12.10.2016

Pete's Dragon / Pete ve Ejderhası



Yaşlı ahşap oymacısı Bay Meacham (Robert Redford) yıllar boyu huzurlu Millhaven kasabasının çocuklarını Kuzeybatı Pasifik’in ormanlarının derinliklerinde yaşayan acımasız ejderha hikâyeleriyle neşelendirmiştir.
Tam da bu ormanlarda orman bekçiliği yapan kızı Grace (Bryce Dallas Howard) için bu hikâyeler masaldan öteye geçmemektedir. Ta ki Pete’le  (Oakes Fegley) tanışana dek.

Pete bir ailesi veya evi olmayan 10 yaşında gizemli bir çocuktur ve ormanda Elliot isimli devasa, yeşil bir ejderha ile yaşadığını iddia eder.
Elliot’ın tanımları ise garip bir şekilde Bay Meacham’ın hikâyelerindeki konuşan ejderhaya benzemektedir.

Grace yavaşça Pete’in güvenini kazanmaya başladıkça, gözlerini bu ormanın ötesinde bir hayat olabileceğine açmış ve Pete’in varlığı da Grace’in kendi hayatını ve yerel bir kereste fabrikası sahibi olan Jack (Wes Bentley) ile olan ilişkisini gözden geçirmesine sebep olmuştur.
Jack, Grace’in çevredeki ormanları inceleme ve koruma çabalarını desteklemek ister, ancak bu dostluğu kendine fayda sağlayacak biçimde tutmaya çalışır ve bu da aralarında bir mesafe açar.

Pete’in ormandaki Elliot’la yaşadığı huzurlu hayatı tehlikeye girince Grace, Jack’in 11 yaşındaki kızı Natalie’nin (Oona Laurence) yardımıyla bu ejderhayla ilgili gerçeği ortaya çıkarmaya ve Pete’in nerden geldiğini ve nereye ait olduğunu bulmaya karar verir.

Disney’in sevilen bir filmi olan Pete ve Ejderhası'nın yeniden uyarlanması olan bu filmin yönetmenliğini David Lowery yapıyor.
Lowery & Toby Halbrooks’un senaryosundan uyarlanan film için Malcolm Marmorstein’in senaryosu esas alındı ve yapımcılığını p.g.a. Jim Whitaker üstlenirken, baş yapımcılığını da Barrie M. Osborne üstlendi.




~ BAŞLANGIÇ ~

1977’de Walt Disney Stüdyoları Pete ve Ejderhası isimli bir canlı-aksiyon/animasyon müzikali çıkardı, bu da başrollerini Mickey Rooney, Helen Reddy, Red Buttons ve Shelley Winters’ın paylaştığı, genç bir oğlanla yeşil animasyon bir ejderhanın sevimli dostluklarının hikâyesiydi.
Disney bir süredir Pete ve Ejderhası'nı yeni bir sinema kuşağına aktarmak istiyordu ve bu projeye öncülük etmek üzere stüdyo içersine yerleşen yönetmen Jim Whitaker’ı (“Zon Saatler,” “Friday Night Lights”) çağırdı.
Whitaker, “Orijinal filmle büyümüş olan o kadar çok insan var ki, bu film düşüncesi bizim için bir sıçrama noktası oldu. Bir oğlanla ejderhasından oluşan bu çok basit fikrin gerçekten özel bir filme dönüşme potansiyeline sahip olduğunu biliyorduk.” Diyor.

Whitaker ve stüdyo, hikâyeye yeni bir bakış açısı bulabilmek için uygun senaryo yazarları arıyorlardı ve 2011 Sundance Film Festivalinde gösterilerek kendisine hikâye anlatımı konusunda övgü kazandıran güçlü kısa filmi (“Pioneer”) yüzünden yazar/yönetmen David Lowery’i düşünmeye başlamışlardı.
Lowery’nin 70’lerin Teksas’ında geçen ve başrollerini Casey Affleck, Ben Foster ve Rooney Mara’nın paylaştıkları sinema filmi Ölümsüz Aşk'ın galası 2013’te Sundance’te yapıldığında ve seyircilerle eleştirmenler tarafından büyük bir beğeniyle karşılandığında onun yönetmen olabileceğini de düşünmeye başladılar.




Lowery, Disney’in sevilen filminin yeni versiyonunun senaryosu ve yönetmenliği için bariz bir seçim gibi görünmese de, aslında ilk filmiyle Pete ve Ejderhası arasında bazı benzerlikler vardı.
İki hikâyede de bir çeşit ait olma hissi bulunuyor ve Pete’in durumunda bu bir aile hissi. Whitaker sözlerine şunu ekliyor; “Aynı zamanda iki filmde de bir saflık ve etrafı bir çocuğun gözlerinden görme şaşkınlığı var ve biz David’in bu hikâyeye yeni, sade ama saf bir bakış açısı katabileceğini düşündük.”

Lowery çocukken klasik Disney filmlerinin (Sinemada izlediği ilk film “Pinokyo” filmiymiş.) bir hayranıymış çünkü macera duygularına hitap ediyorlarmış.
Ama Disney, Pete ve Ejderhası filminin orijinaliyle ismi ve temel ayrıntıları dışında herhangi bir bağlantı olmasını istemiyordu; tamamen orijinal bir hikâye ve yeni karakterlerle çıkacak birini arıyorlardı.

Lowery ve yazar ortağı Toby Halbrooks her zaman belirli bir saflığı ve masumluğu olan projelere karşı çekim hissetmiş ve buradaki olasılıklar onları heyecanlandırmış.
Pete ve Ejderhası, sonunda yazarlar olarak önsezilerine kusursuz derecede uydurulmuş oldu.
Lowery, “Hayal gücü ve bir ölçüde fanteziyle işleyen bir film yapma fikrini çok sevmiştim. Ve zaten kusursuz şekilde çalışan bir tekerlek varken yenisini icat etmeyi düşünmeye bile gerek yoktu.” Diyor.



Whitaker, “Bir filmin yapımı sırasında bir sürü taslaktan geçersiniz ama açıkçası ilk taslağın ilk 20 sayfasını okuduğumuz anda filmin orada olduğunu anlamıştık. David, “Sihirli gerçekçilik” dediği bir duygunun peşindeydi ve bunu elde etti çünkü sihrin hiç beklenmedik şekillerde senaryonun içine sızmasına izin vermişti.” Diyor.

“Dumbo” ve “Bambi” gibi klasik Disney filmlerinin pek çoğu çocuklara önemli konuları aktarır ve onlara hayatlarındaki benzer sorunlara karşı hazırlayacak donanımı ve rehberliği sağlar. Lowery, “Bizim hikâyemiz önemli bir soru yöneltiyor: Kişi nereye aittir?” diyor.

Lowery, elinde bitmiş bir senaryoyla gözünü yönetmenliğe dikmişti ve hayal ettiği şey de genç olmanın nasıl bir his olduğunu yakalayan klasik bir film yapmaktı.
Lowery, “10 yaşındayken yaptığın her şey destansı bir macera gibi görünür.” Diyor ve ekliyor, “Bunun için bir ejderhanın sırtına binmeniz gerekmiyor, sadece bir ağaca tırmanmak bile çocuklar için heyecan verici bir şeydir.”




~ OYUNCU SEÇİMİ ~

Bryce Dallas Howard’ın Pete ve Ejderhası ile yolculuğu da neredeyse film gibi büyülü olmuş. Çalışmalarının arasında “Köy,” “Duyguların Rengi” ve geçen yazın gişe rekortmeni “Jurassic World” gibi filmler bulunan aktris, orijinal “Pete ve Ejderhası” filminin çocukluğunun önemli bir parçası olduğunu düşünüyor.

Howard, “Çocukken en sevdiğim filmlerden biriydi.” Diyor ve ekliyor, “İzlediğimi hatırladığım ilk filmlerden biri ‘Pete ve Ejderhası’dı. O filmde özel bir şey vardı.. Ne olduğunu bilmiyorum ama anında içimdeki çocuğa etki etmişti.”

Bu yüzden Howard’ı uzun zamandır tanıyan ve onu yakın dostu olarak gören yapımcı Jim Whitaker bu filmi konuşmak üzere kendisini aradığında neredeyse gerçek olamayacak kadar güzel gelmiş.
Whitaker ona başta Pete’in arkadaşı Elliot’ın bir ejderha olduğu iddiasına şüpheyle bakan orman bekçisi ve Bay Meacham’ın kızı Grace rolünü vermeyi düşünüyormuş ve yönetmen David Lowery’le tanışmasını istemiş.




Lowery’nin çalışmalarına zaten aşina olan Howard, Ölümsüz Aşk filmi için “Muhteşem bir film ve ince ayrıntıların iyi düşünüldüğü, izlenimsel ve sofistike bir film” yorumu yaparak bu projeye olan bağından dolayı heyecan duyduğunu söyledi.
Howard, “David gibi birinin böyle bir hikâyeye katacaklarını düşünmek her şeyi daha da etkileyici kılıyor.” Diyor.

Howard, Lowery’le buluştuktan sonra Pete ve Ejderhası filminin tekrar uyarlanma olmayacağını, ama filmin orijinali için bir tamamlayıcı olacağını öğrendikten sonra iyice keyiflenmiş.
Howard, “Senaryonun tonunu sevdim ve David insanların ilk filme dair anılarını ezmek istemiyordu, onun yerine orijinaliyle yan yana durabilecek bir film yapmak istiyordu.” Diyor.

Howard sözlerine şöyle devam ediyor; “Bu çok akıllıca bir aile filmi ama aynı zamanda etkileyici bir macera.. ve ben seyircinin zihin ve duygu yönünden etkileyici bir filme aç olduğunu düşünüyorum. En iyi Disney filmleri rahatlatıcı bir özelliğe sahiptir ve sıfırla başlayan film karakterleri sonunda umduklarından fazlasını elde ederler. Bu da çocuklara zor duygularla başa çıkacak fırsatlar sunar ki bu film de bunu çok iyi yapıyor.”

Howard, “David’in bu film konusunda anladığı en iyi şey film boyunca devam eden sofistike temalar, ama aynı zamanda bir hikayesi de var ki özünde tamamen eğlenceli, kahkahalı ve müzikli bir şey değil.” Diyor ve devam ediyor, “Ama bu tarz bir gerçekçilik, Pete’in yaşadığı büyük kayıptan sonra iyileşebileceğini, bu maceranın ve yolculuğun eğlenceli olabileceğini ve içinde dostlukla aile olabileceğini gösteriyor.”




Howard, kendi rolüne yankı katabilmek için Lowery’le çok sayıda görüşme yaptı ve birlikte, Pete bir yolculuğa çıktığı sırada Grace’in de kendi yolculuğuna çıktığını fark ettiler: Bu yolculukta çocukluğunda kim olduğunu bulacak ve hayatının o bölümüyle tekrar bağ kuracaktı.
Howard, “Pete kendine bir yuva arıyor ama tam olarak neresi olduğunu bilemiyor ve Grace, Pete’le olan dostluğu sayesinde babasıyla tekrar bağ kuruyor ve kendi ailesine sahip olduğunu hayal etmeye başlıyor. Ben bunu gerçekten kusursuz bir denge olarak görüyorum.” Diyor.

Film yapımcıları, altı yıl önce ailesinden kopan ve ormanda buldukları Pete rolü için doğal oyunculuk yeteneğinin yanı sıra kendini salarak sadece bir çocuk olabilecek bir oyuncu arayışına girdiler.
Oyuncu yönetmeni Debra Zane (“Skyfall,” “Açlık Oyunları,” “Amerikan Güzeli”) dünya çapında bir arama başlatarak binlerce çocukla görüştü ve sonunda Pennsylvania’dan 12 yaşındaki Oakes Fegley’i buldu.

Zaten birkaç film çalışması olan genç oyuncunun çalışmaları arasında televizyon dizileri “Boardwalk Empire” ve “Person of Interest”, uzun metrajlı film çalışmaları arasında “Seni Bıraktığım Yerdeyiz” bulunuyordu ama Lowery’a çekici gelen bu değildi.

Lowery, “Bir çocuğun Shakespeare oynamasını veya komut üzerine ağlamasını isteyebileceğiniz bir zaman, yer ve film türü olabileceğine inanıyorum. Ama benim yapmayı sevdiğim film türlerinde çocukların çocuk olabilmesi gerekiyor, bu yüzden benim çocuklarda aradığım şey yapmacık roller veya bana gösteriş yapanlar, beni etkilemeye çalışanlar değil sadece kendileri gibi olmalarıdır.” Diyor.



Zane, Fegley’i ne kadar övse de Lowery fazla ümitlenme konusunda tereddütlüydü.
Onun kasetlerini izlemiş ve her ne kadar hâlâ ikna olmamış olsa da oyuncuyla şahsen tanışmayı kabul etti.
Lowery New York’a gitti ve Fegley odaya girdiği anda Pete’i bulduklarını anladı.
 Lowery, “Onda bir şey vardı. Bunu tanımlayamam, ama onda gerçek olan bir şeyler vardı.” Diyor.

Pete her zaman dünyanın nasıl işlediğini anladığını sanıyordu. Var olan anıları yırtık ve paralanmış bir çocuk kitabı olan “Elliot Kaybolunca” kitabına aitti ki bunu tekrar tekrar okuyordu; ama dünyanın aslında hayal ettiğinden daha büyük ve daha karmaşık olduğunu öğrenince dünyadaki yerini sorgulamaya başladı ve bu karakter Fegley için anında hayat buldu.

Fegley, “Pete çok meraklı ve çok soru sormayı seviyor, benim gibi ve her ne kadar normal bir 10 yaşındaki çocuk zekasına sahip olmasa da diğer yönlerden çok akıllı. Ormanda nasıl hayatta kalacağını biliyor ama medeni dünyada nasıl yaşayacağı hakkında hiç fikri yok.” Diye açıklıyor.

Fegley sözlerine şöyle devam ediyor; “Pete sadece Elliot’a güveniyor ve bir yönden Elliot da Pete’in nereye ait olduğunu biliyor. Pete başta Elliot’ın yanına ait olduğunu düşünüyor ama Grace gibi bazı insanların ne kadar iyi olabildiğini görünce kafası çok karışıyor. Yine de Elliot’ı bırakmak istemiyor çünkü onu hem bir kardeş, hem de bir baba gibi seviyor. ”

Eş-senarist Toby Halbrooks, “Grace bir ailenin ve annenin somutlaşmış hali ve Pete onun ne kadar yumuşak ve akıllı olduğunu görüyor. Yani Pete’i ormanı bırakmaya ve kendi insan ailesine sahip olmaya ikna edebilecek biri varsa bu kişi o.” Diyor.




Lowery, Pete karakterinin yanı sıra, Natalie’yi oynaması için doğal ve inandırıcı bir performans sergileyebilecek birini arıyordu ve 14 yaşındaki Oona Laurence’ı buldu. “Matilda the Musical”deki çalışmasıyla Tony Ödülü® alan genç oyuncu, “Son Şans” filminde Jake Gyllenhaal ve Rachel McAdams’la başrolü paylaşmış, kameralar çalışmadığında bile çocuk gibi rol yapabilen biriydi.

Whitaker, “Oona’nın rol yaptığı hissine asla kapılmadık. Tamamen doğaldı ama aynı zamanda bir o kadar profesyoneldi ve hem o, hem de Oakes sete her zaman hazırlıklı geldiler. Ve çalışma zamanı geldiğinde ellerindeki işe odaklandılar.” Diyor.

Pete ormanda Natalie’yla karşılaştığında onun güvenebileceği biri olduğunu hissetti. Fegley, “Pete onun iyi biri olduğunu düşünüyor çünkü o iyi biri. Arkadaş oluyorlar ve birlikte bir sürü maceraya atılıyorlar.” Diyor.

Laurence şöyle ekliyor; “Natalie’nin çoğu çocuk gibi fazla arkadaşı yok, bu yüzden Pete’i bulduğu ve arkadaş oldukları zaman çok heyecanlanıyor. O biraz şapşal, biraz erkeksi ve biraz da yalnız bir kız, tıpkı Pete gibi ama aynı zamanda Elliot’ı da anlıyor, tıpkı Pete gibi.”

Lowery, ilk iki filmiyle Sundance Film Festivali ve Enstitüsüyle bağlantısının bir sonucu olarak kurucu Robert Redford’la birlikte birkaç film projesi üzerinde çalışırken, kendisine Bay Meacham rolünden bahsetti.

Redford, “Ejderha mitolojide sembolik bir yaratık ve mitoloji büyüdüğüm sırada benim için çok önemliydi, bu yüzden önemine inancım büyüktür. Ben eğlence için pek fazla seçeneğin olmadığı bir sınıf ortamından geldim, bu yüzden kendi eğlencemi yaratmak durumunda kaldım. Ve bu bildiğimden daha büyük bir dünya, daha büyük karakterler ve daha büyük yaratıklarla ilgiliydi, haliyle bana son derece çekici geldi.” Diyor.




Millhaven’ın sakinleri Bay Meacham’ı her zaman bir zamanlar ormanda gördüğü ejderhadan bahseden eksantrik bir yabancı olarak görüyorlardı ama o deli biri değildi. Redford şöyle açıklıyor, “O bir ejderha gördüğünü iddia eden tek kişi, kimse ona inanmıyor ama onu seviyorlar ve o camianın bir parçası. Biraz tek başına, kanun kaçağı olduğu için değil, sihre inandığı için ve bence bu da bir filmde olabilecek harika bir karakter.”

Redford sözlerine devam ediyor; “Ben bir hikâye anlatıcısıyım ve hikâye anlatımına inanıyorum. Bu yüzden çocuklarıma masallar anlatıyorum. Bence bu paha biçilmez bir şey. Hatta bence ‘Bir zamanlar’ akla gelen en harika sözlerden biri. Çocukken ‘Bir zamanlar’ sözünü duyduğunuz zaman “Ah, şimdi bir şeyler öğreneceğim.” Diyorsunuz.

“Sonsuz Ölüm”, “The Way We Were”,  “The Sting” ve “Başkanın Bütün Adamları” gibi klasik filmlerde boy gösteren bu beyaz perde efsanesi geçtiğimiz yıllarda seçtiği roller konusunda son derece seçici davrandığı için Lowery ve Halbrooks, bu rolü Redford’ın bir aktör olarak gücüne uygun olarak ayarladı ve bu da role bağlanması için Redford’ı cesaretlendirdi.

Redford, “Bence burada üretilen hikâye son derece insancıl ve epey ilginç. Bu bir baba, bir kız ve bir kaza atlattıktan sonra ormana giden bir oğlanla ilgili samimi bir hikâye. İçinde bir sürü sihir var ama kökünde son derece duygusal ve insancıl bir hikâye. ” diyor.




Redford’ın bir film yapımcısı olarak yeteneklerini geliştirmesine yardım etmesinden dolayı öven Lowery, “Onunla çalışmak ve filminizde oynaması çok büyük bir onur ve bu kesinlikle hafife alacağım bir şey değil. O son derece sakin ve rahat biri, her şeye hazır. Onun tarafında kesinlikle kendini beğenmişlik hissi yok. Sadece kollarını sıvıyor ve kendisinden isteneni yapıyor.” Diyor.

Wes Bentley (“American Horror Story: Hotel”, “Açlık Oyunları”) yerel kereste fabrikasının sahibi olan ve Grace’le ilişkisi olan Jack rolünde.
Orman bekçisinin koruduğu ormanları yok eden biriyle birlikte olması fikri ve bunun yarattığı ikili karşıtlık aktöre çekici gelmiş, çünkü bu tip bir sorun gerçek dünyada da yer alan gerçek bir problem.

Bentley, “Bence endüstriyle çevre arasında bir orta zemin var ve bu film çevresel farkındalığın ivme kazandığı bir zamana gönderme yapıyor.” Diyor.

Yeni Zelanda yerlisi Karl Urban (“Uzay Yolu” filmleri, “Yüzüklerin Efendisi” filmleri) ise yine kereste fabrikasında çalışan Jack’in kardeşi Gavin olarak filme giriyor; hem kötü bir adam, hem de komik bir karakter. Gavin para kazanma peşinde ve bu da mümkün olduğu kadar ağaç kesmek anlamına geliyor. Amacı iyi ama işleri yanlış şekilde yapıyor, bu yüzden Elliot’ı kendi gözleriyle görünce sonunda sorunlarına bir çözüm bulduğunu düşünüyor.

Urban, “Gavin, ağabeyinin gölgesinde yaşıyor ve eğer Elliot’ı yakalarsa zengin olacağını ve şöhret kazanacağını düşünüyor. Ama dürüst olmak gerekirse bir ejderhayla ne yapacağı hakkında en ufak bir fikri bile yok.” Diyor.




~ YAPIM ~

Film yapımcıları oyuncu seçiminden sonra yaratıcı ekip kurulmasına geçtiler ve görüntü yönetmeni olarak Bojan Bazelli, ASC; yapım tasarımcısı olarak Jade Healy; kostüm tasarımcısı olarak Amanda Neale; editör olarak Lisa Zeno Churgin, ACE; besteci olarak Daniel Hart ve görsel efekt denetmeni olarak Eric Saindon dahil olmak üzere etkileyici bir sanatçı grubu oluşturdular.

Pete ve Ejderhası, hem görsel hem de anlatım açısından ebedi bir film. Hikayenin hangi zamanda geçtiğine dair bir gösterge yok; ki yazar/yönetmen David Lowery’nin amacı da her zaman buydu.
Lowery, “Ben tekrar  tekrar izlediğim ve en sevdiğim filmlerin zaman hissiyatı vermeyenler olduğunu fark ettim; bu filmler uzun ömürlüler çünkü kendilerini belirli bir zamana bağlamıyorlar. Bu yüzden bu hikayeyi geçmişe bağlamak ve bunun üstünde fazla durmamak her şeyi dondurarak tam bir tarihin olmadığı bağlayıcı bir deliğe oturtuyor, ama sanki daha dün yaşanmış hissi veriyor.” Diyor.

Kurgusal Millhaven kasabasında cep telefonları yok, internet yok ve bilgisayarlar yok. Arabalar, giysiler, mobilyalar ve hatta yiyecekler geçmişimizde bir döneme aitler ama hepsi var olma ve tanınma açısından uzun raf ömrü olan şeyler.

Bu da Lowery’ye Elliot karakterini alışılmış anlatım yapısına bağlı kalmadan birkaç dakika içinde filme sokma şansı verdi.
Lowery, “Bu insana ‘Tamam, bu ormanda ejderhaların yaşadığı bir dünya.’ Diye düşündürüyor ve bunu kabul ediyorsunuz – ya da kabul edilmesini kolaylaştırıyor – çünkü izleyicinin ‘Hey, neden kimse telefonunu çıkartıp resmini çekmiyor?’ dediği görsel ipuçları içermiyor.” Diyor.




“Pete ve Ejderhası”nın kurulumu için Birleşik Devletler’de Kuzeybatı Pasifik’te bir yer seçen film yapımcıları, biraz daha sihirli buldukları Yeni Zelanda’da çekim yapmaya karar verdiler.
Güney Pasifik okyanusunun açıklarında olan ve iki adadan oluşan Yeni Zelanda ülkesi Kuzey adası ve Güney adası olarak ayrılıyor.

Yeni Zelanda, çeşitli bir topografyaya, farklı iklimlere ve deneyimli film ekiplerine sahip; aynı zamanda Elliot’ı ekrana taşıma görevini üstlenen Akademi Ödüllü® görsel efekt şirketi Weta Digital’e ev sahipliği yapıyor.

Üç “Yüzüklerin Efendisi” filmini de Yeni Zelanda’da çeken ve üçüncü film olan “Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü” için Oscar® ödülü kazanan baş yapımcı Barrie M. Osborne için burası kusursuz bir yer oldu.
Osborne, “Yeni Zelanda’daki iş gücü, birlikte çalıştığım insanlar ve organizasyon becerisiyle altyapısı bütün ihtiyaçlarımız karşılıyordu.” Diyor.

Lowery her şeyin gerçek olmasını istiyordu, çünkü bu filmde zaten dev bir bilgisayar grafiği ejderhası olacaktı, bu yüzden geri kalan şeylerin olabildiğinde gerçek olmasını istiyordu. Lowery, “Bu film çok gerçekçi bir dünyada geçiyor, ama bir çocuğun dünyaya sihirli bakış açısını yansıtabilmek için her şeyi biraz güçlendirdik. Ağaçların biraz daha yüksek, güneşin biraz daha parlak ve rüzgarın biraz sihir etkisine sahip olmasını istedik ve Yeni Zelanda’da kapıdan çıktığımız gibi bunu gördük.” Diyor.




Hikayenin çoğu ormanda geçiyor ve Yeni Zelanda’daki ağaçlar görüntü olarak Kuzeybatı Pasifik’te bulabileceklerinize oldukça benziyor.
İkinci dünya savaşından sonraki yıllarda Birleşik Devletlerdeki çok sayıda kereste fabrikası kapatıldı ve Yeni Zelanda’da kuruldu, bunun sonucunda da Oregon’dan binlerce Douglas köknarları ve Kaliforniya’dan kızılağaçlar dikildi.
Kuzey adasında artık 80 hektardan geniş arazide çam ormanları var ki bu da yapım ekibinin farklı manzaralar yaratmasına olanak sağladı.

Pete ve Ejderhası için ilk çekimler Ocak 2015’te Kuzey adasındaki Wellington civarlarında başladı.
Rotorua Kızılağaç ormanının hemen kuzeyindeki Ngongotaha’da, bir yerleşim mahallesinin ortasındaki eski ve küçük bir ev, Bay Meacham’ın evi olacak şekilde iki katlı yapıldı.

Tesadüfen bu evin sahibi emekli bir keresteciydi ve ahşap oymacısı olduğu için bıçağını evini süslemek için kullanmıştı. Sanat departmanı da set dekorasyonu olarak bunları olduğu gibi bıraktı.

Jack ve Natalie’nin evlerinin dışı için Wellington’ın kuzeyindeki Upper Hutt bölgesinde bulunan Birchville kısmında çekim yapıldı.
Evin içi yine Wellington’da olan Stone St. Stüdyolarındaki ses sahnelerinde kuruldu ve sanki ev nesilden nesle geçmiş gibi tarz verildi.
Healy, “Evi içi için dekorasyon düşüncem kereste fabrikasından gelen kerestelerle yapılmış olmasıydı. Sahipleri Jack’in annesiyle babası olacaktı, bu yüzden oradaki eşyalar yıllardır bu aileye ait olacaktı. Ekip çalışanları içeri girdiklerinde ‘Oh, büyükannemde de bundan vardı’ veya ‘Ailemde de bundan vardı’ diyebilmelilerdi. Bu yüzden kesinlikle tarzların ve nesillerin karışımı olmalıydı.” Diyor.




Yerlerden biri, Kuzey adasındaki McLaren şelaleleri o kadar uzaktı ki, kamera ekipmanlarını sete taşımak için helikopterlere ihtiyaç duyuldu.
Bu arada oyuncular ve çekim ekibinin sadece merkez kampına ulaşabilmek için 365 metreden fazla yürüyerek dev kayaları geçmeleri gerekti, ama ulaşım zor olsa da ortamın kendisi o kadar güzeldi ki Lowery bunu kullanmamayı düşünemedi bile.

Yapım ekibi, Pete ve Elliot’ın ormanın ortasındaki evlerini yaratmak için çok sayıda farklı ortam kullandı.
Bazı sahneler Rotorua Kızılağaç ormanında ve diğerleri de Wellington’daki iyi bilinen Victoria Dağı bölgesindeki yaşlı çam ağaçlarıyla dolu güzel bir ormanda çekildi.
Geri kalan sahneler de Tokoroa şehrinin dışındaki Kinleith ormanında tamamlandı.
Buna ek olarak Pete ve Elliot’ın yaşadıkları ağaç kalesinin bulunduğu orman seti, Stone St. Stüdyolarının içersindeki yeşil perde ortamında kuruldu.

Healy bunu şöyle açıklıyor, “Bir ortamı belirledikten sonra sahne üzerinde fiziksel bir set kurmaya başlayabilmemiz için önce orayı taramamız ve üç boyutlu modelini çıkarmamız gerekiyordu. Ağaç kalesini üç büyük parça olarak inşa ettik ve sonra bunu ormana taşıtarak monte ettik, bu da bizim için teknik olarak büyük bir zorluktu.”

Healy, “Her çocuğun kendi arka bahçesinde olmasını isteyeceği bir ağaçtan kale yaratmak istedik. Bazen hiç gerçekçi olmayan çok fantastik setler görüyorsunuz ve hiçbir çocuk gerçek hayatta bunun olabileceğini hayal edemiyor, ama David her zaman ağacın sanki gerçekten Pete yapmış gibi çok organik olmasını istedi.”




Ağacın üst bölümleri en son Weta Digital tarafından birleştirildi, çünkü lojistik olarak bu kadar büyük bir şeyin yapılması imkansızdı.

Yapım tasarımcısı Jade Healy’nin (“Ölümsüz Aşk”) kazara rastladığı Güney adasındaki Otago bölgesinde bulunan küçük Tapanui kasabası, hikayenin kurgusal Millhaven’ı oldu ve sekiz kilometre ötedeki, artık kullanılmayan Blue Mountain kereste fabrikası da Jack ve Gavin’in kereste fabrikası oldu.

Osborne, “Bu fabrikayı sanki bir stüdyo alanı gibi kullandık. İhtiyacımız olan her şey bir yerde bulunuyordu. Biraz set giydirmesi yapmamız gerekti ama bu konum sayesinde bütün büyük aksiyon bölümlerini çok rahat bir şekilde çekmemize olanak sağladı.” Diyor.

Görüntü yönetmeni Bojan Bazelli (“Maskeli Süvari,” “Halka”), çekim sırasında Yeni Zelanda’yı saran devasa ağaçları en iyi şekilde yakalayabilmek için Alexa kameralarını kullandı.
Bazelli, “Son derece belirgin olan ışık, kızılağaç ormanındaki bu sahnelere başka bir yerde elde edemeyeceğimiz bir heybet kattı.” Diyor.

Pete ve Ejderhası filminin çekimleri Nisan 2015’te tamamlandı.
Lowery’e göre bu süre içersinde çok özel bir şey yaşanmış.
Lowery, “Filmin düzenlemesini yaptığımız sırada Pete’in ormanda koştuğu sahneleri izliyordum ve burada inanılmaz derecede özel bir his vardı. Nerdeyse gerçek dışı gibiydi ama son derece büyülü ve güzeldi.” Diyor.




~ ELLIOT’IN YARATILMASI ~

Ejderha olarak bilinen mistik yaratıkların varlığı milattan önce 4000 yılına uzanıyor.
Tarih boyunca peri masallarında, hikayelerde, mitolojide ve halk efsanelerinde ejderhalar bulundu ve bazı medeniyetler ejderhaları temsil ettiklerine dair kendi inançlarına sahipler.

Ejderhalar çoğu zaman acımasız, pullu, kertenkeleye benzer ve nadiren yaklaşılabilir, dost canlısı ve kahramansı olarak gösterildikleri için, Elliot’ın görüntüsü ve karakteri film yapımcıları ve Weta Digital arasında neredeyse bir yıl boyunca yapılan çok sayıda toplantının odak noktası oldu.

Elliot tamamen bilgisayar ortamında yaratılmış olsa da, hâlâ hikayenin tam teşekküllü bir karakteri ve Pete’in – ve umarız seyircinin– zamanla çok sevmeye başladığı biri.
Elliot’ın varlığı Pete’in anlatım bazında neye ihtiyaç duyduğunu anlamasını sağlıyor ve içgüdüsel olarak hayatında nelerin eksik olduğunu ve başka bir yere ait olduğunu anlamaya başlıyor.

Daha ilk günden amaçları bir çocukla bir hayvan arasındaki dostluğu ve bu bağın ne kadar özel olabileceği fikrini aşılamaktı. Ama yazar/yönetmen David Lowery, seyircinin başta Elliot’ın niyeti konusunda kararsız kalmasını istiyordu.




Bryce Dallas Howard, “Elliot diğer ejderhalar gibi değil. Çok oyuncu, çok masum ve olabilecek en harika dost. Aslında tek istediği bir aile. Son derece devasa ve gerçekten meşum bir varlığı var. Kızabiliyor, ateş püskürebiliyor ve uçabiliyor ama aynı zamanda yumuşak, sıcak, anaç ve koruyucu.” Diyor.

Weta Digital’den, filmin Oscar® adaylı görsel efekt denetmeni Eric Saindon (“Hobbit” filmleri ve “Yüzüklerin Efendisi” üçlüsü) bu filmde epey zorlukla karşılaştı.
Bunu şöyle açıklıyor, “Ejderhaları korkutucu göstermek kolay, onları çizgi film karakteri gibi göstermek kolay, ama biz bu ejderha için ikisini de istemedik. Biz sinemaya gelen herkesin onu sevmesi için çok fazla karakteri olsun istedik.”

Yapımcı Jim Whitaker şöyle ekliyor, “Elliot’ın daha önce ekranlarda gördüğümüz ejderhalardan çok daha farklı ve eşsiz bir karakteri var. Bazen onu potansiyel olarak tehlikeli görüyoruz ama diğer zamanlarda son derece sevgi dolu oluyor.”

Lowery, pullu sürüngen görüntüsü yerine tam aksi yöne giderek Weta’dan tamamen yeni bir ejderha görüntüsü tasarımlarıyla gelmesini istedi.
Saindon, “David daha memelilere benzeyen bir yaratık istiyordu, ama çok büyük olmalıydı.”diyor.

Saindon ve Weta’daki ekibi hayvanlar alemindeki pek çok farklı türü ve hareketlerini inceleme sürecine başladılar.
Saindon, “Animasyonumuzun bir kısmı için köpekler, kediler, aslanlar ve maymunlar gibi hayvanları referans olarak kullandık. Ama aynı zamanda bir yönden 1977 yapımındaki animasyon Elliot’ı da anmamız gerektiğini düşünüyorduk.” Diyor.

Lowery, “Elliot’ın orijinal filmde çok belirgin bir bakışı ve devasa bir çenesi vardı. Tasarımında farklı bir şey vardı ve özellikle karakteristik özelliği olarak onu çok beğenmiştim. Ben daha tüylü olmasını isterdim… çok daha tüylü.” Diyor.




Lowery sözlerine şöyle devam ediyor, “O fantastik, abartılmış bir yaratık ve bu dünyaya ait olan bir şeymiş gibi hissetmiyor. Ama aynı zamanda tanınan çok fazla özelliği var, bu yüzden onu bir karakter, bir hayvan ve tabii sihirli bir yaratık olarak kabul ediyorsunuz. Tüm seviyelerde işlev gösterebiliyor, bu yüzden tasarımı daha çok sadeleştirme yönünde oldu, böylece hiçbir şey bu filmdeki dünyaya ait olduğu hissinin önüne geçemeyecekti.”

Tüylerle kaplı bir ejderha yaratabilmek için Weta’nın, Elliot’ın vücudundaki her bir kılı dijital olarak tek tek yaratması gerekti.
Saindon, “Bu filmdeki en büyük zorluklardan biri buydu. En azından teknoloji açısından bakarsak. Geçmişte yarattığımız diğer tüylü veya kürklü karakterlerde bir milyon civarı kıl bulunuyordu ama Elliot, gövdesinde 15 milyona yakın kıl bulunan dev, tüylü, yeşil bir ejderha ki bu da daha önce yarattığımız bütün karakterlerden 15 kat büyük demek.” Diyor.

Sonunda Elliot, yaklaşık 7,5 metre boyunda, yeşil, tüylü, ateş püskürebilen, görünmez olabilen ve yüreğinizi ısıtabilen bir ejderha oldu.
Lowery, “Elliot kocaman, son derece oyuncu bir ejderha ama aynı zamanda beyaz perdeye çok iyi yansıyan çok sessiz ve hassas bir yönü var.” Diyor.

Oakes Fegley şöyle ekliyor, “O kesinlikle normal bir ejderha değil. O çok, çok, çok pofuduk ve aynı zamanda iki kocaman dişi var, bu yüzden aynı anda biraz tehditkar görünüyor.”

Oona Laurence, “O yeşil ve bir yönden tatlı ama aynı zamanda çok kocaman ve korkutucu, bu yüzden iki yönü var diyebiliriz. Yavru köpek gibi kucaklanası da olabiliyor, Pete’i koruduğu zaman kızıp korkutucu da olabiliyor.” Diyor.

Yapım sırasında Bilgisayar Grafiğiyle çalışmanın oyuncular ve çekim ekibi için çok sayıda zorluğu oldu.
Film yapımcılarının ana çekim sırasında kaydedilen her şeyin çekim sonrasında eklenen grafik ejderhayla kusursuz şekilde uyumlu olmasını sağlamaları gerekiyordu.
Bu yüzden belirli zamanlarda Elliot’ın ebatlarına ve ölçeğine dair daha iyi bir fikir verebilmek için Weta’nın yarattığı Elliot’ın ölçülerinde şişme bir ejderha kullanıldı.

Bir başka zorluk da insan karakterlerle ejderha arasında yeterince göz teması sağlamak ve bakış çizgilerinin senkronize ve inandırıcı olması oldu.
Özellikle de Pete ve Elliot’ın olduğu sahnelerde, çünkü bu sahneler hikayenin duygusal anlarının güçlenmesine yardımı olacaktı.
Yapım ekibi bunu sağlayabilmek için tel kafesten, kukla gibi hareket ettirilebilecek bir ejderha kafası yarattı.


Filmin mmknmrtb notu :  7 / 10




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...