6.07.2008

Wanted’la Karışık


(İş bu yazı, Wanted adlı filmi izledikten hemen sonra yıllık izninin makul bir bölümünü kullanmak üzere güneye doğru inen yazar tarafından tatil dönüşü yazılmıştır.
Yazarın, iş ve özel hayatını, gördüğü filmin hikayesiyle umursamadan karıştırmasını, -malum- fütursuzluğuna değil, kendisine sayfiye yerinde musallat olan ruh gevşekliğine ve dönüşte karşılaştığı İstanbul sıcaklarının rehavetine verin lütfen..
Gösterimin üzerinden -hem de kafa rölantide- geçen on gün, film üzerine edindiğim bilgi ve izlenimleri hafiften silmiş de olabilir.
Her ne kadar, yazımda Wanted’la ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalıştıysam da eğer filmi daha görmediyseniz şu tuhaf yazı size daha da tuhaf gelebilir.
Uyarayım dedim. Saygılar.)

Perdede, erbabı tarafından falso verilmek suretiyle hedefini arayıp bulan ya da -sanırım duble yol eksikliğinden- habire birbirleriyle çarpışıp telef olan mermileri izlemekten akut baş dönmesi emareleri göstererek, sinemadan henüz dışarıya adımımı atmıştım ki evdeki’nin (Bunlara karı, hatta kaşık düşmanı da denir.) sesi kulağımda çınladı: "Geç kalma bey, senin yüzünden otobüsü kaçırmayalım."

Yalnız bu sesi hayal ederken, filmdeki, bir şirketin muhasebe departmanında çalışan eleman rolündeki oğlanın başında her fırsatta biten ve o bölge etlerini yiyerek vik vik eden, 'kadın irisi' şefin 'tahammül ötesi' sesini anımsamanızı reca edeceğim..






İstanbul’dan Gelip Bodrum’a Gitmekte Olan

Otobüsümüz Kadıköy Evlendirme Dairesi'ni geride bırakarak yola revan olduğunda, filmin hâlâ azalmayan etkisi altındaydım..
Angelina Jolie'nin delicesine kullandığı arabanın camından o muhteşem vücuduyla dışarıya sarkarak ve sırtüstü kaportaya uzanıp çevresine ateş etmesine benzer olmasa da, yolculuk boyunca -yine de- heyecan verici farklı bir şeyler görmeyi umuyordum..




Bu umutla sağa sola bakınca, kabak kafalı şoförümüzün işaret parmağının, yoğun bıyıklı bölgeyi aralamak suretiyle burun deliğine -ağır çekimde- giriş yapmasını, herifin önündeki aynaya yansıyan görüntüyle tanık olmuştum..

O andan itibaren Wanted’ı da, Angelina’yı da unutarak, kaptan şoförün tepesindeki monitörde beliren
Recep İvedik’i, ‘sinema çekimi sidi’ kalitesinde izlemeye koyuldum..

Böylece kendime ‘sinema’ yoluyla işkence yaparken, bi ara, '3 ü 1 Arada' markalı 'kahveli toz' dağıtan tur görevlisinin -normal olarak- sıcak su vermek üzere bir daha asla yanımıza yanaşmaması ve elimizde, içinde kirli beyaz renkte toz ihtiva eden bir plastik bardakla öylece kalakalmamız, keyfimi iyice kaçırmıştı..


Vurdumduymazlığına, giderek -için için- hırslandığım bu muavin müsveddesini bir yumrukla otobüsün ön camından dışarıya bir 'disko topu' halinde yollamayı o kadar derinden arzuluyordum ki..




Brad’in Angelina’sı Varsa Numan’ın da Beata’sı Var

Sağ salim motelimize vardığımızda, havuz kenarında -çakma da olsa- birkaç Angelina Jolie görmeyi hayal etmem, Wanted’ın bendeki –henüz sıfırlanmayan- etki gücünü göstermekteydi sanki..


Motelin, -pazarlama stratejisi icabı- mebzul miktarda Polonyalı ihtiva etmesi, bu hayalimin gerçekleşmesini, Türklerin çoğunluğu oluşturmasına nazaran daha mümkün kılıyordu..


Evet.. Çok geçmeden, altı tanga, üstü fora vaziyette, -tek kelimeyle şahane- iki adet Leh kızını radarlarım keşfetmiş bulunuyordu..




Angelina bacının, filmdeki göz alıcı, devasa ama geçici dövmelerine karşılık, iki kızdan, kendisine gıyabında Beata adını verdiğimin (Neden Beata?. söyleyemem.), mükemmel vücudunun en iç gıcıklayıcı yöresinden dışarıya uzanan küçük ama hakiki dövmesi, çok daha etkileyiciydi!.

Bu etkilenişimin en önemli sebebini, biraz da, hem ‘Beata’ ve arkadaşının hemen önümden 
-defalarca- sallayarak ve de salınarak geçmeleri; hem de orta ebatlı havuzun aynı suyunda hep birlikte yıkanıyor olmamız gerçeği oluşturuyordu sanırım..




Kızlara olan bu belirgin ama kesinlikle medenice (Yanlış anlaşılmasın lütfen.) ilgimden huylanan evdeki’nin özüme yönelik laf dokundurmalarına karşılık sessizliğimi koruduysam da, suya atlamak suretiyle arkaya sıçrattığım damlalardan havada: "Ya bi sus be kadın!" yazısını oluşturmaktan da geri kalmadığımı belirtmeliyim..

Ergen Okan Ruhuna Fatiha

Cıvıl cıvıl ortamdan gözümü alıp da -orada ulaşabildiğim kadarıyla- medyaya yöneldiğimde, Wanted filmi hakkında fikir döktüren sayın eleştirmenlerin hemen hepsinin, filmdeki, kaçırdığı ilmeklerle kumaşa, öldürülmesi gereken kurbanların adını yazan -kader ya da Tanrı simgesi- dokuma tezgahlarına kafayı taktıklarını gördüm..


Kendi meşreplerince dokuyup oluşturdukları kumaşlara mikroskopla bakan sinema yazarlarımız (Bu nasıl bir maharetse artık.) orada: "Bu saçma sapan filme ne gidersin salak!." yazısını okuduklarını dahi yazmışlar.. Hatta bu yolla, yavuklularıyla mesajlaşanları bile bir bir tespit ettim.. Valla..




Bu arada ben eksik mi kalacaktım?.
Hemen oradan aldığım ampul sarısı bir plaj havlusunun ilmeklerine -mikroskop bulamadığımdan- motel restoranından edindiğim 'içi su dolu sürahi' yöntemiyle baktığımda, müstakbel maktul olduğunu tahmin ettiğim 'Ergen Okan' ismini -dehşetle- okudum..

Tatilde olduğumdan, bana tevdi edilen bu meşum misyonu ifa etmeye hiç niyetim yoktu..
İşi oluruna yani recebine -ay pardon- eceline bırakmayı tercih ettim..
Tanrı veyahut Dokuma Tezgahı affetsin beni!.




Hiç yorum yok: