19.11.2007

Yaratık (Gwoemul) (The Host)


*****


İtinayla Canavar Yaratılır

Ne varsa yine şu uzakdoğu sinemasında var valla. Son zamanlarda sinemasal yokluk günlerimi yaşarken, Güney Kore'den gelen bu film, haftada bir sinemaya gitmeden duramayan bünyemi nihayet bir buçuk ay sonra sevdiceğine kavuşturdu.

***

Ne tür bir film olduğunu şimdi söyleyince tuhaf karşılanacağı kesin olan Yaratık (Gwoemul); bir fantastik-korku-gerilim filmi olmasının yanısıra, bir komedi-drama özelliği de taşımakta, diğer yandan başarılı bir protest sinema örneği sergilerken; hepsinin ötesinde aslında bir 'canavar filmi'dir de... Kapsadığı tür çeşitliliği açısından biraz öyle görünse de bu 'çorba' pek lezzetliydi doğrusu. Şimdiye dek çevrilmiş bazı canavarlı film klişelerini açıkca içeren, ancak öte yandan bu tür filmlerin ezberini de bozan, şimdiye dek izlediğim en orijinal, en komik, en duygusal, en acayip filmlerden biriydi Gwoemul.

***

Dünyanın içine etmekte bir beis görmeyen dost ve müttefik A.B.D.'yi temsilen bir Amerikalı bilim adamı(!)nın, çok sayıda şişe içindeki toksik kimyasalları, Seul'u ikiye ayıran Han nehrine boca ettirmesiyle film başlar. Ve düşman yaratmakta üstüne olmayan Amerika, bu olaydan birkaç yıl sonra zavallı Kore halkını da -evelallah- bir mutant canavarla tanıştırır.
Bu 'çevre katliamı' emrini -hem de bir Koreli laboratuar görevlisine- gözünü kırpmadan veren bilim adamının eylem bahanesi ise pek bir bilimseldir: Zira şişelerin üzeri tozludur!.

(Yalnız şunu hemen ekleyeyim ki, benim bu yazı içersinde Amerika'ya yaptığım ve yapacağım doğrudan giydirmeler ve bindirmeler, filmde -istisnalar hariç- açık açık yer almamakta, olan bitenin özüme yaptığı çağrışımlardan kaynaklanmaktadır. Zaten aksi durumda, yani 'direkt mesajlı' bir filmden böylesine zevk almam pek olası değil.)

Han nehri canavarına dönersek; kendisi pek cevval, pek yerinde duramaz, oldukça çirkin suratlı bir amfibik olup, Korelilerin kendisine, bizim hayvanat bahçesindeki maymunlara falan layık gördüğümüz muameleyi yapmaları üzerine adeta çıldırır ve sağa-sola acımasızca saldır Bu arada, nehir kenarında -aynı zamanda evleri olan- bir büfe işleten baba, oğul ve kız torundan oluşan bir ilginç aileyle de tanışmışızdır. Canavar efendi, karadaki taaruzu sırasında bir anda bunların kız evladını da kapıp, nehire atlayarak gözden kaybolunca; ailenin en az diğerleri kadar tuhaf başka iki ferdi, amca ve halayla da tanışmış oluruz.

Bu enteresan dörtlü, dertlerini anlayacak, kendilerini ciddiye alacak yerli- yabancı bir merci bulamayınca, silahlarını kuşanarak, yaratığa gününü göstermek ve sevgili kızları Hyun-seo'yu kurtarmak üzere, 'nehir boyu' savaşını başlatırlar.

***

Kore sinemasını az çok bilenler için pek yabancı gelmeyecek özgün mizah anlayışı bu filmde tavan yapmakta; hiç beklenmeyecek bir anda karşımıza çıkarak şaşırtmaktadır.] Öyle ki, aile fertlerini canavara kurban vermiş insanların toplaşıp ağıt yaktıkları, ciddi olunması elzem bir cenaze merasiminde bile bu bizim tuhaf Koreli ailenin evlat acısıyla, topluca yerlerde debelenmeleri ve birbirleriyle itişip kakışmalarına kahkahayı basmamak elde değil. Filmi görmeyenlere bu sahneleri anlatınca, 'sululuk' gibi göründüğünün farkındayım ama yönetmen Joon ho Bong, böylesi 'yabancılaştırma efekti' kıvamındaki müdahaleleriyle (filmi görünce bu daha iyi anlaşılacaktır) sululukla ilgisi olmayan özgün bir tarz ortaya koyuyor. Hem de, seyircisini, canavarın ilk ortaya çıkış sahnesinden filmin sonuna dek, müthiş bir gerilimle, sürekli diken üstünde tutarak..

***

Göz göre göre, umursamazca yarattığı canavarı, medyanın yardımıyla daha da korkunçlaştıran, işler sarpa sarınca da mucizevi bir silahla dünyayı kurtarmaya kalkışan Amerika yönetiminin ve onun uydusu ülkenin kuklamsı yöneticilerinin, olayı hep birlikte iyice yüzlerine, gözlerine bulaştırmaları; sonuçta, bu beladan kurtulma görevinin, yine olayın en başında, "kabak başında patlayan" 'sokaktaki adam'a düşmesi gibi politik göndermeler, filmin, görüp de düşünen insana, önemli mesajlarıydı..


***

Yönetmen Bong, kendini/sinemasını pek de ciddiye almıyor gibi görünse de, seyirciye tüm ciddiyetiyle öyle sapasağlam bir sinema yapıtı sunuyor ki; hayran olmamak ne mümkün!.

Hiç yorum yok: