1.11.2008

Ruhuna Çocuk Kaçmış Adam


(Erdal İnönü vefat edeli bir yıl oldu.. Ölümü üzerine yazdığım şu yazıyı, buraya da koyayım dedim)

Ölenlerin ardından iyi şeyler söylemek âdettendir.. Fakat bazı insanlar için -ne yazık ki- bu o kadar zordur ki; çok araştırmak, düşünmek ve çok ölçüp biçmek gerekir..
Hatta rahmetli hakkında, tam hoş şeyler bulmuş söylerken, sözleriniz bazen 'yanlış' taraflara bile sapabilir..

Oysa Erdal Bey hakkında konuşacaklar için bu işler kolay; çünkü o iyi biri..
Konuşmalarını dinleyenler ya da o muzipçe gülen yüzünü görenler, 'iyi' notunu –kuşkusuz- hemen verebilirler..
Hayatı boyunca hep iyi işler yapmış, hep doğru şeylerle uğraşmıştı ya da “o bir melekti” demek elbette mümkün değil.. Ama gerçek olan bi şey vardı ki o isteyerek yanlış, isteyerek kötülük yapması mümkün olmayan biriydi..

Hele politika gibi, her türlü düzenbazlığın, dalaverenin hüküm sürdüğü bir kulvardan, –bizzat saptadığı zaman geldiğinde- kendini tertemiz sıyırıp çıkarmasına ne demeli..
Sunulan tüm 'ikbal' ısrarlarına rağmen ödünsüz duruşu, zaten onu bildiğimiz 'politikacı' tipinden çok çok farklı bir yerde tutuyordu..

Bütün bu neticelere, –siyasete atıldığından/itildiğinden beri- onu uzaktan/medyadan izleyen, çıplak gözle bir kez dahi görmemiş biri olarak varıyorum.. Hatta bundan çok eminim..

Onu tanımış, onunla çalışmış insanların anlattığı bir-iki anıyı duyunca bile, nasıl bir insan olduğuna dair ipuçlarını hemen yakalayabilirsiniz..
Ben Tv karşısında bunları dinlerken –adeta- çağdaş bir Nasrettin Hoca'yı yitirdiğimizin farkına vardım..
Bu anlatılanların bir kısmını -aklımda kaldığı kadarıyla- aktarayım..

Bilirsiniz, kendisi -karıncayı bile incitemeyecek kadar- dikkatli, sesini yükseltmeyen/yükseltemeyen, hep gülümseyerek konuşan bir insandı..
Bir parti mitingi sonrasında bazı partililer, onun bu üslubundan şikayetçi olurlar: “Genel başkanım, daha sert konuşmalısınız, kürsüye yumruğunuzu vurmalısınız.” derler..
O da -sanki ne demek istendiğini anlamamış gibi davranarak- cevaben: "Niye yumruk vurayım, kürsü bana ne yaptı ki?” der..

***

Seçim zamanları ülkenin çeşitli yörelerinden gelen parti teşkilat başkanları: “Biz işte beldemizde şöyle iyiyiz, böyle silip süpüreceğiz.” diye konuşurlar; diğer liderler gibi onun da gaza geleceğini umarak: “Aferin.. işte böyle.. yürüyün arkadaşlar.” demesini falan beklerlermiş..
Erdal bey, gayet sakin, adama döner: “Sen bunu neye dayanarak söylüyorsun bakalım.” diyerek, zavallı adamdan bu hususta bilimsel kanıtlar istermiş..

***

Yine, partiden biri, onun hakkında oldukça kötü şeyler söylemiştir.. Çevresindekiler bu fırsatı kaçırır mı?. “Bu adamı derhal partiden uzaklaştıralım.” derler..
O yine gülümser, anlayana, 'parti içi demokrasi' dersi yerine geçebilecek cevabı yapıştırır: “Size n’oluyor.. O lafları bana söyledi size değil.”

Erdal İnönü, -bana göre- ruhuna çocuk kaçmış, lakin onu çıkarmayı da hiç düşünmemiş biri gibiydi..
Nur içinde yatsın..

Hiç yorum yok: