22.05.2017

The Ottoman Lieutenant / Osmanlı Subayı


Michiel Huisman (Harley and The Davidsons, The Age of Adaline, Game of Thrones), Hera Hilmar (Anna Karenina, Da Vinci’s Demons), Josh Hartnett (Penny Dreadful, Black Hawk Down, Pearl Harbor) ve Oscar ödüllü Ben Kingsley (Gandhi, Schindler’in Listesi)’in yer aldığı The Ottoman Lieutenant / Osmanlı Subayı filminin Türk starları ise Haluk Bilginer ve Selçuk Yöntem!

Y Production ve Eastern Sunrise Film’in ortak yapımıyla çekimleri İstanbul, Kapadokya, Aksaray, Kayseri, Van, Niğde ve Prag’da gerçekleştirilen film, 19 Mayıs’ta gösterime girdi.

Filmin kamera arkasında da sinema dünyasının dünyaca ünlü isimleri yer alıyor. 
Yönetmen koltuğunda Joseph Ruben (Sleeping With The Enemy, The Forgotten)’in oturduğu Osmanlı Subayı'nın görüntü yönetmeni Daniel Aranyo, senaryo yazarı Jeff Stockwell (Bridge to Terabitha,The Dangerous Lives of Altar Boys), müzik Geoff Zanelli ( Karayip Korsanları ).

Filmin yapımcısı ise Stephen Joel Brown (The Fugitive, Outbreak, Se7en, Şeytanın Avukatı).

Dünya sinemasının önemli isimlerini buluşturan film, abisinin anısını yaşatmak için tıp eğitimi alarak hemşire olan Lillie (Hera Hilmar)’nin hikayesi.




İlk Türk – Amerikan ortak yapımı Hollywood filmi olan ve Amerika’da Ermeni Lobisi’nin protestolarına maruz kalan Osmanlı Subayı, 1914 yılında, 1. Dünya Savaşı’nın başında, Doğu Anadolu’da geçiyor.

Lillie (Hera Hilmar) Jude (Josh Hartnett) ile tanışıp, 60 gün süren zorlu bir yolculuk ile önce İstanbul’a ardından Doğu Anadolu’ya gider.
Melih Paşa (Selçuk Yöntem) onu İstanbul’dan yanında Türk Subay İsmail (Michiel Huisman) ile birlikte Doğu’ya yollar.
Yardım götürdüğü hastanenin Başhekimi Woodruff  (Sir Ben Kingsley) hastanenin de, bulundukları coğrafyanın da bir kadına uygun olmadığını, geri dönmesini söyler.

Komutan Halil Bey (Haluk Bilginer)’in de farklı bir gerekçeyle Lillie’nin kalmasına itirazı vardır.
Ancak genç kadın tüm itirazlara rağmen savaşın eşiğindeki bölgede ve iki aşk arasında kalacaktır.
Rusların bölgeyi işgale başlaması ve Ermeni çetelerin ayaklanmaları ile herkesin hayatı alt üst olacaktır.





Filmin mmknmrtb notu ::

Müjdeler olsun dostlar!.
Araştırmasını yapmadım amma -iddia edildiği üzre- Türk Sinema Tarihi'ne yeni bir sayfa daha eklenmiş ve 'Türk – Amerikan Ortak Yapımı' bir Hollywood filmi ilk kez gerçekleştirilip, sinemalarımıza dahi teşrif etmişlerdir..

Amerika’daki Ermeni Lobisi’nin protestolarına maruz kaldığı bildirilen bu filmi -Ermeni olmadığım halde- ben de protesto ediyorum!.




Neden mi?.
Çünkü, hikâyedeki 'önemli' hiçbir gelişmeyi gerektiği gibi göstermeyip, iki dakkada oldubittiye getirerek, bir olaydan diğerine zıplayıp duran; bırakın -karikatürize edilmiş- yan rolleri, başroldeki 'sözde' aşk üçgenini teşkil eden üç adet genç karakteri dahi yüzeysellikten kurtarıp da doğru dürüst ortaya çıkaramayan; şimdi örnek vermeye üşeneceğim bir yığın saçmalıkla dolu senaryoya sahip olmasının yanı sıra, fragmanda öpüştüğü görülen insanları dahi öpüştürmemek için resmen filmi doğrayarak, beyaz perdeye sansürün karanlığını düşüren; "Biz bununla dünyada iş yapamayız ağbi, bari Türk seyirciyi tavlayalım." hinliğiyle kadroya aldıkları anlaşılan iki usta oyuncumuza toplam üç dakika kadar süre ayıran böylesi bir filmi protesto etmeyeyim de ne yapayım a dostlar!.




Ermeni lobisinin itirazı tabii ki filmin kötülüğüne falan değil; belli ki, soykırımın gösterilmemesinedir..
Tehcir olayına bile değinmeyen bir filmden bu ne büyük ve ne gereksiz bir beklentidir yahu!.

Hiç o 'netameli' topa girmeyen; işte biraz, isyan ederek Ruslara kapı aralayan Ermeni çetelerin hainliğine vurgu yapan, biraz da Osmanlı askerinin Ermeni halka uyguladığı kötü muameleyi şöyle bi gösterip (ki zaten anında ortaya çıkan iyi Türkler olaya el koyup, masum Ermenileri kurtaracaktır.) her iki tarafı da rencide etmemeye çalışan, 'içten pazarlıklı' bu filmin, dönüp dolaşıp asıl parlattığı ülke, taa okyanus ötesinden vatandaşlarını gönderip, Van'da hastane kurarak insanlarımıza yardım eden ABD olur.. vesselam!.




O değil de, İngilizce konuşulması gayet normal olacak yerlerde, katledilmiş bir Türkçe'nin devreye girmesi; Türk askerlerinin kendi aralarında yaptıkları konuşmalar gibi- tam aksine durumlarda da İngilizce konuşturma abukluğuna ne demeli peki!.
Çok dilli bir film yapmayı beceremeyeceksen eğer, bırak o zaman herkes İngilizce konuşsun be birader!. Ne kıvranıp duruyorsun!.

3  /10



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...