24.11.2016

Ouija: Origin of Evil / Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı



Bu Cadılar Bayramı’nda izleyicileri tekrar ruh çağırma tahtasına davet eden Platinum Dunes ve Blumhouse’dan Universal Pictures’ın Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı filmi, 2014 yılının bir numarayla açılış yapan hit filminin devamında dehşet verici yeni bir hikaye anlatıyor.

1967’de Los Angeles’ta bekar bir anne olan Alice Zander (ELIZABETH REASER - Twilight serisi) sahte ruh çağırma işini desteklemek ve bilmeden evine benzersiz bir kötülüğü davet eden yeni bir numara ekler.
Merhametsiz ruh, küçük kızı Doris’i (LULU WILSON - Deliver Us from Evil) ele geçirdiğinde bu küçük aile, kızı kurtarmak ve kendisini ele geçireni öbür tarafa geri göndermek için akla gelmez korkularla yüzleşir.

Kocasının ölümünden bir buçuk yıl kadar sonra, finansal olarak çıkmazda olan Alice, kendini 15 yaşındaki kızı Paulina (Lina) (ANNALISE BASSO - Oculus) ile 9 yaşındaki Doris’i tek başına yetiştirirken bulur.

Ödenmeyen faturaların artmasıyla birlikte Alice, numarasını süslemek ve müşterilerinin dikkatini çekmek için bir ruh çağırma tahtası satın alır.
Ama oyunu evine getirdiği anda garip şeyler olmaya başlar; açıklanamayan sesler, gündüz kabusları ve en rahatsız edici olan da Doris’in babası da dahil olmak üzere ölülerle iletişim kurmaya başlamasıdır.




Başta, bu keşifler bir üstünlük gibi görünür. Alice’in işi gelişir ve müşteriler, ölmüşleriyle bağ kurarak rahatlarlar. Tabi evin gerçek tarihi ortaya çıkana dek.
Yıllar önce, çılgın bir cerrah, aynı çatı altında akıl hastaları üzerinde tuhaf deneyler yapmıştır. Şimdi ıstırap çığlıklarının duyulması için işkence görenlerden biri Doris’i ele geçirmiştir.

Kızların okul müdürü Peder Tom’un (HENRY THOMAS - Gangs of New York), Alice’in ailesi için duyduğu derin endişeleri olayı soruşturmasına neden olur.
Ama dördü de Tom’u rahipliğin bile hazırlayamayacağı doğaüstü bir güçle (DOUG JONES - Pan's Labyrinth) karşılaştıklarında, portalı açan ruhların ölümcül bir savaş gerçekleştirmeden kapatma niyetleri olmadığını anlarlar.

Ruh Çağırma Tahtasının Çıkışı : Tarihin Perdesini Açmak


Ruh çağırma tahtasının tarihi de en az oyunun kendisi kadar gizemli.
1800’lerin ortalarında ölülerle iletişim kurmak için birkaç farklı aygıt sunulmuş. Bu cazibenin ve hareketin üzerine inşa eden girişimci Charles Kennard ve avukat Elijah Bond, “konuşan tahta”ları üretip satmak üzere Kennard Novelty Şirketi’ni kurmuş.
Efsaneye göre şirketin kurucuları tahtaya ne isim vermeleri gerektiğini sormuşlar ve tahta “O-U-I-J-A” yazmış. Ne anlama geldiğini sorduklarında tahta “İ-Y-İ Ş-A-N-S-L-A-R” yazmış.

Kennard ve Bond, şirketi 1900’lerin başında şirketin ilk çalışanlarından ve hissedarlarından olan William Fund’a bırakmış.
Fund, ruh çağrıma tahtaları üretmeye devam etmiş. Oyunun popülaritesi büyümeyi sürdürmüş. O kadar popüler olmuş ki 1920’lerde Norman Rockwell Saturday Evening Post’un kapağına dizlerinin üstüne birkaç oyun tahtasını koyarak poz vermiş.

1927’de Fund’un ölümünden sonra oyunun üretimini 1966’ya kadar çocukları devralmış. 1966’da Fuld’un malvarlığı oyunu Parker Brothers’a satmış ve Parker Brothers oyunun bugün bildiğimiz haliyle üretmeye başlamış.
1991’de Hasbro, Parker Brothers’ı satın almış ve halen de oyunu konuşan tahtanın gizemini deneyimlemek isteyen ruh çağırma tahtasının yeni nesil hayranlarına ulaştırmaya devam ediyor.




Yapım Başlıyor : Evreni Genişletmek


Blumhouse Productions’ın yapımcısı Jason Blum ile Platinum Dunes’dan Michael Bay, Brad Form ve Andrew Fuller, Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı’nı geliştirirken gizemli tahtanın şifreli dünyasını çarpıcı biçimde genişletme fırsatında Hasbro Stüdyolarıyla çalışacakları için heyecan duymuşlar.
Küçük bir kasabada, kötülüğün başlangıcını araştıracakları dehşet verici bu bölümde seriyi heyecan verici olduğu kadar yenilikçi de olan bir yapımcıya emanet etmek istemişler.
Yapım ekibi, Blumhouse’un 2014 hiti Oculus’un ve bu yılın nefes kesen gerilim filmi Hush’ın yaratıcısı, vizyoner yapımcı Mike Flanagan’a başvurmuş.
Ruh çağırma tahtasının efsanesinin çok daha ötesini keşfeden bir bölümün yapımına ve aynı zamanda seriye eşsiz damgasını vurma konusuna olan ilgisini değerlendirmişler.

Flanagan, 1960’ların sonlarındaki ruh çağırma tahtasının batıl kültürünü ve aynı zamanda bir ailenin evinin altında gömülü olan ve ancak ruh çağırma tahtasıyla çözülecek olan sırları araştırmanın ilgisini çekeceğini düşünmüş.
Korku ustası ve aynı derecede yetenekli yazar ortağı Jeff Howard, anneleri Alice ile birlikte paylaştıkları aile evleri hakkında bilgileri artıkça dehşete düşen Doris ve Lina Zander’in hikayesini kurgulamış.

Blum, Alice’in seanslarında ruh çağırma tahtasını kullanmaya başladığında işi için harika olduğunu düşündüğünü söylüyor.
Şunları aktarıyor; “Başlangıçta Alice, herhangi kötü bir şey görmüyor ve aslında harika bir şeymiş gibi görünüyor. Muhteşem bir hizmet verdiğini düşünüyor. Hayatınızda kaybettiğiniz biri varsa gelip ruh çağırma tahtasını kullanabilir ve onlarla bağlantı kurabilirsiniz. Doris aracılığıyla artık bu dünyada bizimle olmayan kişilerle konuşabilirsiniz. Başta sadece işi için değil insanlar için de iyi bir şeymiş gibi görünüyor.”




Form şöyle anlatıyor; “İlk filmin doğrudan devamını yapıp o anlatımı genişletmek konusunda çok fazla tartışma oldu. Ama bu kolay bir yanıt gibi göründü. Kaynak malzemeye daha yakından bakınca, hikayenin önümüzde olduğunu görmeye başladık. İlk filmde karakterlerimizin peşini bırakmayan gerçek “DZ” kimdi ve onu evinde yaşayan herkesten intikam alan, bozuk bir ruha dönüştüren şey neydi?”

Bay ve Form’un Platinum Dunes’daki yapım ortağı olan Fuller, filmin dramatik temalarının daha geniş bir izleyici kitlesine hitap ettiğini ve bu hikayeyi sadece bir hayalet hikayesi değil de parçalanmış bir aile hikayesi de yapmanın önemini paylaşıyor.
“Doğa üstü unsurları bir kenara koyarsak son derece trajik bir şey yaşayan ve sonra da son derece korkunç bir şey yaşayan bir aile buluyorsunuz. Karakter odaklı bu hikaye, korku filmi arayışında olmayan izleyicilerin de ilgisini çekecek.”

Howard ve Flanagan, senaryoya yaklaşırken Ölüm Alfabesi evrenine uyan, kendilerine ait benzersiz bir hikaye oluştururken, hikayenin belli noktalarıyla bağ kurmayı amaçlamış.
“Hikayemizde izleyicinin ilk filmde tepki verdiği tohumları aldık ve büyümelerine olanak verdik. Zor olan yeni bir hikaye anlatırken ikisi arasında süreklilik yaratmaktı.”

Yapımcılar bunu yapmak için ilk filmin kötüsünün yaratımını incelemiş.
Flanagan şunları söylüyor; “Samara’nın The Ring'deki kuyudan çıkan, kötü bir yaratık olmadan önceki halini anlatan bir film yapmak isterdim. Bana göre o iki nokta arasındaki yolculuk büyüleyici ve korku filmlerinde çok nadir işleniyor.”

Bu yüzden Form, ruh çağırma tahtasını merkezine alan bir gerilimin bağ kurulabilen bir korku filmi için kusursuz bir araç olduğunu belirtiyor.
”Öbür dünyadakilerle iletişim kurma konusundaki bu yoğun arzunun etrafında bir film yapabileceğimiz fikri karşı konulmazdı ve ruh çağırma tahtaları bu duruma özeller. Ruhlara inanmayan insanların bile oyuna karşı güçlü bir tepkisi vardır. Bu oyunun inanmayanları bir an için bile olsa inananlara dönüştürme gücü var.”




Blum, Flanagan’ın Blumhouse’ın mikro bütçe modeli içinde bu kadar iyi çalışan bir projeyi yönetmek için kusursuz olduğunu belirtirken ekip adına konuşuyor.
“Mike, güçlü bir bakış açısının ve vizyonun bir arada bulunduğu ender biri. Ama aynı zamanda bugüne kadar birlikte çalıştığım herkesten daha iyi not alabiliyor ve daha iyi bir korku yaratabiliyor. Ekstrem bir hikayede ekstrem karakterler yaptığınızda sorumlu olan kişiye güvenmeniz gerekir. Çünkü korkunç ile komik arasında ince bir çizgi vardır. Mike’ın ellerinde korkunç olmak yönünden kesinlikle emin ellerdesinizdir ve daha derin ve daha katmanlı bir hikayeyle çalışırsınız.”

Karakter odaklı bir gerilim yaratmak için Flanagan ve Howard senaryoya önce bekar anne ve kızlarını konu alan bir dönem dramı olarak yaklaşmış.
Flanagan şöyle anlatıyor; “The Exorcist’in ilk 45 dakikası dramdır. Doğaüstü bir şey yoktur. Film sizi karakterlerle bağlar ve gerçeklikleriyle ilişki kurmanıza olanak verir. Böylece korku başladığında sizi boğanızdan kavrar. İşleri ve hayatları ölülerle iletişim kurma etrafında inşa edilmiş bir aileyi anlatan bir hikaye yaratacağım için heyecan duydum. Çünkü dinamik ve büyüleyici buldum.”

Tecrübeli korku hayranlarının beklentilerini zorlamaya devam etmek için yazar ikilisi türün daha öngörülebilir ritimleriyle oynamış.
Flanagan şunları söylüyor; “İzleyiciler bir replikten sonra üç saniye sessizlik duyarlarsa hemen korkudan sıçramayı beklerler. Ritmin nerede vuracağını önceden bilirler. Yani beklenmeyeni bulmak zorunludur. Bu filmdeki korkular çok daha spontan hissediliyor, tıpkı caz gibi.”

Gerilimin ihtiyaç duyduğu, her yerde bulunan bir unsur da rahip olmuş.
Fuller, Peder Tom’un varlığını şöyle anlatıyor; “Roger Ebert, bir keresinde şeytani varlıklarla uğraşıyorsanız Katolik bir rahibe ihtiyacınız vardır yazmış. Başka hiçbir inanç üstesinden gelemez.”

Yazarlar, Peder Tom’u çekici ve sevimli yaparak bilinen unsuru değiştirmiş. Böylece Alice’in teoride ilgi duyabileceği biri olabilmiş.
Blum şunları söylüyor; “En sevdiğim sahnelerden birinde Alice ile Peder Tom yemeğe çıkar. Lina ve hoşlandığı çocuk olan Mikey (Parker Mack) de Lina’nın yatak odasındadırlar. Genç kızın ilk öpüşmesiyle aralarında bir kıvılcım olan ama hayatın farklı yollara sürüklediği iki yetişin arasında geçiş yaptık. Genç bir aşkın olasılığıyla hayatın gerçeklerini göz önüne alan bir yetişkin ilişkisini yan yana koyduk.”




Aslında Peder Tom’un karakteri Flanagan’ın 12 yaşındayken, yanında rahip yardımcısı olarak anıldığı bir rahibe dayanıyormuş.
Yönetmen şunları söylüyor; “Peder Shack’in insanlara karşı bir empatisi vardı ve ben bunun ancak rahiplikten önceki hayatında yoğun bir hayat süren biri iseniz mümkün olduğunu düşünürdüm. Daha sonra bir kadınla nişanlı olduğunu duymuştum ve hep rotasını nasıl bu kadar değiştirdiğini düşünmüştüm.”

Sanat hayatı taklit eder. Film de Peder Tom’un karısının uzun yıllar önce öldüğünü konu alıyor.
Trajik kaybı, rahipliğe şiddetli geçişinin nedeni olmuş. Doris’in “yetenekleri”nden şüphelenen Tom, Doris’ten ruh çağırma tahtası aracılığıyla karısıyla iletişim kurmasını ister ve ruhların Zander ailesi üzerinde oynadıkları şeytani oyunu keşfeder.
Alice’in algısını ikna etmek için John, Dördüncü Bölüm, Birinci Dize’den alıntı yapar; “Her ruha inanmayın ama Tanrı’dan gelip gelmediklerini anlamak için ruhları sınayın. Çünkü dünyaya çok fazla sahte peygamber gelmiştir.”
Alice, karanlığın Doris’i ele geçirdiğini gördüğünde herkesin evden dışarı adım atması için çok geç olmuştur.

Asla Yalnız Oynama : Doğaüstü Gerilimin Oyuncu Seçimi


Ölüm Alfabesi Kötülüğün Başlangıcı filmi için oyuncu seçerken Flanagan ve yapımcıları, performansları bir yandan da korku unsurlarının gerçekliğin içinde inandırıcı olmasını sağlarken filmin karmaşık aile dramına derinlik katabilecek oyuncuları aramışlar.
Yapımcılar önce zeki ve becerikli, bekar anne Alice Zander rolünü canlandırması için tüm dünyada Twilight serisindeki çalışmalarıyla tanınan Elizabeth Reaser’a yönelmişler. Flanagan oyuncunun çalışmalarını bir süreden beri bildiğini anlatıyor; “Onu önce Sweet Land adlı müthiş filmde izledim. Uzun süre önce kısa filmlerin yer aldığı bir festivaldeydi. Filmde parlıyordu ve gittiği her yere de bir samimiyet ve empati duygusu getirir. Elizabeth’te beni en çok büyüleyen gözlerinin zihninde ve kalbinde meydana gelen her şeyi yansıtmasıdır. Gördüğüm en açık oyunculardan biridir.”

Reaser, rolü için önüne çıkacak zorlukları kucaklamış. “Bu filmde bana gerçekten hitap eden şey kederi incelemesi ve kaybettiğimiz birini sadece bir kez daha görmek ve konuşmak için duyulan güçlü arzu oldu. Bu film birçok yönden sadece bir korku filmi değil. Bu da çok dehşet verici olmasına neden oluyor. Bu karakter başlarına neler geldiğini bilmiyor çünkü zaten çok yıkıcı olan bir kayıpla uğraşıyorlar. Hayatın daha kötü olabileceğini anlayamıyorlar.”

Reaser, bir zamanların geleneksel bir eş ve anneyken, ölülerle iletişim kuruyormuş numarası yapan bir medyum olmayı inceleyeceği için heyecan duymuş.
“Katolik okuluna gittiğinizde anneniz evinizin önüne “Psişik, içeri buyurun” yazan bir tabela koyarsa tuhaf olduğu kadar utanç verici de olur. Özellikle de 1960’lardaki muhafazakar bir bölgedeyseniz. Ailesinin geçimini sağlayabilmek için zamanın beklentilerini uzaklaştırma cesareti ve arzusuna hayranım.”

Alice, geçimini sağlamak için aktif bir şekilde insanları kandırırken, onlara mantıklı bir şekilde kendisinde olmayan bir rahatlama algısı verdiğini düşünür.
Kendini karanlık gündeme sahip ruhlar tarafından kandırılmaya hazır bir şekilde öne çıkardığının farkında olmayarak içten içe bir gün kocasıyla iletişim kurabileceğini umut eder.
Reaser şunları anlatıyor; “Kederi tarafından gözleri o kadar kör olmuş ki bu ruhlar tarafından kandırılmak için yeterince savunmasız. Bu filmin trajedilerinden biri de bu korkunç şeylerin Alice’in taklit ettiği şeye umutsuzca inanmak istemesi nedeniyle olmasıdır. Keder, kayıp, aşk, aile; gerçekten kalbimizle ilgili olan her şey daha iyi hüküm vermemizi önleyebilir ve örneğin ben bununla bağ kurabiliyorum.”



Alice’in Peder Tom’un şekline bir ilgisi vardır. Flanagan şunları söylüyor; “Katolik rahip göndermesini istedim ama tanıdık gelmeyen bir değişiklik yapmak istedim. Alice ve Peder Tom’un arasında hayatları bambaşka yönlere gittiği için asla fark edilemeyecek yasak bir çekim vardır.”

Peder Tom, Doris’in yeteneğinden giderek şüphe duymaya başlar. Alice ve ailesi için duyduğu endişe kendisini manevi açıdan tehlikeli bir yola götürür.
Söz konusu karakter için oyuncu seçmeye geldiğinde yapımcılar iki kez Altın Küre adaylığı olan, kariyerine sevilen gişe rekortmeni E.T. Dünya Dışı Canlı’ya başlayan ve Gangs of New York gibi filmlerde rol alan oyunu Henry Thomas’a yönelmişler.

Flanagan şunları söylüyor; “Filmlere hayran olduğum dönemden beri Henry’nin de hayranıydım. Adı geçtiğinde rolü canlandıracak başka bir oyuncu hayal edemedim.”
Thomas, Zander ailesinin hikayesinin türün aleyhine oynanmasını takdir etmiş.
“Mike’la ilk toplantımda bana bu türde bu karakterlerin hepsini yok etmemiz gerektiğini, bu işin böyle olduğunu söyledi. Ama önce izleyiciye yatırım yapmama hatasını yapmak istemedi.”
Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı ilk iki bölümünü karakterleri ve karmaşık ilişkilerini geliştirmeye adamış.
Thomas şunları söylüyor “Herkes belli bir noktada ne geldiğini bilir. Benim oyuncu olarak amacım o anı askıya almak ve çok fazla oynayarak çoğunlukla kaba yıkımdan oluşan üçüncü bölümde izleyicinin geçmişi unutmasını sağlamak oldu.”

Thomas, filmin yönetmeni ve editörü olarak Flanagan’ın setteki verime nasıl etki ettiğini anlatıyor; “Çalıştığım en iyi yönetmenler çekimler ve performans anlamında sahneden ne istediklerini her zaman çok iyi biliyordu. Mike, vizyonunu çok basit ve zarif bir biçimde açıklıyor. Sonunda neyi bir araya getireceğini biliyor ve bu da oyuncuların gereksiz bir şey yapmadan, yaratıcılıklarını kullanmalarına olanak veriyor.”




Daha sonra yapımcılar Peder Tom’un dehşetinin kaynağını, Doris’in arayışına geçmişler. Bildikleri role oyuncu seçiminin en zoru olacağını biliyorlarmış.
Flanagan şunları söylüyor; “Senaryo bu kadar küçük yaştaki birinden çok şey bekliyordu bu yüzden sayısız oyuncuyla deneme yaptık.”

Deliver Us From Evil filminde yeteneklerini sergileyen genç, korku ustası Lulu Wilson, Doris’in masumiyetiyle kötülüğü arasında kusursuz bir denge kurmayı başarabilmiş. “Filmden bir monolog hazırladı. Boğularak ölmeyi rahatsız edici detaylarla anlattığı bir bölümdü ve az kalsın oturduğum sandalyeden düşüyordum. Diyaloğu korkutucu bir şekilde oynamayan tek oyuncuydu. Onun yerine rahat bir şekilde, masumiyetle ve gülümseyerek oynamıştı ve bu da çok sofistike bir seçimdi.”

Sıra tehlikeli sahnelere geldiğinde yetenekli akrobasi koordinatörü MARK RAYNER’ın yönlendirdiği oyuncu, yaşının çok üstünde bir performans sergilemiş.
Flanagan şöyle anlatıyor; “Doris’in duvara tırmandığı bir sahne var. Lulu’nun dublörünün peruk takarak oynaması yerine Lulu’nun oynamasını istedik. Korkusuzdu. Onu duvarda, suratında kocaman bir sırıtmayla ilk gördüğümde olağanüstüydü.”

Setteki dublörleri Emily Brobst ve Juliana Potter’a büyük bir hayranlık besleyen Wilson şunları ekliyor; “Çılgıncaydı ve biraz da endişeliydim ama çok fazla değil.”
Korku filmleri 10 yaşındaki biri için yasak olsa da anne ve babasının Ölüm Alfabesi Kötülüğü Başlangıcı filmi için bir istisna yapmasını umuyor.
“İzlememe izin vermeden onları rahat bırakmayacağım.” diyor, kararlı bir şekilde.




Flanagan, Doris’in zeki, iradeli ablası rolünü Basso’yu düşünerek kaleme almış.
Şöyle diyor; “Annalise ile o daha 13 yaşındayken çalışmıştım ve karşılaştığım en iyi oyunculardan biri olduğunu düşünmüştüm. Bu rol için mükemmel olduğunu biliyordum.”
Basso da Oculus filmindeki yapımcısıyla bir kez daha birlikte çalışacağı için aynı şekilde heyecanlanmış.
Basso şunları söylüyor; “Yönetmen olarak belirli bir vizyon ile o vizyonu yorumlayacak özgürlüğü veriyor. Hep ‘Bir çekim daha ister misin?’ diye sorar. Oyuncu olarak sette neye ihtiyacınız olduğunun farkındadır.”
Lina’nın çok yönlü karakteri 16 yaşındaki Basso’nun ilgisini çekmiş. Şunları söylüyor; “Neredeyse aynı yaştayız. Bu yüzden onun kendi kimliğini bulma mücadelesiyle bağ kurdum. Lina gözü kara biri ve bu özelliğini seviyorum. Ayrıca babasının ölümünden sonra öğrendiği güce de hayranım. Bu iki özelliğini annesine ve evin içindeki güçlü ruhlara karşı durmak için kullanmasına da hayranım.”

Basso’nun ilgisini aynı zamanda Lina’nın lise son sınıfta olan ve geçerli nedenlerle lise ikinci sınıftan birine ilgi duyan Mikey ile olan aşk hikayesi de çekmiş.
“Bu iki genç arasında saf ve tam bir bağ var. Bu korku filmlerinde çok ender gördüğünüz bir ilişki. Tatlı bir romantizmleri var ama karmaşık. Gençlik aşkının ilk sancılarını hissetmeye başlıyor. Bir yandan da çok değer verdiği birini kaybetmenin sonuçlarını deneyimliyor.”

Sonunda yapımcılar filmin kötü varlıklarını canlandırması için tecrübeli yaratık oyuncusu Doug Jones’u arayıp bulmuşlar.
Doug, Guillermo del Toro’nun Hellboy serisinden Abe Sapien ve Angel of Death filmlerinde büyüleyici karakterleri canlandırmış. Ayrıca Pan’s Labyrinth filminde Pan ve Soluk Adam’ı oynamış.
Jones, Flagan’la birlikte çalışacağı için heyecan duymuş. “Mike, ilişki ve aile dinamiklerini onlardan bir şeyler öğreneceğimiz ve gelişeceğimiz şekilde yapılandırma konusunda çok başarılı. Guillermo da öyledir. Anlamı ve amacı olan karanlık şeyler yapar.”

Flanagan, birlikte uzun bir geçmişleri olduğunu anlatıyor;” Doug’la birlikte çalışma ayrıcalığına ilk olarak 2010’da kendi dairemde çektiğim Absentia adındaki, küçük, bağımsız filmde sahip oldum. Bu filmdeki yaratıkların görünümü o kadar dağınık ve kısa ki etki oranını maksimum düzeyde tutabilecek bir oyuncuya ihtiyacımız vardı. İzleyiciler Doug’ı ekranda birkaç saniye görüyor olabilirler ama görüntüsünü unutamayacaklar.”




Korku Eve Geliyor : Tasarım, Lokasyon ve Kostümler


Prodüksiyon ekibi, doğaüstü gerilime 1960’ların sonlarının kusursuz görünümünü, duygusunu, kostümünü, lokasyonunu ve yapım tasarımını sağlamanın çok önemli olduğunu biliyormuş. Bu da onlara özgün bir atmosfer yaratma ya da izleyiciler için gerçekten taşıyıcı olacak bir film yapma olanağı vermiş.

Yapım Tasarımı

Yapım tasarımcı Patricio Farrell, Zander evinin duvar kağıtlarından, mumlarına kadar hikayenin ortamındaki her detayın döneme uygun olmasını sağlamış.
Flanagan şöyle söylüyor; “Patricio’nun detaylara gösterdiği özen inanılmazdı.”
Farrell, geniş araştırmalar sonucunda görsel bir temel oluşturmak için kendisini senaryonun dünyasına bırakmış.
Farrell, kullanılan parçalarını 1967’de parlak ve yeni olan parçalarla sınırlamak yerine bu ailenin özünü ve evin kötü tarihini yakalamak için 1960’lardan önceki döneme, özellikle Art Nouveau dönemine de uzanmaya karar vermiş.

Flanagan’la daha önce Before I Wake’de birlikte çalışan Farrell şöyle anlatıyor; “Bu tarzı alt akım olarak kullanarak dünyanın estetiğini tanımlayabilir ve belirli yerlere renkleri ve isyankar 60’ları ayırabilirdik. Bu hikayeye de yardımcı olacaktı. Kendimizi sadece 1960’larla sınırlamamak satın alınabilir ve elde edilebilir olmaya da yardımcı oldu. Filme bizi daha pastoral ve daha güvenli zamanlara götüren daha zengin bir doku katmanına aşılamamıza olanak verdi.”

Farrell ve Flanagan, Zander evinin sıcak ve içinde yaşanılan bir ev duygusu vermesini istemişler. Bu yüzden gelişen korku unsurları daha da öne çıkmış.
Farrell şunları söylüyor; “Benim filmdeki amacım setleri olabildiğince güzel yapmaktı. Bu kesinlikle daha az beklenen bir şey. Bilinen bir ortamda açıklanamayan ve dehşet veren bir şey görmek daha da endişe veren bir şey. Dehşetin eve geldiği zamanı unutmak daha zor. Sonunda güzel bir ortam içinde korkuyu veya heyecan dolu bir sahneyi yaratmak için çok iyi bir hikaye gerekiyor.  Mike’ın projeye kattıkları bunlar.”




Lokasyon

Filmin büyük bölümünün çekildiği Los Angeles’taki 19. Yüzyıl ustalığının Ölüm Alfabesi’ne uyması gerekmiş.
Bu da benzersiz bir zorluk yaratmış. “Havada uçan, duvarlarda gezen, merdivenlerden uçarak inip çıkan, antreden sallanan karakterlerimiz vardı ve bunu asıl alanda yapmak zorundaydık.” diyor Flanagan ve şöyle devam ediyor, “Karmaşık akrobasi teçhizatını barındırmak ve bu tehlikeli sahneleri dinamik bir şekilde yakalamak, çözülmesi gereken inanılmaz zor bir bulmacaydı. Bir oyuncu ya da dublör fiziki işareti sadece birkaç santim kaçırırsa bütün sahne bozuluyordu.”

Film yapımcılarının devam eden özgünlük arayışında Basso ve Wilson bu fırsatı tehlikeli sahne çalışmalarını denemek için kullanmış.
Flanagan şunları söylüyor; “Genç oyuncular tehlikeli sahnelerde çok eğleniyor. Biz de Annalise ile Lulu’ya mümkün olduğunca çok sahnede oynama fırsatı verdik ve tabii ki belli bir nedenle. Duvarlara tırmandıklarını ve evin girişinde sallandıklarını izlemek oldukça rahatsız ediciydi ve çok iyi başardılar.”
Bazı alanlar için zorlu çekim düzenlemeleri gerekse de yüzyıllık evin açık kat planı, geniş kapıları ve geniş sahanlıklarıyla birlikte görüntü yönetmeni Michael Fiognari’nin göz kamaştırıcı sinematografi çalışmalarına olanak sağlamış.
Form şöyle anlatıyor; “Ev doku ve tarih dolu ve film evde çok geçtiği için de ev, filmde başka bir karakter görevi görüyor. Karanlık, dolambaçlı odalar güzel ama, tuhaf bir duygu yaratıyor ve bu da ekrana yansıyor. İnsanların eski evlere karşı doğal bir korkusu vardır ve duvarlarında tarih gizli olur. Mikey’nin söylediği gibi, bu evin iskeleti kesinlikle çok iyi.”




Kostümler

Gardırobun da döneme uygun olmasını sağlamak için kostüm tasarımcı Lynn Falconer, 1967’de oldukça popüler olan siluetleri ve kumaşları çok araştırmış.
Falconer şöyle anlatıyor; “Kostüm evlerini kullanmak yerine kıyafetleri olabildiğinde Los Angeles civarındaki kişisel satışlardan sağladım. Mad Men gibi dizilerde görülmemiş parçaları bulmak için çok fazla gardıroba tırmanmam gerekti.”
Yine de gergin, çok düğmeli iş kıyafetinin Alice’e uygun olmadığını düşünmüş. “Falcı olarak karakterinin daha yenilikçi görünmesi gerekiyordu. Bu duygunun gardırobuna yansımasını istedim. Kıyafetlerini 1960’lı yılların sonlarından, tarzın biraz daha rahatladığı dönemden seçtim. Ayrıca dul bir kadın ve kocasını birkaç yıl önce yıkıcı bir şekilde kaybettikten sonra kabuğundan yeni çıkmaya başlıyor. Karakter olarak Alice, yumuşak ile güçlünün karışımı. Bu da daha yumuşak üstleriyle bir arada kullandığı eteklerinde yansıtılıyor.”

Falconer, Lina için 1960’ın bir stil ikonunu seçmiş. “Bana ilham veren Twiggy’nin kamera önünde olmadığı anları oldu. Hepsinde mini etekler, şirin, küçük süveterler vardı. Analise’in de muhteşem kızıl saçları var. Bu yüzden o dönemde renkler olan morlar, kahverengiler ve pas renkleri çok uygun oldu.”

Falconer, çocukluk elbisesini Doris’e aktarmış. “1967’de onun yaşlarındaydım. Küçükken giydiğimi hatırladığım elbiseden ve tığ işi yeleklerden ilham aldım. Doris, hayalet gibi olduğunda ilk Ölüm Alfabesi filmindekine benzeyen beyaz bir elbise bulmamız gerekti. Zor yanı 60’lardan ilham alan yeni bir elbise bulmaktı. Böylece birkaç tane alabilecektik. Ayrıca elbisenin akrobasi içeren sahnelere uyum sağlayacak bir kumaştan yapılmış olması gerekiyordu.”

Doğal olarak, Peder Tom’un gardırobundaki renklere The Exorcist filmindeki renk paletleri yardımcı olmuş.
Falconer şöyle açıklıyor; “Rahibin gardırobunda fazla alanımız olmasa da bizim filmimiz renk anlamında daha zengindi. Kostümün bunu yansıtmasını istedim.”
Görünümü tamamlamak için Falconer yine kendi çocukluğundan ilham almış. “Benim zamanımda Kaliforniya’daki bir Katolik okulu öğrencisi olarak vaazları gerçekten dinlenen genç bir rahip olan Peder Rick’i biliyordum. Peder Tom’a da gençliğini yansıtan benzer bir gardırop hazırladım.”





Universal Pictures sunar Bir Platinum Dunes/Blumhouse Prodüksiyonu.
Allspark Pictures işbirliğiyle- bir Mike Flanagan filmi: Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı.
Oyuncular: Elizabeth Reaser, Annalise Basso ve Henry Thomas.
Oyuncu seçimi: Terri Taylor
Müzik: The Newton Brothers.
Kostüm tasarımcı: Lynn Falconer.
Editör: Mike Flanagan.
Doğaüstü gerilimin yapım tasarımcısı: Patricio M. Farrell.
Görüntü yönetmeni: Michael Fimognari.
Sorumlu yapımcılar: Couper Samuelson, Jeanette Volturno, Trevor Macy, Victor Ho. Yapımcılar: Michael Bay, Andrew Form, Brad Fuller, Jason Blum, Brian Goldner, Stephen Davis.
Hasbro’nun “Ouija” adlı oyununa dayanmaktadır.
Yazarlar: Mike Flanagan & Jeff Howard.
Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı filminin yönetmeni Mike Flanagan.
© 2016 Universal Studios.





Filmin mmknmrtb notu:  5 / 10



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...