19.11.2007

Gouttes d'eau sur pierres brûlantes :: Sıradan / Acayip İnsanlar ve İlişkiler


1970'lerde Almanya'dayız. Biri daha çok genç, diğeri orta yaşlı iki eşcinsel adam bir şekilde tanışıp, aynı evde yaşamaya başlarlar..
Bir "kız" sevgilisi de olan yakışıklı Franz, gizliden gizliye, "sapına kadar" erkek olmakla, eşcinsel olmanın çelişkisini yaşayan, işsiz bir gençtir..
Leopold ise, işi ve evi olan, feleğin çemberinden geçmiş, kaşarlanmış bir "aktif" eşcinsel olarak yatakta usta, kendi geçimsiz olduğu halde suçu partnerinde arayan huysuz bir heriftir..

Zaman içinde ev kadını rolünü zevkle üstlenerek, "kocası" ile yaşadıkları evde, tepeden tırnağa "hâzâ hanfendi" oluveren Franz'la; işten eve yorgun gelmiş bir kocanın suratsızlığı içindeki Leopold arasında -genç çocuk her ne kadar alttan alsa da- bir seri karı-koca kavgası yaşanması, kaçınılmazdır..

Ünlü Alman yönetmen Fassbinder'in sahnelenmemiş bir oyunundan yola çıkılıp, Fransız yönetmen François Ozon tarafından 1999 yılında filme aktarılmış, öyküsünü yukarıda çok kısaca özetlediğim Gouttes d'eau sur pierres brûlantes / Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları'nı, İstanbul Film Festivali münasebetiyle izledim..


Bu filmin bir tiyatro oyunu olarak yazılmış olması, filmi izlerken hissedilen, ama hiç de rahatsızlık vermeyen o "tiyatral" havayı açıklamakta..
Tek bir evin içinde geçen, biraz klostrofobik, oldukça tuhaf, epeyi de komik bu filmin ana fikrinde; başta kadın-erkek olmak üzere aslında her türlü ikili ilişkilerin temelinde hemen filizlenen, "iktidar olma" hırsını gördüm..

Biri aktif diğeri pasifliği seçmiş görünen iki eşcinsel adamdan biri, bir yandan pek güzel bir kız sevgiliye sahip olup, aynı zamanda ev arkadaşına sırılsıklam aşıkken; ötekisi, yatağına attığı bedenin kadın veya erkek olması hususunu pek de iplemeyen (yeter ki iktidarını kabullenmiş olsun), bir "hedonist" ademdir..
Ve her ikisinin arasında gidip gelen bir acayip kız ile anasından erkek doğmuşsa da şimdi kadın olarak yaşayan bir başka garip kişi..

Bütün bu "acayip" insanlardan bir tanesinin yer alacağı bir filmin dahi yeterince "ilginç" ya da "çarpıcı" olacağını düşünürseniz, bu yapıtın şiddetini tahmin edebilirsiniz, diyeceğim ama; tüm bu kişiler, bütün olan bitenleri o kadar doğal karşılıyorlar ve "normal" birinin hemen "ahlaksız" damgasını vuracağı bu kahramanlar o kadar "saf ve temiz" görünüyorlar ki öyle fazlaca bir şoka uğramıyorsunuz.. Ya da bana öyle geldi..
Bu doğallığı, yansıtmak istediğini layıkıyla gerçekleştiren yönetmenin bir başarısı olarak görsem de; öte yandan, baştan sona bütün olanları hiç de doğal bulmayacak, ahlakçı veya -özellikle- homofobik tiplere, bu filmden uzak durmalarını salık veririm..

Benzeri hikayelerle değişik yerlerde karşılaşmış biri olarak, filmi, çok fazla şaşırıp da ağzımı açık bıraktıracak bir etkilenme içinde olmadan, absürtlüğü içinde, kah gülerek, kah üzülerek keyifle izledim..
Tabii ki, tıklım tıklım salonun tam arkama düşen koltuklarına konuşlanmış bir grup "tiki" genç kızın: "Yuh! Kızların yüz karası valla..." ya da "Çocuk pek de yakışıklı ama.. Yazık yaa.." söylenmeleri ve iç geçirmelerinden, kendimi soyutlayabildiğim ölçüde..

Sinemaya gelmeden önce seyredecekleri hakkında sıfır bilgiyle donandıkları belli olan bu kızlar ve film boyunca salonu terk edenlerin çokluğu, sanırım ya bilinçsizliğin ya da ortama bol miktarda davetiye saçılımının bir sonucuydu..

Son olarak söylemeliyim ki; filmin başından beri eve giren her kişinin, istese de bir daha orayı terk edemediği göz önüne alındığında; buna paralel olarak, finalde de, ev halkının bir bakıma, "mülk sahibi" bir iktidarın kanatları altında toplaşmaktan başka çareleri olmadığını kabullenmeleri, nedense, oldukça iç burkucu geldi bana..


Gouttes d'eau sur pierres brûlantes / Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları / Water Drops On Burning Rocks


Yönetmen: François Ozon
Senaryo: Rainer Werner Fassbinder (oyun), François Ozon
Oyuncular: Bernard Giraudeau, Malik Zidi, Ludivine Sagnier, Anna Levine
Yapım: 2000, Fransa, 82'

3.5  /5



Hiç yorum yok: