyor. Ama inşa edilmekte olan yeni bir kimlikten çok, gerçek benliğini bulma süreci olması gerekiyordu.
Eddie’nin beden dilinde Alex’le çalışması, karakterin duygusal yanının açılmasına yardımcı oldu.

Eddie Redmayne: [Makyaj ve saç tasarımcı] Jan Sewell ‘le de The Theory of Everything filminde birlikte çalışmıştık. Jan’in çalışması çok hassas ve farklıdır. Çekimlere başlamadan neredeyse bir yıl önce birlikte Lili’nin fiziksel görüşlerini araştırmaya başladık.

Jan Sewell: Araştırma büyüleyiciydi. Çünkü Lili’nin dönüşümü olarak çok sayıda küçük değişiklik yapabilirsiniz. Gerçekten Lili olmasından önce biraz daha kaba olan yanları olması gerekiyordu. Kadınsılık katmak için küçük makyajlarla başladık. Kirpiklerine rimel sürmek gibi. Küçük tutamlar ekleyerek saçının biraz düşmesine izin verdik. Kimsenin görmediği ama fark yaratan ince noktalara Eddie’yle birlikte karar veriyorduk.
Eve Stewart, çalışmasına erken başladı. Ben ve Paco Delgado, referans aldığı tüm kitaplara baktık. Tasarım ekibinin yapması gereken de buydu, büyük bir işbirliği oluşturmak.



Eve Stewart: Paco ve ben birlikte çok güldük. Danimarka’nın ışığının bizim renklerimizle ve dokularımızla nasıl uyuşacağını görmek için Danimarka’daki gerçek mekanları görmek için Paco’yu erken almak çok keyifliydi.

Tom Hooper: Danimarkalı Kız’da Eve bana katılabildiği için çok şanslıydım. Bu birlikte beşinci projemiz. Editör Melanie Ann Oliver’la birlikte altıncı projemizde olan ilişkim gibi bu sadık iş ilişkilerinin güzel yanı giderek derinleşen bir sohbete benzemeleridir. Daha çok birlikte çalıştıkça, daha cesur oluyorsunuz. Bir cümleyi söylemeye kendinizi adamadığınız sürece genellikle bir şey söylemediğinizi fark ediyorsunuz.

Michael Standish: Eve’le ilk olarak 1998’de Topsy-Turvy’de birlikte çalıştım. Bir şeye odaklandığı anda iyi görünmesi gerekir. Nereye hangi objenin geleceğini tam olarak biliriz.
Araştırma çok önemli. Sadece her set için görsel referansların olduğu resimsel araştırma değil de insanlarla konuşmak, bir dönemde olanların duygusunu almak önemlidir. Eve, operasyon sahneleri için şu anda Dresden’de olan, orijinal kadınlar hastanesinin kalıntıları üzerine inşa edilmiş olan kliniğe gitti. Dresden’de (University Trechnology), Tıp Tarihi Enstitisü’ndeki arşivci dönemin tüm fotoğraflarını çıkardı. Böylece Dr. Warnekros’un gerçekten operasyonlarını yaptığı sahneyi birebir kopyalayabildik.

Eve Stewart: Kadınlar hastanesi için renk paleti soğuktu. Neredeyse göksel beyazdı.

Michael Standish: Her şeyi konuştuk: Duygu nedir? Düzey nedir? Renkler neler? Baştan sona izlenecek renk değerlerini seçtik. Böylece bağlayıcı bir uyum var.



Jan Sewell: Her makyaj tasarımcı, senaryoyu ayrıştırır ve süreklilik getirir. Ben filmdeki her karakter için çok detaylı bir çalışma yaparım. Çok fazla fotoğraf çekeriz ve sonunda filmin fotografik bir versiyonu oluşur.
Sette, ben makyajını yaparken Eddie, elinde o rehber kitapla nerede olduğunun ve neler yaptığının üstünden geçer. Onun da kendi işaretler koyduğu kendi senaryosu olur.
Eddie, tutkulu, hazırlıklı ve nettir. Bu yönünü çok severim. Her şeyi test eder, ona her şeyi sunmanızı ister. Yaratıcı biri olarak benim bakış açımla çok keyifli biridir, çünkü her şeyi içine alır.
Kendi karısının ruj sürmesini gözlemler ve üzerinde çalışır. Benim başkalarına makyaj yapışımı izler. Bir gün onunla birlikte oturuyordum ve benim oturuş şeklimi filme almaya karar verdi ve aldı!

Paco Delgado: Eddie, işi konusunda çok ciddidir. Tüm departmanlarla yakın çalışır. Bunu  karakter için yapar, kendisi için değil. Hepimizin çabaladığı şeye ulaşmamıza yardım eder.

Alicia Vikander: Eddie’nin Lili’ye hakkını vermeye çalışması, filmde çalışan diğer herkese geçti.

