14.05.2008

Münferit :: Bulanık Suda Avlananlar


Fazla eski değil, iki yıl öncesine kadar, çekilen her yeni yerli korku filminin tanıtımında: “İlk Türk korku filmini kotardık, ülkemize hayırlı olsun” gibisinden demeçler verilirdi.. Böylelikle, ilk Türk korku filmlerinin sayısı on adeti falan bulmuştu..
Münferit’i yapanlar belki böyle bir iddiayla ortaya çıkmadılar ama, onun takdimini de -naçizane- ben yapayım: “İşte karşınızda, ilk Türk Kara Filmi.”

Bu film, “Hollywood’da var da neden biz de yok?” sorunsalımız temelinde, ’seri katilli yerli film’ eksikliğimize doğrudan değilse de dolaylı olarak çözüm de bulmaya çalışıyor..
Yani, -milli hasletlerimize daha uygun olarak- ilk, ‘Seri Tecavüzcülü Türk Filmi’ açığımızı da bu şekilde gideriyor..

Tamam, henüz yerli Hannibal Lecter’ımızı bulamadık ama -ilgi alanları farklı olsa da- ondan çok da eksik kalmayacak bir ‘Telefoncu Bekir’imiz oldu.. 
Ki kendisi, kocaman kulaklıklarıyla, ‘tüplü ve Oscarlı’ Anton Chigurh seviyesinde etrafa gerilim saçabilen, çevreyi psikopat gözlerle süzerek, kadınların kabusu olabilen bir anti-kahramandır artık..

Maalesef elimde olmayan- şu doğuştan alaycı üslubum icabı, bu yazıya böylesine biraz suluca başlamış olabilirim.. 

Ancak okuyucu yanılmasın, eğer giderse -ki bence gitsin- beyaz perdede çok ciddi ve karanlık bir filmle karşılaşacak.. 
Yani benim durumumu, geceleyin mezarlıktan türkü söyleyerek geçen adama benzetebilirsiniz..





Bugüne kadar, çektiği kısa filmlerle tanınan, -adı, Dersu Uzala’dan mülhem bende ayrı bir saygı uyandıran- Dersu Yavuz Altun’un bu ilk uzun metrajlı filmi, denizden ulaşılan (Ada da olabilir.) bir kasabada geçiyor..

Şu sıralar bu şirin kasabaya, bir polis müfettişi ve yardımcısı gelmiş, gizli kalması -devletin âli menfaatleri gereği- şart olan bir soruşturmayı hassasiyetle yürütmektedirler.. 

Bu soruşturmayı başlatan olay, denize düşmüş bir arabadan çıkarılan -biri kadın kıyafetli- iki erkek cesedidir.. 
Bu cesetlerin bulunmasıyla birlikte ortaya dökülen başka ipuçlarıyla, iki çocuğun ezilmesi ve ölüme terk edilmesiyle sonuçlanan bir araba kazasına; kasabada yıllar boyu -sistemli bir şekilde- tecavüz edilen kızlara, kadınlara ve de devletimizin -örtülü kalması herkesin yararına- ‘derin’ sırlarına varılır..

Kocasının suçunu ve onu bunalıma sokan suçluluk duygusunu örtme telaşıyla tayinini bu kasabaya yaptıran Aylin Öğretmen, aile hayatını karartan bir felaketten kurtulmak amacıyla geldiği bu -şirinliği kendinden menkul- meş'um kasabada kâbusun allahıyla, yani Telefoncu Bekir’le karşılaşır..

Kâh sondan başa, kâh baştan sona doğru akan ilginç kurgusuyla belirgin bir dinamiklik kazanan filmde, olmuş, bitmiş olayların -en azından- önemli bir kısmını, öğretmen Aylin’in, müfettişlerce sorgulanması sırasında öğreniriz.. 

Kendi dahil- kimsenin ‘masum’ olmadığını da filmin sonunda..





Böcekleri Öldürebilirsin Lakin Bitiremezsin

Bekir -yani korkulacak ve tiksinilecek bir ‘böcek’- rolünde Ali Erkazan, 
herhalde sanat hayatının en önemli işini çıkarmış olmalı..
Bu filmi gördükten sonra demiş gibi oluyorum ama- dizilerde -nedense- hep aile babası rolü uygun görülen, oysa, yüzünde hep tekinsiz (Kusuruma bakmaz inşallah.) bir hâl gördüğüm bu sanatçımızı hep böyle bir rolde düşünmüşümdür.

Şöyle de söylenebilir: Sinemamızın -rakipsiz- kötü adamı olarak bilinen Erol Taş, Ali Erkazan’ın yanında -bence- Hulusi Kentmen gibi kalır..

Yönetmen de bu hususta benimle aynı görüşteymiş ki -öğrendiğim kadarıyla- ısrarlı bir ikna sürecinden sonra bu isteğini gerçekleştirebilmiş..

Ali Erkazan bir yana, bana göre filmin asıl yükünü omuzlayan kişi, öğretmen rolündeki İdil Fırat idi. Güzel oyuncu (Güzelliğini belirtmeden geçersem taş olurdum.) bu zor rolün altından başarıyla kalkıyor..

Münferit’in, -belli ki- bütçe kifayetsizliğinden kaynaklanan, seyirciyi yeterince tatmin etmeyebilecek, köşeli, tam işlenmemiş bir hâli olduğunu da söylemeliyim.. 
Yine de, ‘ham’ halini asla engel olarak görmeyen bu ‘cesur’ film, bir çok bakımdan oldukça etkili, yutulması da, sindirilmesi de güç bir demir leblebi misali, siz, ‘sözde değil özde sinemaseverleri’ karanlık salonlarda bekliyor..

3.5  /5



Hiç yorum yok: