14.11.2016

Benim Adım Feridun :: İlahi Ersan!.



Kendini uzun süreli, kazanılmış bir ilişkinin rahatlığına bırakmış olan Ersan (Halil Sezai Paracıkoğlu), sevgilisi Ayla (Özge Borak) tarafından terkedilir.

Birkaç haftalık geri kazanma çabası sonuç vermeyince, bu ayrılığı kabullenmeye ve yeni bir başlangıca ihtiyacı olduğunu düşünür. 

Erdek’teki çocukluk evine gider, orada da aradığı huzuru bulamayan Ersan, çareyi uzun süredir gitmediği Erdek sahiline gitmekte bulur. 

Sahile yakın bir düğün salonundan gelen sesler dikkatini çeker ve bir şeyler içip çıkarım düşüncesiyle girdiği düğündeki damadın babası onu yıllar önce küsüp Almanya’ya yerleşen kardeşinin oğlu Feridun sanır.

Hayatındaki tualde ayrılık acısının resminin çizildiğini sanan Ersan, kendi mutluluğunu düğünde bulacaktır. 

Hoşuna giden bu oyunu kısa tutup ilk fırsatta kaçarım sanırken karşısında damadın kuzeni Hayal’i (Büşra Pekin) görmesiyle yeni kimliği ile yaşayacağı çılgın bir gecenin tam ortasında bulur kendini. 






Filmin bu yapım notunun sonunda, "Çağan Irmak’ın Mahir Ünsal Eriş’in aynı adlı hikayesinden senaryolaştırıp yönettiği Benim Adım Feridun" kısmını görünce, okumadığım bu hikâye hakkında 'okur' milleti acaba ne düşünür, ne der deyu, minik bir soruşturma yaptığımda işittiğim övgülerin haddi hesabı yoktu..
Hadi bakalım, gel de merak etme..

Amma, Irmak gibi işinin erbabı bir yönetmenin eline geçen/düşen bu 'harika' öyküden bir şaheser yaratılmış olduğuna kesinlikle emin vaziyette duhul eylediğim sinema salonundan çıktığımda vaziyetim; döneri biten Uludağ Kebapçısı'ndan, iskender kebap yiyemeden ayrılmak zorunda kalmış bahtsızla aynıydı..




Kardeşim ben gördüğüm filmin yalancısı -daha doğrusu- doğrucusuyum; bu öykünün neresi harika yahu?!
Harikalığını geçtim, 'özgün' denebilecek bir tarafı bile yok ki bunun!.

Olayımız kısaca şöyle; Türkiye erkek nüfusunun % 98.9'una tekabül eden bir çoğunluğun özelliklerine sahip -yani, bencil, hımbıl, sıkıcı- üstelik boş gezenin baş kalfası havalarında biri olan Ersan efendi, onca yıl birlikte olup da, onun demin saydığım özelliklere sahip bir mal olduğunu daha yeni anlayan kız arkadaşı Ayla tarafından -nihayet- terk edilir..

Kızı üstüne yapılmış tapulu mal gibi gördüğünden, bu ani ayrılığa pek şaşıran, inanası gelmeyen Ersan'ı az çok anlayabiliyoruz -biz de erkeğiz yani!.
da.. Ayla hanfendinin, durup dururken hallenmesini, bu oğlanla 'canımlı, cicimli' geçirdiği yıllardan sonra ve adam hiç değişmediği halde, hidayete erercesine bir 'varoluş sıkıntısı'na düçar olmasını ve de ilk fırsatta ortamdan uzamasını anlamak, biraz zor olsa gerek..
Tabii bu zorluk lafın gelişi.. Ayla'nın derdi bellidir de bundan bahsetmenin yeri, burası değildir..




Şimdi.. bu ülkede allahın her günü bir benzerinin yaşandığı bu hikâye, harika ya da özgün olmadığına göre, hikmet şu devamında mı acaba?.

Ayrılık sonrası haliyle bunalıma giren; kızı yeniden kafalamak için girmedik pozisyon, dökmedik dil bırakmayan Ersan'ın tüm umudu tükendiğinde yapacağı şey -ezelden- bellidir ve standarttır..
Halil Sezai Bey kusura bakmasın ama- meymenetsiz suratlı şu adamla ilgilenecek başka bir kadın bulunacaktır elbet..
Hiçbir ilgisi olmadığı halde -yalnızlıktan kurtulmak, biraz da eğlenmek için- yalan söyleyerek dahil olduğu ve ister istemez Feridun'a dönüştüğü bir düğün merasiminde O'nu da bulan Ersan, karşısına çıkan/oturan Hayal'in varlığıyla bunalımdan çıkıverecek -bu kız da bir gün sıkılıp uyanana dek- yine yıllarca süreceğini tahmin ettiği yeni bir rehavet moduna geçecektir, inşallah..




Neyse işte konu bu.. Kadın-erkek ilişkisi dahilinde devamlı yaşanan ve yaşanacak bir sıradanlığın daniskası yani..

Aşk filmlerinin unutulmaz, unutulması teklif bile edilemez yönetmenlerinden Çağan Irmak’ın bu mevzuyu beyaz perdeye taşımasının hiç de zor olmayacağı kesin gibidir..
Ancak benim kafam hâlâ Mahir Ünsal Eriş’in harika olduğu iddia edilen o hikayesinde..
Senaryoyu da kendisi yazdığına göre, ortada görünmeyen bu harikalığın müsebbibi de yönetmen beyimiz olsa gerek..
Ben şimdi aradan çekiliyorum ve bu konunun irdelenmesi için, Eriş ile Irmak'ı başbaşa bırakıyorum; iyi olan kazansın!.




Filmi aslında iki bölüme ya da sekansa ayırabiliriz; Ersan'ın aşk acısı çektiği -onun 'kafa sesi'nin maddelere ayırarak anlattığı, en az Ersan kadar sıkıcı olan- bölüm ve de düğün sekansı..

Hatta bu film -fazla da değişiklik yapmadan- aynen tiyatroya uyarlanabilir ve iki perdede halledilebilir..
Bu teklifim hiç de mesnetsiz değildir dostlar; zira, Çağan Irmak’ın 'sinema duygusu' en alt düzeyde hissedilen filminin bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim..

İlk bölümde, hüsrana uğramış, aşk acısıyla yaralı bir erkeğin hallerine odaklanan film, 'bilimsel' tavırlı söylemi, beynelmilel romantik komedi formüllerine uygunluğuyla falan, belirli bir düzey tutturmuş gibi görünürken; süresinin çoğunu oluşturan düğün sekansıyla, bariz bir denge ve kalite kaybına uğruyor..




Bu kaybın, bizim düğün töreni müptezelliğimizle bir bağlantısı yoktu sanırım..
Bir niteleme olarak 'müptezellik' bu düğünde de geçerliliğini koruyordu elbet; ama, kaliteyi asıl düşüren unsur, asli eksenini 'unutan' filmin, tüm meselesini ve olası heyecanını, Ersan'ın yalanının nasıl ve ne zaman ortaya çıkacağına bağlamış gibi yapmasıydı..

Bu unsur doğrusu pek 'entipüften'di, dolayısıyla da hiçbir etki yaratamıyordu; ne yani, düğünün ortasında Ersan çıkıp da "Ben Feridun değilim lan!" deyiverseydi, ne değişecek, nasıl 'acayip' bir ortam oluşacaktı ki?.

İşin tuhafı, aynı düğün sekansı, teknik açıdan filmin en takdir edilesi yönü..
Hareketi ve repliği bol bir kalabalığa olan hakimiyet -başta 'görüntü' olmak üzere- bir yönetmenlik başarısı olarak zikredilebilir..  




İncir Reçeli serisinin 'fenomen' oyuncusu Halil Sezai'den -benim asla göremediğim yeteneği ve özellikleri sebebiyle olsa gerek- faydalanılmaya devam ediliyor; ki sebep olanlar, hayrını görsünler..

Büşra Pekin ise hiç de fena değil; lâkin bu ikilinin, adeta yönetmen itelemesiyle oluşturulmuş gibi görünen aşklarının inandırıcılık düzeyinin sıfırın altında dolaştığı da bi gerçek..

Kısa ama her anlamda 'etkili' rolüyle Özge Borak'ın; düğün sekansının 'enerji kaynağı' Tarık Pabuççuoğlu ile ona adeta ek jeneratör katkısı sağlayan Suzan Aksoy'un performanslarına ise diyecek yok..


Benim Adım Feridun

Yönetmen & Senarist: Çağan Irmak
Hikaye: Mahir Ünsal Eriş
Oyuncular: Halil Sezai Paracıkoğlu, Büşra Pekin, Suzan Aksoy, Tarık Pabuçcuoğlu, Güngör Bayrak, Cem Kurtoğlu, Ayşe Tunaboylu, Defne Yalnız, Kadriye Kenter ve Özge Borak
Yapım: 2016, Türkiye, 111'

5 / 10



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...