1.01.2008

David Lynch


İlk defa 80'lerin başında Fil Adam (The Elephant Man)' ını, çok sonra da Vahşi Duygular (Wild at Heart)' ını sinemada izleyip tanıdığım ve onulmaz hastası olduğum büyük yönetmen.

Elbette heyecan bitmez.. Daha sonra Kayıp Otoban (Lost Highway)' la "vay be!?.." olup, Mulholland Çıkmazı (Mulholland Drive) ile eriyip bittiğimi; sonra da ilk uzun metrajlı filmi Eraserhead' in peşine düşüp, adeta mecnun olduğumu bir ben bilirim, bir de hiç kimse..

Ezelden beri kendisine yöneltilen -filmleri açısından tabii- "anlaşılamama" suçlaması bence yersiz ve de anlamsız bir savdır.
Çünkü sinema, -resim veya müzik gibi- bir sanattır. Bir Dali tablosuna baktığımızda veya bir Pink Floyd parçası dinlerken, sanatçıların o yapıtlarla bize demeye çalıştıklarının tümünü aynen anladığımızı ya da anlayabileceğimizi iddia edebilir miyiz?.

Bir eseri izlerken onu ne kadar anlıyabileceğimiz -büyük oranda- bizim entelektüel kapasitemiz ile de ilgili bir şey olmakla birlikte, bu yine de, tam anlamıyla "amacımıza" ulaşmakta yeterli olamaz.
Oysa, "gerçek" sanatta önemli olan ve izleyiciden istenen tek şey "anlamak" değil, yapıtın sanatsal etkisinin yoğunluğuyla zihinde oluşan "izlenim"in, iç dünyasında yaratacağı estetik coşkuyu hissedebilmesidir..

Bir filmi oluşturan bütün disiplinleri kullanış yöntemindeki mükemmelliği; evrene, insana ve sinemaya benzeri görülmemiş -tarifi güç- bakış açısıyla, -bana göre- dört dörtlük tek sinemacıdır o..

Görüldüğü üzre- doğrusu, abartmayı ya da fanatizmi hiç sevmem, ama David Lynch söz konusu olunca Lumiere Kardeşlerin sinemayı sırf onun için icat ettiğini düşünecek kadar da ileri giderim, ona göre..



Henüz görmek kısmet olmayan, ustanın son filmi Inland Empire' ın bir fragmanını şuraya iliştireyim de arada bi bakarım artık..


1 yorum:

Ozzy! dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.