7.03.2017

Juste La Fin du Monde :: Guguklu Saatin Kuşu



12 yıl önce kendi isteğiyle ayrıldığı ve bir daha da uğramadığı anne evine, ölümcül bir hastalığa sahip olarak ve de sonsuza dek veda etmek üzere geri dönen 'ince ruhlu' yazar dostumuz Louis'yi (Gaspard Ulliel) bu evde; sevgili annesi (Nathalie Baye), alaycı ve sinirli ağbisi Antoine (Vincent Cassel) ile onun ezik ama sevecen karısı Catherine (Marion Cotillard) ve de eski günlerden ortak hiç bir anısı olmayan küçük kız kardeş Suzanne (Lea Seydoux) karşılayacaktır..

Akıllılık edip, ailevi zindanını erkenden terk eden oğlanın bu dönüşü -sebebi de düşünüldüğünde- anlamlıdır belki ama, yine de büyük bir hatadır.. ("Aptallık" demek istemedim işte.)

Bir anda ortadan kaybolan sevgili oğluna yıllarca hasret yaşayan anne ile; babanın da yokluğunda, tüm ailenin 'erkek' sorumluluğunu yüklenmiş, bu arada zaten gıcık olduğu kardeşine olan öfkesi de iyice köpürmüş ağbinin, Louis'yi hemen bağırlarına basması mümkün olmaz tabii..

Sonuçta anne yüreği bir iki sitemden sonra yumuşar; amma yıllarca, kardeşinin 'hayali' varlığının dahi hep gerisinde kalmaktan muzdarip ağbi, sonunda eline geçirdiği, şu 'sorumsuz herif'e karşı içinde biriktirdiği tüm nefreti kusmanın fırsatını kaçırmayacaktır..




O daha çocukken evden ayrılan Louis'in yokluğunda büyürken, uzak ve ünlü olan ağbisini gözünde büyüttüğü, hatta aileden kaçıp kurtulma hususunda ondan ilham bile aldığı anlaşılan Suzanne, Louis'yi tanımaya ve anlamaya hazırdır artık..

Öfkeli ve kaba biri olan kocasının yanı sıra, kaynana ve görümceyle etrafı çevrili dünyasında bunalmış ve mutsuz görünen 'naif' gelin Catherine, ilk görüşte adeta yörüngesine girdiği bu genç adamın gizemli hüznünü hisseden tek kişidir..

Karakterlerin arasında kalarak, oradan oraya paslaşılan seyircinin şimdi beklediği tek şey vardır; Louis acı gerçeği ailesine ne zaman söyleyecektir ve onların tepkisi ne olacaktır?.




Senaryonun, beni -nedense- çok ilgilendiren bir tarafı da; yıllar sonra ailesiyle yeniden buluşan Louis'nin, doğduğu, büyüdüğü ve içindekilerle birlikte terk ettiği -daha önceki- eski evi yeniden görme arzusunda ortaya çıkan, göreceli ve de çelişkili durumdu..

Adına 'Nostalji' denen; anılarla yüklü bir yerden yıllar önce ayrılıp, ona dair her şeyi özlemenin, hatta kutsallaştırmanın sonucunda, insanın içini dolduran duygu yoğunluğu pek büyük bu tuhaf hissin etkisinde heyecanlanan Louis'ye karşın, daha sonraları başka bir semtteki yeni eve taşınmış ailenin diğer bireylerine -özellikle de Ağbiye- göre o eski ev, yanından  geçmeye bile değmez bir izbelikten başka bir şey değildir..




'Kanada'nın gururu, sinemanın harika çocuğu' Xavier Dolan'ın, Jean-Luc Lagarce’ın aynı adlı tiyatro oyunundan beyaz perdeye aktardığı, minimalist özellikli bu 'mütevazı' filmdeki yönetmen ustalığı, apaçık ortada..

Bir oyunun sinemaya uyarlanmasıyla beraber kendiliğinden oluşan bazı dezavantajların; yâni mekân azlığı ve diyalog çokluğu gibi problemlerin, doğru bir işçilikle bertaraf edildiğini görüyoruz..
Mekân eksikliğini, flashback sahnelerle ya da olağanüstü etkiler yaratan bakış açılarına sahip makro kadrajların yoğun kullanımıyla hiç hissettirmeyen Mösyö Dolan; olası diyalogların önemli bir kısmını da, bakışmaların ve anlamlı duruşların anlattıklarıyla, kolayca hallediveriyor..

Tabii elde edilen bu olumlu sonuçtaki payın diğer sahipleri de her biri birbirinden güçlü oyuncular; öyle ki, kadroyu oluşturan beş oyuncuya 'En İyi Toplu Performans' ödülü takdim edilse, yeridir..


Yönetmenle birlikte



Juste la fin du monde / Alt Tarafı Dünyanın Sonu / It's Only the End of the World

Yönetmen: Xavier Dolan
Senaryo: Xavier Dolan
Oyuncular: Nathalie Baye, Vincent Cassel, Marion Cotillard, Lea Seydoux, Gaspard Ulliel
Görüntü Yönetmeni: Andre Turpin
Kurgu: Xavier Dolan
Yapım: 2016, Kanada / Fransa, 97'


7  /10



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...