2.06.2016

Hale Karpuzcu resim sergisi : TOY



Hale Karpuzcu’nun yeni resim sergisi TOY, 4 Haziran- 25 Haziran tarihleri arasında Nişantaşı Türker Art’ta!

Sanatçı daha önce çocuğa biçilen toplumsal rolü irdelediği  “İnsan Yavrusu” başlığını taşıyan İstanbul’daki kişisel sergisinin ardından “TOY”  isimli yeni sergisiyle izleyicilerine yeni yetmelerin yolculuğuna ilişkin bir görsel şölen sunuyor.

New York ve Barcelona sergilerinde de çocuğun oyunlu dünyasıyla büyük beğeni toplayan sanatçı, yeni kurduğu dünyayı ilk kez İstanbul izleyicileriyle paylaşıyor.

ERGENLİK: Dönüşümün yaşandığı devasa bir geçiş!

“TOY” oyun çocuğundan ergenlik dönemine geçen bireylerin görünen  ufak tefek sakarlıklarının, düşüp kalkmalarının yanı sıra görünmeyene içeriden bir bakışla uzanıyor.
Öğrenme sürecinden duyulan mutluluğa, şaşkınlığa, isyana, kızgınlıklara doğru bir yolculuğa çıkıyor ve yeni yetmelerin pek de hoş olmayan bu süreçte yer aldıkları oyuna odaklanıyor.
Ergenlik döneminde ete kemiğe bürünen “Ben kimim?” sorusuyla tarihin koridorlarında gezinen karakterleriyle büyük bir maceraya atılıyor.

“Bana oyuncaklarınla oyna deme!“ isyanı, duyabilenlerin vicdanını sızlatan  “Kafam çok karışık, ne yapacağımı bilmiyorum” içsesine ve zaman zaman büyülü dünyanın çekiciliğini kaybetmek istemediğini kendi dilinde ifade eden “Ne zaman oynayacağıma kendim karar veririm!” çığlığına dönüşüyor.

İzleyenlerin karakterler için yapabileceği hiçbir şey yok! Herkes dönüşümden nasibini alacak!




Tuvalden Yansıyan Oyuncu İnsan*

"İnsan Yavrusu" adıyla açtığı ilk kişisel sergisinde, çocuğa biçilen toplumsal rol üzerinden masallar ve gerçek dünya arasındaki gerilime dikkat çeken Hale Karpuzcu'nun, üç yıl sonra açtığı ikinci kişisel sergisi için seçtiği başlık; TOY.
Sanatçının iki farklı dildeki eş seslilikten hareketle kurguladığı dilsel oyun, sergide yer alan resimlerde dramatik bir yapı içinde görselleşiyor.
Bu kez çocukluktan ergenliğe geçiş sürecindeki figürlerle karşılaştığımız TOY; bir yanıyla deneyimsizliğin sınırlandırdığı becerileri ve yeni yetmelere özgü ufak tefek sakarlıkları çağrıştırırken, diğer taraftan oyuncak vurgusuyla, insan olma hallerine dair bir süreç olarak oyun eylemiyle yüz yüze getiriyor bizi.
Söz konusu paralellik içinde, ergenlik dönemiyle karakterize olan "Ben kimim?" sorusu da, insan varlığına ve kimliğine dair tarihsel tanımlarda yankı buluyor.
Hollandalı tarihçi Johan Huizinga, uygarlık serüveni içinde geldiği noktada insanoğlunu akıl varlığı ile tanımlayan "homo sapiens" ve alet yapma becerisiyle ifade eden "homo faber" kavramlarının yetersizliğini gidermek üzere; "homo ludens" (oyuncu insan) konseptini ve buna bağlı oyun kuramını geliştirir.
Huizinga'ya göre oyun; kültürden önce var olan, onu biçimlendiren bir olgudur.




Birey kendisini çevreleyen günlük yaşamı oyun oynayarak tanır, zamansal ve mekansal olarak gerçekliğin daraltılmış benzetim alanında, hayata karşı uygulanabilir stratejiler geliştirir.
Eğitsel deneyimin yanı sıra "zevk vermek" gibi bir işlevi de bulunan oyun, çocukluk dönemiyle sınırlı bir uğraştan ibaret olmadığı gibi, insan ve hayvan doğasının buluştuğu bir yaşamsal unsurdur. İnsanlar gibi, hayvanlar da oyun oynar.
Oyunun özgürlükle ilişkisi; zevkli olduğu kadar, keyfe keder olmasında aranmalıdır.
Oyuncu, içinde bulunduğu oyunu her an erteleyebilir, hatta iptal edebilir.
Oyun bir görev olmadığı gibi, gündelik hayatın kendisi ya da asıl hayat değildir.
Toplumsal anlamda paylaşmak durumunda olduğumuz asıl hayatlarımızdan yalıtılmış bir etkinlik alanında, başlangıcını ve sonunu özgürce belirlediğimiz zaman dilimine karşılık gelen bir tür aralıktır oyun.
Hale Karpuzcu, TOY'da yer alan resimleriyle izleyiciyi tam da bu aralığa davet eder.
Oyunsal bir kurgunun rastlantısal bir anında karşılaştığımız çocuk-ergen figürler, mekansızlaştırılmış tuval düzleminden, inceleyen gözlerle bakmaktadır; sanki asıl izleyici onlar-mış ve biz de sergideki tablolar-mışız gibi...
Tuhaf bir yer değiştirme duygusunun yaşandığı bu gizemli anın ne kadar süreceği ise belirsizdir; figürler her an "oyun bitti" diyerek ani bir kararla terk edebilir tuval yüzeyini...
Dünya gerçekliğinin dışında bir yerden, zamanlar ötesi görüntüler yansıtan sihirli bir ayna tutar bize bu resimler.
Oyunlarımızda biz de dev böceklere sarılmış, boynumuza çıngıraklı yılanlar dolamış, renkli tüylerden başlıklar giymişizdir.
Bildik dünyanın orta yerine kurduğumuz, geçici dünyaları hatırlarız belli belirsiz. Ama ne zaman, en son ne zaman gitmiştik o dünyaya? Ve bir daha ne zaman gideriz?

Özlem Kalkan Erenus 

* “TOY” için Özlem Kalkan Erenus’un kaleme aldığı sergi yazısından. 



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...