24.07.2008

Eski Bir Örovizyon Hatırası yahut ABBA to Zappa


Yaşım -kabak gibi- ortaya çıkacak belki ama, ABBA söz konusu olunca eskilere dönmemek olmaz..

“ABBA niçin söz konusu oluyormuş?” mealinde ünleyenleri ise yazının taa sonuna gönderirim alimallah!.

Yıl 1974, gençliğimin henüz çiçeği burnunda dönemleri..
Dünyayı TRT'den mecburen siyah-beyaz izlediğimiz günlerden bir günün akşamı..
Yemek sonrası her zaman olduğu gibi, ailenin tüm fertleri olarak televizyon karşısında yerimizi aldığımız oturma odasındayız.. Yeni tanıştığımız yıllık eğlencemiz Örovizyon yarışması başladı başlayacak..

Sanırım o günlerde, Türkiye henüz bu yarışmaya katılmadığından, milletçe, "kaç points alacağız" hesaplarıyla daha kafayı sıyırmamışlığın rahatlığını, ilgisizliğini yaşıyor olmalıyız..

Ancak, müzikle yakından ilgilenen hatta hayatı müzik, daha doğrusu Rock olmanın en derin hallerinde debelenen bir yeniyetme olarak, yine de ben, Avrupa' dan -hem de güncel- bir müzik görüntüsü alabilmenin umutsuz fakat meraklı heyecanı içinde olmalıyım..


Umutsuzum, çünkü bu tip yarışmalar hakkında az-çok bilgili biri olarak, buradan dişe dokunur bir şeyler çıkmayacağından nerdeyse eminim..






Pink Floyd, Led Zeppelin, Jethro Tull gibi mükemmel ötesi toplulukların tadına varmış ve bu müzisyenleri birer mürşit gibi algılayarak, müritleri olmanın meczupluğunu yaşayan benim gibi bir genci, bu 'sıkıcı' pop şarkıları ne derece tatmin edebilir ki?.

Böylesi malum nedenlerle, -gizliden meraklı- bir küçümsemenin etkisiyle yarım yamalak izlediğim bu yarışmada İsveçli grup ABBA, “Waterloo” adlı şarkılarıyla birinci olur..


İki erkek, iki kadından oluşan ABBA'nın ünü, bundan sonra tüm Avrupa'ya ve ABD'ye yayılır.. 

Ki dağıldıkları seksenli yılların başına kadar, şöhretin de paranın da dibine vururlar..

Yakın zamanda da tescillendiği üzre ABBA, Eurovision tarihinin bugüne kadar görüp göreceği en iyi grup olarak gösterilir..


Şimdi düşündüğümde ben de bu fikirdeyim kuşkusuz.. Ancak, 1974'ün o gecesindeki final sonrası odama çekildiğimde Deep Purple'ın 'Made in Japan' albümünü baştan sona dinleyerek, -Waterloo da dahil- bir sürü pop zırvalarıyla kirlettiğim bünyemi arındırmaya çalıştığım da başka bir gerçektir..


O gece daha sonra, son olarak, büyük bir huşu içinde dinlediğim ‘Stairway to Heaven’ ilahisinin etkisiyle, odamın penceresinden dışarıya doğru süzülen ruhumun göğe yükseldiğini görenler, bugün bunu hâlâ anlatırlar ki –doğrusu- ben bu olaya hep kuşkuyla bakmışımdır..

Bu en sonunda, "hey gidi hey" ünlemiyle bitesice ABBA muhabbetinin, vizyona yeni giren Mamma Mia! adlı müzikal filmden çıktığını anlamışsınızdır sanırım..

"Yoo.. Bundan haberim bile yok." derseniz, size kızacak falan da değilim.. Valla!.

"Peki.. O başlıktaki Zappa ne iş?." deyu sual edenlere ise hiç üşenmem, "Frank Zappa sen bizim her şeyimizsin." güftesini havi melodik bir tezahüratla cevap veririm.. 

Ok?!




Hiç yorum yok: