23.01.2008

4 luni, 3 sãptãmâni si 2 zile :: Sürekli Korku




Romanya'nın henüz bir demirperde ülkesi olduğu zamanlar. Diktatör Çavuşesku'nun devrilmesine iki yıl kalmıştır.
Anlatacağım filmin hikayesi, işte bu Romanya'nın bir küçük şehrinde bulunan, üniversite öğrencilerinin barındığı bir yurttan görüntülerle başlar.

Otilia ve Gabita, bu yurtta aynı odayı paylaşan iki kız arkadaştır.
Bu sabah çok belli ki, nasıl olup biteceği hakkında pek de bilgi sahibi olmadıkları bir girişime endişeli bir vaziyette hazırlanmaktadırlar.

Gabita hamiledir ve yanlışlıkla çağırmış bulunduğu, gelişi her geçen gün yaklaşan bu istenmeyen misafirden bir an önce kurtulmak arzusundadır.
Çekingen ve beceriksiz bir portre çizen Gabita'nın bu zor durumunda biricik yardımcısı -daha becerikli ve soğukkanlı görünen- arkadaşı Otilia olacaktır.

İstenmeyen bebekten kurtulmanın tek yolu kürtajdır. Fakat bu işlem, o yıllarda yasak olup, yapana da yaptırana da -tabii yakalandıklarında- ağır cezalar verilmektedir.






Gabita, -yarım yamalak da olsa- bir kürtajcıya ulaşmış, işlemin gerçekleştirileceği bir otel odasını ayırtmıştır. 

Yine de, işin asıl önemli kısmı olan bundan sonraki, gereken paranın eksiğini tamamlama ve diğer organizasyonu sağlama çalışmaları için topu arkadaşı Otilia'ya atmıştır.

Otilia, paranın bir miktarını -olaydan habersiz- sevgilisinden sağlayacak, sonra otele uğrayacak, sonra da -adı pek manidar olan- kürtajcı Bebe'yle buluşacaktır.


Bu yapılacaklar ve sonradan yaşanacak gelişmeler "gerçek" bir kabus olarak, -başta Otilia'nın olmak üzere- iki kızın da üstüne çökecektir.


Bütün bu yaşananlardan sonra, ne iki kızın ruh dünyaları, ne arkadaşlıkları, ne de Otilia'nın sevgilisiyle ilişkileri eskisi gibi olacaktır..







Cannes'dan Meraklısına

Cristian Mungiu'nun senarist ve yönetmenliğini yaptığı 2007 Altın Palmiye ödülü sahibi bu Rumen filmi, bireylerini -açık ya da kapalı uyguladığı- şiddetle ürkütüp ezen bir totaliter iktidarın, giderek ülkenin her yanında yarattığı çürümüşlüğü başarıyla yansıtıyor.

Yalnız hemen söyleyeyim ki 4 luni, 3 sãptãmâni si 2 zile / 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün, bunu asla gözümüze sokarak yapmıyor. 

Başka bir yerde de aynen yaşanabilecek- "sıradan" bir hikayeyi anlatırken, ülkesinin ve insanlarının yaşadığı, korku yüklü bu zor dönemi bir dekor olarak kullanıyor.
Bu dekorun zaman zaman hikayeye yansıması -elbette- oluyorsa da, sonuçta tüm çıkarımlar biz seyircilere bırakılıyor.

Özellikle gerçekçiliği, ağır dramatik havasının boğuculuğu, kamera kullanımı ve sıradan gibi duran, muhatabını ustaca kuşatan (Hele kürtajcıyla kızlar arasındaki konuşma ne acayipti yahu!
) "sarsıcı" diyaloglarıyla bu film bana Zeki Demirkubuz filmlerini hatırlatmıştır.




Hiç müzik kullanılmamasının yanısıra, oyuncuları "oyuncu" olarak görmemizi imkansızlaştıran çok doğal performanslar filmin diğer hususlarıydı.

Her "normal" filmden beklendiği üzre, her an mühim bir şeylerin olacağı beklentilerinin karşılık bulmaması, aksine herşeyin "normal" mecrasında akıp gitmesi, bu filmi -meraklısı için- ilginç kılıyorsa da "normal" seyirci açısından çok zorlayıcı bir hale sokuyor..
Bu nedenle tavsiyemiz "has" sinemasevere.. Yoksa, bu filmi herkese önererek daha sonra küfür yemeye hiç niyetim yok doğrusu..


9 / 10



Hiç yorum yok: