2.12.2008

Bin Jip :: Boş Evler, Sessiz Aşklar



Önceden hiç tanımadığı insanların yaşadıkları evlerine kimse yokken, hırsız gibi girerek, gıyaplarında onların yaşamına -az ya da çok- duhul olan tuhaf bir adamın hikayesine hoş geldiniz..

Daha çok, uzun süreliğine tatile çıkan insanların boşalttığı evlere girerek, bir süreliğine orada yaşayan; bunun karşılığı olarak da, bu evlerde rastladığı bozulmuş ev aletlerini onararak, köşe bucağı temizleyip birikmiş çamaşırları yıkayarak
-kendince- borcunu ödediğini düşünen, genç bir adamdır kahramanımız..

Yine böyle bir ‘misafirliği’ sırasında, kaldığı evde yalnız olmadığını fark eder.. 
Bu kez evde, -her zamankinden farklı olarak- yardıma ihtiyacı olan genç bir kadınla karşılaşmıştır.. 

Kocası tarafından sürekli işkence gören, yaşı yaşına uygun, genç güzel bir kadındır bu..
İlk başta pek anlaştıkları söylenemese de bu iki insan giderek yakınlaşır ve -iki kelime dahi konuşmadan- gelişen birliktelikleri sonunda da sıra dışı bir aşkı yaşamaya başlarlar..





Önce ve gene Korece'den bahsetmek isterim.. 

Dünya üzerinde bilmediğim ancak duyduğumda az ya da çok tuhafıma giden bir sürü dil var; ama Korece'nin benim (belki de bizim) kulağıma bu denli komik gelmesi ilginç.. 
Bu dil, filmi izlerken kesinlikle bir yabancılaştırma efekti gibi..
Yakın zamanlarda gördüğüm Kore filmlerinin çokluğunu düşündüğümde bu durumu ne zaman kanıksayacağımı merak etmekteyim..
Enteresan olanı, gittikçe, sanırım bu dilin vurgusuna ya da musikisine bir müptelalık durumum söz konusu.. 

İlerde, bir filmin kalitesine bakmadan, sırf  Korece olduğu için izleyebilirim gibi geliyor bana..





Bin Jip (Boş Ev) öncelikle hikayesi ile çok farklı ve çarpıcı..
Her insanın (bu en azından kendim için geçerli) böyle bir deneyimi yaşamay; yani başkasının evinde, 'başkası' olmadığında kısa bir süre yaşayıp, yakalanmadan orayı terk etmeyi hayal ettiğini ancak cesaret edemediğini sanmaktayım..
Kahramanımız işte bu cesareti (tabii filmde) gösteriyor ve müthiş acılardan -dünyevi çileden- geçerek sonunda kendisini bedeninden sıyırıp, ruhani bir yarı-hayalet olarak aşkına kavuşuyor..


Tam burada, eşine sarılan kadının aynı zamanda sevgilisiyle öpüşmesi sahnesinin unutulmazlığını söylemeden geçmeyeyim.. 






Üçü de öyle mutluydu ki nihayet karısına kavuşan(!) zorba kocaya bile sempati duydum..

Bu güzel filmden ilgimi çektiği için aklımda kalan şeylerin başında, esas çocuğun fırsat bulduğu her yerde dinlediği, pek etkileyici Arapça şarkı geliyor.. 
Bir Koreli'nin arabesk dinlemesi -hatta hastası olması- ilginç olsa gerek..
Ayrıca golfün, Kore’de neredeyse milli spor olmasına tanık olmak da göz yaşartıcı idi.. 

Bin Jip’in en hoşuma giden yeri ise "geleneksel evlerinde geleneksel yaşayan geleneksel Koreliler" sahnelerinde filme yansıyan huzur dolu atmosfer, dinginlik ve tertemizlik oldu ki ülkemizde onlara denk gelebilecek bir zümre aradım da bulamadım..

Küreselleşme karşıtı bir savı destekler niteliğiyle, modernleşmenin sonuçta konforlu bir yaşam sunsa da insanı bencil ve zorbaya dönüştürdüğünü anlatan; neredeyse hiç konuşmayan kahramanlara sahip olan Boş Ev, sinemanın görsel gücünü kullanmayı büyük bir ustalıkla başaran yönetmen Kim Ki-Duk'un en iyi filmlerinden biri..


9  /10



1 yorum:

Tuğba dedi ki...

Kim Ki-Duk’un en sevdiğim filmi-büyük ihtimal ilk onu seyrettiğim içindir ama- “İlkbahar, yaz, sonbahar, kış”tı. Merakımı cezbeden bu filmin ardından sinemada seyretme olanağı yakaladığım-olanak yakalamak aslında şimdiye mahsus bir durum. O zamanlar olanak yakalamaya muhtaç olmadan mis gibi yaşanan zamanlardı. Böyle deyince de kendime hayran oluyorum, sanki milattan önceden bahsediyormuşum gibi, neyse...-“Boş Ev” tam da ‘odunluğumun’ başladığı ana denk gelmiş olmalı ki bende o kadar da derin bir izlenim bırakmadı. Şu andan itibaren yazacaklarım tamamen geyiktir ve filmi, aslında beğendiğim gerçeğini değiştirmez. Konu açısından adamın temizlik yapıp, evdeki çamaşırları yıkaması falan, evet, insanı cezbediyor. Lakin hatırlıyorum, filmde bir yarıdan sonra adama karşı “Umarım yakalanırsın, hah şimdi basıldın işte” gibi, içimde, kendimin de çok anlam veremediğim bir husumet oluşturmuştum. Demek uyuz bir anıma denk gelmiş. Korece meselesine gelirsek, kurduğumuz kore aksanıyla türkçe konuşma grubuna bekleriz ağbi:) Özellikle cümle sonundaki vurgu yok mu, aldım kitap, çalışıyorum valla.
Yorum yazma meselesine gelince kafam karıncalandı gene. Aslında filmi mi yorumlamalıydım yoksa yazını mı, bilemedim. Zaten yazıların süper olmasa işim ne burda, di mi ama?