19.11.2007

Optimist Yazar Bienal'de



Bir çok mekanda faaliyete geçen 10.Uluslararası İstanbul Bienali kapsamındaki ziyaretlerime -tavsiyeler üzerine- Taksim'deki AKM binasından başlamaya karar verdim.


"İMKANSIZ DEĞİL
ÜSTELİK GEREKLİ
KÜRESEL SAVAŞ ÇAĞINDA
İYİMSERLİK"


Kapıdan içeriye duhul olup da, sergilenen "iş"lere -şimdilik- yönelmeden önce şöyle bir kenarda duralım ve bu yılki bienalin bu "şiirsel" başlığına/konseptine dikkatimizi yoğunlaştıralım diyorum ben.

Her yerde karşımıza çıkan, bu arada sergiye bilet alırken elimize tutuşturulan sarı kitapçığın kapağında da gördüğümüz bu sözlerle acaba ne demek isteniyor?.

Ayrıca, "SANAT HİÇ BU KADAR İYİMSER OLMAMIŞTI" sloganını da bu başlıkla birlikte düşünelim.

Belli ki bu bienalde, "gayet iyimser" bir konsepte yaslanarak oluşturulmuş bir çalışmalar bütünüyle karşı karşıya kalacağız mı acaba?.

Hani yarısı dolu bir bardağa bakan, farklı karakterde iki arkadaş vardır ya...
Biri iyimserdir; "ne güzel, bardağın yarısı dolu" der.
Diğeri kötümserdir; "lanet olsun, bardağın yarısı boş" diye homurdanır.

İşte bu arkadaşlardan kötümser olanına malum bardağı değil de şu yukarıdaki sloganları gösterip, "ne düşünüyorsun bu hususta" diye sorsak.

Büyük ihtimalle -sinirli sinirli- şöyle söylenirdi:

"İmkansız olmayan üstelik gerekli olan bir iyimserlik ha... Hem de şu küresel savaş çağında... Pöh! Saçmalık..."

"Bu neyin iyimserliği kardeşim. İnsanlar küresel kötülüğün zifir esaretinde sapır sapır kırılırken, benden beklediğin şey iyimserlik, öyle mi?"

"Yüzümüzde kocaman bir gülümseme, kendimizi teslim edelim diyorsun yani.

Bir başka deyişle; 'tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak' tavsiyesinde bulunuyorsun sanırım? Ha adamım?"

İyimser arkadaş ise kötümserin bu söylediklerini hayretle dinler ve kafasını iki yana sallayarak; "Bütün bu sonuçlara nereden varıyorsun?. Vallahi pes!" diyerek konuşur:

"Senin teslimiyet olarak değerlendirdiğin bu iyimserlik, -tam tersine- küresel yıkımın önünde durmaktır."

"Ayrıca iyimserlik, -bizatihi- kişiye kazandırdığı büyük umutlarla kötülüğün üzerine varma yeminidir."

"Bu hiç de imkansız olmayan iyimserliği, küresel savaş çağından bizi en az hasarla çekip çıkaracak bir zırh olarak görüyorum."

"Hem sanatın işlevinin -senin anladığın gibi- kötümserliğe gömülüp, karanlık akıbeti beklemek olduğunu sanmıyorum. Aksine, insanlığa umut verecek bir başka alternatifin -bu ortamda bile- var olabileceğini ısrarla göstermesi, ‘sanatın görevi’dir diye düşünüyorum."

"Sonuç olarak arkadaşım, bu bienalin konsepti işte bana böyle bir umudun varlığını hissetmemi sağlıyor."

Evet... Arkadaşları dinledik...

İlk konuşan "karamsar efendi"nin ateşli sözleri hemen hepinizin "umarsız" hislerine tercüman olmuş olmalı.

Sonradan duruma vaziyet eden iyimser arkadaşın söylediklerinin ise, hepinizin olmasa da büyük bir kısmınızın, az önce iyice karanlığa gömülmüş görüşlerini "ışığa doğru" değiştirmiş olduğunu sanıyorum.

"Peki sen ne durumdasın?." deyu hatırımı soracaklara: Bu “nazik” durumda Hoca Nasrettin tavrımı takınıp o "ayrı yumurta ikizleri"nin her birine, "sen de haklısın, sen de" demek şöyle bir aklımdan geçtiyse de; "iyimser efendi"nin umut dolu ışığı, şu garip ama "optimist" gönlüme haliyle daha bi sıcak geldi derim.

Ve Optimist Mehmet, AKM’ nin birinci katına çıkan merdiven basamaklarına ayak basmadan önce, hemen soldaki iki "iş"e doğru merakla yönelir..


Hiç yorum yok: