19.11.2007

Tutku Oyunları (Little Children)


*****



"Kendi halinde" bir Amerikan banliyösünde yaşayan, eşleri işinde, gücünde olduğu halde, kendileri evde oturup çocuk bakmakta olan bir erkek ve bir kadının "yasak" aşk hikayesi ve onların, yine o kasabadan bir kaç tiple kesişen yaşam öykülerinden ibaret filmin orijinal adı; Little Children..

Bir nedenle gençlik hayallerini gerçekleştirememiş, hevesleri kursağında kalmış ama bu arada çoluk çocuğa da karışmış bu insanlar, benzer durumdaki hemen her yetişkinde görülebileceği üzere o eski tutkularının birer "küçük çocuklar"ı olurlar zaman zaman..


Zengin ama ilgisiz bir kocaya sahip, edebiyat doktorası eğitimini yarım bırakmış "feminist" bir kadın; belgesel yönetmeni, dünyalar güzeli ama bir "karı"dan çok aile reisi havalarında bir eşe sahip, yıllardır avukatlık sınavını geçemeyen ve bir baltaya sap olma konusunda çaba da göstermeyen bir adam..

Kasabanın bu iki "tembel" ama libidoları taşkın "sakin"i bir yandan birbirlerini yakinen tanırlarken, öte yandan kasabanın meşhur teşhirci pedofili hapisten çıkmıştır; kendisi ufak tefek biri olsa da, varlığıyla koca kasabayı tedirgin etmektedir.

Oysa, yoğun anne şefkatiyle sarmalanmış (büyük ihtimal, zavallının problemi de bu) şirin bile denebilecek bu adam, tek bir çocuğa bile elini sürmemiş, sadece onları seyretmekten, kendini de onlara seyrettirmekten alıkoyamayan bir hasta ruhtan ibarettir.

Bir de bu zavallı adamın en büyük düşmanı olan bir polis eskisi kahramanımız var ki, gerçekte de en az o cinsi sapık kadar zavallı bir haldedir.

İşte, yukarıda saydığım kahramanların birbirlerine organik biçimde bağlı hikayelerinden oluşan bu filmde, Amerikan banliyösünün mükemmel görünen evlerinde, geniş caddelerinde ve parklarında yaşayan, -doğal olarak- aynı mükemmellikten uzak insanları izlerken, aklıma hemen Amerikan Güzeli geldiyse de, filmimiz her yönden o güzel filmi bir hayli aşan yetkinlikte.

İlk defa bu ikinci filmiyle tanıştığım yönetmen-senarist Todd Field, yukarıdan gözlemleyen "etkin" bir narrator (anlatıcı) kullanarak yapıtın iki saati aşan uzunluğunu hissettirmeyen bir akıcılık sağlayıp, son zamanların en başarılı ve en rahatsız edici filmini yaratmış.

Her dramın psikolojik yönü bulunur belki ama "psikolojik dram", bu, her seyircinin kolaylıkla kaldıramayacağı "zor"lukta filmin türünü, daha doğru ortaya koymakta..

Başta Kate Winslet olmak üzere başrolden yardımcı rollere tüm oyunculukların mükemmel düzeyde olduğu filmin insanı sersemleten final sekansında olan-bitenlerin etkileyiciliği bir yana, salt filmin bütününün şahaneliği beni öyle bir etkiledi ki bir ara tüylerim ürpermiş, gözüm nemlenmiş bir halde, yönetmene gıyabında ister istemez; "yuh be!" diye ünledim; "bi’ filmi böylesine kusursuz yaratmak haksızlık be kardeşim!"

Hiç yorum yok: