26.11.2007

Korkak Robert Ford´un Jesse James Suikastı (The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford)


*****


Jesse James, 1870' ler Amerika'sında kardeşleri ve arkadaşlarıyla oluşturduğu bir çeteyle, tren ve banka soygunları yapmış, hükümet güçlerini uzun yıllar peşinden koşturmuş ünlü bir kanun kaçağıdır.

Soygunları yanı sıra insanları acımasızca öldürmesiyle de basbayağı bir haydut olan Jesse, henüz izleri çok taze olan iç savaştan yenik çıkmış, gururları kırık güneyliler için ise, "intikam alıcı" bir halk kahramanıdır.

Hiç alakamız olmamasına rağmen bizim bile buralardan -en azından adına- aşina olduğumuz Jesse James' i daha yaşarken efsane yapan asıl unsur ise basındır.

Kendisine yakıştırılmış -tamamen yalan olduğunu bizzat söylediği- maceraları içeren çizgi romanlarla ulaştığı çocukların gözünde o, tapılası bir varlıktır.

Robert Ford, işte bu çocuklardan biridir ve diğerlerinden farklı olarak çete üyelerinden olan ağbisi sayesinde büyük hayranı olduğu Jesse' in en yakınına kadar ulaşabilmiştir.

"Korkak Robert Ford´un Jesse James Suikastı" gibi “maşallah” denebilecek uzunlukta bir ada sahip filmimiz 1881 yılında başlar.

Otuzlu yaşlarını sürmekte olan Jesse, çetenin, kardeşlerinden oluşan çoğu üyesi kodesteyken, ağbisi ve bir kaç arkadaşıyla beraber demiryoluna yakın ormanlık bir arazide konuşlanmış, “tren yolu” beklemektedir.

Henüz çeteye kabul edilmemiş olduğundan şimdilik "dışardan takılan" 19 yaşındaki Robert' ın amacı, kendini pek yakın hissettiği, -hadi açık konuşalım- düpedüz aşık olduğu Jesse' nin yanı başında olmaktır.

Bu "yasak aşk” mevzuları filmde asla dillendirilmez. Ancak, oğlanın tavırlarından ve Jesse' ye hayranlıkla bakan gözlerinin süzülmesinden bunu fark etmeyecek -hadi angut demeyeyim- duyarsız seyirci yoktur kanısındayım..

Kaleyi içerden fethetmeyi düşünen Robert oğlan, önce, ağbi James'in ağzını yoklar, aralarına kabulünü reca eder. Bu parlak, biraz da yılışık çocuktan bir hayli işkillenen yaşlı tilki, onu yanından kışkışlar.

Sevdalı Robert, (Siz bakmayın ona "korkak" lakabını takan densizlere..) yenilgiyi asla kabul etmeyen bir karaktere sahiptir. Ne yapıp eder, sonunda kendini Jesse' ye sevdirir ve onun yanında yerini alır.

Öte yandan, pek de başarılı geçmeyen "son" tren soygunu, Jesse James'in -henüz otuzlu yaşlarda olmasına karşın- yorgun ve hasta bedeni ve de ruhu, yenilmez çetenin sonunu getirecek gibidir.

Değişen zamanla birlikte ülkenin gelişmesiyle, o eski günlerdeki "vahşi batı"dan eser kalmaması ve güvenlik güçlerinin yavaş yavaş memlekete egemen olması da, belli ki dağ eşkıyalığını bitirecek asıl etkenlerdir.

Robert, olaya daha yeni duhul olmuştur olmasına ama, Amerika'nın bu en ünlü çetesi de, elemanların birbirlerine düşmesi ve dağılması sürecine girmiştir artık.

Adı Üstünde Jesse James Ölecektir

Andrew Dominik´in yönettiği filmin başrollerinde Brad Pitt (Jesse James) ve Casey Affleck (Robert Ford) oynamakta ki ne oynamak!.

Brad Pitt, genç yaşta bir efsaneye dönüşmüş ama "iş icabı" da olsa paranoyaklaşmış, ikilemlerle dengesizleşmiş bir Jesse James'i bize başarıyla aktarıyor.

Casey Affleck, Robert Ford' un Jesse' ye olan aşırı ilgisini ve alay konusu olduğunda o aşkının nefrete dönüşmesini; "malum olay"ın gerçekleşmesinden sonra da, hiç değer verilmemiş ve sevilmemiş mutsuz biri olarak yaşamasını, seyirciye tam bir virtüözlükle sunuyor.

Benim, -istemsizce- gizlemek amacıyla "malum olay" diyerek geçiştirdiğim, filmin en çarpıcı sahnesi olan Jesse James'in öldürüleceği gerçeği, -tuhaf bi şekilde- daha isminde ifşa edilir. Amerikalıların bu olayı ezbere bildiklerini düşünürsek, bu durum belki de sadece bize tuhaf gelmektedir. Ancak, filmin olayları değil de o olaylar içinde debelenen insanları her açıdan irdeleyen objektifini fark ettiğimizde ise, bunun da bir anlamı kalmamaktadır.

Film, ilk bakışta "western" olarak nitelenebilir; ancak bize gösterilen, -o türe tamamen ters bir anlayışla- "iyi" ve "kötü" insanlar ya da "efsane" adamlar değil, salt "insan"dır..

Jesse James Nasıl Öldü?.

Benim tüm bu anlattıklarım, üç saate yakın süren ve büyük bir nehir gibi ağır ağır akan filmin sadece bir kısmıdır. Daha sonra, Jesse James' in ölümünü ve geride kalanların neler yaşadığını uzun uzun izleriz.

Yalnız şimdi, “farklı” bir soru sorup -filmi görenlerin dahi- bazı detaylara ilgisini çekmek istiyorum. Aslında bunlar, filmin akışı içinde -bir ihtimal- gözden kaçırılabilecek, fakat şimdi düşününce bile heyecandan tüylerimi ürperten estetik detaylardır.

Jesse, -yukarıda da anlattığımız üzre- artık yolun sonuna gelmiştir. Bir çeşit kıstırılma duygusu içindedir. Belki de (Bu biraz aşırı bir yorum olabilir..) işlediği suçlar, soygunlar ve anlamsızca öldürmeler nedeniyle kendinle çatışma halindedir.. Geri dönüşü olmayan bir çıkmaz sokakta kala kalmış gibidir..

Jesse’ yle Charley Ford' un donmuş bir göl üzerindeki atlı yürüyüş sahnesine bakalım: Jesse, çete arkadaşına -durup dururken- intiharı hiç düşünüp düşünmediğini sorar, bir yandan da atıyla üstünde durduğu buz tabakasına sürekli ateş etmektedir. Buzun her an çatlayabileceği, kendisinin de göle gömülebileceği açıkça bellidir..

Ayrıca Jesse öleceği gün, Robert' a, tutukluk yapma ihtimali yüksek silahı yerine kullanması için yepyeni bir silah hediye eder. Ve “çete başı”, ona, kendisini yorgun düşüren hayata ve dünyaya -silahlarından arınmış olarak- arkasını döner..

Soru şu: Jesse James –gerçekten- öldürüldü mü?. Yoksa..?.


Uzun ve Yavaş ama Görkemli

Kahramanların, -özellikle bize- uzak kalmaları ve konumları itibarıyla özdeşleşemeyecek tipler olması; üstelik filmin oldukça uzun olması ve yavaş ilerleyen hali bariz bir dezavantaj oluşturuyor. Yine de bütün bunlar onu asla kötü bir film yapamıyor.

Yalnız, filmlerde mutlaka hız ve aksiyon arayan seyirciye bu durum bir azap gibi de gelebilir. Bu sonuca, seansın ilk yarım saatinden bitişine kadar salondan sürekli seyirci kaçışına tanık olduğumdan vardım.. Benden söylemesi..

Uyarlandığı Ron Hansen' in aynı adlı romanından satırlar okuyan bir anlatıcıya sahip bu görkemli film, uyumlu müziği ve tablo güzelliğinde -belli ki çok uğraşılmış- doğa ve insan görüntüleriyle izlenesi bir yapım vesselam..

1 yorum:

Bahadır Karasu dedi ki...

Brad Pitt'in performansı ile harika hale gereken müthiş öykü filmiydi benim için Brad Pitt'in olduğu her film güzel