5.08.2008

The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor / Mumya: Ejder İmparatoru'nun Mezarı



İlk iki filmde Mısır'ı ve binlerce yıllık tarihini hallaç pamuğu gibi atıp da durulan O'Connell Ailesi, kafayı şimdi de Çin'e takmıştır..
Üstelik karı-koca O'Connell'lar yetmezmiş gibi bir de Alex oğlan, kadroya katılmıştır..

İkinci filmde, tam bizim 'tokatlık' Yumurcak kıvamında ayak altında dolaşan Alex artık büyümüş, hatta kızlara sarkar hale gelmiştir..
Hep böyle, yani sadece kendisine ve o iflah olamayasıca ailesine zararı dokunan biri olarak kalsa, bize ne gam!.
Oysa onun misyonu daha doğmadan bellidir..
Zamanı geldiğinde ortalığı karıştırmalı ve o patlak gözlü babasıyla, dingildek anasını da işe karıştıracak sakarlıklar yapmalıdır..

Sakarlığı zaten genlerinden gelen oğlan, filmcileri de bizi de fazla bekletmez.. 
Binlerce yıldır mışıl mışıl uyuyan dehşetli Çin İmparatoru'nu ve koskoca ordusunu, yirminci yüzyıla değişik çeşnide bir bela olsun diyerekten, mezarından çıkarır.. 

Bir de bu tipler, mezardan fırlayıp ortalığa saçılmaya -maşallah- öyle de meraklılar ki tutabilene aşkolsun yani..
Üstelik, zombileşen Ejder İmparatoru'nu ve ordusunu durdurabilmek için, bizimkiler, onlara düşman başka bir orduyu da diriltmeye kalkışmazlar mı?. İşte o andan itibaren içimin daraldığını hissettim, bütün bu olan bitenlere dayanacak takat -gayrı- kalmamıştı bende..






Zaman zaman belirgin bir iştah durumu gösterseler de bu bitmek bilmeyen kısır döngüye yeniden girmelerin, manasız debelenmelerin O'Connell'ları (Ya da senaristleri.) dahi bıktırmış olduğunu gördüm ki bu durum, diyaloglara bile yansıyordu..
Yine de onlar, görevden -ve paradan- kaçacak kadar salak değildirler: Oğluyla arasında en fazla beş yaşlık bir fark göründüğü halde -beceriksizce- yaşlı adam rolü yapan Rick O'Connell, karısını, kayınçosunu, yakları -yetmedi- yetileri falan da yanına alarak, bir nevi Indiana Jones parodisi tadında, güle oynaya -ailecek- dünyayı kurtaracaktır.. 






Memet Ali Bey Rick O'Connell'a Karşı

Izgara balıktan çıkacak mermi çekirdeği dahil- hemen her gelecek sahneyi önceden rahatlıkla görebildiğim (Elbette ki bu benim maharetimden değil, senaryonun boyutsuzluğundan kaynaklanıyor.), güldürmekte zorlanan esprilerle süslenmiş, benzer konuyu -baştan beri- hep aynı yöntemle tekrarlayan bir senaryoya sahip filmler dizisinin sonuncusu da, böylece hitam bulmuştur..

Dünyanın her köşesindeki (Sırada şimdi de Peru mu var ne?) ölmeye yatmışları bi şekilde uyandırıp -sanki hazırda yeterince bela yokmuşçasına- insanlığın başına sarıp, filmin sonunda da geldiği yere gönderen; -akla ziyan- hikayelerini az önce ciddiye alıp, biraz sonra da onunla dalga geçen, ‘tuhaf’ bir espri anlayışına sahip bu filmleri, -bir izleyici olarak- benim de ciddiye almam beklenemezdi sanırım..


Tamam, bu tip filmlerde mantık aranmamalı, eğlenmeye bakılmalı ama –ne yapayım ki- gittiğim her filmde, bir takım sinemasal pırıltılar ya da kırıntılar arıyorum ben.. Öyle işte, huyum kurusun..

"Pekii, benim, iki elini karaya bulamış, etrafta kurban arayan arkadaşım.. Bu filmler seni hiç mi eğlendirmedi?." deyu soracak olursanız, ben de: "Valla.. Her akşam Çarkıfelek'te Mehmet Ali'yi izlerken, daha çok eğleniyorum ama dostum." derim..



1.5  /5




1 yorum:

Tuğba dedi ki...

Bu filmi iki kere çok çok farklı zamanlarda seyretmeye çalıştım ikisinde de başarılı olamadım Jet Li'ye rağmen. Demek çok birşey kaçırmamışım. Zaten ilk iki filmi de ancak tv'de seyretmiştim. İlkinde mumyanın kel kafası, ikincisindeyse Akrep kralın(karıştırıyor olabilirm adını) kaslarının hatrına ki nerde Barbar Conan sevgili Arnıldımın kası nerde bu filmdeki Rock'ın kasları. Yine de şu son X-Men: Başlangıç Wolverine'deki Wolverine ağbimizin kasları bana bir nebze Conan'ı hatırlattı. Ama onun da üstündeki damarları pek bir abartmışlar be! Yine de kendime bir çift yaptırıyorum, siparişini verdim bile...:) Konudan uzaklaşmış mıyım? Hmm... Bir daha olmaz, söz vermiyeyim ama...