Jan Sewell: Tam olarak başardığını düşünmüyorsun, yoksa biraz daha fazlasını yapabilirdin tarzında bir gerilim var.

Eddie Redmayne: Oyunculuk, asla elde edemeyeceğini bilerek mükemmele ulaşmaya çalışmaktır.

Tom Hooper: Eddie’nin endişesi, onu inanılmaz düzeyde insaflı olmaya ve çok çalışmaya iter. Kameranın çalıştığı anda endişeyi tamamen aşması onu büyük oyuncu yapan özelliklerinden biridir.

Eddie Redmayne: Lili Elbe’yi canlandırmak ve hikayesini anlatmak fırsatı verilecek kadar şanslıysanız, kendinizi tümüyle vermeniz gerekir. Bu büyük bir ayrıcalık ve büyük bir sorumluluk.



Lucinda Coxon: Eddie’nin üç bölümü oynamaya hazır olması gerekiyordu; birincide daha çok Lili’nin dönüşünden önceki halini oynuyor, üçüncü bölümde ise Lili oluyor. Aradaki bölümü ise müthiş bir yetenekle sundu.

Alicia Vikander: Eddie, Lili’nin dönüşümünden önce kendini ifade edemeyişini büyük bir hassasiyetle işaret etti. Zincire bağlı olma duygusuydu.

Eddie Redmayne: Fizikselliği düşününce Lili’nin Einar iken yaşadığı ve bir de kendini keşfettiğinde yaşadığı, etrafındaki duvarları yıkan fiziksellik vardı.

Paco Delgado: Sonunda gerçek bir kadın görmek istedik. Yapay bir kadın değil. Çok az makyaj istedik. Karikatürden kaçınmak için şekillerle, renklerle ve saçla deneyler yaptık. Lili’nin de en iyiyi, kadınlığı neyin zenginleştirdiğini bulmak için kendiyle deneyler yapması gerekti. Başta aşırı kadınsılık vardı. Daha güvenli olduktan sonra kendini doğallığa daha rahat bıraktı. Balo sahnesi abiye elbiseyle ilk çaba gibiydi. Ama yavaş yavaş daha çok ona ait oldu. Kıyafetler ve saç için de bunu düşündük.

Eddie Redmayne: Aşırı kadınsılığı, bazı trans kadınların tarif ettiğini duymuştum. İlk dönüşüm sırasında kendinize gerçek cinsiyetinizin giysileriyle yaşamaya olanak sunuyorsunuz. Bazı insanlar onu ergenliğe geçiş gibi, kendini belki çok fazla makyaj yaparak veya fazla kırpık bir peruk takarak ifade etmek olarak tarif eder. Kendi kimliğini bulmak zorundasın. Bu konuda Jan’le çok konuştum.

Lucinda Coxon: Lili’nin güzel bir kadın olarak ortaya çıkması gerekmiyordu. Aslında Eddie, Lili olarak güzel görünüyor. Ama Eddie’nin kafasında olana ulaşması gerekiyordu. Zekayı, mizahı ve hassasiyeti buldu ve en güzeli, yeni bir kimliğe bürünmenin, bazı yönlerden tekrar ergen olmanın zorluklarını ifade ediş biçimiydi.



Eddie Redmayne: Gerda, kendisine kadın kıyafetleri giyme fırsatını sunduğunda Lili için bir ışık beliriyor. Balo salonuna gittiklerinde bir arkadaşın tanımıyla karışmanın ve aynı zamanda özellikle Henrik’le tanıştığında oyun oynamanın heyecanı yer alıyor.

Alicia Vikander: Lili ve Gerda, deneyimin heyecanına bir ekip olarak giriyorlar. Ama sonra Lili, Henrik’le özel anlar yaşarken, Gerda biraz dışarıda bırakılmış hissediyor.

Ben Whishaw: Lili için sadece özgürleştirici bir durum değil, aynı zamanda Henrik için de özgürleştirici. İkisi arasında bir sevecenlik var. Çünkü ikisi de kimliklerini ve nasıl hissettiklerini açıkça ifade edemiyorlar. O dönemde LGBTQ mensuplarının etkileşime girmek için dolaylı yollar bulmaları, belki şifreli konuşmaları gerekiyordu.

Eddie Redmayne: Bazı trans kadınlar bana karışma veya “geçme” ihtiyacı duymamaktan söz ettiler. Ama bizim hikaye anlatımımız için Lili’nin bunlara ihtiyaç duyduğu anlar vardı. Baloya gitmesi de ilerlemesinin bir parçası.

Ben Whishaw: Hikayede daha sonra Henrik ve Lili’nin farklı şeyler istediği oldukça açık görülüyor.
Bu sorunları şimdi anlıyoruz. Ama modern algıları odak noktası haline getirmemek ve o döneme uygun bırakma yaklaşımımız vardı.

Eddie Redmayne: Filmin sonunda Lili balodaki kızıl peruğunu takmıyor. Kendi saçını kullanıyor ve makyaj da azaltılmış ve kendi haliyle rahatlığı daha açık görülüyor.
Elbette ben cisgenderim. Trans değilim. Sete ilk kez Lili olarak geldiğimde bakışları, ikinci bakışları ve yargıyı hissettim. Güvenli bir ortamdaydım ama nasıl hissedilmesi gerektiğinin çok küçük bir algısını, trans ve cinsiyetine uymayan insanlara dikkatli bakışları yakaladım.
Bu tecrübeye son derece cahil bir şekilde başladım. Cinsiyetin ve cinsellikle ilgili olmadığını fark etmedim. Cinsiyetteki ve cinsellikteki akışkanlık düşüncesini gerçekten anlamadım. Süreçteki her gün, her şey bir eğitimdi.
Tanıştığım insanlar ve benimle paylaştıkları tecrübeleri beni değiştirdi. Bunun için çok minnettarım.



Amber Heard: Eddie soyundu ama aynı zamanda birçok katmanı üstüne aldı. Prova sürecinden itibaren dokuyu, bütün fiziksel detayların saflığını ve farklarını izlemek nefes kesiciydi. Kadınsılığın duygusal köşelerini anlamak için çok çaba sarf etti.

Ben Whishaw: Eddie, samimiyetle ve çok çalışarak Lili’yi olabildiğince barındırdı. Nasıl hareket edeceğini, nasıl duracağını düşünüyordu. Eddie’yle çalışırken performansın çok derinden geldiğini hissediyordum.

Alicia Vikander: Eddie’yle oynadığım sahnelerde Lili’yi tanırken kendimi kaybedebilirdim, çünkü çok gerçekti. Eddie’yle çalışmak bir keyifti, çünkü bir sonraki çekimin nereye gideceğini hiç bilmiyordum. Dinleyip tepki veriyordum ki bir ekip çalışması olsun.

Paco Delgado: Film aynı zamanda başka birinin olmasını istediği kişi olması hikayesi. Alicia Vikander bize Gerda’nın açıklığını ve Lili’yi cesaretlendirmesini gösteriyor. O da bilinmeyene gidiyor. Gerda aşkı tekrar bulabiliyor ama hayatının aşkını kaybediyor.

Eve Stewart: Hayatının aşkını tüm yolculuk boyunca destekledi, gerçek aşkı ve sadakat gösterdi.

Tom Hooper: Filmimiz çok ender görülen koşulsuz sevgiyi, cömertliği ve tutkuyu inceliyor. Çekim sırasında Gerda’nın tutku standardı bizim rehber prensibimiz oldu ve Lucinda’nın senaryosunda çok güzel bir şekilde temsil edildi.

Alicia Vikander: Gerda, ilişkilerinin değişebileceğini, her şeyden çok sevdiği birinin gitmesine izin vermek zorunda kalabileceğini fark etti. Gerda’nın Lili’yi dönüşmeye itmesi çok güzel.

Amber Heard: Gerçekten, Gerda’nın yaptığı şey gerçek aşkı sergilemek. Alicia çok yetenekli. Onunla çalışmayı çok sevdim.



Eddie Redmayne: Alicia, çok büyük bir yetenek ve olağanüstü bir insanı büyük bir  canlılık ve enerjiyle canlandırıyor.

Tom Hooper: Alicia’nın kocaman bir kalbi var ve Danimarkalı Kız’a çok şey katıyor. Umarım bunu yakalarım.

Eddie Redmayne: Seçmelerini hiç unutmayacağım. Birlikte bir sahneyi okuduk ve Tom’a döndüğümde ağlıyordu. “Başardık!” dedim. Çekimler başlamadan yedi sekiz ay önce Alicia, Tom ve ben karakterlerle ilgili, Man Into Woman ve Danimarkalı Kız hakkında uzun sohbetler yaptık.
İnsanlar Alicia’nın genelde dans geçmişinden, duruşunu ve dengesini konuşurlar. Ama aynı zamanda duygulara, insanı şaşırtan çok saf bir yerden dokunma yeteneğine de sahiptir.

Tom Hooper: Alicia’nın dans eğitimi, gücü ve disiplini taşıma yeteneğine katkıda bulunuyor.

Jan Sewell: Gerda, senaryoda çok iyiydi. Ama Alicia, kendi karakterini yarattı. Asıl Gerda oldukça iri bir kadındı. Alicia ise öyle değil. Ama çok güçlü bir karakter olarak resmedilmiş ve Alicia da kesinlikle öyle.

Alicia Vikander: Gerda, Lili’ye onun için fedakarlık yapacak kadar değer veriyor ve bu onun için bir fedakarlık değil. Çünkü aşkı çok açık.

Tom Hooper: Gerda, sevginin gücü, değişimin mümkün olmasına yardım ediyor.



Yapım, Şubat 2015’de başlamış.
Ekip, çiftin Paris’teki dairesi de dahil olmak üzere iç mekanların yeniden yaratıldığı İngiltere’de Elstree Film Stüdyoları’nda bulunuyormuş. Ama mekan çekimleri, ekibi ve oyuncuları İngiltere’nin içine ve civarlarına ve Kopenhag ile Brüksel’e götürmüş.

Tom Hooper: Kopenhag’da dünya sınıfı bir ekip tarafından desteklendik. İstediğimiz ve ihtiyacımız olan her şeyi sağlayan muhteşem bir ekip ve yapıydı. Olağanüstü bir şehir ve çok iyi korunmuş. İlk günden itibaren çalışmaya başladık ve Londra’da çalıştığımız hızda, aynı kaliteye ulaşarak çekim yapabildik.

Eddie Redmayne: Danimarkalı ekipten çok şey öğrendik. Orada çekim yapabildiğimiz için çok heyecanlıydım. Lili’nin akrabalarıyla tanışabildim. Kopenhag’a hayranım. Güzellik ve durgunluğa sahip ve çok özel bir ışık yakalıyorsunuz.

Jan Sewell: [Görüntü Yönetmeni] Danny Cohen, filmi çok güzel görüntüledi. Lili için doğru ışığı ve açıları buldu.

Tom Hooper: Kopenhag’da Lili’nin Einar olarak yaşarken nereden geldiğini anlamamı sağlayan belli bir sadelik vardı.
En hoş sürpriz, yardımcı oyuncular, figüranlardı. Kopenhag keşfedilmeyi bekleyen oyuncularla dolu. Hepsi Charlottenborg Sarayı’nda çekilen balo sahnesi için çok güzel bir performans sergiledi.

Jan Sewell: Figüranlara çok güzel görüntüler verebildik ve oldukça önemli figüran rollerimiz vardı.

Tom Hooper: Filmde Transgender figüranlar ve transgender oyuncuların oynadığı roller vardı.



Kopenhag’ın merkezinin dokunulmamış olması inanılmaz. Çekim yapacak birçok güzel yer var. Benim favorim, 1920’lerin ihtişamını teknelerle, balıkçı kadınlarla ve gazeteden yapılmış şapkalarla yeniden yarattığımız ana limandı.
Danimarka Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’ni de sevdim. Ana kanal Nyhavn’ın yanında yer alıyor. Çiftin gerçekten eğitim aldığı ve tanıştıkları yer olan güzel sanatlar okulunda çekim yapmak heyecanlıydı.

Michael Standish: [Ressam] Susannah Brough, filmde yüzlercesinin yer aldığı resimleri denetlemek gibi büyük bir görevi vardı. Resimleri yaratmak, özellikle karmaşıktı. Çok dolambaçlı bir nehri takip etmek gibiydi. Çünkü biz yapmaya başlayıncaya dek kimse nihai halinin ne olacağını bilmiyordu. Asıl ressamlarla yoğun bir duygusal bağ hissettik.

Eve Stewart: Eddie’nin kendi sanat anlayışı da bonus oldu. O da Alicia da gerçekten resim yapabilmek için çok çalıştılar.

Alicia Vikander: Hiçbir zaman resim yapamadım. Sanatçılar beni kanatlarının altına aldılar. Kara kalem çalışmaları verdiler. Korkuyordum ama keyif almaya başladım. Film yapmanın en güzel yanı da normalde hiç yapmayacağınız şeyleri yapmaya çalışmaktır.

Michael Standish: Susannah, renkleri geliştirdi ve doğru olmaları için çok tecrübeli ressamlar geldi. Uyarlama yapmak zorunda kaldık. Tom Hooper’ın istediği gibi olması için filmin açılışındaki kahraman resmi değiştirdik. Her şey bir araya geldiğinde bir resim galerisinde dolaşıyordunuz ve tüyleriniz ürperiyordu.

Paco Delgado: Tom’la bir film yaptığınızda size karakterlerden ne istediğini söyler. Ama “Kırmızı giyinmesini istiyorum. Bir etek ve bir bluz…” demek yerine fikirlerle gelir.



Amber Heard: Onunla ilk tanıştığımda belirli bir sahne hakkında konuştuk. Verdiği her not, karakterin kafasının içindekiler hakkındaydı.

Ben Whishaw: Sahneler bir anda gelişiyor. Genellikle sette değişiyor. Tom’un detaylara gösterdiği özen karşısında şaşırmadım ve mutlu oldum.

Paco Delgado: Tom’la entelektüel bir sürece giriyorsunuz. Ne tür bir insan canlandırılıyor, neden ve nasıl gibi. Bu da sizi daha iyi şeyler yapmaya ve daha çok çalışmaya zorluyor.

Eddie Redmayne: Tom’un çalışma tarzının sert bir yanı vardır. Tüm seçenekleri araştırır ama yine de özgürlüğe izin verir. Tamamen içgüdülere güvenir.

Jan Sewell: Tom çok görsel biri ve her şeyi kameraya çekilmeden görmek ister. Olması gereken de budur. Onun karşına bir oyuncu koyamazsam o zaman fotoğrafları çeker gösteririm.

Eddie Redmayne: Filmde iyi bir oyuncu olmak için en rahat halinizde olmanız gerekir. Çünkü kameralar her şeyi görür. Yine de film yapım süreciyle ilgili her şeyi gerginleştirici bulurum. Bu yüzden en iyi işimi sergilemem için işi bozma, bir şeyleri deneme ve başarısız olma özgürlüğünü hissetmem gerekir. Tom, bana bu özgürlüğü kesinlikle veriyor. Ayrıca çok keskin bir gözü vardır. Yaptığınız her şey görünür ve sonra ya sorgulanır ya da yüreklendirilir.

Amber Heard: Tom her şeyi görür; “Bunu kasten mi yaptın?”

Ben Whishaw: “O replikte ne oluyor? Anlamıyorum.” Ve siz de fark edersiniz. “Ben de anlamıyorum”. Yönetmenler bunu çok sık yapmaz çünkü birçok şey düşünüyorlardır. Ama Tom bunları yapabilir.


Alicia Vikander: Tom, film yapımının bütün yönlerinin farkındadır. Ama aynı zamanda duygusal zekaya da sahiptir.
Eddie ve ben bir şeyleri doğru yere koymak için çabalarken sıkışırız. Tom öyle iyi bir yönetmendir ki odaya girer ve size sahnenin akışını değiştireceğini bildiği bir not verir. Bu o kadar çok oldu ki ondan gelen o tek küçük not ihtiyacımız olan anahtardı. Resmin tamamını ve ihtiyacımız olanı görür.

Amber Heard: Sizi elinizden gelenin en iyisini yapmanız için zorlayan mükemmeliyetçi biridir. Mükemmeliyetçi biriyle çalışmayı yeğlerim. Yönetmenliğin teknik yönlerinde de son derece başarılıdır. Ama insan hikayelerini anlatmakta o kadar yeteneklidir ki karakteri gözünden hiç kaçırmaz. Böyle biriyle çalışabilme fırsatı çok nadir bulunur ve bu fırsatı yakaladığınızda onları yüz üstü bırakmak istemezsiniz.

Kitapta, Ulla opera sanatçısıydı. Ama senaryoda ünlü bir balerindi. Ben balerin olmayan bir dansçı oyuncuyum. Bu yüzden günde altı saat bale eğitimi çok zor oldu. Georgina Connolly müthiş bir balerin. Beni sakarlıktan en azından biraz idare edebilen birine dönüştürdü. Karakterimle o fiziki bağı yakalamak çok güzeldi ve altı saat dans ettikten sonra iyi uyuyorsunuz!

Lucinda, Ulla’yı Caz döneminin başlangıcını temsil edebilen biri olarak çok iyi yazmış. Ulla, canlı, efsanevi, eğlenceli, sevecen ve enerjik biri. Her zaman eğleniyor ve kalbiyle yol alıyor. Onu okurken onu sevmek çok kolaydı. Umarım insanlar ekranda onunla tanıştıklarında da bunu hissederler.

Lili ve Gerda’ya neden yakın olduğunu, onların onu neden sevdiğini görebiliyorsunuz. Lili’yi hiç yargılamıyor. İkisi için de sevgi dolu ve kabullenici.



Alicia Vikander: Hikayenin en sevdiğim yanlarından biriydi. Çift olarak kültürel bir merkeze aitler ve Ulla’yla çok yakınlar.

Eddie Redmayne: Amber, cesur karaktere çok güzel bir enerji katıyor. Onunla çok ilginç sohbetlerim oldu.

Amber Heard: Ulla, kendisini biraz farklı kıyafetlerle ve üstündeki takılarla sunuyor. Beklenen kurallardan ve sınırları zorlamadan uzaklaşan, ortaya yeni çıkan Avrupa Bohem kültürünün bir parçası. Kadınlar için değişim sadece gardıropta değildi – beli indir, eteği kaldır gibi. Kadınların kendileriyle ilgili beklentileri ve tavırları da değişiyordu. Kadınlar toplumun tutumlarını da üstlerine aldılar.

Paco Delgado’yla, Ulla’nın zamanının ilerisinde olmasını ama yine de hikayede doğal olmasını sağladım. Ünlü biri bu yüzden birçok şeye erişimi vardı ve istediğini yapıyordu. Bir noktada Paco, rengi kontrol etmek için boynuma bir eşarp doladı ve benim kıyafetim olarak kaldı.

Alicia Vikander: Gerda, çok seksi biri değil ama çok kadınsı. Yaptığı işe uygun kıyafetler giymesini seviyorum. Çok süslü ayakkabıları olmasına önem verdiğini düşünmüyorum.

Paco’ya karakterim hakkındaki duygularımla ilgili söylediğim her şeyi Gerda’nın dış görünümünün bir parçası olarak kostümlerime koydu. Bu bir oyuncu için en iyi ve en yardımcı araçlardan biridir.

Jan Sewell: Paco’nun renkleri çok şaşırtıcıdır. 1920’lerin kadınları daha çok özgürlüğe sahipti.  Alicia’nın karakteri Gerda’nın başlangıçtaki halinde yer alan Edward dönemi görünümü daha azdır. Sonra Gerda saçını kestiğinde Alicia’yı daha kısa bir perukla görüyoruz. Hikayede biraz daha ünlü yüceltiliyor.


Tom Hooper: Gerda, resimlerinin yanı sıra Fransız moda dergileri için illüstrasyonlar da yapmış. Fotoğraflar zamanının ilerisinde olduğunu gösteriyor ve bence Paco’da bunu onurlandırdı.

Alicia Vikander: Gerda Paris’e gittiğinde deneyimler yaşıyor, insanları kendilerini ifade etmeleri için cesaretlendiren ve teslim alan bir şehirde. Kıyafetler bir anlamda resimlerini yansıtmaya başlıyor.

Eddie Redmayne: Savaşların arasında eğlence, keşif ve aciliyet gelmiş. O kadar çok ölüm gördüğünüzde ve hayatın kısalığı vurgulandığında dünyada sadece tek bir şansınız olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Bu hayatı nasıl yaşayacaksınız? Gizli ve saklı mı yaşayacaksınız yoksa özgün bir hayat mı yaşayacaksınız? Sanatçılar genelde değişimin, tecrübenin ve özgürlüğün ön planında yer alırlar.

Paco Delgado: Filmin başında Danimarka’da daha bastırılmış bir toplumda yer alan bir çiftler. Bu durum, daha Edward tarzı şekillerle yansıtılıyor. Paris’e gittiklerinde renkler ve değişim var.

Michael Standish: Renk paleti Paris için daha dolu ve coşkun oluyor. Özellikle de Gerda’nın Lili tablolarının başarısıyla birlikte. Beslendikten sonra açan bir çiçek gibi.

Eve Stewart: Paris’te pasteller ve sıcak renkler var. Ayrıca çiftin gittiği Paris’in daha kadınsı olması gerektiğini hissettim. İlham almak için Paris Art Nouveau mimarisine baktım.

Eddie Redmayne: Art Nouveau mimarisi kadınsıysa belki bu savaşa bir tepkiydi? Paris, 19. yüzyılın sonundan beri değişiyor. Cinsiyet sorgulanıyordu.

Paco Delgado: Lili’nin kişisel keşfi, daha liberal bir topluma giderek yansıtılıyor. Kopenhag’daki toplum, Bohem yönü de olsa onun için olanak sunmuyor. Bu bizim için yönlendirici bir estetikti.


Michael Standish: Danimarka sahnelerinde renk paleti saf ve minimal. Özellikle de iç mekanlarda. Lili, Einar olarak yaşarken biraz daha karanlık bir alanda çalışıyor.

Alicia Vikander: Yoğun duyguları kapalı kapılar ardında yaşayan iki kişiler. Bu yüzden biraz klostrofobik. Eddie ve ben stüdyoda çok dar bir alanda, ilişkimizin derinlerine doğru ilerliyorduk.

Paco Delgado: Tom, Lili’nin erkek olarak yaşadığı dönemde kendine güvenen biri olmasını istedi. Bu yüzden Lili’nin Einar olarak bir odaya girdiği ilk görüntüsü sert yakalı, ağır bir takım elbiseyle kısıtlanmış bir adam oluyor.

Eddie Redmayne: Dönemin kostümü buydu. Son derece kolalı yakalar ve ciddi takım elbiseler. Bana göre bu, Lili’nin bu sertliği yaratmasının bir yoluydu.

Paco Delgado: O elbise neredeyse bir zırh olarak kullanıldı. Dünyaya karşı bir koruma ama aynı zamanda duyguları da hapsediyor.

Lili, her zaman bir şeyin olduğunu bildiğini söylüyor. Özellikle de çocukluğunda. Ama bu bastırılmış. Sanırım bir savunma mekanizması gibi.

Lucinda Coxon: Benim için giriş yollarından biri resimlerdi. Einar olarak resim yaparken kontrollüler ve eserleri bazen ürpertici.

Tom Hooper: Konudaki çeşitliliğin azlığı ve sanatın kasveti sürekli devam eden tekrar gizlenmenin, bir şeyi kilit altına almanın bir süreciydi.

Alicia Vikander: Gerda’nın sanatından farklı bir şekilde çok kesinler. Ama başında, Gerda portre yaptığı dönemde o kadar farklı değillerdi.

Eve Stewart: Kopenhag sahneleri için Lili’nin dönüşümünden önce kullandığı renklere ve Vilhelm Hammershøi adlı Danimarkalı ressamın eserlerine baktım.

Tom Hooper: Hammershøi’nin renk paleti çok belirli bir mavi ve gri tonu. Onun dünyasına bir kez girdiğinizde ne kadar zengin olduğu çok şaşırtıcı. Kısıtlanmanın içinde güzellik buluyorsunuz.


Eve Stewart: Bunlar güzel ve bir şekilde yalnız. Danimarka sanatında nesnelerin etrafında çok fazla alan var.

Tom Hooper: O döneme ait büyük bir sanat var ve filmin ilk bölümünün tonunu bulmama yardım etti.

Alicia Vikander: Çift, sanat okulunda tanışmış ve ikisi de ressam. Ama başta sanat dünyasındaki yerini bulmak için mücadele veriliyor. Bir kadının asla erkekler kadar iyi bir ressam olmayacağına dair geleneksel, eski bir düşünce vardı. Lili’de öznesi ve bir anlamda sanat tanrıçası olarak Gerda’ya ilham veriliyor, ifade sesini buluyor ve her zaman olabileceğini düşündüğü ressam oluyor. Resimler, karakterlerimizin hayatlarının farklı bölümlerinde bulunduğu duruma referans oluyor.

Eddie Redmayne: Lili’nin dönüşümünden önceki eserlerine bakarsanız resimleri düzenli ve eski tarzdır ve Gerda’nın çalışmalarından daha başarılıdırlar. Gerda’nın resimleri daha havai, dolu ve canlıdır. Lili’nin resimlerini çok özenli bir şekilde yapar, sanki kendini henüz bırakma cesareti yokmuş gibidir.

Alicia Vikander: Kendini sevebileceğini, kendin olabileceğini hissetmek bir keşif olmalı ve uzun zamandır baskı altında tuttuğunuz bir yanınızın olduğunu fark etmeniz çok zor bir şey olmalı.

Lucinda Coxon: Onlarınki gerçek bir ortaklıktı. Birbirinin kariyerlerine destek veren iki ressam. Gerda, birçok yönden zamanının ilerisindeydi ve gelecek kadın nesilleri için bir rol modeldi.

Gerda’yla ilişkide her zaman bir özgürlük ve yoğunluk vardı. Bir anlamda cinsellik barındırması gerekmeyecek şekilde tutkuluydu.

Lili, 20 yıl önce doğmuş olsaydı dönüşebileceğinden şüphe ediyorum. O dönemde Almanya’da cinsiyet ve cinsellik konularında yapılan araştırma bunu mümkün kılmış. Ayrıca cerrahi yeteneklerin ilerleyişi açısından da olağanüstü bir dönemdi. 2. Dünya Savaşı’yla tıp ilerlemek zorunda kalmış ve ameliyat türleri de gelişmişti. Lili’den sonra, Dresden’deki doktorlarda çok fazla ilerleme görülmüştü.

Lili’nin otobiyografisi olduğu düşünülen Man Into Woman adlı bir kitap var. Ama ben birden çok kişiye ait olan ve bazı yönlerden kurgu olan bir eser olduğunu düşünüyorum.


Eddie Redmayne: Man Into Women’daki belirli noktalara gönderme yapabilen muhteşem tarihçilere ulaştık. Bu kitap, Lili’nin kendi yazılarını bir araya getirmiş. Ama isimler ve tarihler değiştirilmiş. Lili’nin sesinin ne kadarının gerçekten Lili olduğunu ve ne kadarının editörün sorumluluğu olduğunu bilmiyorsunuz.

Lucinda Coxon: Ama kadın olduğu konusunda çok netti. Bu ifade özgürlüğünün çok ötesine geçmiş, bu öncülüktü.

Lili, Einar olarak Gerda için modellik yaparken, giyinmesi bir tür rahatlık ve ait olma duygusu getiriyor. Bir değişimin başlangıcı ama bunun dalgalı bir ekran anı olmasını istemedim. Onun yerine ilişkilerinden yarattıkları bir alanı dolduruyor ve kontrollerinden çıkana dek onu yönetebiliyorlar. İkisi de neden başta bunu bastırmaya kalkıyorlar? Çünkü 1920’lerde “transgender” diye ya da başka bir terim yok. Lili bu doğanın başka herhangi bir yere yansıdığını görmüyor.

Alicia Vikander: Gerda, herhangi bir referans noktası olmayan bir çift olarak Lili’yle bir şey yaşıyordu.

Eddie Redmayne: Onlardan önce bildikleri kimse yoktu.

Paco Delgado: Kıyafetler cinsiyete atanıyor. İlk gördüğünüz bu oluyor ve bizi tanımlamayı amaçlıyor. Naylon çorapların bütün amacı çok kadınsı olmaları. Erkeklerin o kadar hassas bir kıyafetle temas etmemeleri ve erkek kıyafetlerinin zarar görebilecekleri için kaba malzemelerden yapıldığı klişelerinin olduğu bir dönem. Bence Gerda ayakkabıları, kıyafeti ve çorapları getirdiğinde Lili’nin zihninde bir düğmeye basılıyor.

Alicia Vikander: O modellik sahnesinde ilk farkındalık gerçekleşiyor. İkisi de Lili’yi ilk kez görebiliyorlar.



Lucinda Coxon: Lili kendisi olamadan önce, Einar olarak kendisinin ve Gerda’nın birlikte yer aldıkları efsanevi yaratımın aşılması gerekmiş. Gerda’nın resimlerine bakarsanız Lili, aşırı idealize edilmiş bir kadındır ve gerçek bir kişinin erişmesi zordur. Sonradan, geleceğe bırakacakları miras konusunu düşünmeleri gerektiğini fark ediyorlar.

Balo sahnesini yazmak beni hep endişelendirdi. Lili, başkaları onu farklı şekilde tanıyor olsa bile Lili olarak bir ortama giriyor. Başında çift arasında daha çok bir yaramazlık gibi. Ama sonra gerçek bir felaket duygusu geliyor. İkisinin beklentisinden öteye gidiyor.

Ben Whishaw: Benim karakterim Henrik burada devreye giriyor. Ama beni aynı zamanda ne düşündüğümün tam olarak bilmemeniz de ilgimi çekmişti. Çekimle ilgili hem Henrik hem de Lili için bir belirsizlik var.

Alicia Vikander: Gerda, birlikte neye doğru gittiklerini ertesi sabah Lili’yle yaptığı sohbette fark ediyor.

Lucinda Coxon: Lili gibi gerçeğe bağlı hikayeler, asla sadece kahramanlık veya trajedi olmaz. Biz de hikayenin tamamını anlatmak istedik. Bu yüzden Gerda’nın ve Lili’nin başına gelenleri gösterdik. Danimarkalı Kız, kesinlikle bir kahramanlık hikayesi ama bu insanlar zamanlarının ötesindeler ve bu da gerçekleşen veya gerçekleşmeyen tıbbi ilerlemeyle yansıtılıyor. Trajedi, hikayeye biri kandırıldığı için girmiyor.

Alicia Vikander: Gerda, Lili’nin başaramayacağını biliyor. Ama aynı zamanda her şeyden çok sevdiği insanın duygusal olarak en kötü ve en karanlık sarmallardan geçtiğini ve çok fazla endişe ve acı yaşadığını ve bir şeyler yapılması gerektiğini de fark ediyor.



Lucinda Coxon: Dr. Warnekros’un kötü bir hırstan sorumlu olduğunu veya başarabileceği konusunda yanlış inançlara sahip olduğunu düşünenler var. Ama o bir öncüydü. Sadece çantasında gereken tüm malzemeler veya gereken tüm yeteneklere sahip değildi. Aklımdan çıkarmadığım şey Lili’nin kendisi olamamış olsaydı intihar edeceği oldu. Bu yüzden Warnekros onun hayatını kurtardı.

Tom Hooper: O dönemde ameliyat olarak ne kadar cesur olduğunu ifade edemem. Bu antibiyotiklerden, penisilinden önce, enfeksiyon risklerinin çok ciddi olduğu ve tedavilerin çok başta olduğu ve çok tehlikeli olduğu bir dönemdi. Lili, bu riskleri göze alarak son derece cesur davranmış.

Eddie Redmayne: Cesareti, hayallerinin çok ötesinde. Bir arkadaşım Lili’nin özgün bir hayat sürebilmek için her şeyi vereceğini söyleyerek ifade etti.

Lucinda Coxon: Bu hikayeyi daha geniş bir izleyici kitlesine ve dünyanın bilincine sunmak bir onur.

Danimarkalı Kız’ın çekimleri Nisan 2015’te tamamlanmış. Post prodüksiyon Eylül 2015’te tamamlanmış ve hikayenin beyaz perdeye taşındığı 15 yıllık serüvenli yolculuğunun doruğuna işaret etmiş.

Alicia Vikander: Bu filmi izledikten sonra kimsenin salondan Lili’nin yolculuğundan etkilenmeden çıkacağını sanmıyorum. Bu iki kişi arasındaki bir aşk hikayesi ama hepsinden ötesi kendini nasıl seveceğini öğrendiğin bir aşk hikayesi.

Eddie Redmayne: Bu çok özel bir kadının kendi yolculuğuna çıktığı çok özel bir hikaye. Hepimizin önümüzde engeller olduğunu düşünüyorum. Onlarla yüzleşiyor muyuz? Onlardan kurtuluyor muyuz? Ya da en kötü durum senaryosuna göre onlarla birlikte mi yaşıyoruz? Kendin olman için gereken cesaret ve yüreklilik hafife alınmamalı.


Filmin mmknmrtb notu:  3.5 / 5



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...