12.12.2007

Mehmet Güleryüz :: Oradan Oraya



Mehmet Güleryüz, sevdiğim ressamlarımızdandır. Tanışmışlığım, kendisiyle konuşmuşluğum yoktur.. Kişiliğini falan da bilmem.. 
Ne yer, ne içer ya da arkadaş olsam anlaşabileceğim biri midir?. 
Hiç bilmiyorum.. 

Şunu demek istiyorum: Onu sevmemin bunlarla bir ilgisi yok..
Lafı dolaştırıp durduğumun farkındayım elbette. 
Çünkü bunu yapan benim.. 
Tamam.. Saçmalamayı kesip, sadede geleyim.

Bir sanatçıyı normal şartlar altında (n.ş.a. lisede, sanırım kimya dersinde kullanılan bir kısaltmaydı ve ben nedense onu açarak telaffuz etmekten pek hoşlanırdım. Hey gidi.) bizzat kişiliğinden bağımsız olarak eserleriyle tanırız. 
Eğer sanatçının bu eserleri (Resim, heykel, müzik vd.), beni -neresi olduğunu tam bilemediğim- ta derinden bi yerimden yakalayıp etkiliyorsa, o artık benim sevdiğim bir sanatçıdır.

Müzisyense, beğendiğim parçasını defalarca dinlerim ve her dinleyişte daha da severim.
Ressamsa, -daha önce tek bir yapıtını dahi görmemiş olsam bile- ilk kez bir sergisinde görüp de yakalandığım resimlerine döner döner, yeniden bakarım; etkilenmiş hatta büyülenmiş gibiyimdir.. İnanmayacaksınız ama, resime iyice yaklaşır ve bir hamlede içine girer, bir süre orada dolaşabilirim de.. Müzik, fotograf ya da filmde de bu böyle olur..

Bir de tersi söz konusu tabii.. 
Ne kadar meşhur olursa olsun, ne kadar başkalarınca beğenilirse beğenilsin, eğer sergisine girip, bakıp, duraksamadan dahi oradan çıkıp gidiyorsam, ben o sanatçıyı beğenmemişim demektir.. 
Başka bir sergisini falan gördüğümde onu bu kez sevebilir miyim?. 
Büyük ihtimal hayır diyeceğim ama, büyük de konuşmamak lazım..
Evet bu benim ölçütümdür. 
Sanırım herkesin de ölçütüdür; farkında olsa da olmasa da..

Oradan Oraya

Ressam, heykeltıraş -hatta aktör- Mehmet Güleryüz' ün Galatasaray' da "Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi" ndeki sergisinden bahsetmektir niyetim..

“Oradan Oraya” adlı sergi aslında bir heykel sergisi..
Sanatçı, dört adet yeni çalışmasını sergilerken, eski heykellerinin ve de bazı enstalasyon çalışmalarının fotograflarını da bunlarla birlikte sanatseverlere sunuyor..


Galeriden girdiğinizde, gözünüze hemen o kırmızı arabanın çarpmaması imkansız. 
Ben de, sergiden sadece bu çalışmayı -kendimce- irdeleyerek, serginin bütününe dair bir izlenim aktarmaya çalışayım diyorum.

“Yarış Arabası”, sanatçının eskiden yaptığı bir resminin heykelleşmiş hali. 
Grotesk anlayışla oluşturulmuş, deformasyona uğramışçasına eğri büğrü (Sanatçıya has bir tipleme bu.) iki figür ve onların bu haline tamamen karşıt bi şekilde pırıl pırıl parlayan, kırmızı ve pürüzsüz kaportalı bir arabadan oluşan bir çalışma.. 
Esinlenilen resim de, hemen yandaki duvarda asılı zaten.


İri gövdesi içinde oturduğu arabayla tamamen birleşmiş, elinde mendili, nezleli, şişmiş burnu ve anlamsız bakan kızarmış patlak gözleriyle bir ana figür (Sürücü diyelim.); arabanın kaportasına yapışan (Yapıtın arkasına dolananlar zavallının başka çaresinin olmadığını ibretle göreceklerdir.) ve kendisiyle tamamen ilgisiz "dev" sürücüye kaputa serdiği haritadan yol göstermeye çalışan -nispeten çelimsiz- bir başka figür.. 
Bir de sürücüye ait üçüncü kol gibi duran, ancak kime ait olduğu pek anlaşılamayan bir adet kol..
İki boyutlu bir yüzeyde seyreylenen resimsel imgenin üç boyutlu olarak yeniden inşası ve oylum kazanmış bu imgenin etrafında dolaşarak onun her yönüyle algılanması, -hele meraklı bir izleyici için- gerçekten heyecan verici..

Belki ilk değildir bu anlayış, daha önce de örnekleri vardır.. 
Ancak bu, sanatçının, sanata bir katkı açısından, ilginç bir önerisi olarak da görülebilir.
Bir imgenin tuval üzerinde her açıdan gösterilebilmesi endişesi, sanatçıları -bilindiği gibi- uzun yıllar boyunca bir çok denemeler yapmaya sevk etmiştir. 
Çok açık anlıyoruz ki, bunu gerçekleştirmenin en pratik ve estetik yolunu, "kardeş sanat" heykel -kendisini işaret ederek- göstermektedir..


Salonun alt katında, heykeller ve onların resimleri yer alırken, üst katında sanatçının daha eski bazı heykel çalışmalarının fotografları sergileniyor..
"Güleryüz' ün yetmişli yıllarda sergilediği "İşkenceci" adlı heykel çalışmasının fotografı bile tüyler ürpertici.." diyerek, lafı daha fazla uzatmadan -meraklısına- serginin 14 Ocak 2008'e kadar gezilebileceğini duyurayım.


Kara hatta kapkara mizahın da hissedildiği tüm iki boyutlu yapıtlarında gözlenen dışavurumcu estetik anlayışı, aynı başarıyla heykele de yansıtabilmesi –ki bu bana çok zor bir iş gibi geliyor- Mehmet Güleryüz' ün sanatını yücelten en önemli etken bence..



Hiç yorum yok: