7.08.2008

Ağbi Sen Nerelisin?.


Bugünlerde -hayatım boyunca benden uzak kalmış- emlak ve tadilat işleri üzerine, birtakım nevzuhur meşguliyetlerim yüzünden mebzul miktarda esnaf, mesnaf, usta ve mustalarla sosyal teması arttırmış durumdayım..
Buna, bendenizin -bir nevi- "halka inme" olayı da denebilir..

Bütün bu tiplerle iki haftadır süregelen sıcak temaslarımın apaçık bir savaş halinden ibaret olduğunu belirtirken, "iyi ki bunca yıl bu ortamdan mümkün mertebe kaçınmışım" tesellisine sarılıyorum..
Aksi durumda bu kamil yaşa ulaşmamın pek mümkün olamayacağını, erkenden terki hayat etmesem de en azından mapus damlarından böylelikle uzak kaldığımı düşünüyorum..
Şu kısacık sürede bana hayatımın en stresli, en burnundan solutan saatlerini yaşatan, bariz olarak sıhhatimle -keyiflerince- oynayan şu bilumum sıhhi tesisatçılara, tadilatçılara yönelik gayet hissi fikir ve düşüncelerimi saklı tutarak asıl konuya geçeyim diyorum..

"Nerelisin ağbi sen?."


Bu soruyu, son günlerde onlarca ustadan ya da "sözde" ustadan işittim ki kendileriyle henüz iki dakika önce tanışmış olmak -asla- bu soruyu sormalarına bir engel teşkil etmemiştir..
Çok yıllar önce, bir de askerlik zamanı böylesine bir toplu hücuma uğradığımı hatırlıyorum..

Bu meşhur sorunun yaygınlığını elbette biliyorum.. O kadar da sırça köşk adamı değiliz canım!.
Ancak şimdiye kadar ayda yılda bir muhatap olduğum "nerelisin" sorusuna böylesine yoğun bi şekilde maruz kalınca yazayım da adeta hayatı zorlaştırmaya yeminli şu güruhun üzerime boca ettiği menfi tesirlerden birazcık olsun silkineyim dedim..

Bir adama niçin, nereli olduğu sorulur?.
Eskiden bu soru bana daha da tuhaf gelirdi.. Zamanla böylesi tuhaflıklara alışıyorsun ya da onları anladığını sanıyorsun..

Tuhaf.. Çünkü ne anamızdan, ne babamızdan ne de makul çaplı çevremizden böyle bir alışkanlık edinmemiş, belli bir yaşa kadar bu soruya muhatap olmadığımız gibi muhatap da aramamışızdır..
Ta ki kazık kıvamına gelip, çevresel çapımız genişlediğinde bu malum sorunun atış menziline de bi şekilde dahil olmuş olduk..

Bir İstanbullu olarak söylüyorum elbette- bu soruyu soranlar istisnasız hep Anadolu'nun bağrından kopup gelmiş yiğitlerden çıkmaktadır..
Sosyal statüyle falan da alakası yoktur bunun.. Kendime paye maye de veriyor değilim, yanlış anlaşılmasın..
Sonuçta ben, Kasımpaşa gibi fukara bir semtte büyüdüğüm halde çevremde bu malum soruyla hiç karşılaşmadığımı söylüyorum..
Tek istisna, o zamanlar, mahallemizden çıkıp, Bahriye Caddesi boyunca yaptığımız "uzun yol" yürüyüşlerinde karşılaştığımız Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'nın memleket hasretiyle yanan bahriye kıyafetli yağız askerlerinin biz çocuklara yönelttiği sorular olmuştur:
- Nerelisin lan sen?.
- İstanbulluyum asker ağbi..
- Hadi len!. (Asla inanmazlar..) Baban nereli?.
- Sinoplu..
- Vay hemşerim benim!. Sinop'un neresinden?.

Büyük ihtimal, cevap olarak evde adı geçen ilçelerden Ayancık veya Gerze'den birini söylemişimdir.. Zaten bu, "taze" hemşerim için fark etmez ki..
O bir anlığına da olsa memleketini hasretle yad etmekten pek bi mutlu, terhis gününü düşlemektedir o dakka..
Ben de, beni "İstanbullu olmak" sıkıntısından kurtaran babama içimden teşekkürler ederek, "sahici" bir memleket sahibi olmaktan mutlu, doğru, Haliç'in pis sularıyla oynamaya koşmuş olmalıyım..

O eski zamanlardan aklımda kalanlar ya da çocuk halime yansıyanlar görüldüğü gibi pek masumane..
Oysa bugün karşılaştığım aynı soruları soranlar ve sorma nedenleri biraz daha farklı gibi geliyor bana..
Tamam, bu sorunun bir sebebi, -kaç yıldır yaşıyor olsalar da asla benimseyemedikleri- şu gurbet elde, yani İstanbul'da bir hemşeriye rastlamak arzusu olabilir.. Ama hemen arkasından yapılan eylem, söyleyeceğin vilayetin adından, senin oracıkta karakterine, huyuna, kısaca falına bakılmasıdır..
Bu çok rahatsız edici bi durum aslında.. Neyse ki İstanbullu oluşum beni kurtarıyor..
Artık bu yaşa gelmiş adama da -çocukluğundaki gibi- baba memleketi sorulmadığından ve kozmopolit İstanbul, şu meraktan kuduran heriflere kişiliğim hakkında hiçbir veri sunmadığından rahatım..
Ben rahatım ama karşımdaki için aynı şeyi söylemek zor..
O, bir yandan oltaya işe yarar bir şey takılmamasından mütevellit hayal kırıklığı yaşarken, öte yandan daha önce tanıştığı bilmem nerelinin "yaramaz" taraflarını -basbayağı ırkçı bir tavırla- ifşa etmektedir..
O "bizden" olmayan zavallıların yüzüne karşı söylenmese de hakkında verilen hükümler çoktan kayıtlara geçirilmiş olup, infaz için gün sayılmaktadır..

Bu hususta daha açık konuşmak gerekirse:
Şu benim bir-iki haftalık, usta seviyesinde iştigal etme dönemimde, “halkımız arasında Türk-Kürt ayrımı yoktur” masalına yürekten inanmış bencileyin saf adamı dehşete düşürecek monologlara şahit olduğumu söylemeliyim..
Monolog.. Çünkü Kürtler'in -istisnasız- ne kadar kötü olduklarından müthiş bir iştahla bahseden, ön yargılarla donanmış bu ustalara söyleyecek laf bulamadım da sustum..
Belli ki terörün ektiği düşmanlık tohumları çoktan yeşermiş de iki halkın arasına çalılardan sınırlar çekilmiş..

Benim karşıma Türklük bilinciyle mücehhez ustaların çıkması rastlantıydı elbette.. Eğer Kürtlük şuuruyla yanıp tutuşan sıhhi tesisatçılarla karşılaşsaydım -belki ötekiler kadar rahatlıkla atıp tutamayacaklardı ama- içlerinden neler geçirdiklerini tahmin etmek de zor olmayacaktı..

Bir zamanlar, hafiften alayla karışık bir sempatiyle dile getirilen bölgesel farklılıklar, iğneleme seviyesinden süngüyle deşme aşamasına çoktan geçmiş ki işte beni ürperten asıl bu oldu..
"Nerelisin ağbi sen?." sorusunun bünyemde yarattığı rahatsızlığın nedeni böylece daha bi barizleşmekte..
Yoksa, çocukluğumun asker ağbilerinin "Nerelisin lan sen?." lafına gurban olayım..




Hiç yorum yok: