9.09.2008

Ca$h :: Fransız Usulü Amerikan Soslu Suç Komedisi Çorbası


Bu Fransız filminin nelerden dem vuracağını -henüz gidip görmeden- adındaki dolar işaretinden ve de bizzat ismin kendisinden kolaylıkla tahmin etmiştim.. (Aferin bana!)

Eh.. Naçizane kulunuza, öyle sürekli Fransız filmi görmek de pek nasip olmadığına göre; önüme çıkan bu fırsatı -türü pek ilgimi çekmese de- kaçırmamalıydım..

Tür demişken, sinemada böylesine ayrımlardan, prensip olarak pek hoşlanmadığımı -müzik zevkimin halen süregelen bağnazlığına aykırı düşecek olsa da- sinemada, "bir film, iyi kotarılmış olsun da türü ne olursa olsun" şiarını benimsediğimi söylemeliyim..

Fakat, sinemada da -minimal bir düzeyde de olsa- türsel bir tercih listem bulunmaktadır; ki Ca$h gibi komedi sosuna bulanmış 'hırsız-polis' filmlerinin bu sıralamadaki yeri, romantik komedilerin dahi altındadır..




Suç ya da soygun komedilerinin elbette ki başarılı örnekleriyle karşılaşmışımdır; ancak yine de, bu türe olan müzmin soğukluğumun kaynağı, sanırım, senarist ve yönetmenlerin şablona uygun, her yerinden yapaylık akan, tür anlayışlarıdır..

Filme hazırlanırken, onların, mealen şöyle düşündüklerini tahmin ediyorum: "Seyircinin aklını başından alacak yakışıklı adamlar, hoş ve seksi hatunlar, şahane evler, lüks oteller, yani süper ortamlar -illaki- olacak biir.. Sonra, sıra geldi, aklı kızlarda ya da oğlanlarda takılı kalmış seyirciyi aptala çevirecek atraksiyonlara: Senaryoya baştan, zaten bir sürü ayrıntı koymuştuk; şimdi, bunları süpersonik bir kurguyla karıştırarak hikayeyi bi güzel çorbaya çevirelim; sonra da bir tutamcık -türün olmazsa olmaz- malum tekniklerinden sokuşturalım; mesela, perdeyi dörde, beşe, yani allah ne verdiyse bölelim -ha unutmadan!- aksiyon sırasında görüntüyü yavaşlatalım, hatta, arada bir zınk diye de donduralım ki olaya iyice bir çarpıcılık katalım."


İşte bütün bu özellikler, tüm yapmacıklığıyla Ca$h’da da yer alıyor; üstüne üstlük, yönetmen ve senarist Eric Besnard, "Filmimi iyice süsleyip püsleyeyim de, bu arada selam çaktığım Ocean’s Eleven'larla falan karşılaştıranlar, Fransızlar nasıl 'çağdaş' film yaparmış görsünler.. N'est-ce pas?." hevesiyle ilavelerde bulunarak, eserine tüy bile dikiyor..





Ben yine de, vazifemi yapayım ve filmin konusuna şöyle bir gireyim:
Paris’in genç, yakışıklı, neşeli ve de kibar hırsızlarından Cash (Jean Dujardin), tüm göz kamaştırıcı yeteneğiyle bir yandan kendisi için leblebi-çekirdek denebilecek üç kağıtlar çevirirken, diğer yandan, daha büyük kazançlar getiren, 'kalpazanlık temalı' dolandırıcılıklarla da iştigal etmektedir..

Ancak eleman, asıl vurgunu, Fransız Riviera’sında gerçekleştirmeyi umduğu, yüklü miktardaki elmas soygunuyla yapmayı da planlamaktadır..
Daha bitmedi; filmin açılışındaki sekansta, kendisine böcek ilaçlama elemanı süsü verip, büyük bir yatırım şirketine dalan, orada bir takım dalavereler çevirirken de öldürülen kardeşinin intikamı da, Cash'in ayrıca planları dahilindedir..

Bütün bu planların içine bi şekilde dahil olacak olan, büyük düzenbazlardan Maxime (Jean Reno) ve polis şefi Julia (Valeria Golino), zaten karışık olan işleri -ve de haliyle filmi- biraz daha içinden çıkılmaz hale getireceklerdir..

Ceplerin ve ona girip-çıkan ellerin birbirine dolaştığını ve de kimin, kimin sandalyesini altından çektiğini falan, peşpeşe sürprizlerle izlemek, şaşırmaya çalışmak falan, sizin için yeterliyse, Fransız usulü karılmış bu yoğun Amerikan soslu 'hırsız-polis' çorbası.. pardon kordelası sinemalarda.. 

Artık kaşığınıza ne çıkarsa..


2  /5



Hiç yorum yok: