19.02.2008

"Özer Kabaş" Sergisi



Sanatçılığı yanı sıra entelektüelliği ile sanat tarihimizde çok önemli bir yere sahip olan ressam Özer Kabaş, ölümünün 10. yılında Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde retrospektif bir sergiyle hatırlanıyor..

Sanatçı, 1936' da Mersin' de doğar. 1957’de Robert Kolej Mühendislik Okulu’nu (bugünkü Boğaziçi Üniversitesi) bitirdikten sonra gittiği ABD’de farklı bir dalda, yani resim de öğrenim görerek uzmanlaşır..

Yurda döndükten sonra uzun yıllar sürecek öğrencilik ve öğretmenlik süreci sonucunda -en son- üstlendiği Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü Ana Sanat Dalı Başkanlığı görevini 1991’den, vefat ettiği 1998 yılına kadar icra eder..

Ressamlığından ziyade -salt- hocalığıyla tanınmasını ve öyle de tanıtılmasını -özellikle bu sergiyi de izledikten sonra- kendisine yapılmış çok büyük haksızlık olarak nitelendiriyorum..

Öte yandan, sergi "retrospektif" olarak nitelendirilmişse de resimlerin çoğu 1990' lı yıllara ait. Sanırım sanatçımız, daha kapsamlı, daha geniş bir zaman sürecine yayılmış çapta bir sergiyi hak ediyor..






Deniz, Özer Kabaş'ın tablolarıyla anlattığı öykülerin ana mekanıdır..
Genelde hırçın dalgalı denizler, denizlerin üstünde çırpınan kürekli ya da yelkenli tekneler; teknelerdeki yaşlı-genç "çıplak" kadınlar, erkekler, çocuklar, keçiler, boğalar, kaplumbağalar, horozlar, balıklar ve -inanılmaz ama gerçek- köküyle birlikte sökülüp götürülen ağaçlar.. 

Ve tüm bu keşmekeşin içinde birbirlerinden kopmaları imkansız "anne ve bebek"ler..

İnsan-hayvan ve bitkilerin hercümerç olduğu bu olağanüstü dünyada, aslında, hiçbir canlı diğerinden kopacak gibi değil ki..




Belli ki, bir tür sembolizmin hakimiyetindeki bu evrende tekne, Yerküre'nin ta kendisidir..

Bu çok ama çok etkileyici tabloların karşısından -şahsen- ayrılmakta zorlandığımı söylemeliyim.

Özer Kabaş’ın resimlerinden, desenlerinden, eskiz defterleri ve gravürlerinden oluşan bu serginin 2 Mart' a kadar ziyarete açık olacağını da hatırlatmış olayım.










Hiç yorum yok: