25.06.2017

Berlin Syndrome :: Eyvah Sevgilim Sapık Çıktı!.



"Avustralyalı bir fotoğrafçı olan Clare, Almanya’daki Sovyet mimarisini fotoğraflayıp bir kitap yayınlamak için Berlin’e gelir. 

Bu sırada tanıştığı birçok kişi içinde en çok ilgisini çeken kişi, bir beden eğitimi okulunda İngilizce öğretmeni olan Andi olur. 

Aralarındaki çekim, hızlıca tutku dolu bir geceye ve Clare için endişe dolu bir güne bırakır. 

Andi, daha önceki kurbanlarını da götürdüğü evde Claire’i hapseder ve onu, iki sevgili gibi yaşamaya zorlar. 

Sıkışıp tutsak kaldığı evden her kaçış girişiminde Andi’nin gazabını arttıran Clare’in tek umudu, dışarıdan gelecek bir yardımdır."  

Adının vadettiği üzre, Stockholm Sendromu'na benzer bazı gelişmeler ummamıza rağmen, hiç o limanlara uğramayan, şaşırtıcı olabilecek bir farklılık yaratmaya ise teşebbüs dahi etmeyen; buna karşın, türünün sıradan örneklerinden kendini sıyırmak için bir takım 'biçimsel' numaralara kalkışıp, bunu da beceremeden yerine oturan, bu yüzden kendisine rahatlıkla 'kifayetsiz muhteris' denebilecek bir gerilim denemesi..




Yoksa.. Berlin Sendromu adını uygun gören filmciler -Stockholm'ün aksine- "Sen önce aşık ol, sonra tutsak da olursun!" tuhaflığıyla, bir nevi espri yapmaya kalkışmış olmasın!.

Son tahlilde filmin konusu, sosyopatın önde gideni sapık bir herife -üstelik- bir de aşık olan kahramanımız Clare'e -iş işten geçtikten sonra- yönelik bir serzenişten ibarettir:
"Ne yaptın canım sen!. Tek başına gittiğin, dünyanın öbür ucundaki bilmediğin bir memlekette, yeni tanıştığın -daha doğrusu kandırıldığın- huyunu suyunu bilemediğin/bilemeyeceğin bir adama asla güvenilmeyeceğini, annen sana hiç anlatmadı mı, a benim güzel kızım?"




Yani, Berlin Syndrome -sürekli yaptığı gibi- yakışıklılığıyla avladığı kızları bir eve kapatan, dış görünümündeki 'kandırıcı' efendiliğini, sapıklığının maskesi gibi kullanan bir adam ile onun zulmünden kurtulmaya çabalarken her yolu denemeyi de ihmal etmeyen son kurbanının mücadelesini göstermekten öteye geçemeyen; başlangıçta hissettirdiği gerilimin, giderek 'seyir sıkıntısı'na dönüşmesine de engel olamayan bir film..

Bundan önce Lore gibi bir şahesere imzasını atmış yönetmen Shortland'ın ortaya koyduğu bu denli ani ve hızlı seviye düşüşü, gerçekten çok üzücü..




O değil de; konusu ve türü itibariyla oldukça dehşetli sahnelere sahip filmin en çarpıcı, en dehşetengiz görüntüsü; Berlin'in gayet işlek bir caddesinde konumlanmış şık bir apartman dairesinin penceresinden aşağıya sarkıtılıp, pervasızca silkelenen kocaman bir halıya aitti..  

Bu sahneyi yaratan kişi, yüzde yüz eminim ki bir Türk kadınıydı; ve onun, engel tanımaz 'temizlik aşkı'yla oluşturduğu bu iki saniye, iki saatlik koca bir filme damgasını da vuruyordu..




Berlin Syndrome / Berlin Sendromu


Yönetmen: Cate Shortland
Senaryo: Shaun Grant
Oyuncular: Teresa Palmer, Max Riemelt
Yapımcı: Polly Staniford
Yapım Yılı: 2017
Ülke: İngiltere & ABD


5  /10



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...