22.11.2008

Zbigniew Rybczynski İstanbul’da


Mümtaz blogumuzun -beni kategorize etme ama- 'ulamsal ara' yöresine baktığımızda da anlaşılabileceği üzre, bir zamanlar, yani işin başlangıcında, sanat aleminin sinema dışındaki dallarına da uzanacağıma kendi kendime karar almış idim..
O hevesle, sergilerden dönüşte falan bir-iki şeyler girmiş olsam da, hayatımın bütün dönemlerinde her zaman birinci sıradaki yerini kaybetmemiş olan sinema üzerine son bir yılda öyle bir yoğunlaştım ki o yaptıklarımın arkası pek gelemedi..

Bu demek değil ki müzik dinlemiyorum, resim, heykel, fotograf sergilerine gitmiyorum.. Tamam.. tiyatroya uzun süredir gidemediğim doğru ama diğerlerini, film gösterimlerinden ve yazı işlerimden kalan sürelerde takip etmeye çalışıyorum.. Amma -özellikle her sergi sonrası- niyetlendiğim halde -ne yazık ki- haklarında yazı yazamıyorum..

"İllaki beğendiğim etkinlikler
i yazarım" anlayışında olmadığımdan, bilhassa Akbank Sanat'ta defalarca ve üzüntüyle müşahede ettiğim, gerçekten berbat işlere -yerinde mümkün olmadığından- buradan girişmek çok istedim ama o da olmadı.. Bu konuda, "Zaten az yazıyorsun, bari o zaman da iyi şeyleri yaz kardeşim" deyu kendi kendimi engelledim durdum..

Bu 'iç dökücü' girizgahtan da anlaşılacağı üzre bu yazıyla güncel sinemaya -bir yazılık- küçük bir ara vereceğim; bakalım bir daha, böyle bir arayla, kaç ay sonra yine
buluşacağız..
(Şimdi fark ettim ki, bahsedeceğim şey, yine sinema sanatının bir başka şekli üzerine.. Baştan beri, size "bizimki resimden, heykelden dem vuracak galiba" diye düşündürdüğüm için özür dilerim)

Efendim.. ön adı kısaca Zbig de olabilen, adında ve soyadında sesli harf kıtlığı yaşayan bu zat, Polonyalı bir sanatçı olup sinema üzerine başarılı deneysel çalışmalar yapmıştır.. Hatta Tango adlı kısa filmiyle 1983'te En İyi Kısa Animasyon Filmi Oscar’ını kazanmıştır.. Daha n'olsun?.

Son zamanlarda sanat üzerine gördüğüm çoğu güzel şeylerin mekanı olan İstanbul Modern, video programı dahilinde, bir çok sanatçı ve eserleriyle birlikte bu önemli sanatçıyı da bizlerle tanıştırıyor..


Zbigniew Rybczynski'nin, bir sanat türü olarak günümüzde bayağı bir revaçta olan 'Video Art' ulamına dahil edilebilecek, birbirinden başarılı dört kısa filmini arka arkaya izlemek bana iyi geldi..

Dokuz kareye bölünmüş tek bir ekranda anlatılan dokuz minik hikâyeden oluşan 1975 tarihli Yeni Kitap ve "bir çocuk, oraya kaçan topunu almak için bir odaya camdan girer, oda yavaş yavaş, hepsi kendi farklı hareketini tekrarlamaya niyetli (Ben saymadım ama sayanların yalancısıyım) 36 karakterle dolar" konulu, 1980 tarihli Tango, diğerlerine nazaran çok daha etkileyiciydi..

Yeni Kitap'taki, tek perdede aynı anda gösterilen dokuz ayrı filmin en ayırıcı özelliği, birbirlerinden tamamen kopuk görülen bu mekan ve ortamlardaki karakterlerin -bi şekilde- kareden kareye dolaşmalarının sürpriz yaratıcı estetiğiydi..
Sekiz dakikalık, Oscar ödüllü Tango ise, başlı başına bir şaheser..
Video art, lafın gelişi.. o yıllarda, 35mm'lik sinema teknolojisiyle kotarılmış, acayip ama pek eğlenceli bu filmi bugünün bilgisayar teknolojisi ile yapmak bile hiç de kolay olmamalı..

Kendisine açılan üç kapı ve bir penceresi olan; bir yatak, bir dolap, dolabın üstünde büyükçe bir paket, bir bebek yatağı, bir masa ve üç tabureden oluşan eşyalarıyla küçücük bir oda..
Belli bir konusu olmayan Tango'nun başlangıcında, bu odaya topunu almak üzere bir çocuğun girdiğini söylemiştim..

Daha sonra bir kapıdan, kucağında ağlayan bebeği ile bir anne içeriye girer, tabureye oturup bebeğini emzirir, kalkar, bebeği beşiğine yatırır, odadan çıkar, tekrar girer.. bu arada oğlan, -durmadan- odaya kaçan topunu almak üzere pencereden girip, çıkmaktadır..

Sevişen çift (Evet.. onlar eksik mi kalaydı) ya da anne-bebek gibi haliyle temas edenler dışında birbirlerine dokunmayan, birbirlerini görmeyen; giriş çıkışlarda birbirlerini engellemeyen daha bi sürü insan, hayvan ya da eşya, tango müziği eşliğinde kendi atraksiyonlarını yaparak, tekrar tekrar bu odaya girip çıkacaklardır.. (Söylemesi ayıp, bizler kendi aramızda bu olaya 'Loop' deriz)

Ben bunları ne anlatıp dur
uyorum ki, günlerce süren araştırmalar ve mesailer sonucu arayıp da
bulduğum Tango'yu, aşağıda görüşlerinize sunacağım zaten..

Hala, şu dahiyane senkronizasyona, -bencileyin az kullanılmış- kafalarda uçuk çıkarası şu montaja bakıp bakıp, "hem de o yıllarda- nasıl oluyor da oluyor" deyu dertlenip duruyorum..

Neyse.. siz yine de bu videoyla yetinmeyin, -tabii ilginizi çektiyse- Ocak ayına kadar müzenin oldukça büyük perdesinde -daha da kaliteli olarak- durmadan dönüp duran (Loop demiş miydim :) şu filmleri görmenizi; ayrıca, Suyun Bir Arada Tuttuğu adlı süreli sergiyi de -oraya gitmişken- aradan çıkarmanızı tavsiye ederim..

Hiç yorum yok: