10.04.2017

Ghost in the Shell / Kabuktaki Hayalet



Yakın bir gelecekte Binbaşı (Scarlett Johansson), türünün ilk örneği olup; korkunç bir kazadan kurtarılmış ve kendisini dünyanın en tehlikeli suçlularını durdurmaya adayan kusursuz bir asker olmak üzere siber geliştirilmiş bir insandır. 

Terörizm, insanların zihinlerine girip onları kontrol etmeyi de içeren yeni bir düzeye ulaştığında Binbaşı bunu durdurmak için eşsiz biçimde donatılmıştır. 

Yeni bir düşmanla yüzleşmeye hazırlanırken kendisine yalan söylendiğini, hayatının kurtarılmadığını, çalındığını öğrenir. 

Geçmişini geri kazanmak, bunu kendisine kimin yaptığını öğrenmek ve başkalarına da yapmadan onları durdurmak için hiçbir engel tanımayacaktır. 

Film, uluslararası üne sahip Japon çizgi romanı Ghost in the Shell'e dayanmaktadır.

Scarlett Johansson (The Avengers, Lost in Translation) uluslararası bir oyuncu kadrosunda yer alıyor. 
Kadroda ayrıca Pilou Asbæk (Ben-Hur, Lucy), “Beat” Takeshi Kitano (Merry Christmas Mr. Lawrence, Battle Royale serisi), Juliette Binoche (The English Patient, Chocolat), Michael Carmen Pitt (“Hannibal,” “Boardwalk Empire”), Chin Han (Independence Day: Resurgence), Danusia Samal (“Tyrant”), Lasarus Ratuere (“Terra Nova”), Yutaka Izumihara (Unbroken) ve Tawanda Manyimo (The Rover) ile Daniel Henshall (AMC dizisi “TURN: Washington’s Spies”) ve Kaori Momoi (Memoirs Of A Geisha) yer alıyor. 




Paramount Pictures, DreamWorks Pictures ve Reliance Entertainment sunar; Kabuktaki Hayalet, yazarı ve illüstratörü Shirow Masamune olduğu Kodansha Comics’in ünlü Japon çizgi romanına dayanmaktadır. 

Filmin yapımcıları Avi Arad, p.g.a. (X-Men, The Amazing Spider-Man 1 & 2, Iron Man), Ari Arad, p.g.a. (Iron Man, Ghost Rider: Spirit of Vengeance), Steven Paul (Ghost Rider: Spirit of Vengeance) ve Michael Costigan’dır (Prometheus). 

Tetsu Fujimura (A.Li.Ce), Mitsuhisa Ishikawa, Jeffrey Silver (Edge of Tomorrow) ve Yoshinobu Noma idari yapımcılardır. 

Senaryo yazarı Jamie Moss, William Wheeler ve Ehren Kruger’dır. 
Yönetmen Rupert Sanders’dır (Snow White and the Huntsman).

Görüntü yönetmeni Jess Hall (The Spectacular Now). 
Yapım tasarımcı Jan Roelfs (Fast & Furious 6, Gattaca). 
Görsel efektler süpervizörü Guillaume Rocheron (Life of Pi, Godzilla). 
Kostüm tasarımcılar Kurt ve Bart (The Hunger Games: Mockingjay –1& 2. Bölümler, Dallas Buyer’s Club). 
Editörler Neil Smith ve Billy Rich.
Besteci Clint Mansell (Black Swan, Requiem for a Dream). 
Saç ve makyaj Jane O’Kane (Pete’s Dragon, Guardians of the Galaxy); özel efektler, beş kez Oscar adayı olan Sir Richard Taylor ve WETA Workshop’taki ekibine (The Lord of the Rings ve Hobbit serileri) aittir. 




Filmin mmknmrtb notu ::

Ghost in the Shell, 1995 tarihli animeden -her anlamda- yararlanırken, özgünlük hususunda hiçbir değer kaybı yaşamadığı gibi, Juliette Binoche'un canlandırdığı karakter ve "anne" motifi gibi muhtelif katkılarla güçlendirilen draması ve mükemmelen kotarılmış aksiyonu ve de müthiş görselliğiyle -belki de- yılın en önemli yapımı oluyor..

Yönetmen Rupert Sanders -elbette senaristlerinin de önemli katkısıyla- kendisinden hiç de beklemediğim, başyapıt düzeyinde bir başarıya imza atarken, Scarlett Johansson  -her haliyle- bu film ve karakter için yaratılmışcasına kusursuz..

9  /10



PRODÜKSİYON HAKKINDA

İnsanlarla teknoloji arasındaki çizginin giderek daha çok belirsizleştiği yakın gelecekteki bir toplumda geçem, göz alıcı bir şekilde hayal edilmiş olan canlı aksiyon filmi Kabuktaki Hayalet, başarılı bir şekilde siber güçlendirilmiş ilk insan ve suçla savaşan bir güç olan 9. Bölüm’ün lideri olan Binbaşı’nın köklerinin izini sürmektedir.

Masamune Shirow’un orijinal Japon çizgi romanı Kabuktaki Hayalet, ilk basım yılı 1989’dan bu yana aralarında Steven Spielberg, James Cameron ve Wachowski’ler gibi etkili film yapımcılarının da bulunduğu dünya çapında sadık takipçilere ilham kaynağı olmuş. 
Epik medya serisinde halen iki animasyon sinema filmi, iki TV dizisi ile romanlar, video ve mobil oyunlar yer alıyor. 
Ana temaları giderek daha geçerli olduğu için Kabuktaki Hayalet’in popülerliği son otuz yıldır artmaya devam etmiştir. 
Marvel Stüdyolarının kurucusu, CEO’su ve eski Başkanı yapımcı Avi Arad şunları söylüyor; “Teknoloji hakkında uyarıcı bir hikaye. Kabuktaki Hayalet, fütüristik bir ortamda ilginç felsefi sorular soruyor ama aynı zamanda şu anda karşılaştığımız sorunlarla da ilgili. Birey olarak bizi neyin tanımladığı, tarihimize karşılık eylemlerimizi konu alıyor. Ve bunların hepsini büyük, heyecanlı bir aksiyon filmi bağlamında yapıyor.”

Film, beyaz perdedeki uzun yolculuğuna Avi Arad’ın projeyi, beklenmedik bir kaynağın yardımıyla Steven Spielberg’e götürmesiyle başlamış. 
"Malibudaki plajda Steven’la küçük kızına rastladım. Kabuktaki Hayalet hakkında aklınıza gelebilecek her şeyi biliyordu. Benim için tanıtımı o yaptı. Sonrası kendiliğinden gelişti.”

2008 yılında Spielberg ve DreamWorks Kabuktaki Hayalet’in ilk canlı aksiyon filmini yapımcılar Avi Arad, Ari Arad, Steven Paul ve Michael Costigan ile idari yapımcılar Tetsu Fujimura, Yoshinobu Noma, Mitsuhisa Ishikawa ve Jeffrey Silver ile birlikte yapmak üzere haklarını satın almış. 
Doğru senaryoyu, yönetmeni ve yıldızı hazırlamak için zorlu çabalarla neredeyse sekiz yıl geçmesi gerekmiş.

Yapımcılar büyük projenin yönetmeni olarak kara aksiyon epik filmi Snow White and the Huntsman ile bilinen İngiliz yönetmen Rupert Sanders’ı seçmiş. 
Avi Arad şunları söylüyor; “Projeyi her zaman çok sevdi ve ne kadar önemli olabileceğini biliyordu. Rupert’ın sanat ve hikaye anlatımı aşkı onu bu işi için kusursuz bir yönetmen yaptı.”

Sanders, Japon ortamını popüler bilim kurgu mecazlarıyla mükemmel bir şekilde harmanlayışıyla modern sinema tarihinde bir mihenk taşı olan ilk Kabuktaki Hayalet animasyon filmini zaten iyi biliyormuş. 
Yönetmen şunları söylüyor; “Yetişkin animasyonu oldukça göz alıcı. Fütüristik global estetiğin standardını belirledi. Binbaşı karakteri son derece heyecan verici. Çok güçlü ve seksi. Bir insan ve bir makine. Bu öğelerin karışımı bir film yapımcısı olarak bana göre çok keyif vericiydi.” 




Sanders’ın Ocak 2014’te projeye resmen katılmasından sonra yapımcılara kendi bakış açısıyla 110 sayfalık orijinal bir grafik roman sunmuş. 
Şöyle anlatıyor; “Kabuktaki Hayalet’in orijinal dünyasına dönmek istedim. Çizgi romanın görsel dili ilgimi çekti. Bu yüzden hikayenin o kaba kolajında orijinalinden birçok görsel kullandım.”

Kabuktaki Hayalet Japonya’da eşi görülmemiş bir şekilde popüler; ama Amerika’daki ve tüm dünyadaki insanlar da animeyi izlemiş ve çok sevmiş. 
Sanders şunları söylüyor; “Görseller gerçekten çok etkileyici. O görüntüler filmin geliştirilmesinde bizim için mihenk taşı oldu. Filmi yeniden sıfırdan yapmadık ama kare kare de kopyalamadık.”

Sevilen serinin hayranlarının büyük beklentilerle geleceklerinin farkında olan yapımcılar beklentilerin ötesine geçmek için büyük zorlukları aşmışlar. İdari yapımcı Silver şunları söylüyor; “Çizgi romanın veya animasyonun bütün öğeleri doğrudan canlı aksiyon fotogafisine aktarılamaz. Ama biz onu yeni bir dünyaya taşırken ruhuna da sadık kalmaya çalıştık. Global bir hayran kitlesine sahip bir eserle çalışırken o hayranları gerçekten onurlandırmanız, tüm beklentilerini sunmanız ve sonra da bunların üstüne çıkmanız gerekir.” 

Sanders’ın niyeti her zaman duygusal ve felsefi özünü onurlandırırken hikayeyi tüm dünyada popüler kılan ikonik görselleri de kullanarak kaynak malzeme etrafında daha büyük bir film yapmak olmuş. 
Şunları söylüyor “Açılış sahnemiz olarak Geyşayı koruduk. Çöp kamyonunu koruduk. Hanka şirketinin bir kısmını ve bir hayran olarak benim takıntılı olduğum birçok şeyi koruduk. Sanders orijinaldeki ikonik öğelerin birçoğunu korudu. İnsanlık, teknoloji, dualite gibi diyaloglar yer alsa da filmimiz öncelikli olarak oldukça direkt bir dedektif hikayesi üzerinden anlatılan bir keşif yolculuğudur. Binbaşı kötü bir adamın peşindedir ve ‘bu adam kim, ne alıyor ve neden alıyor’ soruları ortaya çıkar. Ama yolunda ilerlerken kendi yoluyla adamın yolunun düşündüğünden daha yakın olduğunu anlamaya başlar.”




Yapımcıların karşılaştıkları zorluklardan biri de hikayenin ana unsurlarının kaynak malzemeye aşina olmayan izleyiciler tarafından anlaşılır olması olmuş. 
Ari Arad şunları söylüyor; “İzleyicilerin teknoloji etkisini çevreleyen sorularla bağ kurabilmesi için geliştirme aşamasında acele etmedik.” 

İnsanlara keskin görüşten telepatik iletişime, alkol tüketimi kapasitesinin artırılmasına kadar çeşitli sibernetik güçlendirmeler yerleştirilebilen bir dünyada heklemek yeni ve çok daha ciddi bir tehlike olmuştur. 
Avi Arad şunları söylüyor; “Bu günümüzün sunduğu bir akıllı telefondan, geliştirilmiş bir işitme cihazından veya son teknoloji bir kalp pilinden sonra büyük bir adım değil. Tıpta halihazırda yer alan fiziksel durumumuzu geliştirecek teknoloji. İnanılmaz şeyler oluyor. Ama eğer dünyayı değiştiren teknoloji yanlış ellere düşerse çok fazla yıkıma neden olabilir.”
Kabuktaki Hayalet’in geleceğinde suçlular sadece banka hesabınıza girmez, hatıralarınız girebilir, davranışlarınızı kontrol edebilir. 
Bu siber teröristlere polislik yapmak yeni tür bir kanun yaptırımı gerektirir. Seçkin 9. Bölüm terör karşıtı ekibi, Binbaşı’nın da dahil olduğu teknolojik olarak en geliştirilmiş insanlarından oluşmaktadır.  

Yapımcı Michael Costigan şunları söylüyor; “Bilginin kral olduğu bir dünyada hayatta kalmanın anahtarı mahremiyeti korumaktır. 9. Bölüm de burada devreye giriyor.”

Filmde yer alan herkes serinin bütünlüğünü korumak için büyük bir sorumluluk hissetmiş. 
Filmin yazımı, geliştirilmesi ve çekimleri boyunca yapımcılar ilham almak için çizgi romana ve animasyona başvurmuşlar. 
Ayrıca iki animasyon filmin yönetmeni Mamoru Oshii ve televizyon dizisinin yönetmeni Kenji Kamiyama da Hong Kong’daki çekimler sırasında sete davet edilmiş.
Oshii şunları söylüyor; “Rupert hikayenin kendine özgü bir versiyonunu yapmış. Bu seride bugüne kadar izlediğim en muhteşem film. Rupert kompozisyonlar, renkler ve ışıklandırma fikirleriyle başlıyor. Ben de bir yönetmen olarak bir yönetmenin hayalindekileri yapması gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden Rupert’in de öyle yapmasını diledim. Scarlett Johansson, Binbaşı rolüyle beklentilerimin çok üstüne çıktı.”

Japon Kabuktaki Hayalet animasyon filmlerinin ve TV dizilerinin yapımını gerçekleştiren, I.G. USA’nın yapım bölümünün başkan yardımcısı olan Maki Terashima-Furuta şunları ekliyor; “Rupert’ın yönettiği filme büyük bir saygı duyuyorum. Kabuktaki Hayalet zamanında çığır açmıştı ve insanlar yapımından 20 yıl sonra bile hala büyüleniyor. Eminim bu serinin devamı gelecektir.”

Sanders, devam eden Kabuktaki Hayalet mirasının bir parçası olduğu için gurur duyuyor. “Hepimiz o kültürün bir parçası olmanın önemli olduğunu düşündük. Çekimler boyunca yanımızdan Japonya’dan birisi oldu. Hikaye anlatıcıları serisinin bir parçası olmak istedik ve onların da projemizin bir parçası olmalarını istedik.”

DÜNYA ÇAPINDA BİR KADROYU OLUŞTURMAK

Sanders’ın filmdeki vizyonunun önemli bir unsuru da çok kültürlü, çok etnik bir gelecek dünyası yaratmakmış ve bu fikir yaptığı oyuncu seçimi tercihlerine de yansımış. 
Kadroda tüm dünyadan oyuncular yer alıyor. Aralarında Japonya, yeni Zelanda, Avustralya, Fransa, İngiltere, ABD, Kanada, Zimbabwe, Danimarka, Singapur, Polonya, Türkiye, Fiji, Çin, Romanya ve Belçika bulunuyor.

Çok uluslu kadronun başrolünde Scarlett Johansson Binbaşı’yı canlandırıyor. 
Johansson ana karaktere Sanders’ın animasyonda büyük ölçüde olmadığını düşündüğü bir iç dünya katmış. 
Şunları söylüyor; “Animede Binbaşı oldukça uzak ve bu da aldatıcı ve gizemli. Ama bu filmle neler yaşadığını anlamamız gerekiyor. Hikayemiz izleyiciye iç dünyasında neler olduğunu ve karakterinin gelişmesine nelerin olanak sağladığını sunuyor.”

Yönetmen şöyle devam ediyor; “Scarlett karaktere çocuksuluk kattı. Bu da çok önemli çünkü bu bir anlamda bir Pinokyo hikayesi. Scarlett bize karakterine girmemizi sağlayacak küçük anlar sunmakta çok zeki. Sonra bizi yine uzaklaştırıyor. Bana göre Scarlett hacker kraliçesi.”

Yapımcı Ari Arad filmin karakterleri arasında teknolojiyle hayatı en çok dönüşen kişinin Binbaşı olduğunu belirtiyor. 
“Dünyadaki en olağanüstü kişi olduğunu ortaya çıkarıyor. Ama aynı zamanda taşıdığı yükü de gerçekten anlıyorsunuz. Scarlett, Binbaşı’nın duygusunu, mizahını ve derinliğini kusursuz biçimde yakalıyor.”

Johansson, siber terörizmle savaşmak Binbaşı’yı beklenmedik bir şekilde bir kendini keşif yolculuğuna çıkardığını söylüyor. 
“Rupert ve ben öz kimliğini arayışı ve nereden geldiğiyle ilgili gerçeği öğrenme ihtiyacını çok konuştuk. Bu karakter hem kendisine verilmiş bir hayatı olduğuna hem de seçtiği bir hayatı olduğuna inanıyor. Bu filmi yapmak istememin asıl sebebi bu. Birinin gerçek kimliğini bulmak, insan deneyiminin parçası olan izole olma duygusu ile birlikte hepimizin paylaştığı bağlarla ilgili temalar.”

Oyuncu, Sanders’ın film için geliştirdiği olağanüstü görsellere çekilmiş. Şunları söylüyor; “Benim için ilgi çekici olan buydu. Yarattığı şey sadece hayranlara hitap eden bir şey değil. Bazen hayalini kurduğumuz bozulmamış gelecek değil. Tıpkı bir yılanın kendi kuyruğunu yemesi gibi insanlık da kendini yemiş. Şehirler üstüne şehirler kurulmuş, insanlar başka insanlardan ve bilgisayarlardan yapılmış.”

Costigan, gözünde canlandırdığı tek oyuncunun Johansson olduğunu söylüyor. 
"Bu karakterin insanlığı ve bir de farklılığı olmalı. Hem izleyiciyle bağ kurmalı hem de onları bir mesafede tutmalı. Scarlett dışında bunu yapabilecek birini düşünemedik. Onu filme dahil etmek için gerçekten seferber olduk.”

Kabuktaki Hayalet anime filmini yöneten Mamoru Oshii, oyuncunun zihni ve bedeni senkronize olmayan bir karakteri canlandırma yeteneğini övüyor. 
“Binbaşı’nın vahşi, savaşçı bir yanı var. Ama aynı zamanda güvensizlikten rahatsız oluyor. Tam olarak insan değil. Ama robot da değil. Scarlett gözleriyle çok şey anlatabiliyor. Karakterin benim orijinal versiyonuma çok yakın. Bu rol onun içindi ve başka kimse oynayamazdı.”




Danimarkalı oyuncu Pilou Asbæk, Batou rolüne seçilmiş. Binbaşı’nın yardımcısı. Yapımcılar 2015 yılı Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’na aday olan Danimarka filmi olan A Hijacking and A War’daki performansını görmüşler. 
“Pilou’nun Avrupa filmlerini biliyorduk. Ama bu performans bir keşif oldu. Bir oyuncuda daha önce görmediğiniz özellikleri keşfetmek film yapımını heyecanlı kılan öğelerden biridir.”
Sanders’a göre Asbæk’in etkileyici fizikselliği, çok katı asker rolü için kusursuzmuş. Yönetmen şunları söylüyor; “Pilou’yu ilk gördüğümde Batou olduğunu biliyordum. Çok kaba bir mizah anlayışı var ve kesinlikle ayı gibi. Ama Batou’nun ihtiyacı olduğunu düşündüğüm hassasiyete sahip. 9. Bölüm’ün diğer üyeleri gibi Batou da siber güçlendirilmiş, ama Binbaşı kadar değil. Binbaşı hemen hemen bir sayborg olmuş. Oysa Batou yavaş yavaş insanlığından küçük parçalar kaybederek oluşmuş. Ne zaman bir başka yara alsa başka bir şey değiştiriliyor."

Batou genelde konuşmayı yumruklarının yapmasını tercih ediyor. Asbæk’e göre “Yakın dövüş uzmanı bir katil, ama bana göre aynı zamanda Kabuktaki Hayalet’in özü.” Danimarka’nın siyasi dram dizisi “Borgen” de kamuoyu yaratan Ksper Juul rolüyle tanınıyor. 
“Pizza yiyor, bira içiyor ve köpekleri seviyor. Bunlar benim şahsen bağ kurduğum konular. Aslında çok basit biri. Güvenilir, sıcak ve tatlı.”

Bu yaklaşım aksi halde ciddi bir aksiyon rolü olacak karaktere beklenmedik bir hafiflik katıyor diyor Silver: “Saf, sert bir adam olmasını bekliyorsunuz; ama Batou, sibernetik gözünde bir kırpmayla oynuyor.”

Batou, Binbaşı’nın savunmasını indirdiği ender kişilerden biri. 
Sanders şunları söylüyor “Scarlett ve Pilou birlikte ekranda çok iyiler. Ortaklıkları çok güzel bir ilişki. Neredeyse klasik, karşılıksız aşk gibi. Binbaşı’yı anlıyor, çünkü kendisi de çok acı yaşamış. Binbaşı bir sayborg bu yüzden fiziksel bir ilişkileri olamaz ama Binbaşı’yı koruyor. Herhangi bir aşk hikayesi çizgi romanda da olduğu gibi dile getirilmiyor.”

Johansson, Binbaşı’nın Batou ile olan ilişkisinin özel olduğuna katılıyor. “Onun yanındayken kendisini en çok insan hissediyor. Çok kişiye güvenmiyor. Batou’ylayken sessiz anlarını paylaşabiliyor. Binbaşı’ya gerçek hayatın var olabildiğini ve belki de bir zamanlar sahip olduğunu hatırlatıyor.” 



9. Bölüm’ün tatlı dilli başkanı Daisuke Aramaki rolü için yapımcılar Japon ikonu “Beat” Takeshi Kitano’yu seçmiş. 
Komedyen, oyuncu film yönetmeni, yazar ve oyun tasarımcısı, sahne adıyla Beat Takeshi. Ekibine sadık olan Aramaki, kurtulmalarını sağlamak için kendi kariyerini tehlikeye atacaktır. Ayrıca Binbaşı’ya akıl hocalığı ve babalık yapmaktadır.
Sanders, Kitano’nun hem oyunculuğuna hem de yönetmenliğine hayran kalarak büyümüş. Şunları söylüyor; “Projeye ilk getirmek istediğim kişilerden biriydi. Aramaki’nin, grubun pasif üyesi olmasını istemedim. Grubun en sertlerinden biri ve kendi savaşlarını yaşamış. Hala eski moda bir tabanca kullanıyor. Bu garip ve işlevsiz ailenin, 9. Bölüm’ün reisi.”
Kitano, bir zamanlar özünde Japon olan, ama uluslararası çekiciliğe sahip bir şeyi gerçekleştirme fırsatının ilgisini çektiğini söylüyor. “Orijinal materyal çok popüler. 
İnsanlar yıllarca canlı aksiyon uyarlamasını beklediler. Rupert bunu gerçekleştirecek enerjiye ve azme sahipti. Azmi onu dünya çapında bir yönetmen yapıyor.”

Sanders da Kitano’nun Hollywood sinemasındaki ilk oyunculuğu için aynı derecede heyecanlı. “Takeshi’yle birlikte çalışmak bir rüyaydı. Muhteşem bir oyuncu. Yeteneklerinin gücünün farkında. Gösteriş yapmıyor. Gerçekten minimalist ama korkunç bir bakışı var. Sonra o bakışı kaldırıyor ve komik, samimi ve kibar biri oluyor.”

Oyuncu kısıtlı İngilizcesi yüzünden sette Japonca’yı tercih etmiş ve repliklerinin çoğunu da anadilinde okumuş. Bu da hikayenin teknolojinin önemli bir özelliğine çok uymuş. Göreve gittiklerinde 9. Bölüm’ün tüm üyeleri telepatik olarak anlaşıyorlar ve uzaktan zihin-telsizi olarak bilinen bir güçlendirmeyle uzaktan haberleşiyorlar. Kitano şunları söylüyor; “Zihin telsizleri Japonca konuşmama ve diğerlerinin anında kendi dillerinde anlamasına olanak veriyor. Bunu yapabilmek çok yararlı olurdu.”

Hanka şirketinin önde gelen bilim adamı ve Binbaşı’nın yaratıcısı olan Dr Quelet karakteri serinin önceki uyarlamalarında yer alan biriydi. Ama Sanders bu karakterin anaç yönünü vurgulamanın önemli olduğunu düşünmüş. Yönetmen şöyle anlatıyor; “Dr. Quelet, gerçekten de Binbaşı’nın annesi. Onu o inşa etmiş. Bu beni gerçekten etkiledi. Dr. Quelet, insanlığı kurtarmaya çalışma konusunda çok tutkulu. Ölümlü insan formlarımızın ötesinde gelişemezsen var olmayacağımızı düşünüyor. Ne yazık ki çalışmaları başka istekleri olan ordu tarafından finanse ediliyor.” 
Oscar ödüllü Fransız oyuncu Juliette Binoche, Dr. Quelet’i canlandırıyor ve Sanders kendisine teklif götürdüğünde biraz şaşırdığını kabul ediyor. 
“Bilim kurgu benim dünyam değil. Ama çocuklarım beni filme itti. Senaryoyu ilk okuduğumda hiçbir şey anlamadım. Çünkü gerçekten de dünya içinde bir dünya. Tıpkı Shakespeare’i ilk kez okumaya benziyor. Hiçbir şey anlamıyorsunuz. Bazı sözcükleri ve referansları öğrendiğinizde heyecanlı ve eğlenceli oluyor.”



Costigan, Binoche’un merakıyla yapımcıları etkilediğini söylüyor. “Karakteri hakkında birçok zor soru sordu. Bazı şeyleri neden yaptığını, neden sırlar sakladığını ve hikayedeki ahlakının nasıl olduğu gibi. Bunun gibi sorular ancak bir role derinlemesine dalmaktan korkmayan bir oyuncudan gelir.”
Binoche sadece birkaç sahneden sonra kalıcı bir izlenim bırakmayı başarmış. Oyuncu şunları söylüyor; “Scarlett’le olan her anda güven, eğlence ve çok çalışma vardı. Scarlett, kendisini her türlü duruma uydurma yeteneğine sahip. Gözlerinden insan olduğuna inanmak istediğine işaret eden bir şey görüyorsunuz. Ona ne kadar değer verdiğimi görüyorsunuz. Ama aynı zamanda oynadığımız oyunda bir sınır olduğunu da görüyorsunuz.”

Hanka şirketinde çalışması doktora işinde birçok avantaj sağlamış. Ama ödemesi gereken büyük bir bedel var. “Niyeti iyiydi ama şeytanla birlik oldu.” Diyor Binoche. “Bilimsel zekası o kadar hırslı ki kendisinin de insan olduğunu unutuyor. Bilim adamları yarattıkları dünyada var oluyorlar. Sonuçlar her zaman hemen belli olmaz.” 

Filmin başında Binbaşı, Kuze’yi bulmak ve yok etmekle görevlendirilir. Kuze, üst düzey bir Hanka yetkilisine düzenlenen gözü kara bir saldırının arkasındaki üst akıldır. 
Parlak bir hacker, kendisine yanlış yaptıklarını düşündüğü kişilerden intikam almaya kalkmıştır. Kuze yoluna çıkan herkesi feda etmeye hazırdır. Michael Carmen Pitt’in canlandırdığı Kuze etrafına tehdit, öfke ve ayrıca zafiyet yayar.
Sanders şunları söylüyor; “Michael Carmen Pitt gerçek bir oyuncu. Onu arkadaş olarak yıllardır tanırım. Çok özgür düşünen ve o sanatçı dünyasında tek başına var olan biridir.”
Pitt, projenin hırslı doğasını ve kaynak malzemenin dayanıklı uyumluluğunu sevdiğini söylüyor. 
“Çizgi roman Hollywood filmlerinde, grafik sanatında, dövmelerde ve endüstriyel müzikte son derece etkili oldu. Animasyon filmi 15 yaşlarındayken VHS’de izlemiştim ve daha önce öyle bir şey görmemiştim. Role hazırlanırken orijinal filmi tekrar izledim ve hala ne kadar güncel olduğuna gerçekten şaşırdım. Dünya karmaşık, korkunç, son derece heyecanlı, kötüyle ve iyiyle dolu. Tıpkı bizim yaşadığımız dünya gibi.”

Kuze, Kabuktaki Hayalet evrenindeki birkaç öğeden oluşturulmuş bir karma bir karakter. Binbaşı’nın entrikacı, meydan okuyan düşmanı için bir başlangıç noktası görevi görmüş. Pitt şöyle anlatıyor; “Gerçekten kötü biri mi? Bilmiyorum. Senaryonun eşsiz ve ilginç yanlarından biri de bu. Nasıl konuşacağı konusunda çok çalıştım ve kendime yapabileceği hareketler konusunda bazı kurallar belirledim. Geçmiş hikayesini sayfalar dolusu yazdım. Çok tuhaf bir karakter ve ben gerçekten de ona hazırlanmanın başka bir yolunu bilmiyordum.”
Sanders’a göre Pitt, sete karakterin fizikselliğine ve şiddetine tamamen bürünmüş olarak gelmiş.  
“Çekimlere başladığında aylardır çiğ besleniyordu. Her gün boks ve pilates yapıyordu. Sadece tazı gibi zayıf değildi aynı zamanda çok derin karakter de geliştirmişti. Kendisine stüdyonun arkasında kum torbası ve bir küllüğün bulunduğu konteynerden küçük bir ev inşa etti. Kuze hakkında çizdiği resimlerle defterler doldurdu. Onu izlemek bir ustalık dersiydi.” 
İzleyiciler Pitt’in dönüşüne şaşırabilirler diyerek uyarıyor Silver; “Michael, Kuze’ye olağanüstü bir derinlik getiriyor. Ne olduğundan tam emin değilsiniz. Sesinin tonunu değiştiriyor, gözleri, saçları, her şeyi sınırda.”



Pitt’in filmle ilgili umudu heyecanlı ve eğlendirici bir film olması ve izleyicilere dokunması. “İnsanları etkileme potansiyeli var çünkü ne olduğunu, insan olmanın anlamını çözmeye çalışan ve sonunda o insanlık için savaşmaya karar veren biri hakkında.”

Johansson ile Asbæk’e 9. Bölüm denilen bir grup yetenekli üyeden oluşan beş oyuncu daha eşlik ediyor. Seçkin Seal ekibinin eşdeğeri olan 9. Bölüm şehirdeki siber terörle uğraşıyor. “Bu hırgürlü ve ayak takımı ekibini oynamak üzere olağanüstü bir grup oluşturduk. Her biri inanılmaz bir enerji getiriyorlar. Uluslararası temelliler ve onları aksiyonda izlemek çok heyecan verici.” Diyor Silver.

Singapurlu olan Chin Han, eski polis Togusa’yı canlandırıyor. CNN tarafından Asya’nın en iyi 25 oyuncusu arasında anılan Chin Han şunları söylüyor; “Çocukken çizgi romanı çok severdim. Favori karakterim Togusa’ydı. Siber güçlendirmeye sahip olmayan ekibin tek üyesi. Bu yüzden teknolojiden şüpheleniyor ve her zaman çok farklı bir Mateba silahı taşıyor. Ayrıca soruşturma için eski yöntemleri kullanıyor.”

Togusa ve Batou, suçları çözmek için birbirlerine sık sık bel bağlarken klasik iyi polis kötü polis dinamiğiyle oynuyor. Chin Han şöyle anlatıyor; “Pilou, müthiş bir mizah getirdi ve onunla birlikte çekim yapmak eğlenceliydi. Ayrıca inanılmaz pizza yeme yeteneğine sahip olduğunu da söylemeye gerek yok.”

Sanders, oyuncunun karakteri tanımlayan bir bakış geliştirmesi anlamındaki katkısına karşı açıkmış. Chin Han şöyle söylüyor; “Togusa karakterini sıfırdan, parça parça inşa etik. Saç modeli neo-romantizmden mullet’e kadar birkaç farklı şekilden geçti. Giyim tarzının eski moda düşünceyi yansıtması konusunda belirli seçimler yaptık.  Üzerinde hesap makinesi olan eski bir Casio saat takıyor.”

İngiliz oyuncu ve şarkıcı Danusia Samal, Ladriya rolüyle ilk sinema filminde rol alıyor. Ladriya, Binbaşı’dan sonra ekipte yer alan tek kadın. Samal şunları söylüyor; “Ladriya Kabuktaki Hayalet’in daha önceki eserlerinde yer almıyor. Kim olduğunu ve gruptaki yerinin ne olduğunu bulmak için Rupert’le, makyaj ve kostüm ekipleriyle birlikte çalıştım. Rupert oyuncuların karaktere doğal olarak getirdikleri özellikleri kullanmaktan hoşlanır. Bu yüzden kendi aksanımı kullandım. Bu da geçmişiyle ilgili bir soruya neden oluyor; Londra’dan gelen bu küçük, kaba, küstah kız, 9. Bölüm’e nasıl gelmiş?”



Ladriya, ateş altında mizah anlayışını sürdürüyor ama gerektiğinde de önce çekimi yapar sonra da soruları sorar diyor Samal. “Minyon, yetenekli ve hızlı biri. Bir görevde her yere gizlice girebilen kişi. İyi bir bıçak savaşçısı. Düşman tehditlerine karşı içeri girer ve işi hızlı bir şekilde bitirir.”

Lasarus Ratuere, Sidneyli. Bilgi teknolojileri uzmanı Ishikawa’yı canlandırıyor. Ratuere şunları söylüyor; “Uzmanlığı, heklemek ve bilgiyi yönlendirme konusunda. Şifre çözmede çok iyi. Teknoloji temelli dünyada yeteneklerine çok güveniliyor. Ama kolektif olarak problem çözmede hepimiz çok iyiyiz. 9. Bölüm hep birlikte olduğunda oldukça yenilmez bir güç oluşturuyoruz.”

Ratuere, birbirine yakın grubun parçası olma deneyimini övüyor. “Günlük antrenmanlar ve yaşam düzenlemelerimizle her gün bir aradaydık. Birinin kapısını çalıp yemeğe gitmek kolaydı. Sürekli birlikte olduğumuz o zaman aramızdaki ilişkiyi bambaşka bir seviyeye taşıdı. Bu da ekrana yansıyor.”

Yutaka Izumihara, uzman nişancı Saito’yu canlandırıyor. Japon kökenli Avustralyalı oyuncu şöyle diyor; “Saito bir paralı askermiş. Uydu bağlantılı bir şahin gözü var. Protez makyajı yapmak bir buçuk saat, çıkarması yarım saat kadar sürüyor.  Biraz kaşındırıcı ve kımıldamadan durmam gerekiyor ve bu da iyi bir hazırlık. Nişancı olarak kımıldamamam, sakin ve kontrolde olmam gerekiyor.”
Rol, Izumihara’ya Kabuktaki Hayalet anime filmlerinin yönetmeni Mamoru Oshii, TV dizilerinin yönetmeni Kenji Lamiyama ve “Beat” Takeshi Kitano gibi idollerinden birkaçıyla buluşma fırsatı sunmuş.  
Izumihara şunları söylüyor; “Japonya’da büyürken animeyi çok severdim. Toplumumuzun geleceğinden, yeni teknolojilerden ve ayrıca zihinden ve ruhtan söz ederdi. Japon halkı onunla gerçekten gurur duyuyor.”

Aslen Zimbabwe’li olan, Yeni Zelanda’da yaşayan Tawanda Manyimo, grubun güvenlik ve patlayıcı uzmanı Borma’yı oynuyor. Şunları söylüyor; “Borma, Japon savunma güçlerinde görev yapmış. Geriden önderlik yaptığını düşünmek hoşuma gidiyor. İnanılmaz gücü olan koca bir adam. Batou ile birlikte 9. Bölüm’ün en büyükleri. Mekanize bedeni olan bir asker. Bu yüzden de tıpkı Binbaşı gibi elektriğe bağlanıp şarj oluyor. Sabit bir ritmi var. Hatta konuşma tarzında bile. Ayrıca en büyük silaha sahip.”

9. Bölüm dünyanın en tehlikeli ve en kötü güçlerinden bazılarıyla uğraşsa da hafife almayı başarıyorlar, diyor Manyimo. 
“9. Bölüm bir anlamda neredeyse bir haydut operasyonu. Kırmızı çizgiyi aşıp işi hızla halledebiliriz.” 

Kabuktaki Hayalet gibi çok uluslu, çok kültürlü bir projede doğru kadroyu bulmak Costigan’a göre zor bir görevmiş. “Daha önce yetenekli kadınlar ve erkeklerden oluşan bu kadar çok yönlü bir kadro görmemiştim. Dünyanın dört bir yanına gittik. Kimse uyumadı çünkü Yeni Zelanda’dan, Avustralya’dan İngiltere’den, Avrupa’dan ve Amerika’dan oyuncu seçiyorduk. Faydası şu oldu, gerçekten de tüm dünyanın en iyilerini bulduk.”



GELECEĞİ ZİHİNDE CANLANDIRMA

Kabuktaki Hayalet önce Wellington, Yeni Zelanda’da çekildi. Ayrıca Hong Kong ve Şangay’da yapılan ek çekimler yapıldı. 
Gezegenin en sofistike sinema ve televizyon yapım sektörlerinin vatanı olan Yeni Zelanda Peter Jackson’ın Lord of the Rings ve Hobbit serileri ile uluslararası gişe rekortmenleri The Hunger Games, Maze Runner, Fantastic Four, Avatar ve The Piano gibi daha özel yapımlarla TV dizisi “Top of the Lake”e ev sahipliği yapmış.  
Yeni Zelanda yapımcılara ideal bir yapım durumu sunuyor. Çoklu, göz alıcı manzaralarla son teknoloji çekim stüdyolarını ve post prodüksiyon tesislerini, dünyaca ünlü ekipleri ve son teknoloji dijital ve görsel efektler şirketlerini sunmuş.
Avi Arad şunları söylüyor; “Yeni Zelanda çok güzel bir yer ve film ekipleri çok çalışıyor. İşlerini seviyorlar ve teknik düzeyde en üstteler. Bizim için en önemlisi hepsi bilgisayar kurdu evreninden geliyordu. Bu filmi yapmanın tıpkı bizim gibi bir ayrıcalık olduğunu düşündüler.”

Yapımcılar, Yeni Zelanda’da çekim yapmaya karar vermeden çok önce, Wellington’daki ünlü WETA Workshop’taki tasarım ekibiyle çalışmaya zaten başlamış. WETA kurucu ortağı Sir Richard Taylor insanların Yeni Zelanda’yı düşününce aklarına ilk olarak Lord of the Rings’in gelmesi çok anlaşılabilir olsa da her türde film yapımını sevme toplulukta çok görülüyor. 
“Ekibin çabalarında gösterdiği tutku ve yetenekle ilgili. Yeni Zelanda sinema sektöründe yer alan olağanüstü fırsatlar tüm dünya tarafından fark edilmeye başlıyor. Bu film de şehirdeki teknisyenlerin olağanüstü yeteneklerini temsil ediyor.”

Canlı aksiyonun çekimlerinin büyük bölümü Stone Street Stüdyoları’nda, Peter Jackson’ın inşa ettiği Wellington’ın merkezinde son teknoloji yapım tesislerinde çekilmiş. Bu da film yapım aşamasının her aşamasına, arabaya binme zahmetine bile katılma süreci bile olmadan katılma fırsatı vermiş.  
Sanders şunları söylüyor; “Birinci Lord Of The Rings için terk edilmiş bir fabrika bulmuş ve bir çekim stüdyosu yapmış. O zamandan beri burada muhteşem bir dünya inşa etmiş. Görüntü yönetmenim Jess Hall’la birlikte yürüyerek Stone Street Stüdyoları ve Park Road Post’a yürüyerek gidebilir, günlük haberlere göz attığımız iş yerine gidebilir ya da birçok tasarım işi yapıp, birçok pratik öğe inşa ettiğimiz WETA Workshop’ta yürüyebiliyorduk.” 

Ağustos 2015’de sete geldiğinde Costigan ne bekleyeceğinden emin değildi. Yapımın başlangıcı işaretlemek için oyuncular ve yapımcılar için Te Papa’da, Wellington’daki Yeni Zelanda Müzesi’nde bir hoş geldin töreni, yerel bir kutsama yapılmış. “Wellington’ın gizemi çok kısa sürede çözüldü. Bu büyüklükteki bir filmde herkesin sürekli iletişimde olması gerekiyor ve aynı çatı altında olmak gerçekten çok büyük bir nimetti.”

Bu filmin yapımında da oyuncular gibi, film yapım ekibi de dünyanın dört bir yanından bir araya gelmiş. İngiltere, Jamaica, Hollanda, Kanada, Avustralya, ABD, Yeni Zelanda gibi. Ari Arad şunları söylüyor; “Muhteşem bir yönetmen muhteşem iş ortaklarını ve bölüm başkanlarını çeker. Rupert, yaratıcılara hodri meydan dediğinde hemen gelip umduğumuzun çok ötesine geçmeyi zorlamışlar.”
Yapım tasarımcı Jan Roelfs süpervizör sanat yönetmeni Richard L. Johnson ve tüm dünyadan Sanders’ın işlerini beğendiği yaklaşık 250 kişiyle birlikte çalışmış. 
Yönetmen “Jan hikayeyi iyi anlıyor ve güçlü bir minimalist estetiğe sahip. Her sahnede başka bir yere gittiğinizi hissediyorsunuz. 9. Bölüm’ü üniformalarının düğmeleri bile hikayeye hizmet etmek üzere tasarlanmış. Bu Jan’in çok kısıtlı bir bütçeyle yaptığı işin bir göstergesi.” Diyor.




Çizgi roman ve animasyon versiyonlarına ek olarak Sanders ve Roelfs çok çeşitli kaynaklardan ilham almış. 
Stanley Kubrick ve 80’lerin sonlarıyla 90’ların tasarım öğeleri de bunların arasında. Costigan şunları söylüyor; “80’lerden filmlere, görsellere ve hatta Londra’nın The Face dergisine bile başvurdular. Rupert çok belirgin, katmanlı bir görsel yaklaşım kullanıyor. Başından itibaren bilim kurgu sinemasının büyük bölümünün kıyamet sonrası, lacivert ve gri, desatüre dünyasında olduğunu düşünmüş ama kendisi oldukça farklı görüyormuş. Bu Binbaşı’nın umut ve olasılıkla ilgili kişisel hikayesini yansıtan renklerle dolu, dokunulabilir bir dünya. Bu yaşamak isteyeceğiniz bir gelecek. Yani isteklerin gerçekleştirme durumu var.” 

Çekimden aylar önce Hong Kong’a yapılan bir keşif gezişi başka fikirler de sunmuş. Antik geleneklerin çağdaş ileri finansla buluştuğu modern bir şehir olan Hong Kong, filmin tanımlanmayan metropolüne göz kamaştırıcı silueti ve dayanıklı şehir yozlaşmasıyla film için bir şablon oluşturmuş.  
Sanders’a göre film, Pan Asya’da, birçok öğretilerin, ırkların, dinlerin uluslararası dünyasında geçiyor. “Japonya’da ve Çin’de değiliz. Asya duygusuna sahip, Batılı ve Arap etkileri olan bir gelecek şehri yaptık. Tüm dünyadan insanlar büyük bir şehre gelir ve sokak reklamları hepimizin dönüşeceği kültürler karmaşasını resmediyor.” 
Johnson şöyle anlatıyor “Rupert, mimari konusunda çok bilinçli. Özellikle de aksesuarlar ve dokusal detaylar konusunda. Hong Kong yolculuğumuzdan seramik duvarları ve bambu yapı iskelelerini ekledik. İsimsiz şehir, biraz eski dünyanın, biraz da yeni dünyanın parçası, gelecekle geçmişin karışımı. Bir anlamda 70’lerin, 80’lerin arabalarıyla 90’ların otomatik silahlarıyla Retro bir gelecek. Kesin bir tarih yok. Neredeyse bir paralel evren.”

Sanders ve görüntü yönetmeni Jess Hall, ilk olarak öğrenciyken Londra’nın prestijli sanat okulu Central Saint Martin’de tanışmışlar. Hall, Sanders’ın hayal ettiği şehri yaratmak için iki yıl boyunca araştırma yapmış ve teknikler geliştirmiş. Önceki filmleri arasında Hot Fuzz ve Brideshead Revisited bulunan görüntü yönetmeni şöyle söylüyor; “Projeni başından beri Rupert’la olduğum için çok şanslıydım. Birkaç yeni teknik geliştirmek için gereken zamanı sağladı. Görsel bir dil, özel bir renk paleti yarattım ve animasyonu onurlandıran bir görünüme ulaşacak özel lensler ve ışıklandırma geliştirdim. Animasyonun renk paleti son derece sofistike ve inceydi. Özel paleti daha çok genelde sinemada görmediğiniz ikincil renklerden seçtim.”
Renk paletini yakalamak için altı kanallı miksaj aletiyle kontrol edilen LED ışık kaynakları kullanmış. “Çok etkiliydi. Renkleri dokunmatik bir ekranda bulup yoğunluklarını çeşitlendirebiliyordum. Filme görsel bir birlik sağlayan harika bir araçtı.”
Hall, dijital kameraları animasyonun resimsel kalitesini yakalamak için fazla keskin bulmuş ve Arri Alexa 65 için el yapımı özel lensler yapmak için Panavision’la çalışmış. “Oldukça geniş açılı lensler kullanıyoruz. Perspektifle sıkıştırılmış. Bu yüzden çok fazla bükülme yok, ki bu da bir animasyon özeliğidir. Çok sevdiğim, daha yumuşak ve derin renkler dönüştürüyorlar.”




Bir çoğu çizgi romanın, animasyon filmlerin ve TV dizilerinin hayranı olan WETA Workshop’taki sanatçılar için Kabuktaki Hayalet bir rüya projesiymiş. 
Dünyaca ünlü tasarım ve fabrikasyon evinin yaratıcı direktörü Taylor şunları söylüyor; “Weta’da fütüristik bir filmden söz ederken her zaman özellikle bu dünyayı referans alırız. Sanatçılar ve hayranlar olarak bu projede yer almamız gerekiyordu.”

Sanders, kendilerini tanışmak için Los Angeles’a davet edince Taylor hemen kabul etmiş. “Tamamen.” Diyor. “Rupert’ın referansları orijinal eserden ilham almıştı. Tasarım ekibimiz bunu hemen benimsedi, çünkü o malzeme birçoğu için çok ilham vericiydi. Karakterleri animasyondan çıkarmak ve bir canlı aksiyon film için canlı, nefes alan karakterler olarak yaratmak hayallerimizin ötesindeydi.”

Taylor, Sanders’ın ideal bir işbirlikçi olduğunu söylüyor. Weta Workshop’un sadece geniş protezlerinin tasarımında ve yaratımında değil filmin senaryo yazım aşamasında kavramsal fikirler sunmalarına da olanak vermiş. 
Weta Workshop’un katkıları sonunda genel tasarım, hikaye gelişimi ile tasarım, fabrikasyon ve önemli pratik mekanik efektlerin operasyonları, birçok karakter için özel makyaj efektleri ve protezleri, şehrin minyatürleri ve Binbaşı’nın özel termoptik kıyafetinin tasarımına ve üretimine katkıyı da sağlamış.

“Sir Richard Taylor, film yapımında teknolojiye, bilime ve sanata giren az sayıdaki insanlarından biridir.” Diyor Sanders ve devam ediyor; “Bu sözü öylesine söylemiyorum. O gerçekten bir dahi. Onunla ve onun gibi düşünen sanatsal, bilimsel ve yetenekli insanlarla gerçekten çalışmak istiyorum.” 

Filmin tamamlanmış hali bu malzemeyi ilk kez izleyecek olanlar için bile heyecan dolu bir yolculuk olacak, diyor Taylor. “Zorlu karakterlerle dolu, benzersiz, dinamik bir dünya görecekler. Bu filmi yapmak, insanlar kaynak malzemeyi çok sevdiği için ve genel görüş Japon kültürü dışında bile önemli olduğu için müthiş bir düzenleme gerektirdi. Bu filmin bu kuşak için yeni ufuklar açmasını umuyoruz. Kimine ilham verebilir, kimini korkutabilir ama kesinlikle olağanüstü olacak.”

Kabuktaki Hayalet’in kostümlerini Kurt ve Bart tasarlamış. Ödüllü ekip, The Hunger Games: Mockingjay, 1. Ve 2. bölüm ve Dallas Buyers Club gibi çeşitli filmlerden sorumluymuş. 
Sanders şunları söylüyor; “Ben sokak modasından gelen bir tasarımcı istedim. Gerçek hayatta olduğu gibi dünyayı insan gruplarını görerek anlamak istedim. Herkes aynı şeyi giymez.”


Yönetmenle


Orijinal animasyonun kıyafetleri 1980’ler olmasına rağmen Sanders için filmin geçmiş bir dönem yüzünden donuk görülmemesi önemliymiş. Kurt Swanson şunları söylüyor; “Rupert’ın görünümü günümüze taşıması ve bağ kurulabilir yapması önemliydi. Klasik bilim kurgu filmlerine bayılır. Sıçrama tahtamız orasıydı.”

“70’lerin bilim kurgusundan geleceğin stilize versiyonlarına baktık.” Diye ekliyor ortağı Bart Mueller. Rupert her açıdan işinin başında. Özelikle de görsel bakış açısından. Yeni Zelanda’daki yedi aylık hazırlığımız bile başlamadan önce sabahın üçünde ondan gelen görsellere linkler içeren mesajlara uyanırdım.”

Erkek kıyafetlerinin büyük bölümü Rembrandt denilen bir firma tarafından yapılmış. “İşbirliği yapmak çok kolaydı çünkü yaptığımız birçok şey geleneksel olmayan malzemeler kullanıyordu.” diyor Swanson. 
“Bazı kıyafetleri eski kuşak malzemelerinden ve eski kimono kumaşlarından yaptık. Bizi takip etmek ve sonra birçok parçayı kısa sürede üretmek konusunda müthiştiler. İnanılmaz bir kaynaktılar.”
Hayranların en çok görmek istediği Binbaşı’nın görünmez olmasını sağlayan ikinci derisi, özel termoptik kıyafeti olacaktır. Kurt ve Bart tarafından Weta Workshop’ta tasarlanan kıyafet aylar süren bir araştırma ve geliştirmenin ürünü. Costigan şunları söylüyor; “Uzun saatleri nasıl görünmesi gerektiğini ve nasıl yapacaklarını düşünerek geçirdiler. İstediği zaman görünmez olmasını görmek ve sonra geri gelişini izlemek bu aksiyon sahnelerini daha da heyecanlı kılıyor. Çok fonksiyonel olması gerekiyordu. Bu yüzden Kurt ve Bart yeni ulaşılabilir olan ileri teknoloji kumaşları araştırdı.”

Weta’nın diğer projelerde yaptığı birçok süper kahraman kıyafeti olsa da daha önce böyle tam silikon bir kıyafet tasarlamamışlar. Swanson şunları söylüyor; “Richard bildiği kadarıyla daha önce hiç yapılmadığını söyledi. Yani bu gerçekten de bir kostüm için yeni bir teknoloji. Kıyafet çok başarılı oldu. Çok güzel görünüyor ve Scarlett de onu giydiğinde çok göz alıcı oluyor.”
Makyaj ve saç tasarımcı Jane O’Kane ve ekibi filmde kullanılan çok sayıdaki protezleri uygulamaktan sorumluydular. “Rupert’in direktifleriyle protezleri tasarlayan ve üreten Weta Workshop ile çok yakından çalıştık. Neredeyse herhangi bir protezi veya aksesuar takviyesi olmayan hiçbir karakter yok. Ana karakterlere ek olarak arka planda binlerce de figüranı hazırladık. Hong Kong’daki sokak sahneleri için son birkaç günün her birinde 120 kişilik bir grup vardı. Her birinde kapsamlı makyaj ve saç tasarımı vardı. Masal gibiydi.” 




Filmin silahların ateşlendiği, akrobatik sahnelerinin birçoğu ikinci ekip yönetmeni Guy Norris tarafından çekilmiş. 
Akrobasi dünyasının tecrübeli yönetmeninin son çalışmaları arasında Mad Max: Fury Road da yer alıyor. Görüntü yönetmeni Hall şunları söylüyor; “Guy Norris ekibe alındığında çok heyecanlanmıştım. Mad Max: Fury Road filminin kinetik hızı inanılmazdı. Aksiyonda Scarlett’in o hareketleri yüzde yüz yaptığı hissi veren daha uzun çekimleri entegre ederek nasıl orijinal bir şey yapacağımızı konuşmaya başladık.” 

Norris ve ekibinin karşılaştığı en büyük zorluklardan biri de Kabuktaki Hayalet’in gelecekteki dünyasının kurallarının çağdaş bir aksiyon eserinden çok farklı olması olmuş. “Geliştirilmiş karakterlerimiz, özellikle de Binbaşı normal bir insanın yapacağından çok daha fazlasını yapabiliyor. Daha hızlı koşabiliyor, daha yükseğe sıçrayabiliyor, daha iyi dövüşebiliyor ama süper kahraman anlayışıyla değil.”

Scarlett Johansson, kariyerinin en zorlu rollerinden birine hazırlanmak için bir yıldan uzun bir süre harcamış. Şunları söylüyor; “Binbaşı’nın fizikselliğini yaratmak zorlayıcı oldu. Ama çılgın dövüş sahneleri ve silah oyunları olmasaydı Kabuktaki Hayalet olmazdı. O sahneler aynı anda hem yorucu hem de güç veriyor. Silahları tutmayı, her dövüşü tamamlamayı ve akrobasi ekibinin desteğiyle kablolarla çalışmayı öğrendim. Fiziksellik bu karakterin çok önemli bir özelliği. Bu yüzden her şeyi yapabilme fikrini gerçekten benimsemiştim.”
Oyuncu dövüş sanatları uzmanı ve dövüşçü antrenörü Richard Norton’la New York’ta ve Los Angeles’ta çekim başlamadan birkaç ay önce özel dövüş yetenekleri üzerinde çalışmaya başlamış.  
Norton şunları söylüyor; “Benim görevim Scarlett için belli dövüş hareketlerin olabildiğince açıklamaktı. Bireysel bir oyuncunun neler yapabileceğini görüyorum. Onlara biraz koreografi öğretiyorum ve dövüşlerde gerekli olan aletlerde yardımcı oluyorum.”
Yumruklarını rakibine milimetre kala çekmeyi öğrendi, diyor Sanders. “İzlemesi dehşet verici. Binbaşı’nın gizli öfkesini ve gizli insancıllığını buldu. Ayrıca otomatik silahın bir şarjörünü gözünü hiç kırpmadan boşaltabilen nadir insanlardan biri.”

9. Bölüm’de kullanılan silahların önceliği fonksiyonellikmiş. Hepsi namlu alevini korumak için boşa ateş eden silahlarmış. Çoğu daha fütüristik bir hava katmak için modifiye edilmiş. Binbaşı’nın termoptik tabancası için bazı geliştirmelerle birlikte Glock 17, 9mm temel alınmış. Batou, prototip Kripes Precision tabancası taşıyor ve 9. Bölüm savaşçılarının taşıdığı hafif makineli tüfek, Hicker & Cock MP-5K’ya dayanıyor. Aramaki, antika bir Smith & Wesson tabanca taşıyor. Özel kılıfı, samuray kiraz çiçeği tasarımıyla donatılmış.” 

Aksiyonu destekleyen müzik besteci Clint Mansell’e ait. Sade bir melodi Binbaşı’nın keşif yolculuğu boyunca gelişiyor. Sanders şunları söylüyor, “Duygusal olarak yaşadıklarını anlamamıza yardım edebilecek bir müziğe ihtiyacımız olduğunu düşündüm. Clint’in en başarılı eserlerinden bazıları tam olarak bunu yapıyor. Clint cesur bir besteci ve müziği filmin evrenini genişletiyor. Filmin orijinal bir sese ve kurallar için çok fazla endişe etmeyen birine ihtiyacı vardı.”

Kabuktaki Hayalet’in filme almak için zor bir hikaye olduğunu söylüyor Sanders. Ama aynı zamanda kendisine aşık olduğu bir hikayeyi beyaz perdeye taşıma fırsatını vermiş. “Ben ergen hassasiyetinde bir yetişkinim. Kabuktaki Hayalet gerçekten de hayal gücümü yakaladı. Bir sonraki doğru projeyi bulmak için uzun süre beklemiştim. Çünkü film yapmak büyük bir sorumluluk. Her gün onu yaşıyor ve soluyorsunuz. Bu yüzden gerçekten devam etmek istediğim bir yolculuğu seçmem gerekiyordu.”

Avi Arad’a göre Kabuktaki Hayalet, sonunda insanların gelecekte hayatta kalmak için nasıl değişmek zorunda kalabileceklerini anlatan bir hikaye. “Teknoloji şimdiden hayatlarımızı farklı yönlerden etkiliyor. Burada gerçekten de insanla makineyi birleştiriyoruz. Ama Binbaşı’nın orijinal fizikselliğinden ne kadar az kalmış olursa olsun o yine de derinden bir insan.  Gelecekten ürküten bir hikaye yerine bu daha çok karmaşık bir gelecekte yolunu bulmakla ilgili.”

Sanders, Hanka şirketi bilim adamlarının ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar Binbaşı’nın insanlığını yok edemedikleri fikrinde daha da büyük bir mesaj görmüş. “Teknoloji sadece ruhu geçersiz kılamaz. Binbaşı’nın karakteri güç algılanan bir metamorfoz, kendisine iyi ya da kötü ne olmuş olursa olsun kabullenme ve anlama süreci geçiriyor. Burada vermek istediğim çok güçlü bir mesaj var: Kim olursak olalım, başımıza ne gelmiş olursa olsun bizi şekillendiren odur. Bizim gücümüz ve dayanıklılığımızdır.”




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...