3.11.2008

Dört Yüz Yıllık Bir Yaşam: Orlando


*****


Tilda Swinton'ı üne kavuşturan film, benim de yeni izlediğim, Sally Potter’ın yönettiği 1992 yapımı Orlando olur..
Bu film, ünlü romancı Virginia Woolf'un aynı adlı klasik romanından uyarlanmıştır..

Orlando, 'sıra dışı' yazar Woolf'un, zaman kavramıyla kafa bulduğu, gerçekliklerden azade, fantastik bir romandır..

Yazarın öncüsü olduğu feminizmin kokusunun hissedildiği bu hikayede; soylu bir ailenin tek mirasçısı olan Orlando, yakışıklı, duyarlı ve şair ruhlu bir adamdır..
Tam anlamıyla- serüven dolu yaşantısına, Kraliçe 1.Elizabeth’in gözdesi ve haznedarı olarak başlar..
Arayışlar içinde geçen, inişli çıkışlı 400 yıllık (Evet.. dört yüz yıllık!) yaşamının ortalarında bir yerinde, büyük bir dönüşüme uğramış, İstanbul’da II.Charles’ın elçisi olarak bulunduğu sırada, mucizevi bir şekilde kadın olmuştur..

Orlando'nun yeni kimliğiyle İngiltere’ye dönüşü; bir kadın olarak, önce 18. yüzyılın, daha sonra da 19. yüzyılın kendine biçtiği rollerle mücadelesi, mizahi ve alaycı bir dille anlatılarak, romanın/filmin sona erdiği 20. yüzyıla kadar gelinir..

400 yıllık zaman dilimini, hiç yaşlanmadan, iki farklı cinsiyette yaşayan; bu arada, kadınların ve erkeklerin bütün iyi özelliklerini kendisinde toplayan, enteresan bir kişilik olarak, Orlando’yu canlandırmak -belli ki- Tilda'yı pek zorlamamış..
Cinsiyetler arasında olduğu kadar, çağlar arasında da rahatlıkla yolculuk yapabilecek nitelikteki yüzü ile sanatçı; büründüğü her karakterin hakkını, gerektiği ölçüde kuvvetli ama yalın bir oyunculukla veriyor..

http://skullcull.files.wordpress.com/2008/03/orlando03.jpg


Tarih, cinsiyet, aşk, kültür, sanat, savaş ve genel olarak yaratılış sorunsalı üzerine, gayet yoğun bir hikayeye sahip bir film olan Orlando; seyircisini, bazen hüzünlü hatta trajik, bazen neşeli olan; ancak, kuşkusuz hep umut dolu, büyüleyici bir masal atmosferi içinde bırakıyor..

Hiç yorum yok: