3.03.2008

The Mist :: Güldüren Sis


Amerika'nın o her tarafı yakıp yıkan meşhur fırtınalarından biri, bir sayfiye kasabası ve çevresinde oldukça etkili olmuştur..

Ağaçları evlerin üstüne yıkan, elektrik ve telefon hatlarını koparan bu fırtına geçtikten sonra da bu kez aniden ortaya çıkan yoğun bir sis tabakası, çevreyi etkisi altına alır..
Her felaket öncesi ve sonrasında olduğu gibi halk, ihtiyaç maddelerini stok yapmak üzere kasabanın süpermarketine hücum eder..
Baş kahramanlarımızdan sanatçı bir baba ve küçük oğlu da, annelerini köyde bırakarak alışveriş için buraya gelmiştir..

Sisin iyice yoğunlaştığı bir anda can havliyle markete giren yaralı bir adam, ahaliye, büyük bir belanın sisle birlikte etraflarını sardığının haberini verir..
Tehlikenin büyüklüğüne inanmakta zorlanan bazı kişiler (Bu inatçı ve sinir tipler özellikle gerilim filmlerinin olmazsa olmazıdır.), bu arada kendilerine yaşatılan bir dizi acı hatta ölümcül deneyimler sonunda ikna edilirler..
Ve süpermarketin kapıları sisli dış dünyaya kapatılır..




Kör Gözüne Parmağım

Başta yönetmenin (Frank Darabont) biraz da hikayenin yazarının göz boyayan şöhreti, ayrıca, çoğu sinema eleştirmeninin belki de filmi izlemeden (Aklıma ikinci bir neden gelmiyor.) ettiği tavsiyeler ve "sözde" güvenilir İmdb'nin 7,7 puanı, beni bu filmi izlemeye yöneltti..


Özellikle korku-gerilim filmleri, amaçlarına ulaşabilmeleri yani etkileyici olabilmeleri için seyircinin özdeşleşebileceği karakterler yaratmak zorundadır.. 
Oysa bu film, a’dan z’ye her şeyiyle seyirciyi kendine yabancılaştırıyor.. İzleyici, bırakın perdeyi aşıp filmin içine dahil olmayı, basit bir gölge oyunu izlercesine, perdede olan bitenlere uzak kalıyor..
Kendilerinden korkmamız istenen -apaçık yapay- yaratıklar ve onların saldırısına uğrayan insanların dehşeti arttırmak için canhıraş debelenmeleri ise sadece güldürüyor..


Doğrusu, yapaylıktan uzak, samimi ve derli toplu bir film yapsalardı: "Ey seyirci bak.. Sana sadece, yaratıkların saldırısına uğrayan insanların mücadelesini değil, tehlike karşısında dahi gruplara ayrılıp birbirlerinin gözlerini oymaya çalışan insanlığın dramını da yansıtıyorum." mealindeki "kör gözüne parmağım" yöntemli mesajına dahi bir eleştiri getirmezdim..






Amerikan Usulü Dinci - Laik Kavgası

Kendi gibi düşünmeyenleri kafir ilan eden, Tanrı'nın adıyla birlikte her çeşit küfürü de dilinden eksik etmeyen, hatta sonunda kendini Mesih dahi ilan eden "meczup" kadına Allah'ına sığındığı an canavar yaratıkların dokunmaması; marketteki "laik" kesimi temsil edenlerin, kaderlerine razı gelerek dua edip beklemek yerine yaşamak için çaba gösterirken belalarını bulmaları pek manidardı..


Türban nedeniyle "öeehh" dedirten bizdeki sıcak gündemden sinema salonuna kaçıp, orada da tüm şiddetiyle yapılan dinci-laik kavgasının "İsevi" versiyonunun tam ortasına düşmek, doğrusu özüme ayrı bir ızdırap verdi..

Keşke filmin bütün hatası böylesi bir ideolojik yandaşlıktan ibaret olsaydı.. 

Stephen King'in bir hikayesinden uyarlansa da, adeta, bugüne kadar çekilmiş bütün korku ya da gerilim filmlerinin taranmasıyla yazılmış bir senaryoya, doğallıktan uzak diyaloglara, (Hadi çocuk oyuncuyu pek güzel ağladığı için ayrı tutalım.) "resmen" kötü oyunculuklara sahip "klişeler kralı" bir film The Mist..

Ortasından itibaren insana, bir an evvel finali de görüp hayırlısıyla sinemadan çıkıp gitme duası ettirecek sıkıcılıktaki bu filmin en etkili yeri -az daha- "sürprizli" ama trajik sonu olacakmış.. 
Fakat bu sahne de komiği fazla kaçmış bir trajikomik dozajıyla –sadece- acı acı gülümsetti bünyemizi..

Bu kaçıncı kazıklanmam bilemiyorum ama artık akıllanmaya karar verdim..

Bundan böyle -olağanüstü bir yaratıcılık olmadıkça- Hollywood çıkışlı korku-gerilim filmlerine gitmeme kararı aldım.. 
Zira, bu tür filmleri gayet ciddiye alan bendenizi “bir korku filminde kahkaha atmaktan kendini alamamak” kadar üzen başka bir şey olamaz.. 
Yani.. Bana da yazık..


The Mist / Öldüren Sis


Yönetmen: Frank Darabont
Senaryo: Stephen King (roman), Frank Darabont
Oyuncular: Thomas Jane, Marcia Gay Harden, Laurie Holden
Yapım: 2007, ABD, 126'


1 yorum:

eileen dedi ki...

o kadar da kötü değildi bence
fakat siz de güzel abartmışsınız doğrusu :)